Öne Çıkanlar AŞI OXFORD Bostancı Gösteri Merkezi Aleyna Tilki iki kere ben

Metin Külünk güncel sorulara çok net cevap verdi


İstanbul 1. Bölge 24-25-26. Dönem AK Parti Milletvekili Metin Külünk ile çok özel röportaj merak edilen çok önemli konuları sorduk Rabia Torlak’ın özel Röportajı.
Turkish Press muhabiri Rabia Torlak sordu Metin Külünk cevapladı


Metin Külünk: "15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi, maalesef yerli görünümlü insanlarımızın kullanıldığı ve içimizden devşirilmiş hainlerin ürettiği ancak yurtdışında kurgulanan bir vahşet hareketidir. Türkiye’de oynanan ve 100 yıldır devam eden bu oyunlar, Osmanlı döneminden bu yana tüm isyan ve kalkışmalar yurtdışı destek ve dinamiklerle olmuştur. Yabancı ve yerli ajanların içeride devşirilmiş kişilerin maşa olarak kullandığı, toplumun manipüle edildiği kalkışmaları sosyo-psikolojik yöntemlerle meşrulaştırılmaya çalışılmışlardır. Bakınız 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi, maalesef yerli görünümlü insanlarımızın kullanıldığı ve içimizden devşirilmiş hainlerin ürettiği ancak yurtdışında kurgulanan bir vahşet hareketidir. Türkiye’de oynanan ve 100 yıldır devam eden bu oyunlar, Osmanlı döneminden bu yana tüm isyan ve kalkışmalar yurtdışı destek ve dinamiklerle olmuştur. Yabancı ve yerli ajanların içeride devşirilmiş kişilerin masa olarak kullandığı, toplumun manipüle edildiği kalkışmaları sosyo-psikolojik yöntemlerle meşrulaştırılmaya çalışılmışlardır.
 

Rabia Torlak: ​ABD’ başkanı Trump'ın "Kudüs İsrail’inbaşkentidir" açıklaması ardından bu karar BM genel kurulunda veto edildi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sizce ABD’nin bu görüşü altında neler yatıyor?

Metin Külünk: Karşı çıkılan ve itiraz edilen husus sadece Kudüs ya da Filistin meselesi değil maalesef. Asıl mesele ABD’nin küresel vicdanı umursamayan, tarihi değerleri dikkate almayan, devletleriveya yöneticilerini halklarına rağmen etki altına alma çabalarından kaynaklanmaktadır.

Yani Sn Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’nınsürekli dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” mottosu aslındaküresel haksızlığa sessiz kalan, zulme ve adaletsizliğe göz yuman bir BM kurumunun anlamsızlığına vurgu yapmaktadır. Tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiği bir süreci yaşayan dünya siyasetinde ABD’nin tüm dünyaya mafyavari bir yaklaşımla hükmetme çabalarının sadece birkaç köy büyüklüğünde ülkeyi korkuttuğunu son olarak, BM Genel Kurulundaki Kudüs oylamasında görmüş olduk. ABD’nin,dünya ülkelerine vahşi batının kovboy tarzıyla, tehdit ve şantajla baskı yaptığı artık gizli değil. BM oylaması öncesigelişmekte olan ülkelere mali yardımı kesmekle tehdit eden ABD, karar sonrasında da BM ye yaptığı mali katkıyı azaltacağını açıkladı. 

ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi NikkiHaley, 2018-2019 mali yılında ABD'nin BM için ayırdığı fonu 285 milyon dolar azaltacağını bildirerek, kesintiyi "doğru yönde atılmış büyük bir adım" olarak nitelendiriyor. Daha devamı var; Haley diyor ki, "BM'nin etkisizliği ve aşırı harcamaları bilinen bir durum. Bundan sonra Amerikan halkının cömertliğinin istismar edilmesine veya bunun kontrolsüz kalmasına izin vermeyeceğiz."

Şaka değil bu yaşananlar ABD, yıllarca yaptığı gibi kendi kararlarını dayattığı ve sonrasında da meşrulaştırma aracı olarak gördüğü BM’yi, eğer benim kararlarımı destelemeyecekse BM ye yapılan yardım ABD halkının cömertliğinin istismarıdır diyor. Ayrıca BM’nin etkisizliğini kabul ediyor. Burada aslında BM’nin bir adım sonrasında Filistin hakkında daha ileri adımlar atmasının etkisiz olacağını yani kendisi için bağlayıcı olmayacağını vurgulamak istiyor.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve büyükelçiliği taşıma kararı aslında yıllardır süren İsrail terör devletinin zulmünü görmezden gelen ve hatta destek olan bir anlayış için sürpriz bir karar değil. 2009 yılında Davos Dünya Ekonomik Forumunda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon PEREZ’ekarşı ONE MİNUTE çıkışı olarak hatırlanan ve Sn Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, İsrail’in yaptıklarını yüksek sesle dünyaya haykırması sonrası Türkiye Filistin davasında daha dominant bir rol üstlenmiştir. Mavi Marmara krizi sonrasında, İsrail’in özür dilemesi ile kısmen normalleşen ilişkiler, Kudüs kararı ile yeniden gerilmiştir.Türkiye Cumhurbaşkanı Sn Recep Tayyip ERDOĞAN’ınİslam İşbirliği Teşkilatını acil toplantıya çağırması ve alınan karar, bu defa sadece İsrail değil ABD içinde yeni bir ONE MİNUTE etkisi yaratmıştır. 

Gerek İİT üyelerin ortak aldığı karar ve gerekse de BM’de 128 üyenin desteğiyle alınan karar, ABD siyasetinin küresel siyasette yalnız kalması ile yeni bir boyuta taşınmıştır. Katolik dünyası ve Ortodoks dünyası ve hatta Yahudi cemaatinin bir kesimi, Müslüman dünyası ile benzer hassasiyetleri taşımakta ve Kudüs’ün Siyonist İsrail’e teslim edilerek işgal edilmesine kesinlikle karşı çıkmaktadır.

Barışın ve hoşgörünün merkezi olan ve olması gereken Kudüs,tarih boyunca sadece Müslümanların kontrolündeyken huzur bulmuş; ne haçlıların elinde ne de Yahudilerin elindeyken kan ve gözyaşı hiç dinmemiştir. 

Kudüs kararı sonrası, Müslüman dünyasında da bir silkiniş yaşanmış ve daha güçlü bir sorgulama başlamıştır. Bazı ülkelerin bağımlı yöneticilerinde ki suskunluk ve İsrail yanlısı çıkışlarının toplumlar nezdinde karşılığı yoktur. Bu ülkelerde bile süreç içinde toplumsal ve tarihi hassasiyetler baskın gelecek ve İsrail’e karşı sesler yükselecektir. Filistin ve Kudüs meselesi dünyanı geleceğine dair bir umut olmuştur. Şöyle ki bu vesileyle gün yüzüne çıkan huzursuzluklar ve hassasiyetler küresel adalete dair yeni umudun yeşermesine sebep olmuştur. Dünya sisteminde artık sesini duyuramayan ve zulme sessiz kalan kitleler Filistin ve Kudüs konusunda oluşan uzlaşı ve birlikteliğin kalıcı bir küresel dengeye kavuşmasını ummaktadırlar.

Kudüs tarihine ve temsil ettiği değerlere yakışan bir tarihi misyon üstlenmiştir. Üç semavi dinin mensupları için son derece önemli ve değerli olan Kudüs, yeniden insanlık için bir umut olmuştur. 

Kudüs’ün özgürlüğü dünyaya özgürlük getirecektir.

Kudüs’e gelecek olan adalet dünyaya dağılacaktır.

Kudüs’de oluşacak denge dünyaya yansıyacaktır.

Kudüs’de barış sağlanırsa inanıyorum ki dalga dalga tüm dünyaya yayılacaktır.

Çünkü Kudüs’e zulmeden ve işgal eden Siyonist ve Evangelistakıl sadece Kudüs’te değil tüm dünyada terör, işgal ve zulmü desteklemektedir.

Bu gücün ve bu aklın durdurulması ve engellenmesi hem Kudüs’de hem de Dünya’da barışın gelişmesi için bir fırsat bir siyasi iklimin oluşmasını sağlayacaktır.


Rabia Torlak:  ​BM'deki Kudüs tasarısı oylaması öncesi ve sonrası Türkiye büyük millet meclisindeki tüm siyasi partilerin bir ortak kararı oldu bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metin Külünk:Tüm tartışmalara ve gerginliklere rağmen siyaset toplumum hassasiyetlerini görmezden gelemez ve gelmemelidir. AK Parti tüm Türkiye’de her kesimin hassasiyetlerini ve değerlerini en iyi anlayan siyasi harekettir. Özellikle liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’nın milletiyle olan bağı ve duygusal eşgüdümü en üst seviyededir. Diğer yandan muhalefet partilerimiz de ilk günden itibaren ABD’nin Kudüs kararına karşı açıklamalar yapmış ve tüm halkımızın ve Müslüman dünyanın hassasiyetlerine karşı duyarsız kalmamışlardır.

Türkiye’nin ve milletimizin alî menfaatleri, bekası, tarihi, kültürel, coğrafi, insani sorumluluklarımız söz konusu olunca TBMM her zaman “büyük millet”mizin sesi olmayı başarmış ve tüm görüş ayrılıklarına rağmen devlet ve millet aklını buluşturmuştur. 

Bu anlamda TBMM üyesi tüm arkadaşlarımıza ve karara destek olan tüm siyasi partilere teşekkür etmek gerekir.

Rabia Torlak: ​15 Temmuz Darbe girişiminden sonra devletin içerisinde bulunan paralel yapı tamamen temizlendi diyebilir miyiz? Tehlike geçti mi sizce benzeri bir kalkışma olur mu?

Metin Külünk: Bakınız 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi, maalesef yerli görünümlü insanlarımızın kullanıldığı ve içimizden devşirilmiş hainlerin ürettiği ancak yurtdışında kurgulanan bir vahşet hareketidir. Türkiye’de oynanan ve 100 yıldır devam eden bu oyunlar, Osmanlı döneminden bu yana tüm isyan ve kalkışmalar yurtdışı destek ve dinamiklerle olmuştur. Yabancı ve yerli ajanların içeride devşirilmiş kişilerin maşa olarak kullandığı, toplumun manipüle edildiği kalkışmaları sosyo-psikolojik yöntemlerle meşrulaştırılmaya çalışılmışlardır.

Evet, 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi atlatılmış, işgaltehlikesi bertaraf edilmiştir. Bu girişme hizmet eden hainler mahkemelerde yargılanmış ve yargılanmaktadır. Bu yönüyle 15 Temmuz ihaneti cevapsız kalmamış şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz hatırası incitilmemiştir.

Ancak paralel yapı temizlendi mi sorusunun cevabı sayısal olarak verilemez maalesef, bu bir mücadeledir. Uzun yıllar devam edecek bir süreç ve bir anlayış meselesidir. Devlete rağmen devlet gücünü ve imkânını kullanma isteği çeşitli gruplarca fırsat verilirse yeniden yeşerebilir. Devlet, 15 Temmuz sonrası kararlı bir şekilde gerek memuriyetten ihraç yoluyla gerek kamu görevinden men etme yoluyla güvensizlik duyduğu kişileri elemiştir. Ayrıca suça kaışan aktif örgüt üyeleri tutuklanmıştır. Bu uygulamalar tamamen hukuk içinde yapılmış ve yine de haksızlıklar olmasın diye Başbakanlık’ta kurulan komisyon eliyle itiraz yoluna kavuşturulmuş ve sonrasında da yargı yolu açık olduğu belirtilmiştir. Bunun dışında darbe ve işgal girişimi ile mücadele bir zihniyet dönüşümü olarak hepimizin sorumluluğunda devam edecektir. 

Yeniden bir kalkışma olur mu? sorusu, bugüne kadar Türkiye’de başarılmış ve denenmiş tüm darbe ve muhtıraların arkasında ki güçlerin Türkiye’de yeniden fırsat bulup bulmayacağı ile ilgilidir. Türkiye’nin bugün ki lideri ve Cumhurbaşkanı gibi kararlı, milletinden ve devletinden yana olan siyasi liderlerin olup olmayacağı ile ilgilidir.

Eğer kendisini batının egemen olduğuna inandırmış ve Türkiye’nin batının bir vilayeti olduğuna inandırmış mandacı anlayışta bir yönetici başa gelirse zaten darbe gibi yollara gerek kalmaz. Yani Batılı güçlerin istediği gibi davranan bir Türkiye olursa zaten ele geçirilmiş demektir ve darbeye gerek yoktur. Milli bağımsızlığa inanan ve Türkiye’nin çıkarlarını önceleyen yöneticilerimiz olduğu sürece bazı güçler her fırsatta finansal, siyasal, sosyal, silahlı darbe ve işgal girişimlerini sürdürecektir. Bu girişimler ve saldırılar içinfırsat bulacakları zayıf bir yerine güçlü bir Türkiye var olduğusürece yeni bir darbenin iç kaynaklı olarak gerçekleşmesi mümkün değildir.

Rabia Torlak:​Muhalefet partilerinin 15 temmuz sonrası sergiledikleri tavırlarını nasıl buluyor sunuz?

Metin Külünk:Muhalefet partilerinin tabanında sorun yoktur. Türk halkı yerli ve milli Türkiye’den yanadır. İstisnalar kaideyi bozmaz. Farklı düşünce ve anlayışlara sahip olabilirler ama bu milletim kahir ekseriyeti 15 Temmuz gecesi ispat ettiği gibi devletine ve milletine sadıktır, bağlıdır. Ancak Sn Recep Tayyip ERDOĞAN gibi 15 Temmuz’da net duruş sergileyen MHP lideri sayın Devlet BAHÇELİ’de milletinden yana tavır koymuş ve bugüne kadar net bir şekilde milletinden yana bu tavrını sürdürmüştür. Ancak 15 temmuz gecesi kontrollü bekleyenler, Yenikapı’ya gelip ertesi gün çark edenler millete rağmen mandacı ve teslimiyetçi anlayışla siyasi ihanetlerini sürdürmüşlerdir. Proje liderlerle, siyasette bir başarı elde edememiş ve hatta başka herhangi bir alanda başarı elde edememiş bazı figüranlarla milletimize zaman kaybettirmektedirler.

Sırf Recep Tayyip ERDOĞAN karşıtlığı üzerine siyaset kurgulayanlar, onun şahsında aslında milletimize düşmanlık etmektedirler. Sadece bunu söyleyemedikleri için Recep Tayyip ERDOĞAN’ın savunduğu değerlere, milli bağımsızlıkçı siyasete karşı çıkamadıkları için sanki şahsına karşıymış gibi yapmaktadırlar.

Hani gezide biri demişti ya; “mesele ağaç değil sen hala anlamadın mı?” diye. İşte teslimiyetçi siyasi anlayış için durum aynıdır. Mesele Recep Tayyip ERDOĞAN değil, mesele teslim olmayan siyasi duruş, milleti için, milletiyle barışık siyaset anlayışıdır. Sayın ERDOĞAN bu ilkeleri bu anlayışı terk etmediği için hedeftedir. İddia ediyorum SnERDOĞAN bu iddiaları terk etsin ve onların deyimiyle uzlaşmacı yani teslimiyetçi olsun bir anda en sevilen lider SnERDOĞAN olacaktır. 

O sebeple mesele ne muhalefet partilerine oy eren seçmenimizde değil, yerli ve milli duyguları taşımayan siyasetçilerdedir. 

Onlarda kendi seçmenlerinden ve milletimizden gereken cevabı alacaktır.

Rabia Torlak:​Almanya başta olmak üzere Avrupa’da şahsınıza yönelik yürütülen iftira kampanyalarının amacı nedir?

Makedonya'da bir hücre evinde ele geçirilen suikast listesinde, sizin ve  İçişleri Bakanlığını başarıyla yürüten Süleyman Soylu ve Enerji Bakanı Berat Albayrak gibi üst düzey siyasilerin isimleri yer alıyor bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Metin Külünk:Benim AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı olarak yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgilendiğim süre içinde ortaya koyduğumuz gayretler ve emekler belirli odakları huzursuz etmiş olacak ki bu tür bel altı yöntemlerle şahsımı hedef alıyorlar.

Bu tür iftira ve uydurma suçlamalarla asıl hedefleri R.TayyipErdoğan sevgisine engel olmak ve Avrupa da yaşayan Türkleri korku ve baskı altına almak. Yani şahsım üzerinden yürütülen kara propaganda gösteriyor ki doğru işler yapmışsız, milletimiz ile buluşmuşuz ki şahsımı hedef alıyorlar.

Şu kadarını söylemeliyim ki;

Milletvekili olarak yada AK Parti Dış İlişkiler Başkanlığında ki görevim süresince, aktif olarak Avrupa’ya defalarca seyahat ettiğim dönem ve süre içerisinde herhangi bir konuda tek bir suçlama yada soruşturma yapılmamış olmasına, açılan tek bir dava olmamasına rağmen, özellikle 15 Temmuz 2016 İşgal Girişimi sonrası neden bu suçlamalar ortaya çıkmıştır?

Neden, şahsım üzerinden dillendirilen ve iddia edilen suçlamalar ile ilgili usulsüz ve hukuksuz dinleme ve izleme yapıldığı anlatılmıyor? Görevli olduğum ve yoğun seyahat ettiğim dönemlerde, şahsımı takibe alan Alman istihbaratı usulsüz olarak yaptığı tüm bu dinleme ve izlemelere rağmen, bütün faaliyetlerimin ve ziyaretlerimin kamuya açık olarak ve herkesin katıldığı programlar olmasına rağmen tek bir suçlama yapmamış ya da soruşma ve dava açmamıştır.

Yaklaşık üç yıl boyunca sık sık seyahat ettiğim Avrupa ülkelerinde ve özellikle Almanya’da yaptığım tüm sivil toplum kurumlarını ziyaretler, sivil toplum çalışmaları, demokratik süreçlere katılım ve düşünce beyanı çalışmaları yada vatandaşlarımızın düzenlemiş olduğu protesto yada etkinliklere “davetli” olarak katılmam üzerinden suç üretemeyen Alman makamları, ne oldu da 15 Temmuz İşgal Girişimi sonrasında birden soruşturma başlatmıştır.

Ne olduğunu size söyleyeyim.

15 Temmuz İşgal Girişiminin başarısız olan FETÖ ve PKK ajanları ve bağlı unsurları Türkiye’den kaçarak, en kolay ulaşılabilen ve maalesef siyasi himaye sağlanan Almanya ve Avrupa ülkelerine sığınmışlardır. Tabi Türkiye’den kaçarak giden PKK ve FETÖ’cü hainlerin ve sözde sığınmacıların dışında, Almanya ve Avrupa’da yerleşik olan ve Pensilvanyave ABD paralel devleti ile irtibatlı, FETÖ unsuru kriptoajanlar Türkiye’ye karşı harekete geçmişlerdir.

Şahsımın da içinde bulunduğu bazı isimlere Suikast listesi ile birlikte bir süikast timi yakalandığı yönünde haberleri basından okudum. Açıkçası ben üniversite yıllarımdan itibaren birçok kez süikast tehlikesi atlatmış ve defalarca tehditler almış birisi olarak Allah’a teslim olmuş kaderime inanmış olarak milletime ve devletime hizmet etmekteyim. Bunun dışında ki planlar beni ilgilendirmiyor.   

Rabia Torlak: ​AK Partinin, 1 kasım 2019 seçimleri için çalışmaları başladı mı? öngörünüz nelerdir?

Metin Külünk:Liderimiz, Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip ERDOĞAN siyasi hayatının hiçbir döneminde seçimden seçime koşan biri olmadı. Bizim hareketimiz ve AK Parti teşkilatları asla seçim odaklı faaliyet yapan ve seçimden seçime planlar yapan bir parti ve hareket değildir. O yüzden biz 01 Kasım 2019 için zaten 01 Kasım 2015 seçimleri sonrası 02 kasım sabahından itibaren koşmaya başlamıştık. 

Milletine sevdalı bir liderin, bir siyasi hareketin parçası ve milletvekili olarak asla sokaktan kopmadım. Tüm Anadolu’da, Trakya’da il il, ilçe ilçe her fırsatta ziyaretler yaparak konferanslar ve programlarda milletimizle buluşmaktayım.

Gördüğüm şu ki 2019’da Sn Cumhurbaşkanımızın liderliğinde %60+1 oy almak hayal değil. Sadece samimiyetten uzaklaşmadan milletimizle birlikte düşünüp hissetmek yeterli.

Niyet ve akıbet birlikte oluşur. Niyet hayr ise akıbet de hayrolur.


Metin Külünk Kimdir?          


16.11.1960 tarihinde Rize'nin Güneysu ilçesinde dünyaya geldi. Babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini sırasıyla Diyarbakır ve İstanbul'da tamamladı. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü bitirdi.

Askerlik hizmetini yerine getirmesinin ardından 1984 yılında İnanç Dış Ticaret Hizmetleri Grubunda iş hayatına atıldı.

· 1990-1993 yıllarında sivil oluşum ALTMIŞLILAR GRUBU'nun kuruluşunda ve yönetiminde bulundu.
· 1993-1995 yılları arasında Marmara Üniversitesi'nde dış ticaret dersleri verdi.
· 1990-1995 yılları arasında İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği) komitelerinde görev yaptı.
· 1994 yılında Türkiye'nin AB ile ilişkilerine yönelik "GÜMRÜK BİRLİĞİ SÜRECİNDE TÜRKİYE" dergisini yayınladı.
· 1995 yılında Türkiye'nin Milli Eğitim Bakanlığı'ndan onaylı ilk özel "DIŞ TİCARET EĞİTİM MERKEZİ"ni kurdu.
· 1995 yılında İSO (İstanbul Sanayi Odası) Hazır Giyim Meslek Komitesi Üyeliği'ne seçildi.
· 1997-1999 yılları arasında MESİAD (Merter Sanayici ve İşadamları Derneği) Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.
· 1997-2000 yılları arasında İSO Meclis Üyeliği'ne seçildi.

Türkiye'nin geleceğinin dünyaya ticari anlamda entegre olmaktan ve ihracattan geçtiğine inanan Metin Külünk'ün değişik yayın organlarında dış ticaret ve AB üzerine pek çok makale ve araştırması yayınlanmıştır.

2001 yılında Türkiye büyük bir ekonomik krize girdiğinde krizden çıkış yolu olarak ihracatı göstermiş ve iki yıl boyunca Türkiye'nin dört bir tarafında 2000'e yakın kişiye bila bedel "Nasıl İhracat Yapılır" konulu eğitimler vermiştir.

Kriz sonrasında AK PARTİ'den siyasete atılan Metin Külünk, 2002 – 2006 yılları arasında AK Parti İstanbul İl Teşkilatında çeşitli görevleri yürütmüştür.

2004 yılından başlayarak Metin Külünk mesaisini, sivil toplum faaliyetlerine ve Eylül 2004 yılında kurduğu Küreselden Yerele Türkiye’yi Konuşuyoruz Platformuna ayırmıştır. KYTK Platformu çerçevesinde günümüze kadar irili ufaklı 300’e yakın toplantı ve konferans düzenleyen Külünk’ün bu faaliyetleri çerçevesinde 500’e yakın siyasetçi, uzman ve akademisyen katılırken, otuz  bin civarında izleyici kitlesine de hitap etmiştir. 

Külünk, ayrıca 2001 yılında kurulan Külünk Eğitim ve Kültür Derneği’nin de 7 yıl süreyle başkanlığını yapmıştır. Bu çerçevede aile misyonuna özel atıfta bulunarak Türkiye’nin pekçok bölgesinden aile ve hemşehri dernekleri ile organizasyonlar düzenlemiştir.

Külünk’ün kendisine ait, küresel ve yerel gelişmeler ile beraber, kendi yazılarına da yer verdiği iki web sitesi bulunmaktadır.

Metin Külünk’ün, Uluslararası Ticarette Tarife Dışı Engeller, Barışı Arayan Dünya, Küreselleşen Dünya’da Türkiye, Rengarenk Şehir İSTANBUL ve Anadolu Düşüncesi Temelinde Büyük Türkiye İdeali, Büyük Anadolu Aklı, 140’lık Hasılıkelam isimli 7 kitabı bulunmaktadır.

2011 yılında İstanbul 1. Bölgeden AK Parti Milletvekili olarak seçilmiştir. 24-25-26. Dönem İstanbul Milletvekili olarak görevi devam etmektedir.

TBMM Sanayi Ticaret Enerji Tabi Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Üyesi

AK Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı

Türkiye Tunus Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanı

Türkiye Gençlik Kulüpleri Konfederasyonu Genel Koordinatörü 

Metin Külünk evli ve bir kız çocuğu babasıdır.

Üye olduğu Kuruluşlar :

- Külünk Eğitim ve Kültür Derneği

- Tepebaşı Köyü Derneği

- Güneysu Derneği 

- RİZE VAKFI

- TEK-DER (Teknik Elemanlar Derneği)

- Mimar ve Mühendisler Grubu

- İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği)

- UND (Uluslararası Nakliyeciler Derneği)

- İstanbul Tasarım Derneği

- Fenerbahçe Spor Kulübü
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.