Eğer bir devrim olacaksa bu sevgiyle olacak, zalimlerin dayatmasıyla değil!
 
Dilimiz çözülürse konuşuruz elbet, ama dile gelmeye dil ne hacet Bak kainat kitabına her mahlukat zikreder Hakk-ı Görmeye göz, duymaya kulak ne hacet Akıl bilmez ise Hakk-ı, akıl bize ne hacet Kalbinle bakmaz sevmez isen Adem olmaya ne hacet İnsanı yüceltmek! işte gaye bu olmalı.

Allah (C.C) Yüce Kitabında İsra Süresi 70. Ayette “İnsanları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık” diye buyurmuştur. Peki insanı yücelten ve  mahlukatın en şereflisi kılan unsurlar ne olsa gerek? İdrak eden bir akıl, sevebilen bir kalp ve irtibat kuran bir ruh elbet.

Peki insanlığı hangi değerler üzerine yücelteceğiz. Geldiğimiz noktada, insan kapitalist sistem içerisinde kendine yer edinmeye çalışan, tamamen sistemin kölesi olmuş ve kendinden başkasını çok sevmeyen bir canlı olarak yaşamakta ve en acısı da kendisi de işgal ettiği yer kadar sevilip sayılıyor olması. Tabi bu beraberinde ilişkileri kopuk yada çıkarlar üzerine kurulmuş, aslında mutsuz ve git gide yanlızlaşan bir nesil oluşturuyor.

Öyle ise insan nasıl sevebilir ve yanlızlaşan bireylerden yeniden aile olmaya birlik olmaya nasıl dönüşelebiliriz. Yunus Emre: “Dil söyler kulak dinler, Kalp söyler kainat dinler” sözüyle konuyu çok güzel özetlemiş aslında. Bunun için yaratılışa dönüp bakmak ve Yaratan’ı tanımak, O’un sonsuz ilminden lütfuyla kainatı ve bu kainat içinde insanı nasıl yarattığına bakmak ve tefekkür etmek lazım.

Yüce Allah (C.C) kainatı yaratmadan evvel, Efendimiz, alemlerin Sultanı, Hz Muhammed (S.A.V) Nur’unu yarattı ve kainatı O’nun Mübarek Nur’undan dizayn etti.
Allah (C.C) anne karnında, insanı yaratmaya da ilk kalp ile başlıyor ve kalp ile dizayn ediyor insan bedenini. Demek burda önemli olan kalp ve kalbi ne ile doldurduğumuz. Unutmamalı ki kalp aynı zamanda ruhu ve aklı besleyen bir organ, dolayısıyla içine koyduklarımız ile ruhumuz ve aklımız da şekil alıp olgunlaşıyor aslında. Bir nevi terazi görevi var. Hz Mevlana ne de güzel anlatmış durumu: “Kalp denizdir, dil de kıyı. Deniz de ne varsa kıyıya o vurur”.

Günümüzde hepimiz dışımızı süslemek ve zenginleştirmek ile meşguluz, dolayısıyla içten yavaş yavaş çürüyüp yok olmaya ve bu düzenin oyuncağı olmaya kendimizi mahkum ediyoruz. Dışımız hanımefendi beyefendi ama içten hastalıklı, çürümüş ve yanlızlaşan bireyler olduk. Allah (C.C) dan uzaklaşan bir kalp, bedeni ve ruhu da çürütüp kokutmaya başlar. Bir sınav ilede ortaya çıkarır Rabbim, kim hanım kim beyefendi aslında.

Dolayısıyla yaratılışın özüne dönüp, kalbimizi ve ruhumuzu Peygamber Efendimiz (S.A.V) ahlak’ı ile besler ve O’nun güzel ahlakını hayatımıza tatbik edersek, sağlıklı bireyler ve toplumlara dönüşebiliriz. Bu da bizi Allah (C.C) ulaştıracak ve aslında herşeyin sahibinin evinde, O’nunla her zaman birlikte olup, daha dünyada iken de saadeti bulacağız. Bu şekilde gelişen toplumlar, hem ruh hem kalp hemde fiziki akıl olarak insanlığın devrimini gercekleştirecektir. Yunus Emrenin bir beyti ile konuyu bağlıyalım: “Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için. Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim”.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.