Bu yazımızda dünyaya yeni bir çağın kapısını açacak olan Nanoteknolojiden bahsetmek istiyorum.

Nanoteknoloji; maddeyi moleküler ve atomik seviyede kontrol etme ve bu anlamda 100 nm (nanometre, 1nm = metrenin milyarda biri, insan saç telinin on binde biri) yada daha küçük boyutta malzeme ve aygıt geliştirme bilimidir. Nanometre; atom ve moleküller içindeki en küçük mesafeleri tanımlamak için kullanılan bir uzunluk terimi olup, bu dört ila altı atomun yan yana sıralanmasıyla elde edilen uzunluğa tekabül eder. Nano parçacıkları ve Polimerler (100nm den küçük yapılar), Nanoteknolojinin temelini teşkil ederler.

21. yüzyıla damgasını vuracak olan ve bu alanda hem bilimsel hem de ticari yatırım yapmış ülkelere çağ atlatacak olan bu teknolojinin daha iyi anlaşılması, ve ülkemizin rakipleriyle kıyaslandığında hangi aşamada olduğunun daha iyi kavranması için öncelikle Nanoteknolojinin tanımına, hangi bilim dallarıyla ilişkilendirildiğine, hangi alanlarda kullanıldığına ve ekonomik anlamda ne ifade ettiğine değinilmesinin yerinde olacağı kanısındayım. Ve tabiki bu başlıkların en iyi şekilde analizini yapmak, ancak ve ancak, bu alanda şu an itibariyle ilerlemiş ülkelere benchmark yapmakla mümkündür ve bu elzemdir. Bu vesileyle ülkemizin bu yeni çağa nasıl hazırlandığının ve bu yeni dönemin hangi evresinde olduğunun anlaşılması konularında daha net bir fikir edinmemiz açısından yerinde olacaktır.

Malzemelerin; atom atom yada molekül molekül işlenmesi, ayrılması, birleştirilmesi veya bozulması ile ortaya yeni bir yapısal malzeme/madde çıkarma yada madde/malzemeye başka bir özellik kazandırma sanatı olan Nanoteknolojide; bir nano yapının fiziksel özellikleri, bağ yapısı, ve dolayısıyla mukavemeti bu yapının büyüklüğüne ve boyutuna bağlı olarak önemli değişimler gösterebilmektedir.

Yani malzemeler; nano boyutta, makro dünyadan farklı davranışlar gösterirler. Mesela; karbon atomlarından oluşan elmas iyi bir yalıtkan iken, bir nano boyutlu karbon atom zinciri; altın ve gümüş zincirlerinden daha iyi bir iletken yapıya sahiptir. Başka bir örnek verecek olursak; külçe şeklindeki altın başka maddelerle reaksiyona girmezken, nano boyuttaki altında bu durum tam tersi bir özellik gösterir.

Nanoteknoloji, molekülleri; elektrik akımı, mıknatıslık ve kimya ile manipule ederek, bunların kendi kendilerine düzenli bir şekil almalarını sağlar. Her şey bir çapraz teknolojisinde birleştirilmiş ve birçok dalda araştırmaya fırsat vererek sınırların ortadan kalkmasını sağlamıştır. Bu sebeple de; aygıt fiziği, malzeme bilimi, elektronik, kimya, biyoloji, tıp, IT, eczacılık, enerji, çevre tekniği gibi birçok bilim dalı da araştırma kapsamı içindedir.

Her ne var ki; kimya bilimi, bir çok konuda olduğu gibi bu alanda da ön plana çıkmaktadır. Malzemelerin; sürtünme, yapışma, suyu sevme yada sevmeme, biyolojik etkileşim ve benzeri “yüzey özellikleri” tamamen nanometre boyutundaki en üst katmanların kimyasal kompozisyonu ve morfolojisi tarafından belirlenir.

Türkiye’de 2000’li yılların başında kabul edilen ve ulaşılması zorunlu teknolojik faaliyetlerin en başında olan Nanoteknoloji için bir yol haritası niteliğinde olan “Vizyon 2023” stratejisine göre; öncelik verilmesi kararlaştırılmış alt Nanoteknoloji dalları şunlardır:

Nanofotonik, Nanoelektronik, Nanomanyetizma, Nanomalzeme, Doğal Organik Nano-Malzemeler, Doğal İnorganik Nano-Malzemeler, Fulerinler, Nanokarakterizasyon, Nanofabrikasyon, Nano ölçekte kuantum bilgi işleme, Nanobiyoteknoloji

Nano-Teknolojinin Kullanım Alanları; Malzeme ve İmalat, Nanoüretim, Nanoelektronik ve Bilgisayar Teknolojisi, Havacılık ve Uzay Çalışmaları, Tıp ve Sağlık, Çevre ve Enerji, Biyoteknoloji ve Tarım, Savunma Sanayi, Bilim ve Eğitim

Dünyada şuan tam bir Nanoteknoloji rekabeti yaşanmakta diyebiliriz. Gelişmiş ülkelerin şuanki mevcut teknolojiler alanında doyum noktasına ulaşmaları ve uluslararası rekabet karşısında kâr marjlarının düşmesi, bu ülkelerin gözlerini 21. yüzyılın teknolojisi olarak değerlendirilen Nanoteknolojiye çevirmelerine neden olmuş. Bu teknolojiye sahip olan ülkelerin geleceğide şekilllendirecek olması, konunun stratejik olarakta, ulaşılması gereken en öncelikli teknoloji olarak stratejik hedef listelerinde ilk sıraya oturmasını sağlamış. Bu denli hayati ve kutsal bir savaş.

Birilerinin firavunlaşırken diğerlerinin kölelestiği tarihi olaylardan ders çıkarılması gereken bir vaka. Unutulmamalıdır ki; nasıl ki kuantum teorisi bugün maddenin daha iyi anlaşılmasını sağlamışsa, Nanoteknolojiye hakim olanlar, yine bu teknoloji sonrası için de en iyi şekilde hazırlanmış olacaklardır.

Bugün bu teknolojik çağın gerisinde kalmak istemeyen birçok ülke Nanoteknolojiyle ilgili bir strateji ve bir hareket planı belirlemiş durumda. Bu planlamaların en temeline ise olmazsa olmaz iki önceliği koymuşlar; yetişmiş insan gücü ve bilimsel araştırma. Bu öncelikler için gelişmiş devletler ulusal araştırma merkezleri kurmuş, devlet teşvikleriyle birlikte de özel sektörün, üniversitelerin ve araştırma laboratuvarlarının bu kaynakları daha etkin kullanmalarını sağlayacak araştırma üçgenleri oluşturmuşlardır.

Her üç senede bir, genel bir Nanoteknoloji politikası belirleyen ABD’de (2016 Aralık ayında da bir rapor yayınlanacak) Nanoteknolojik faaliyetler, Ulusal Nanoteknoloji Girişimi (NNI) çatısı altında toplanmış ve Ulusal Nanoteknoloji Koordinasyon Ofisiyle de (NNCO) bu oluşum yönetilmektedir. ABD, 2017’de federal bütçeden $1,4 Milyar daha NNI fonuna ayırdığını belirtti.

Böylelikle NNI’ye 2001 yılından bu yana yapılan ödenek $24 Milyar bulmuştur. Şuan itibariyle NNI çatısı altında; Nanoölçüler bilimi, mühendislik, Nanoteknolojik araştırmaya yatırım yapan 11 kurum ve alt kuruluş bulunmaktadır: Ulusal Bilim Vakfı (NSF), Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH), Enerji Bakanlığı (DOE), Savunma Bakanlığı (DOD), Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST), İç Güvenlik Bakanlığı, Gıda ve İlaç İdaresi, Çevreyi Koruma Ajansı, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, Ulusal Mesleki Güvenlik ve Sağlık Enstitüsü, Tüketici Ürün Güvenliği Komisyonu, Ulaştırma Bakanlığı (Federal Karayolları İdaresi de dahil olmak üzere), Tarım Bakanlığı (Gıda ve Tarım Ulusal Enstitüsü, Orman Hizmetleri, Tarım Araştırma Servisi de dahil olmak üzere). Yine benzer şekilde, ABD enerji bakanlığı tarafından; Sandia, Argonne, Lawrence-Berkeley, ONRL araştırma laboratuvarları kurulmuş ve üniversitelerin özerk yönetimine bırakılmıştır.

Üniversitelerin, devlet kurum ve kuruluşlarının, Nanoteknolojiye yaptıkları büyük ölçeklerdeki yatırımlar düşünüldüğünde, ABD’de konuya verilen ehemmiyetin boyutu gözler önüne serilmektedir.

Şuan itibariyle; 1200’den fazla şirket, üniversite, laboratuvar ve diğer organizasyon, 50 eyaletli ABD’de Nanoteknoloji üzerine araştırma, geliştirme ve ticari olarak calışma yapmaktadır. Bu rakam son iki yıl içinde %50 lik bir artışla 800’den 1200’lere çıkmıştır. Boston, Raleigh, San Francisco, San Jose, Middlesex-Essex, Oakland, San Diego, Seattle, Austin, Houston, Chicago, Santa Ana, Worcester, Los Angeles Nanoteknoloji faaliyetlerinin en çok yürütüldüğü yerleşkeler olarak ön plana çıkmaktadırlar. California, Massachusetts, New York, Texas, Ohio ve North Carolina ise bu yarışta, Nanoteknoloji calışmaları yürüten şirketler, üniversiteler, araştırma merkezleri, laboratuvarı ve şirketlerinin sayısı bakımından en öne çıkan eyaletler. Diğer eyaletlerin hemen hemen hepsinde de, muhakkak, bir şirket, üniversite, organizasyon yada devlet kurumu Nanoteknoloji çalışması yürütmekte.

Malzemeler, araç ve gereçler, tıp ve sağlık, enerji ve çevre görüntüleme ve Mikroskopi şuan itibariyle ABD’li şirketlerin çalışmalarını sürdürdüğü Nanoteknoloji alanındaki önemli ticari ve kamu yararına yürütülen konu başlıklarıdır. Bunun dışında da, bilimsel, askeri, istihbarat, uzay alanları gibi birçok devlet politikasını ilgilendiren Nanoteknoloji çalışmaları, ya devlet yada devletin tayin etmiş olduğu kurum ve kuruluşlar bünyesinde gizli olarak yürütüldüğü de rakamlara yansımayan diğer bir gerçektir. 200’ün üzerinde üniversite ve devlet laboratuvarı ülke çapında Nanoteknolojik calışmalar yapmakta ve Harvard, Yale, Cornell, Stanford gibi tanınmış birçok üniversitede Nanoteknoloji merkezleri kurulmuş durumdadır.

Global markette, Nanoteknolojiye dayalı ürünlerin 2007 itibariyle $147 Milyar olan market değeri, 2015 itibariyle $3.1 Trilyonu aşmakta ve bu pastanın büyük dilimide ABD’li firmaların, organizasyonların ve üniversitelerin kasalarına girmektedir.

Avrupa Birliği de 2010’da bir acil hareket planı belirlemiş ve bu teknolojide ABD’yi yakalamayı amaçlamıştır. Her ne var ki, 2015 verilerine göre (İsveç, İsviçre, Hollanda, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık; Almanya öne çıkmış durumda!) son beş yıl baz alındığında ABD’nin hala çok gerisinde olduğu görülmektedir. Buna karşın, Avrupa Birliği Nanoteknolojiye verilen devlet teşvikleri bazında ABD’nin de üstündedir. Bu durum gerekli alt yapının kurulması ve beyin gücü istihdamı sağlandığı takdirde Avrupa Birliği açısından yukarı doğru hızlı bir ivme kazanabilir.

Çin’in yayınladığı makale sayısı bakımından dünyada ikinci sırada olmasına karşın, bu makalelerin kalitesi göz önüne alındığında çok çok gerilerde kalmıştır. Burda İran için de aynı durum söz konusu olup, zaten Tablo 2 ve 3’deki veriler de bunu doğrulamaktadır. Keza patent başvurusu ve onaylanan patent sayısı Nanoteknolojideki kaliteyi de göz önüne koymaktadır. Japonya ve Güney Kore ise doğuda öne çıkan iki ülke durumundadır ve Güney Kore’nin (Japonya’nın çok uzun süreden beri içinde bulunduğu ekonomik durgunluk ve çözüm üretmedeki yetersizlikleri ve dahi Çin’deki resesyon ve küçülen büyüme oranları da göz önüne alındığında) Nanoteknolojideki ve diğer teknolojik alanlardaki başarısıyla birlikte doğu’nun yeni Japonya’sı olma olasılığı yüksek gibi duruyor.

Aslında bu teknolojik rekabet; askeri ve istihbarat alanların dışında, her anlamda insanların hayatını kolaylaştıracak olması sebebiyle, kesinlikle global anlamda ticari düşünülmesi gereken bir bilim dalıdır. Zira yukarıda da bahsettiğimiz üzere; kullanım alanının çok geniş olması, rekabetçi fiyat anlayışı (ucuz), dayanıklılığı, mevcut teknolojiye uyum sağlaması ve güvenilirliği gibi bir çok başlıkta göz önüne alındığında, ekonomiye sağlıyacağı katkı payı şüphe götürmez bir gerçek olmaktadır. Kısacası; Nanoteknolojik ürünler, yeni pazarlar ve ekonomiye katkı demektir.

Yukarıda da belirttiğim üzere; global markette, Nanoteknolojiye dayalı ürünlerin 2007 itibariyle $147 milyar olan market değeri, 2015 itibariyle $3.1 trilyonu bulmuş durumda. ABD’nin 2018 yılı itibariyle, ürün bazında tamamen ticarileşme (burdaki ticarileşmeden kasıt; ABD’de, Nanoteknolojiyle ilgili yapılan her yatırımın, yani projenin ticari anlamda hayata geçirilmesi) hedefi zaten bilinen bir gerçek. Son yirmi yıldır Nanoteknolojiye yapılan yatırımlar düşünüldüğünde ve istatistiki veriler de göz önüne alındığında, bu hedeflerine ulaşabilecekleri ve eğer bu hedeflerini gerçekleştirdikleri takdirde de, Nanoteknolojinin global ekonomide kimin tekelinde olacağı da aşikar olmaktadır.

Nanoteknolojiyle ilgili gizli yürütülen devlet politikaları bilinmemekle beraber; Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) her yıl düzenlenen toplantıları sonunda alınan kararlar incelendiğinde (özellikle son beş yıl baz alındığında) ve her beş yılda bir hazırlanan Bilim Stratejisi değerlendirme raporu incelendiğinde (özellikle 2011-2016 dönemi), Türkiye’nin Nanoteknolojiyle ilgili kayda değer bir çalışması ve stratejisi bulunmuyor. Zaten, teknolojinin hızlı geliştiği bir dünya da, bu tür raporların beş yılda bir yayınlanması da düşündürücüdür.

2005 yılında TÜBİTAK tarafından Nanoteknoloji’nin de dahil edildiği, öncelikli sekiz teknoloji alanı belirlenmiş. TÜBİTAK; Nanoteknolojiyi, 2023’e kadar söz sahibi olmamız gereken teknolojik alanlar içinde ön sıraya koymuş bu raporda (vizyon 2023 stratejisi) ve bu zamana kadar bu alanlarla ilgili nitelikli çok az adım atılıyor ve dahası; kendi belirledikleri ve beş yıl içinde ulaşılması beklenen stratejik hedeflerin dahi gerisinde kalınmış gibi gözüküyor.

Birileri emretti diye hedef belirlemek kolay tabiki, bunun icin keza BTYK’da, kurula danışman olarak katılan bir profesör olmaya gerek yok, dünyadaki teknolojik gelişmeleri takip eden meraklı biri olmak da iş görür kanımca. Peki ya bu hedeflere ulaşılması için gerekli adımların atılması, devletin yetkili makamlarını yönlendirmek, bu yapılanları adım adım takip etmek vs. bu tür eleştiriler tabiki de çoğaltılabilir.

BTYK’nın toplantılarında alınan her bir karar proje bazında değerlendirilip yönetilmeli ki verim alınabilsin, yoksa tavsiyeden öteye geçmeyen bu düşünceler, ülkemizi layık olduğu medeniyetler seviyesine taşıyamaz ve çağın gerisinde bırakır.

ABD’deki veriler incelendiğinde; araştırmalara başlama tarihi, hemen hemen her üniversiteye ait bir araştırma lab kurulması, bu araştırmalar için ayrılan bütçeler, patent başvuruları, yayınlanan makaleler (kaliteli makaleler) ve tabiki hükümet politikaları. Kanımca, şu kolaylıkla yapılabilecek bir yorum: teknolojiyi ihraç eden mi, ithal eden mi olacağız? Zira amaç ihraç eden olmaksa; vizyon 2023 stratejisinde belirlenen politikalara tam anlamıyla bağlı kalınmalı ve UNAM, GÜNAM gibi araştırma merkezlerinin sayısının arttırılması, bu alanda bilim insanlarının teşviki ve AB Micro Nano Teknolojileri San., NNT NanoTeknoloji A.Ş, NUROL Teknoloji A.Ş gibi ticari düşünebilen firmaların sayısının arttırılması bu alanda ülkemizi bu yarışın içinde tutacaktır.

Son olarak Nanoteknolojiye ilgi duyan bir öğrencinin, internetteki bir blogta yazmış olduğu eleştiri yazısını paylaşmak istiyorum, keza durumu özetler nitelikte ve yorumsuz.

“İTÜ’de büyük harcamalar yapıldı nanoteknoloji için. Nano-Bilim ve Nano Müh. lisansüstü programı açıldı. Herkes büyük bir hevesle başvurdu ama kimse umduğunu bulamadı. Çogu öğrenci diğer bölümlere kaydı. Tabi daha yeni olduğundan sistem oturana kadar zaman geçecektir ama oraya bir heves başvuranlar adına kötü bir deneyim oldu.”.


Harun Atmaca Immigration Alevel Advisor 

Sorularınız için; [email protected]
[email protected]

http://iatal.co.uk/

www.immigrationalevel.com

Tel: +44 7432 886405

banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.