GÜCÜNÜ KENDİNDEN ALANLAR, HAYATTA HEP DİMDİK KALANLARDIR

Hayatımızda, ailemizde, çevremizde kısacası başımızı çevirdiğimiz her yerde sıklıkla gördüğümüz bir manzaradan bahsetmek istiyorum. Küçücük ev kazalarından tutun da yaşanan küçük talihsizlikler karşısında ‘’Neden benim başıma geldi?” “Ben şimdi ne yapacağım?” “Bu işten vazgeçmeliyim uğraştım olmuyor’’ vb. serzenişlerle en çok istediği hayalinden vazgeçenler, nasıl olsa olmaz, diyerek hayal bile kurmayanlar, problemle karşılaşınca kaçarak veya problemi yok sayarak yaşamını sürdürmeye çalışanlar...

Bir de tam tersi yaşamlar var ki, hep görmek istediğimiz; asla pes etmeyenler, hatalarından ders çıkarıp güçlenerek yola devam edenler, problemleri yok sayıp kaçmak yerine onu nasıl çözeceğine odaklanarak farklı çözüm yolları deneyenler.

Hiç olmaz denen yerde olmazı olduranlar, asla bir daha ayağa kalkamaz denen yerde küllerinden yeniden doğanlar…

Bu davranışların aslında literatürde bir karşılığı var ve günümüzde de sıkça duymaya başladığımız bir kavram; ‘’Resilience” kelime İngilizcedir ve Türkçe karşılığı dayanıklılık anlamına gelmektedir. Latince kökenli resilire olan bu kavram; maddenin esnekliği nedeniyle eski haline geri dönebilmesidir.

İnsanlarında en zorlu hayat deneyimlerinden güçlenerek çıkması, pes etmeden mücadele etmesi kaliteli bir yaşam için önemlidir ve gereklidir.

Bazı çalışmalar kişilerin psikolojik olarak dayanıklılığının genetik olduğu yönünde olsa da birçok araştırma aslında bu durumun öğrenilen bir davranış olduğunu göstermektedir.

Annesi veya babasını, yakın çevresini örnek alarak ve gözlemleyerek büyüyen çocuklar onların olaylar karşısında sergiledikleri tutumları öğreneceklerdir.

Çoğumuz, çocuğumuzun yanında en korktuğumuz hayvanlardan biriyle karşılaşmışızdır.

Yine bu karşılaşmada psikolojik dayanıklılığı yüksek olanlar cesurca çocuğuna örnek olurken, dayanıklılığı düşük olanlar tepkileriyle korkusunu ortaya koymuştur. Bu örnekteki gibi cesur davranan ebeveynlerin çocukları o hayvanla tekrar karşılaştığında cesur davranırken diğer ebeveynlerin çocukları da gördüğü şekilde tepkisel bir tutum sergileyecektir. Bu örneği özellikle verdim çünkü biliyorum ki çoğumuzun başından geçmiştir.

İnsanların; yakınını kaybetme, ağır hastalıklar, doğal afetler, ekonomik sıkıntılar gibi uğraşmak zorunda kaldığı o kadar çok olay var ki hayatlarında, bunlarla baş etmek, mücadele etmek tabii ki kolay değil, ama imkânsız da değil. Çocuklarımıza hayatla mücadele noktasında, psikolojik dayanıklılık anlamında destek olmak için önce bizim dayanıklılığımızın sağlam olması gerekir.

Hiç unutmuyorum bir anne bebeği olduğunda bebek ağladıkça kendisinin de ağladığını anlatmıştı. Nedenini sorduğumda bebeğinin ağlamasına dayanamadığını söylemişti. İyi güzel de o zaman al kucağına sev, ihtiyaçlarını gider de sussun yavrucak.

Senin ağlaman ona hiçbir katkı sağlamaz, aksine zara verir.

Çocuklarını herkes çok sever elbet, öyle de olmalı. Ama bizler ebeveynler olarak bazen sevmeyi çocuğumuzun yerine her şeyi yaparak hiçbir zorluk yaşatmamak olarak algılıyoruz. Düştüğünde kalkmasına müsaade etmeden koşup kucaklamak, ödevlerini özellikle de el becerisi gerektirenleri onun yerine yapmak, onun yerine yatağını, odasını toplamak, her istediğini almak, her şeyi hooop hazır edip önüne sermek…

İşte bizim bu davranışlarımız, çok sevdiklerimizin psikolojik dayanıklılıklarını yerle bir etmekten başka bir işe yaramayacak uzun vadede. Bırakalım da çocuğumuz kendi doğal gelişimini kendi çabasıyla ve bizim desteğimizle tamamlasın.

Bazen gerçekten çok zorlandığımız zamanlar olmuyor mu oluyor, ama çocuklarımız için sağlam kalmak, ayakta kalmak, tabiri caizse küllerinden yeniden doğarak yaşamak gerek sevgili ebeveynlerim. Ancak böylelikle evlatlarımızın zorluklarla mücadele etmesinde yol göstermiş oluruz, ancak böyle onların hayata tutunmalarında destek oluruz. Diğer türlü; her daim mız mızlanan, hiçbir şeyden mutlu olamayan, hep başkalarına bağımlı, öz güven yoksulu silik ve güçsüz, yaşam enerjisi ve amacı olmadan öylesine yaşayan bireylerle dolacaktır dünya.

Nitekim dönüp bakalım etrafımıza sanki hızla çoğalıyor psikolojik dayanıklılığı olmayan bireyler. En küçük incir çekirdeğini doldurmayacak nedenler, insanlarda ruhsal bunalımlara ve maalesef çok acı sonuçlara mal oluyor, görüyoruz.

İnsanı bu denli boşluğa iten, çaresiz hissettiren, çözümsüz gibi görünen durumlar aslında herkesin üç aşağı beş yukarı yaşadığı şeyler. Ama kimisi kökleri toprağa sıkıca tutunmuş ağaç misali her fırtınadan sapasağlam kalkmasını bilirken, kimisi de kökleri dayanıksız gövdesinin içi boşalmış ağaç misali en küçük bir esintiye teslim olmakta.

Evlatlarımızı çok severek, değer vererek, kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayıp her daim gözümüz üzerinde olacak şekilde özgürce karar vermesini sağlayalım. Ancak bu şekilde köklerini, köklerimizi sağlamlaştırırız, en güçlü fırtınalara dahi meydan okuyabiliriz.

Güçlü bireyler, güçlü ebeveynlerin eseridir. Önce kendimizden başlayarak hayatı doğru anlayıp doğru anlamlandıralım.

Problemleri ve olayları doğru yöneterek; eğilip bükülsek de, çok üzülsek de yıpransak da; tekrardan, yine yeniden ayağa kalkmaya çabalayalım ve kalkalım.
Unutmayalım; Resilience” kelimesinin sözlük anlamı zorluklar karşısında hızlı şekilde iyileşebilme, eski  durumuna sıçrama  ve esnekliktir (Oxford İngilizce Sözlüğü)
Resilience” kelimesinin sözlük anlamı zorluklar karşısında hızlı şekilde iyileşebilme, eski  durumuna sıçrama  ve esnekliktir (Oxford İngilizce Sözlüğü)  "İnsanın eşsiz fırsatı yükünü sırtladığı güzergahtır."
                 Viktor E. Frankl.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.