Belirsizlik Çağının Sakinleri

Modern zamanların şehirlerde çoğaltıp içte yalnızlaştırdığı insan tekiyiz her birimiz. Pandemi de tuzu biberi oldu ıssızlaşan yaşamlarımızın.


Bahanelerin salgın oluşu koronodan çok önceye dayanıyor. Sosyal medyada takipleşmenin kâfi geldiği bir ihmal ve boşvermişlikle iletişimin özünden kopalı çok olmadı ama birbirimizden uzaklaşmanın tarihini el birliği ile yazdık, hala yazıyoruz.

İletişimin muhabbet tarafı yerini merakın körüklediği bir takip bağımlılığına bıraktı.

Yıllardır hayatının türlü detaylarına sosyal medyadan şahit olduğumuz tanıdıklarımızın sesini yıllardır duymadığımızı fark ettiğimizde ne hissediyoruz?

Hayatlarıyla ilgili bunca ayrıntıyı bildiğimiz halde bir “nasılsın?” demeyişimizin üzerinden geçen yıllar zamanla mahcubiyetimizi daha da artırmıyor mu? Sonuç olarak, sevmeleri erteliyoruz ve birlikte paylaşacağımız anılar yerine ihmallerimizi biriktirerek zaman geçiriyoruz.

Şahit olmaktan ziyade bizi çok da ilgilendirmeyen detaylara maruz kalmanın gerçeğine kurban ediyoruz yakın uzak ilişkilerimizi.

Elbette yaşadığımız bu duruma ne kadar “ilişki” denebilir, o da ayrı bir yazının konusu olsun.

Pandeminin bizden götüreceklerine ve bizden eksilenlere gelirsek...

Koskocaman bir “belirsizlik çağının sakinleri” olarak artık hiçbir şeyden emin olamamak ve her ihtimale açık  hale gelmek; bu dönemin tedirginleri olan hepimizi ürkütüyor.

Peki, bu tünelin bir de çıkışı yok mu?

Elbette var. İnsanın olduğu her yerde imkan, imkanın kendisinde ümit vardır. Kodlandığımız duyguları ve tutumları tekrar gözden geçirerek yürüyebileceğimiz bir yol var. Kendimize, sevdiklerimize, beklentilerimize, ümidimize borçlu olduğumuz bir gayretin sonundaki o güneşli yoldan bahsediyorum.

Aynaya tekrar korkmadan bakacağımız, orada kendimizle göz göze gelmeyi ihmal etmeyeceğimiz bir iç iletişimle başlamak önemli. Bunu başarırsak, kendimizle sağlayacağımızın iç barışın etkisi bizden başkalarına da geçecek ve böylece ümitli bir geleceği birlikte inşa etme şansı elde edeceğiz.

Ancak bu şekilde insan insanın kurdu değil, yurdudur sözünün hakkını verebileceğiz.

Bu ilk yazı, bir içe bakış yerine geçsin. Tedirginliğin virüsten daha hızlı bulaştığı bu yalnız zamanlarda kendim de dahil hepimize “nasılsın?” sorusunu sormayı da ihmal etmemekti niyetim.

Başlıyoruz

Hayata dair ne varsa aşina bir penceren paylaşmak için kalbi bir selam ile hepiniz “hoşgeldiniz”.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.