Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump arasında Beyaz Saray’da baş başa gerçekleşen yirmi dakikalık görüşme, konsekütif(ardıl) tercüme de dikkate alındığında aslında  on dakikadan fazla sürmemesi gerçeği ve içeriğinin belirsizliğinden  ziyade, yazılı ve sözlü medyada salt görsel vücut dili açısından değerlendirilmesi safiyane bir yaklaşımdan çok, yeni Babil kulesi inşasını çağrıştıran “nokta koyma” söylemini örtbas etmeye yönelik iyi organize edilmiş(well established) bir politik atraksiyon(oyalama taktiği) örneği oldu.
Başkan Trump ile yapılan ikili  görüşme, referandum sonrası partiokrsi anlayış sakilliği (ağırlığı) kapsamında ve de en önemlisi yeni dönemin siyasi meşruiyeti gereği saik bir anlayışla, ABD ile Suriye denkleminde  bütünleştirici güç olarak işe başlama isteği, ne yazık ki hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeği ile, Sayın Erdoğan’ın  istediği yönde iradi bir gelişme ortaya konulamadığı görülmektedir.
Keza, Sayın Erdoğan’ın arzusu olan  SDG’nin yerine ÖSO ile Rakka’ya girilmesi fikri de ABD tarafından pek benimsenmediği görülmektedir.    

İslam coğrafyasına istikrarsızlık ihraç etmekte olan ABD’nin, ulusal politikaları gereği Suriye’de,uzun vadeli olarak  siyasi maşinasyon olarak kullanmakta kararlı olduğu   SDG’yi, devre dışı bırakmasını beklemek mümkün olmadığı gibi, tek başına Trump’ın buna karar vermesi de zaten pek mümkün gözükmemektedir. 

Şu da bir gerçek ki Sayın Erdoğan, dış politikayı sürekli iç politika malzemesi gibi değerlendirmeye çalışırken, dışarıda ise ABD’nin devşirmekte olduğu politikaya dahil olarak iradesini farklı yönde ortaya koymaya çalışmaktadır.

Bunu yaparken de, Türkiye’nin özgün ve bağımsız politikalar uygulamasını da akamete uğratmaktadır. 

Dış politikada yaşanan bu paradigma değişikliği sonucu ortaya çıkan kavramsal çerçevenin konjonktürel değişkenliği, kaygan zeminin daha da kayganlaşmasına neden olmaktadır. 

ABD, Suriye politikasında da İsrail’i himaye etme siyaseti gereği SDG’yi yeni bir sarkaç güç dengesi olarak Kuzey Doğu Suriye’de konuşlandırmaktadır. ABD, bölge dışı küresel güç olarak Türkiye’nin çıkarına olmayan bu yapılanmayı aslında kendi ve İsrail çıkarına uygun gördüğü için bundan vaz geçmesini beklemek aşırı safdillik olsa gerek.

ABD, Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Doğu Suriye’de de “himaye siyaseti” gereği yeni oluşuma zemin oluşturmaktadır.
Sayın Erdoğan’ın; “ayrışma riski” vurgusuyla “nokta” siyaseti gereğince Trump ile yaptığı görüşme aslında ,Türkiye açısından endişe ile yaklaşılan politikalarda hiçbir değişikliğe gidilmeyeceğinin somut işaretleri ortaya konulmuştur.

Kuzey Doğu Suriye’deki gelişmeleri kendi lehine görmeyen Mesut Barzani’nin de Türkiye ile ilişkileri daha da ileri bir noktaya götüreceği varsayılmaktadır.

Türkiye’nin kırmızı çizgisi kabul edilen Kerkük’te yaşanan bayrak krizinin Türkiye tarafından dondurulmaya çalışılmasının asıl nedeni de bu olsa gerek. 

Tecrübeler gösteriyor ki, iç politikaya yönelik anlayışa eklemlenmiş bir dış politika anlayışı zaman içerisinde içinden çıkılamaz denklemleri beraberinde getireceği bir gerçek olsa gerek.

Dış politikada "kazançlı çıkma" çıkışları ile "büyük başarı" elde edilmiş gibi iç politika malzemesi yapılmaya çalışılan sözde kazanımlar, gerçeklerin ortaya çıkmasıyla dış politikadaki ciddiyeti de derinden etkiler.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.