banner13

Gaü Akademisyeni Yrd. Doç. Dr. Soyer “Otizmde En Etkili Tedavi Yöntemi Özel Eğitimdir”

Soyer aynı zamanda Otizm farkındalık günü amacıyla verdiği bilgilerde Otizm bozukluğu olan bir çocuğun mektubunu da ekledi.

Soyer yaptığı açıklamalarda;

“Bireyin doğumu ile birlikte ortaya çıkabilen ve genel olarak yaşamın ilk üç yılı içerisinde fark edilen karmaşık yapıda bir gelişim bozukluğudur.

Otizm, çocuğun yaşantısı içerisinde çevresi ile yeteri düzeyde sosyal iletişim ve etkileşim kuramaması, dil ve ifade alanında gözle görülür bir şekilde gelişim yönünden sorunları bulunması, takıntılı ve tekrarlayan davranış biçimlerine sahip olması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Otizm Spektrum Bozukluğu ve bu farklılıkla ortaya çıkan rahatsızlığın dil, din, ırk ve renk fark etmeksizin tüm etnik grup veya sosyal seviyedeki farklı gruplarda var olabileceği gibi, ailenin sosyo-ekonomik yapısı ve eğitim düzeyi ile yaşanılan bozukluk arasında herhangi bir bağ olmadığı bilinmektedir” dedi.

Soyer Otizm bozukluğunun bir alt dalı olan Otizm Spektrum bozukluğuyla ilgili;

“Çeşitli tıp kökenli araştırma ve bu alanda emek vermiş hekimler Otizm Spektrum bozukluğunun; embriyolojik nörogelişimsel çalışmalar da gebeliğin ilk 3 aylık dönemindeki beyin ve sinir sistemi gelişiminin ve nöral dallanmanın farklılığına vurgu yapmaktadır. Yani otizm kalıtımsal bir hastalık değilse bile doğum öncesine ait bir hastalık olduğu yönünde ifadelerde bulunduğunu görmekteyiz” şeklinde konuştu.

Cansu Soyer Otizm bozukluğunun temelinden bahsederek en etkili tedavi yönteminin ise özel eğitim olduğunu vurgulayarak;

“Otizm için temel belirtilere bakıldığında, göz temasının kurulamaması, gözün bir noktada takılıp kalması, adına tepki vermemek, sözleri tekrarlamak, beden dilini etkili şekilde kullanamamak, yaşıtlarının oyunlarına karşı ilgi göstermemek, tekrarlayıcı hareketlerde bulunmak, parmak ucunda hareket etmek, dönen nesnelere ilgi duymak ve kendini ifade edememek şeklinde davranışlar görülmektedir” dedi.

Soyer konuşmasına şöyle devam etti;

“Tüm rahatsızlık ya da gelişimsel eksikliklerde olduğu gibi, erken dönemde tanı ve müdahale Otizm Spektrum Bozukluğunda da son derece önemlidir. Uygulanabilecek en etkin tedavi ise yoğun ve süreğen özel eğitimdir. Otizm Spektrum bozukluğunda özel eğitimin yeri yine yadsınamaz bir önemle karşımıza çıkmaktadır. Alınacak etkin ve doğru eğitimle otizmli çocukların hayatlarında büyük ve etkin farklar yaratmak, tipik gelişim gösteren yaşıtları ile birlikte kaynaştırma eğitimi yoluyla aynı seviyede eğitim görebilmeleri mümkün olabilmektedir. Dolayısı ile yoğun bir özel eğitim tanı ve müdahalenin ilk yıllarında oldukça önemli olması gerekliliği ile, otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekmektedir. Eğitim’in iyileştiriciliği/tedavi niteliği ve buna bağlı ise otizmli bireylerin bağımlı yaşamdan bağımsız bir yaşama geçerek kendini gerçekleştirebilmesi ve yaşam becerilerini de ayni oranda sağlayabilecek seviyeye ulaşmalarını hatta meslek sahibi olmaları imkanını sunmaktadır. Ayrıca erken tanı, erken bireysel eğitim ve kaynaştırma eğitimi ile  otizmli bireylerin gelişimsel sorunların üstesinden büyük oranda gelebildiklerini göstermektedir” dedi.

“2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla, gündeme getirdiğimiz bu günde gerek Otizmli gerekse farklı gelişimsel rahatsızlığı bulunan özel gereksinimli bireylerin daha refah bir seviyede yaşamlarını sürdürmeleri, onların farklarının bizler için bir hayat umudu olduğu, hak ve yasal dayanakları ile onlara sunacağımız refah yanında istihdam imkanları sağlayabileceğimiz daha güzel yarınlar diliyorum. Onların farkı bizden daha saf, masum olmaları, onların farkı bir eksiklik değil, yeteneğe sahip özel insanlar olmaları...”

Sözlerine “Otizmli Bir Çocuğun Mektubu” ile son vermek isteyen Soyer devam etti;

1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.

Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir. Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir.

En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

3) “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “ Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.

Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!

10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

Kaynak: Ellen Notbohm (2004). Children’s Voice Article, November/December.

banner11
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner9