ABD’nin Humus yakınlarındaki Al Şayrat hava üssünü 59 Tomahawk füzesiyle vurmasını yeni dönemin başlangıcı olarak hangi perspektiften okumak gerektiğini iyice anlayabilmek için Trumpizim’in yeni parametrelerini ayrı bir düzlemde değerlendirmekle mümkün olabileceği kanaatini taşıyoruz.
 
Öncelikli olarak, kimden gelirse gelsin bir insanlık suçu olan  İdlib’de ki katliamı asla tasvip etmek mümkün değildir.

Ama şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir ki, ABD’nin ani tutum takınması ve Başkan Donald Trump’ın harekete geçmesi, sırf İdlib’de ölen masum çocuklar için değil, ABD’nin Abdul Fettah es Sisi ve Ürdün Kralı Abdullah II bin el-Hüseyin ile Beyaz Saray’da yaptığı görüşmeler ışığında, Suriye’nin geleceğiyle ilgili olarak İran’a verilen bir mesaj niteliğinde olsa gerek.
 
Durum böyle iken, ABD, Suriye’de, İsrail için tehlike oluşturan tüm unsurları temizlemeyi ve Suriye’de, Ürdün ve Mısır’da mevcut olan ve İsrail çıkarlarını ön planda tutan benzer bir yönetimi işbaşına getirmeyi hedeflemektedir. Suudi Arabistan’ın da Ortadoğu politikasında Trump yönetimini kayıtsız ve şartsız desteklemesi, İran’a karşı düşünülen “Sünni Cephesi”nin yavaş yavaş şekillenmesi anlamını taşıyor.
 
Bu plan dâhilinde, İsrail ile Türkiye arasındaki tüm sorunların ortadan kalkması ABD açısından büyük önem taşımaktadır. Geçmişte, Bush yönetimi sırasında Irak’a yapılacak müdahalede, tezkerenin TBMM’den geçmemesi ister istemez AKP içerisindeki Milli Görüş hassasiyetine sahip milletvekillerinin sağduyulu yaklaşımlarıyla mümkün olmuştur.

Ama yapılan ilk genel seçimlerde ret oyu kullanan tüm milletvekillerinin tasfiye edilmesi dikkat çekici olmuştur.
 
Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde şüphesiz Türkiye’nin oynayacağı rol  Trump yönetimi tarafından önemsenmektedir.
Bu amaçla, Türkiye ile İran arasındaki mezhep ayrıştırmasına yönelik politikalara büyük hız verilmektedir.

ABD, geçmişte TBMM tarafından büyük sekteye uğratılan tezkere benzeri yeni bir karamsarlığa neden olabilecek bir tablo yaşamamak için Türkiye’de parlamenter sistem yerine, geniş yetkili başkanlığı yeğlemektedir.
 
Bu nedenle, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan referandum, Capitol Hill’i çok yakından ilgilendirmektedir.  Eğer ki, bu referandumda “EVET” çıkması durumunda ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ürdün Kralı Abdullah II ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah es Sisi’yi ağırladığı gibi, Sayın Cumhurbaşkanı’nı da çok görkemli şekilde Beyaz Saray’da ağırlaması beklenmektedir. Çünkü Suriye ve İran politikalarında Sayın Cumhurbaşkanı’nın önemli rol oynayacağına olan kanaatlerinin mevcut olduğunu düşünüyoruz.
 
Bu cümleden hareketle, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, George H. W. Bush, Sayın Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı, çiftliğinde ağırlamış ve Birinci Körfez Krizi sırasında ABD Başkanı George Bush, Özal’a, “Biz güneyden gireceğiz.

Siz de kuzeyden Irak’a girin. Musul ve Kerkük’te hakkınız var. Buraları alın” diyerek Türkiye’yi ateş çemberinin içerisine sokmayı amaçlamaktaydı. Şu anda, benzer plan, Suriye, Irak ve İran için düşünülmektedir.  
 
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya göre; İran, İsrail için ölümcül bir düşman ve varoluşsal bir tehlikedir. Bu konuda Donald Trump’ı çok önceden  ikna etmiş olan İsrail Başbakanı Netanyahu, Ortadoğu’yu İsrail için  ‘güvenlikleştirme’ konusunda Türkiye’ye de büyük ölçüde bel bağlamış bulunmaktadır.
 
Bugün, Al Şayrat’a yönelik 59 Tomahawk füzeleriyle “Yeni Ortadoğu Projesi’nin ilk adımını atan ABD Başkanı Trump, ortaya çıkması muhtemel ve yıllara sâri “kriz içinde kriz” politikasıyla bu bölgeyi bir çıkmaza sürüklemesi kaçınılmaz gibi görülmektedir.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.