Dünya Çin’de baş gösteren Corona virüs salgını tehdidi ile karşı karşıya. Çok tehlikeli bir durum. Çin neredeyse karantinanın ötesinde her anlamda tecrit edilecek bir pozisyona geldi. Virüs ölümcül etkisi ve hızlı bulaşma özelliği ile de doğal olarak korkutuyor. Sebep olduğu hastalığın tedavisi henüz bulunmuş değil. Haddi zatında virüslerin yok edilmeleri de kolay değil. Virüsler bakterilerden daha küçük canlılar. Ancak dış ortamlarda canlılık özeliği göstermiyorlar. Kendilerini her yönüyle gizleyip kamufle edebiliyor; aynı zamanda sürekli form değiştirmek suretiyle farklılaşıyorlar. Bitki, hayvan, bakteri vesaire her ne bulsalar bulaşıyor ve hızla çoğalıyorlar. Berbat bir mikrop türü. Kendisi çok çok küçük ama etki alanı bir o kadar büyük. Öyle ki bu mikropları inceleyen Viroloji adında koskoca bir bilim dalı var.

Tıbbi terminolojiye fazla girmeden virüslerin ne menem bir bela olduğundan bahsetmeye çalıştığım girizgâhım sonrası, meramımı arz edeyim. Vücutta ölümcül etkileri olan virüslerin bir de manevi formda olanları var. Ruhumuzu hasta eden, sinsice ilerleyen, hızla bulaşabilen ve tedavisi gerçekten çok güç olan ruhsal mikroplar. Ruhsal mikroplar belirtilerinin gizli olması sebebiyle çoğu kez hiç fark edilmezler. İşin ehli bir manevi doktora da gidilmemişse teşhis dahi edilemeden konakçısını tam kalbinden yakalayıp öldürürler. Manevi boyutta tabi. Maneviyatını önemseyen, ahiret inancı olan herkes için tehlikeli bir durum bu. Ölü bir kalp ile ilahi huzura çıkmayı hangimiz isteriz ki!

Onlarca manevi hastalıktan en baş belası olanlarından bir tanesi haset. Öyle ki Azazil’i şeytan yapan, Kabil’e kardeşi Habil’i katlettiren tedavisi müşkül bir maraz. Kıskançlık virüsü form değiştirip mutasyona uğruyor ve kardeşi kardeşin katiline çeviren bir hastalık virüsüne eviriliyor. Cemil Meriç gibi bazı yazarlar buna Kabil Kompleksi diyorlar. Hasetin katile dönüştürdüğü ruh, önce olay mahallinden kaçıyor, sonra vicdan azabını susturamadığından daha da saldırganlaşıp deli divane can veriyor.

Neden bu konuya girdim. Çünkü memleketimde bu hastalığın çok yaygınlaştığını müşahede ediyorum. Hastalığından habersiz Kabil Kompleksli birçok kişi var ortalıkta. En yakınındakinin başarılarını çekemeyen, bir şekilde kulp takan, hep güzellikleri örtecek bir bahaneyle nankörlük eden bi dolu insan. Kimin lafı olduğunu hatırlamıyorum ama çok doğru bir tespit olarak gördüğüm bir söz var: “Dostlarınızın üzüntüleri paylaşmak kolaydır. Zor olan kardeşlerinizin başarılarına sevinebilmektir” diye.

Bir deprem felaketi yaşadık ve herkes üzgün eyvallah da; neden depremin kahramanlarını alkışlayamıyoruz. Başarılara sevinemiyoruz. Bırakın alkışlamayı kimimiz, örneğin Suriyeli Mahmut’u neredeyse linç ediyoruz. Tabi bunu Kabil Virüsü öyle sinsice yapıyor ki taşıyıcısı dahi fark edemiyor. Bir bahane ile başarı küçümsenip öteleniyor veya başka taraftaki başarılara dikkat çekilerek gölgeleniyor. Mesela“askerimizi polisimizi methedin kardeşim” lafları dolanıyor. Kardeşim askerde poliste başımızın tacı. Onları her daim övüyoruz. Gerektiği yerde kim hak ediyorsa övülmeyi, onu da. Sen de öyle yapsana ağzın mı eğilir. Hadi elin kolun bağlı yerinden kalkamıyorsun. Bahanen çok, felaketzedelere yardıma gidemiyorsun, kim tutuyor senin dilini. Yok, senin derdin başka. Bizde böyle acılı günlerde bile kardeş kardeşi linç ediyor, katlediyor. Kabil virüsü, Kabil Hastalığını en şiddetli haliyle yaşatıyor ve mikrop yaşarken ruhları öldürüyor. “Ne yapmışlar ki canım. Mecbur yapacaklar vazifeleri. Falancayı methedeceğine filancayı methet” lafları gırıla gidiyor.

Cenap Şahabettin şöyle diyor: “Duranlar, yürüyenlerden daha fazla ses çıkarır.”

Depremde canhıraş çalışan devlet yetkililerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı veya gayretkeş kardeşlerimizi niçin takdir dahi edemiyorlar? Sırf kendi partisinden, kendi ideolojisinden, kendi dernek, sendika ne bileyim işte nesinden değil diye. Yapılan kahramanlıklar ve başarılar görmezden geliniyor. Hatta öldüresiye şekilde kıskanılıyor. Evet abartmıyorum. Kaç kişiden duydum: “Allah şu Erdoğan’ın canını alsın” diye!!! Yazıklar olsun! Kabil Kompleksini maalesef en çok Cumhurbaşkanımız üzerinde müşahede ettiğim ve çok üzüldüğüm için oraya vurgu yapmak istedim.

Bizde internet beğenileri bile yandaşlık veya karşılıklı beğeni esası üzerinden yapılıyor. Vahamete bak! “Bütün müminler kardeştir” Peygamber emri dahi hiçe sayılıyor, farklı hesaplara gidiliyor. Hesapların Yüce sahibi unutuluyor. Akla gelmeyecek büyük başarılar dahi, ruhlara sirayet etmiş, kabil virüsü yüzünden hasetle hiçe sayılıyor. Toplum her anlamda bozulmalar yaşıyor.

Deprem… Ve Yüce Sahip kendisini merhametle hatırlatıyor. Kendimize gelelim diye silkeliyor. Depremde biz de ölebilirdik. O’na her şey kolay. Merhamet etti, mühlet verdi ölmedik. Peki, geliyor muyuz kendimize? Görünen o ki maalesef…

Sende bende bir şey yok. Boşuna sızlanma. Şikâyeti bırak. Sınavın süresi uzatıldı. Doğru adımlar atmaya bak.

Afet fakirlerin başında be gardaş! Elazığ afet bölgesi ilan edilmiş edilmemiş, evi bile olmayan fakire ne!

Ölmek mi istiyorsun kardeşim karar senin. Öl o zaman. Lafımız kendi nefsimize ve biz gibi manen yaşamak, bu Kabil Marazından kurtulmak isteyenlere. Hastalığın tedavisi var. Mühlet verildi. Vakit de var. SEVGİ, KARDEŞLİK ve BİRLİK ŞUURU hastalıktan kurtuluşun reçetesi. Cevabı şuraya not bıraktığım Efendimin (AS) düsturlarında:

“Mü’minler ancak kardeştirler.”

“Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamaz.”

“…Birbirinizi sevmedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”

Baki selam ve daim muhabbetlerimle.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.