Öne Çıkanlar Muhsin Fahrizade Londra medya YENİDEN REFAH PARTİSİ DOĞAN BEKİN ALİYEV

Karabağ Meselesinde İran’ın tutumunu nedir?

Azerbaycan'ın topraklarını işgalden kurtarma operasyonarına İran'ın bakışı nasıl?

Araştırmacı Yazar Deniz Caner, Azerbaycan'ın Ermenistan işgalindeki Karabağ'ı işgalden kurtarma operasyonuna İran'ın bakışını araştırdı.

 "İran kendi menfaatleri ve ulusal çıkarlarını göz önünde bulundurarak hareket ediyor"

Deniz Caner, İran araştırmaları konusunda İran üzerine uzman bir isim ile konuştu.

İşte merak edilen İran soruları​
İran'ın son 40 yılındaki siyasi çıkmazlar ve tezatlar

Deniz Caner: Azerbaycan - İran  ilişkilerinde İran'ın Karabağ'a bakışı nedir? Karabağ Meselesinde İran’ın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Cevap: Karabağ meselesi yani o bölgedeki savaş 1988-94 yılları arasında cereyan ediyor. İran’ın dış politikasındaki idealist yaklaşımında ve söylem bazında Azerbaycan’dan taraf olmasını beklerken ki bunun da sebepleri en başta Müslüman olması, İran İslam Devrimi’nin İslam dünyasında ilişkin sınırlar ötesine uzanan bir misyonunun bulunması, Müslümanlığının yanı sıra Azerbaycan’ın İran’la aynı mezhepten olması yani şii olması ve bunun yanı sıra da soy birliğinin bulunması sebebiyledir.

İran iki ülkenin de kuruluşundan itibaren her ikisine de aynı mesafede yaklaştı. Bunun da işte iki ülkenin bağımsızlığını aynı günde tanıyarak gösterdi. Daha sonra zaman içerisinde bu tarafsızlığın defacto olarak bölgeyi işgal eden Ermenistan’ın işine yaradığı bariz bir şekilde görüldü. Çünkü bir bölge işgal edilmiş, siz orada tarafsız olduğunuz zaman işgal eden tarafa zımnen yarıyor.

90’lı yılların başında İran-Irak Savaşı da henüz yeni bittiği ve İran’daki sosyo-politik durum günümüzden farklı olduğu için yani etnik temelli milliyetçilik henüz ortaya çıkmadığı için doğrudan o tarafsızlık zımnen Ermenistan’ı destekleme politikası halk nazarında çok tepki çekmiyordu. Bir defa savaştan yeni çıkmış bir toplum devrimin İslamcı boyutu henüz canlıydı. Fakat artık 2000’li yıllardan sonra yavaş yavaş İran’da yeni nesil üzerinde milliyetçiliğin yükselmesi Ermeni meselesine ilişkin bir hassasiyet peyda etti.

Deniz Caner: Nasıl bir hassasiyet?

Cevap: Örneğin her 24 Nisan’da İran Ermenileri sözde Ermeni soykırımı için Türk misyon kurumlarının önünde protesto yürüyüşleri düzenler. Mesela bu yıl koronadan dolayı yapılamadı, ondan önceki yıl da İran’daki Türk aktivistlerin imza kampanyası toplayarak İran İç işleri Bakanlığı buna bu yıl da izin verirse büyük sokak olayları ve gösteriler yaşanacağı sebebiyle yani güvenlik nedeniyle bir nevi mahalle baskısıyla gerçekleştiremediler.

Artık İran’da sadece Türklerde değil, Araplarda, Beluçlarda da, Irakta’da böyle etnik temelli milli kimlik bilincinde yükseliş görülüyor. İran da bundan müstesna değil, doğal olarak etkileniyor. Türklerdeki buna bir uyanışta diyebiliriz, bu uyanışın bir sebebi de aslında aynı yıllarla beraber Türkiye ve Azerbaycan’daki kalkınma atağıdır. 2000’li yılların başında aslında Türkiye ciddi bir kalkınma atağına başlıyor. Dolayısıyla bu iki ülkenin bölgede kendi vatandaşlarına sağladığı müreffeh hayat, aynı zamanda kaydettikleri ilerleme İran’ın dikkatini çekiyor ve bu duygudaşlık bağını kuvvetlendiriyor.
Böyle bir dönemde tekrar Karabağ meselesi gündeme girince İran’ın aldığı pasif tarafsızlık tepkilere sebep oldu.

Deniz Caner: Kime karşı olan pasif tarafsızlık?

Cevap: Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmaya karşı pasif tarafsızlık tepkilere sebep oldu. İlk başta İran Dış işleri Bakanlığı’nın söylemlerini analiz ettiğimizde “biz bölgede çatışmanın son bulmasını temenni ediyoruz, çatışmadan taraf değiliz, sorun müzakereler yoluyla çözülmeli” dendiğini görüyoruz. 30 yıl müzakere yapılan bir sürecin artık daha ne kadar müzakere yoluyla çözüleceği ve hiçbir ülkenin de durduk yere herhalde savaş istemeyeceği, savaşa katılmayacağı ortada ama bu söylemin artık yavaş yavaş çok net ton değiştirmeyerek “Azerbaycan toprak bütünlüğünü tanıyoruz” dendi.

Deniz Caner: Toprak bütünlüğünü tanımaktan kasıt nedir?

Cevap: Şunu diyebilirsiniz aslında Ermenistan işgal ettiği bölgelerden çekilsin, Azerbaycan toprakları geri Azerbaycan’a verilsin, toprak bütünlüğü de işte burada biraz muğlak kalıyor. Dağlık Karabağ da aslında kendi bölümünde iki parça, birincisi doğrudan Dağlık Karabağ dediğimiz yer mi kastediliyor yoksa Ermenistan’ın sonradan işgal ettiği yedi bölge ile birlikte mi kastediliyor, orada da bir belirsizlik var. Dolayısıyla İran’da Dış işleri politikası idealizmden ziyade daha çok realist paradigmanın üzerinde bölgedeki dengeleri de gözeterek statükonun aslında İran’ın lehine olacağı, yani Azerbaycan’ın o bölgede güçlenmesinin İran’daki etnik gruplar (örn. Türkler) üzerinde yaratacağı duygusal tepkiden endişe etmektedir. Bu Dış işleri Bakanlığı’nın resmi siyaset anlayışıdır.

Deniz Caner: Peki o askeri yardımlar İran sınırından Ermenistan’a geçti mi gerçekten?

Cevap: Bunu bölge valisi çıktı şöyle açıkladı, bunları biz göndermiyoruz, Ermenistan Rusya’dan bunları zamanında satın almış, Rusya’nın Ermenistan ile doğrudan kara sınırı olmadığından dolayı İran üzerinden transit geçiş yapılarak Ermenistan’a ulaştırıldığını açıkladı. Bu silah takviyesinin savaştan sonra hızlanması dikkatleri çekti, bir nevi İran suçüstü yakalandı aslında. Daha önce de bu tür silah sevkiyatlarına sınırdan izin veriliyordu. Bu da İran’ın tarafsızlık söylemini benimseyip, çatışma başladıktan sonra Rusya’nın Ermenistan’a gönderdiği askeri araçların kendi sınırından geçirmesi üstlendiği tarafsızlık ilkesinin ihlali anlamına gelir.

Deniz Caner: Dolaylı bir destektir bu da değil mi?

Cevap: Bir tarafın güçlenmesine yol açıyorsunuz. Yani bu nasıl tarafsızlık? Burada İran’ı endişelendiren İsrail ile Azerbaycan arasında özellikle askeri alanda gelişen ilişkiler. Amerika’da çok ciddi ve etkili Ermeni lobileri var. Bu Ermeni lobilerinin karşısına haliyle Azerbaycan da partner olarak İsraillileri seçti. Bu iki taraf için de kazan-kazan ilişkisi. Çünkü İsrail de İran’ı kuzeyden çevreleyebilecek bir ülkeyle yakın ilişki geliştirmenin faydalı olacağını düşünüyor. Bu noktada aslında her ülke kendi açısından mantıklı olanı yapıyor. Ama İran açısından mesele şu; söylem ve eylem bazında bir tutarsızlık ortaya çıkıyor. Çünkü İran’ın yansıttığı İslam dünyasına mesajlar veren devrimin ideallerini taşıyan bir ilam, ancak icraate baktığınızda tamamen ulus devlet çıkarlarını önceleyen bir politika uygulaması. İran’da etnik temelli hareketler yükselince, özellikle yarı resmi aktörler, örneğin din adamları, milletvekilleri, sivil toplum kuruluşlarının önderleri çıkıp doğrudan Azerbaycan’ı destekleyen söylemlerde bulundular. Askerler tamamen sessizdi, normalde devrim muhafızları ordusu siyasi meselelerde çok açık kanaat belirtir. Örneğin Körfez ülkeleri İsrail ile normalleşme sürecine girdiğinde Devrim Muhafızlarının komutanlarından teker teker görüş beyanları vardı. Azerbaycan konusunda herhangi bir beyan çıkmadı, İran Dışişlerinin tonu değişen beyanının yanı sıra din adamları hızlı bir şekilde reaksiyon gösterdiler ve Azerbaycan’ın bir İslam toprağı olduğunu vurguladılar.
İran dış politikasını belirlemede İran’daki politika yapımı sürecinde etkili olan odak ve aktörlerin bu meseledeki bakış açısının ne kadar belirleyici olduğudur. Ben Dış işleri bürokrasisinin bu konuda çok da Azerbaycan’ın yanında olduğunu düşünmüyorum.

Deniz Caner:  Peki direk Azerbaycan’ın yanında yer aldıklarını söyleselerdi İran’daki Türklerin de sempatisini kazanmış olmazlar mıydı, belki daha iyi sonuçları olmaz mıydı?

Cevap: Kesinlikle, ama İran’ın bu tutumu meseleye bakış açısını güvenlik politikasına indirgemekten kaynaklanıyor. Burada beklenen aslında dediğiniz gibi, en başta açık bir şekilde Azerbaycan’ın yanında taraf olmaktı, ancak bu da İran açısından şöyle mümkün değil, İran ve Ermenistan arasında bana göre “mücbir sebepten kaynaklı acil bir müttefiklik” kuruldu. Şundan dolayı; bu bölgede Azerbaycan kurulduktan sonra Türkiye’ye ve batı bloğuna yakın hareket etmeye başladı. Dolayısıyla İran’ın etrafına baktığınızda 2000’li yıllara doğru, işgalden hemen sonra Irak’ın durumu, Afganistan’ın durumu, kuzeyde batı bloğuna yakın bir devlet, güneyde ise işte hasım Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleriyle çerçevelenmiş bir İran var. Onun için İran ve Ermenistan açısından yıllar içinde zorunlu bir iş birliği ortaya çıktı. İran’ın Ermenistan’ın dünyaya dağılmış diyasporasından faydalandığını da görüyoruz. Mesela ambargoların kaldırılması ve delinmesi noktasında ABD’de veya Fransa’da olsun bulunan Ermenilerin lobi faaliyetleri. Geçen dönem ambargoları delerken Türkiye sadece delmedi Ermenistan da deldi, ama Ermenistan’ın başı belaya girmedi. Bu dönemde ambargoların kaldırılmasına ilişkin Ermeni lobilerin ciddi şekilde çağrıları oldu.

İran’ın insan hakları ihlalleri yaptığına ilişkin yurtdışında oldukça kötüdür. Ama Ermeni lobileri, İran’daki Ermeni azınlığın gayet mutlu ve huzurlu yaşadığına ilişkin Ermeni konferanslarında beyanlarda bulundular. Demekki radikal görünen ve dünya konjuktöründe yalnızlaşan İran için Ermeni diyasporasının işlevsel bir rolü var. Böylelikle İran Ermenistan arasında bir kazan-kazan ilişkisi mevcut. Aynı zamanda İran’ın kuzeye açılması açısından da Ermenistan o noktada iyi bir güzergah yani jeopolitik faydaları da var İran’a. Bütün bunların hepsini bir arada düşündüğünüzde Ermenistan İran açısından işe yarar önemli bir araç. İran o nedenle meseleye pragmatik yaklaşıyor. Dolayısıyla böyle realist ve pragmatik yaklaşınca ideolojik yakınlıktan ziyade bir çıkar ilişkisi güdüyor Ermenistan’la.
İnsanlar şöyle düşünüyor, bir İslam ülkesi işgal altında İran neden tarafsız diye düşünüyor ama İran aslında meseleye kendi ulusal çıkarları açısından bakıyor, Ermenistan’dan bu anlamda büyük bir kazanımı var. Yoksa Ermenistan’a duyduğu herhangi bir sempati yok, elde ettiği kazanımlar var. İran çıkarlarını maksimize etmek adına bölgede Ermenistan’ı da kaybetmek istemiyor. Bir de Ermenistan aynı zamanda İran’daki etnik sorunlarda katalizör rolü görecek Azerbaycan ve Türkiye’yi dengeleyebilecek bir aktör. Dolayısıyla İran Türkiye ve Azerbaycan’ı Ermenistan ve Ermenilerle siyasi olarak dengeleyebiliyorsunuz. Mesela İran’da da Ermeni lobisi var, bazı talepleri var, Osmanlı Devleti’nin yaptığı sözde Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin zaman zaman İran basınında reformist gazeteler “neskoşi (soykırım)”, sisteme yakın muhafazakar gazeteler “koştar (katliam)” diyorlar. Çünkü İran Ermenileri ülkedeki milliyetçi reformist kesimlere yakın olmasından kaynaklanıyor. Reformistlerin ana akımını oluşturan fars milliyetçilerinin zihninde Ermenistan coğrafyası büyük Ahameniş imparatorluğundan beri İran’ın bir parçası. Bu parça Türkmençay Anlaşması ile birlikte İran’ın elinden çıktı. Aynı zamanda Ermeniler Hint-Avrupayi bir kavim olduğu için Farslarla etnik bağları mevcut. Bu yakınlık İran’daki reformist grubun içerisinde de soykırım demesine sebep olmaktadır. Bu “soykırım” meselesini de İran bu anlamda ihtiyaç duyduğunda Türkiye’ye karşı kullanabiliyor. Şah döneminde mesela Ermenilerin Türkiye aleyhine protesto düzenleme izni yoktu, bu izin İran İslam Devrimi’nden sonra verildi Ermenilere. Ermeniler, devrim sırasında sessiz kaldılar daha sonra Humeyni’ye olan biatlarını sundular ve o dönemde almış oldukları imtiyazı devam ettirdiler. Şu anda İran genelinde teyit edilmeyen rakamlara göre 300 kadar kilise 50 kadar okullarının olduğu söyleniyor.

Neticede şuraya getirip bağlayayım, Azerbaycan’a veya yeri geldiğinde Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir kozu kaybetmek İran’ın işine gelmeyeceğinden, mümkün olduğu kadar Karabağ meselesini Azerbaycan’a karşı, sözde Ermeni soykırımı meselesini çözümsüz kalması, masada bir pazarlık unsuru olarak İran’ın kullanması elini kuvvetlendirecek karlı bir siyaset anlayışıdır. Bu anlamda İran iki ülkeye de söylem bazında destek, dostluk, kardeşlik ve kültürel bağlar vurgulanırken eylem bazında da Ermenistan ile ilişkilerini mümkün olduğu kadar -sadece siyasi değil- ticari ilişkilerini de örneğin köprü, yol, demiryolu projeleri ile kuvvetlendirmekte. Kültürel anlamda da İran’da Ermeni dili ve edebiyatı bölümleri Azerbaycan dili ve edebiyatı bölümlerinden önce açıldı. Ermenistan’da İranoloji kürsüleri zaten eskiden beri var.

Toparlayacak olursak İran’ın bu meseleye bakış açısından yatan sebepler bunlar. Biz aslında İran’ın İslami hassasiyetlerden hareket edeceğini beklediğimizden dolayı şaşkınlık yaşıyoruz. İran kendi menfaatleri ve ulusal çıkarlarını göz önünde bulundurarak hareket ediyor, bu Ermeni bu Müslüman bu Türk diye bakmadığını bileceğiz, İran pek çok meselede de aynı siyaset anlayışını benimsemektedir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.