Dünya Kendini Sevenleri Aldatır

Mal sahibi mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan.

Yunus Emre pirimiz söylemişti asırlar evvelinde bu sözleri. Asla karşılık bulmayacak, sonu hep sükût-u hayal ve hüsrana uğrayacak dünya sevdamız için. Fani ve aldatıcı olan dünyaya rağbet ile, insan ebedi saadeti ve huzuru yakalayabilir mi? 

Üzerine bastığımız toprak, günü gelince üzerimizdeki toprağa dönüşürken, dünyaya ve onun aldatıcı süslerine karşı aşırı muhabbetimiz neden?

Bir hadis-i şerifte “Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur” (Buhari, rikâk 10; Tirmizî, zühd 27) sözüyle maddeye ve dünya malına muhabbetin insanın iç alemini ve ruhunu tek başına besleyemeyeceğini çağlar evvelinde söylemişti Kutlu Nebi. 

Dünya malını ve zenginliğini sevdikçe derinleşen iç boşluğumuz ve haz peşinde koştukça tatminden uzaklaşan ruhumuz. Modern çağın gelişmiş ve zengin ülkelerinden bilhassa maneviyatın azaldığı batılı milletlerden yansıyan sosyolojik felaketler bunun bir sonucu olarak görülebilir mi?

İntihar vakalarının oldukça yaygın olduğu kuzey Avrupa ülkelerinde, kendi canına kıyan insanların hikayelerinde öne çıkan tatminsizlik, mutsuzluk, umutsuzluk ve yalnızlık dünya malı üzerinden saadet arayışının, hüsrana uğrayışının kanıtı aslında. 

Her güzel evden daha güzel başka evler ve en lüks otomobilden başka özelliklere sahip otomobiller var elbette dünyada. En konforlu yaşamın dahi tatmin edemeyeceği duygulara ve isteklere sahip Âdemoğlu. Dünyaya ve onun geçici lezzetlerine aşırı düşkünlük insana mutluluktan çok mutsuzluk getirir. Dipsiz bir kuyu misali içine düşen her şey kaybolur gider. Dolayısıyla fani ve aldatıcı olan dünya malına karşı muhabbeti bir noktada sınırlamak gerekir. 

İstek ve talepleri yalnızca dünyaya dönük olan insanın ebedi saadetini imar ve mamur etmesi mümkün olabilir mi?

Maddenin ve maddi olanın muhasarası altındaki ruhumuz, bu kuşatmayı nasıl yaracak ve ebedi saadete nasıl ulaşacak. Bunun için muhakkak başka bir nazar ile bakmak gerekir üzerinde rızıklandırıldığımız dünyaya. Biz mal sahibi değil yalnızca emanetçisiyiz fani dünyanın. 

Aslına bakarsanız hepimizin yaşamında şükredecek çok fazla şey var. Mesela sağlıklı olmak, huzurlu olmak, bir işe, bir eşe, dünyanın süsü çocuklara, birbirinden farklı ve sayısız nimetlere sahip olmak. Başkasında olanlara rağbet etmek yerine kendi elimizdekilere şükretmek bizim için daha makul ve faydalı bir yol. Bugün kendi yaşamıma baktığımda eksik olan bir şey var ise bunun yeterinde şükretmemek olduğu düşüncesindeyim. Sahip olduğumuz binlerce nimet için acaba yeterince şükredebiliyor muyuz? Yahut yaşamımızın maddi fakat fani yönünü mamur etmek için gece gündüz çalışırken, manevi ve baki yaşamımız için ne kadar çabalıyor ve neler yapıyoruz?

Dünya malı muhakkak dünya da kalacak. Uzun ince bir yol üzere, gece ve gündüz yürüyen insan, sadece yol ve yolculuk için değil nihai menzili ve ikametgahı için de bir hazırlık yapmalı. Zira bugün muhabbet beslediğimiz şeylerin çoğu bizi kabir kapısında terk edecek. Dolayısıyla insanın sevgisi ve muhabbeti kendisini aldatacak ve terk edecek olana değil, kendisini asla yanıltmayacak ve yalnız bırakmayacak olana olmalı. 

Vesselam…

banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.