Öne Çıkanlar Türk-İngiliz işadamı Nuri Bulgurcu Festival THY Atilla Üstün

Turkish Press Röportaj: Cenk Sabah Tuzcu
Serra Erdoğan: Merhaba, ilk olarak kendiniz hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?
Cenk Sabah Tuzcu: Boğaziçi’nin karakteristik semti Arnavutköy’de, 1962 yılında dünyaya geldim. Çocukluğum, gençliğim ve yurtdışı bankacılık kariyerime başlayana kadar olan hayatım bu güzel semtin sokaklarında, Akıntıburnu’nun havasını soluyarak geçti. Galatasaray Lisesini ve Boğaziçi Üniversitesi işletme bölümünü bitirdim. 1986-2007 yılları arası İstanbul, Bahreyn, İrlanda, Almanya ve Hollanda’da yönetici kadrosunda bankacılık yaptım. 2007 yılından bu yana emekli olarak Datça’da yaşıyorum, evliyim ve 12 yaşında bir oğlum var. İngilizce ve Fransızca biliyorum. En büyük hobim ve tutkum çocukluğumdan bu yana sürdürdüğüm balıkçılıktır, tarih okumayı ve üzerine araştırma yapmayı çok seviyorum. İkinci üniversite olarak tarih bölümüne devam ediyorum, mesleki kariyerime yeniden başlamak mümkün olsaydı kesinlikle arkeoloji tahsili yapar ve o alanda çalışmak isterdim.

Sizce yazarlık nedir?
Her türlü düzenli yazma alışkanlığı yazarlıktır. Diğer yandan yazdıklarınızın edebi eser olup olmadığını siz değil, yayınlandıktan sonra okuyanlar ve edebiyat çevreleri takdir ediyor, bu boyut elbette işin sanat kısmı oluyor. Bunun da belli bir yaşı veya süreci yok gibi duruyor. Françoise Sagan, ‘’Günaydın Hüzün’’ ü yazdığında henüz on yedi yaşındaydı, aynı sene roman ortalığı birbirine kattı, filme çekildi, ödüller aldı.



Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?
55 yaşına gelince sıralama yapmak zorlaşıyor ama galiba beni en fazla etkileyen olay, 1972 yılının soğuk bir şubat sabahı biz üç kardeş el ele tutuşmuş ilkokula giderken yaşadığımdır. Abi olarak kardeşlerimden sorumluydum ve okul yolu üzerinde mutlaka geçmemiz gereken bir sokak vardı, silah sesleri sonrasında polisler bizi geri çevirmişlerdi, başka bir yolda yoktu okula giden. Sonradan Ulaş Bardakçı ve arkadaşları olduğunu öğrendiğimiz birkaç örgüt elemanı silahlı çatışmada öldürülmüştü, çocuk masumiyeti ile cenazelerin taşındığını görmüş ve çok korkmuştuk.

Kitabınızı nasıl yazmaya karar verdiniz?  Kitabınızın içeriğinden biraz bahseder misiniz?
Aslında çok okuyan ve düzenli yazan biriyim, 2014 yılı boyunca internet ortamında aralıksız olarak her gün yazıp arkadaşlarım ile paylaştım, bunlar bir müddet bekledikten ve dinlendikten sonra kitaba dönüştüler. Kitap benim yaşantımdan ve izlediklerimden biriktirip yorumladığım 144 adet denemeden oluşuyor. Edebiyatın en çok şiir ve deneme türlerini seviyorum, roman çok fazla ilgimi çekmiyor, roman yazacak kadar da sabırlı değilim açıkçası.



Hayal gücünüz çok geniş ve renkli olmalı. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Çoğu erkek gibi renkler konusunda yeteneksizim, hayal kurma gücümü de ölçemiyorum ama hayal kurma skalamın çok geniş olduğunu düşünüyorum. İlgimi çeken olayları çok iyi gözlemlerim ve hafızama kaydederim. Zamanı gelince bunlar önce hayal dünyamda evriliyorlar daha sonra yazıya dökülüyorlar.

Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı? (Örneğin çay, kahve içmek gibi)
Yazarken limonlu su içerim ama hiçbir şey yemem. Yazmadan önce yürüyüş yaparım ve bu esnada yazımı önce kafamda tamamlarım. Her zaman aynı masamda yazmayı tercih ederim. Üretken olduğum anlar genellikle sabah kahvaltısı ve kahvesi sonrasıdır. Türk edebiyatçıların aksine hiç çay içmem, bolca Türk kahvesi tüketirim. Bir de yazıma başlamadan önce en az bir saat, genellikle orijinal dilinde Fransızca şiir veya tarih üzerine Türkçe araştırma kitapları okurum.

Bir yazar için zaman ne demektir?
Edebiyatçılar zamanı bükme yeteneğine sahiptirler. Bunu en iyi şairler yapıyorlar, onun için edebiyatın en üst dalı şiirdir her zaman. Benim için zaman, üzerinde çok fazla ileri geri oynanabilecek bir oyuncaktır. Zamanın kendi açısından sabit, bizim açımızdan ise içinde yolculuk yaptığımız müddetçe akışkan ruhu olan bir boyut olduğuna inanıyorum.
Kendi alanım olan deneme türüne gelirsek, bağımsız olarak iç içe geçmiş saatler, günler ve yıllar ile uğraşmak hoşuma gidiyor.



Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor?
Gündelik siyaset sevmiyorum, yaşamda derinlik olmadan zevk alınamıyor. Günlük hayatın şımarttığı ve abarttığı hiçbir insan ve olay da kalemime yansımıyor. Absürt anlatımı ve sanatı, özellikle mizah alanında çok takdir ediyorum. Çevremize bakarsak bu konuda malzeme çok, en azından ben bolca yakaladığımı hissetmişimdir.

Ufukta yeni bir kitap var mı?
İlk kitabım İzle-yorum belki de tek kitabım olacaktı çünkü yazarken elbette edebi kaygılarım olsa da beğeni ve ticari kaygıdan azadeydim. O yüzden ilkine 1 diyemedim, ama kitap kısa sürede iki baskı yapıp yoluna devam edince kendime güvenim arttı. İzle-yorum 2, şu an baskıda ve kısmetse Ekim ayında, Cinius Yayınları’ndan çıkacak. Her sene bir kitap üretme idealim var. Bunun yanında haftada bir kez internet gazetesi Haber2e.com’da köşe yazılarım yayınlanıyor.



Bir yazar olarak okuyucularınıza mesajlarınız nelerdir?
Geleneksel olarak sözlü anlatımı tercih ediyoruz. Bununla birlikte az okuyan ve çok az yazan bir toplum olma istatistiğimizi düzeltmemiz lazım. Bunların biri diğerinden daha az önemli değildir ama yerleri çok farklıdır. Bizim gibi köklü ve çok farklı kültürleri binlerce yıldır bir potada eritmiş olan bir topluma bu kadar az okumak ve az yazılı eser vermek hiç yakışmıyor.

Okuma ve yazma öğrendikten sonra ne okumanın ne de yazmanın bir yaşı yok, yazdıklarımız mutlaka yayınlanacak diye bir beklentiyle de hareket etmemeliyiz. Bir bebek duymadan konuşmayı öğrenemez dolayısı ile önce okuma alışkanlığı geliştirmemiz sonra yazmaya gayret etmemiz gerekiyor.
Ben okurken mutlaka elime kalem alırım, satırların altını çizer, ufak notlar yazarım. Lisede felsefe hocamız ‘’elinizde bir kalem varsa okuduğunuz kitaba hitap edebilirsiniz, hatta hükmedebilirsiniz bile’’ derdi. Okuyucularıma da aynısını tavsiye ediyorum.
 
Bu güzel röportaj için teşekkürlerimi sunuyorum.
 

Biz teşekkür ederiz..

Röportaj: Serra Erdoğan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurten Yalçın Erüs 3 yıl önce

Zihnindeki pırıltıyı yazıya dökebilen, sohbeti hep özlenen usta kalem...

Avatar
Filiz Özen 3 yıl önce

Selamlar kıbrıstan