Kıbrıs’ta İki Devletli Gelecek, BTCA ve Konsey’in Seminerinde Tartışıldı
Birleşik Krallık eski bakanlarından Brooks Newmark’ın ev sahipliği yaptığı seminerde Milletvekili Andrew Rosindell, Eski Milletvekili Lee Scott, İngiltere Kraliyet Yüksek Baro Avukatı, Anayasa Hukuk Uzmanı ve Eski Milletvekili Michael Stephen ile Profesör Dr. Hüseyin Işıksal konuşmacı olarak yer aldı. Aynı zamanda BRT ve Kanal T’de canlı olarak yayınlanarak çok sayıda izleyiciye ulaşan seminerde, Kıbrıs’ta kalıcı çözümün iki devletle mümkün olduğu görüşü hâkimdi.

Etkinlik, Kuzey Kıbrıs’tan da sorumlu olan, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Komşuluk ve Amerika Kıtası Müsteşarı Wendy Morton’ın mesajı ile başladı. Birleşik Krallık’ın, iki bölgeli ve iki toplumlu birleşik devlet esasına dayalı bir çözümü desteklemeye devam ettiğini belirten bu açıklama daha sonra, konuşmacılardan Michael Stephen tarafından ’50 yıl önceye ait’ ve Andrew Rosindell tarafından ‘tarihi geçmiş ve değiştirilmesi gereken’ bir mesaj olarak değerlendirildi.
Daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın video mesajı yayınlandı. Tatar, 1960’ten başlayarak Kıbrıslı Türklerin egemenlik mücadelesini ve nihayetinde bunun nasıl KKTC’nin kuruluşuyla sonuçlandığını anlattı. 1960’tan beri Kıbrıslı Rumlarla eşit olduklarını ve tanınan tek devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumların darbesi ile ele geçirildiğini söyleyen Tatar, adadaki iki halktan biri olarak Kıbrıslı Türklerin bağımsızlığının tanınması gerektiğini belirtti. Federal devlet girişimlerinin sonuç vermediğini söyleyen ve iki devletli çözümü savunan Tatar’a göre, uzun vadeli çözüm için iki devletin olması ve birbirlerini tanıması ve yeni müzakerelerin buna odaklanması gerekiyor. 


Konuşmacılardan Michael Stephen sözlerine, birçok İngiliz gibi eskiden kendisinin de Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki saldırgan ülke olduğunu düşündüğünü söyleyerek başladı. Britanya’nın kendi medya arşivinde belgelenen cinayetleri unuttuğunu söyleyen Stephen, 1963, 1967 ve 1974’teki dehşetin çok büyük olduğunu, soykırım girişiminde bulunulduğunu ve kadın ve çocukların da hedef alındığını belirtti.  Birleşmiş Milletler’in Kıbrıslıları koruyacak dirayetinin hiçbir zaman olmadığını söyleyen Stephen, Kıbrıslı Rumların yargılanmasının ABD ve Britanya’nın işine gelmediğini dile getirdi ve şunları kaydetti: “Müzakereler bu ülkelere destekleyici görünme şansı verdi ama bir işe yaramadı. Federalizm veya konfederasyon da işe yaramaz ancak sorun çıkarır. Meseleyi Kıbrıslı Türk ve Rumların birbiriyle halletmesi gerek ama bu uluslararası güçlerin işine gelmez. Uluslararası hukuka göre KKTC’nin tanınmaya hakkı var ama bunun önüne Kıbrıs’ta üsleri bulunan ABD ve Britanya’nın çıkarları, Kıbrıs Rum diasporasının etkisi ve Kıbrıs’ın AB üyesi olması gibi engeller çıktı.”


Seminer daha sonra Brooks Newmark ve konuşmacılar arasında soru-cevap olarak devam etti. İlk olarak Kıbrıs’ı nasıl bir geleceğin beklediği konuşuldu. Profesör Dr. Hüseyin Işıksal’a göre, çalışmadığı ortada olan, yıllardır sonuç alınamayan bir konuda ısrar etmektense iki devletli çözüm gerekiyor. 1960’taki gibi bir çözümdense kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm hedeflenmesi gerektiğini savunan Prof. Işıksal, Kıbrıs’ın aslında hiçbir zaman birleşik olmadığını da dile getirdi. Işıksal’a göre, KKTC devlet olabilmek için gereken ana kriterleri (bir ülke, yerleşik bir nüfus, etkin ve oturmuş bir yönetim, ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesine sahip olma) sağlamakla kalmayıp demokratik seçimle belirlenmiş hükümet ve hukukun üstünlüğü gibi ekstra özelliklere de sahip. Bunları sağlamayan birçok devlet ise tanınıyor.
Andrew Rosindell da eskiden Rumların haklı olduğunu düşündüğünü belirterek sözlerine başlarken, Kıbrıs’taki çözümde mutabakat sağlanması gerektiğini belirtti. Kıbrıs’ta tarafsız bir devlet başkanının (BK Kraliçesi gibi) ve iki özerk toplumun olduğu federasyonun bir zamanlar çözüm olabileceğini ama bunun için artık geç olduğunu ve iki devletli çözümden başka bir şans kalmadığını söyledi. Lee Scott da Rosindell’e çoğu konuda katıldığını belirterek geleceklerine Kıbrıslıların karar vermesi gerektiğini dile getirdi.


KKTC’nin tanınmasının önündeki engeller sorulduğunda, Michael Stephen hiçbir yasal engel olmadığını, KKTC’nin tüm kriterleri sağladığını söyledi. ABD ve Britanya gibi güçlerin üsleri sebebiyle buna yanaşmadığını belirten Stephen, bu ülkelerin, AB’nin, Yunanistan’ın ve Kıbrıslı Rumların pozisyonlarını değiştirmek gerektiğini, bunun için de Suriye’nin kuzeyi gibi başka konularla meşgul olan Türkiye’nin gündemine Kıbrıs’ın daha çok girmesi gerektiğini dile getirdi. Prof. Işıksal ise KKTC’nin bağımsızlığından Kıbrıslı Rumların da yararlanacağını, örneğin askeri harcamalarının düşeceğini ve Türkiye üzerinden doğalgaz aktarımının yedi kat daha ucuz olacağını söyledi.


Brexit sonrası Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’a yaklaşımının değişip değişmeyeceği de ele alındı. Andrew Rosindell, Muhafazakâr Parti’nin bu konuyu tartışması ve hükümetin yaklaşımını gözden geçirmesi gerektiğini söylerken, Lee Scott da yeni iş olanaklarının iyi karşılanacağını ve buna teşvik gerektiğini dile getirdi. 
Seminerde seyircilerden gelen soruların bazıları da tartışıldı. Yüze yakın soru geldiği için hepsine zaman kalmadı. Sorulardan birinde, AB’nin Annan planına göre Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirmesi gerektiği ama bunun neden gerçekleşmediği soruldu. Prof. Işıksal bunu şöyle açıkladı: Kıbrıs gibi küçük bir ülkenin bile AB’yi kilitlemesi, AB’nin çifte standartları ve Kıbrıs’ın diğer üye ülkelere şantaj yapması. Işıksal ayrıca, çözüm olmadan izolasyonun nasıl erdirilebileceği konusunda Tayvan ve Hong Kong örneklerini kullandı ve Türkiye’nin uluslararası ticarette köprü olabileceğini söyledi.


Britanya’nın sömürgecilik geçmişi yüzünden sorumluluk taşıyıp taşımadığı sorusuna, Andrew Rosindell tarihi bir sorumlulukları olduğu şeklinde cevap verdi. Michael Stephen da Britanya’nın üç kere garantörlüğünü yerine getiremediğini dile getirdi: katliamı engellemedi, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdı ve AB’ye girmesine izin verdi. Prof. Işıksal Britanya’nın iki tarafa da daha adil olması gerektiğini, Türkiye aracılığıyla veya doğrudan KKTC ile ticaret protokolü yapabileceğini söyleyerek Britanya’da 300.000’den fazla Kıbrıslı Türk’ün yaşadığını hatırlattı.


KKTC’nin tanınması konusunda gelen sorulara ise sadece Azerbaycan’ın tanımasının yeterli olmayacağı dile getirildi. Michael Stephen’a göre en az 20-30 ülkenin tanıması gerekirken, Prof. Işıksal da bir ülkenin tek başına tanımasının, Bangladeş örneğinde olduğu gibi uluslararası baskılara dayanamayarak geri çekilmesine yol açabileceğini belirtti. Işıksal ayrıca, şu anda 10 ülkenin KKTC’yi tanımaya hazır olduğunu da söyledi. Andrew Rosindell ise Azerbaycan’ın KKTC’yi tanımasının kaçınılmaz görüldüğünün ama ABD veya Birleşik Krallık gibi ülkelerin tanımasının gerektiğini belirtti. Kritik bir aşamada olunduğunu söyleyen Rosindell, bir tarih belirlenmesini ve o tarihe kadar sorun çözülmezse Britanya’nın KKTC’yi tanıması gerektiğini dile getirdi.


Organizatörler bu etkinlik serisini,  Birleşmiş Milletler müzakerelerinde ve ötesinde ne olabileceğine dair sahici ve özgür bir tartışma yaratmak için ve çok uzun zamandır uluslararası ölçekte görmezden gelinen bir toplum olan Kıbrıslı Türklere söz hakkı vermek için düzenliyor. 24 Şubat ve 24 Mart’ta iki seminer daha olacak. Hem Britanya hem de Kıbrıs’taki tüm taraflara ulaşmak için ellerinden geleni yapan organizatörler, diğerlerinin de gelecekteki seminerlere katılmasını umuyor. Konuşmacı olmak isteyenler müracaat edebilirler. 

 
banner11
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.