Turkish Press Röportaj: Murat Kayalı
Serra Erdoğan: Merhaba, ilk olarak kendiniz hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?
Murat Kayalı: 1963 Bursa doğumluyum ve 1975 yılından beri Almanya`da yaşıyorum. Otuz yıl kadar bir süre Kuzey Ren Westfalya Eyaletinde bulunan Krefeld şehrinde yaşadım. Krefeld eskiden ipekçiliği ile ünlü bir şehirdi, annemin mesleği dokumacılık olduğundan, 1960 yılında buraya işçi olarak geldi ve akabinde de ben ve kardeşlerim. İlkokulu Bursa`da, ortaokulu ve meslek okulunu burada okudum. Yaptığım işler ve mesleklerim çok. Bahçıvanlık, garsonluk, balık taşımacılığı bunlardan bazıları. Bütün bu işleri yapmama rağmen ben kendimi her zaman bir sanatçı olarak gördüm. Henüz on altı yaşımda şiirler yazmaya, yirmi yaşımda resim yapmaya başladım.Bu güne Kader Almanya`da yirmiyi aşkın kişisel ve toplu sergilerim oldu, beş şiir kitabım yayınlandı. Şair ve ressamlığımın yanına gördüğünüz gibi şimdi de yazarlığı ekledim. 2002 yılında, halen yaşamakta olduğum Radolfzell şehrine taşındım. Konstanz Gölü`nün kıyısında ufak ve şirin bir şehircik. Burada yazın çalışmalarıma devam ediyorum.


 
Hayatınızda en fazla iz bırakan olay ve durum nedir ?
Öncelikle, henüz çocuk yaşımda yaşadığım ilk göç gelir. Almanya`ya gelmemiş olsaydım hayatım nasıl olurdu sorusu kafamda hep oluşmuştur. Babamın erken yaşta ölmesi yine bir iz bırakan olaydır. Hayatımın en belirgin dönüm noktası eşimle tanışmam ve evlenmemdir. Bütün hayatımı olumlu yönde değiştirmiş en önemli olaydır. Tabii ki bir sürü doğumlar, ölümler ve ayrılıklar vardır bende iz bırakan ama en başlıcaları bu söylediklerimdir.
 
Sizce yazarlık nedir ?
Kimseye yazar ol diye kırmızı mühürlü mektup gelmiyor. İnsan neden yazar oluyor? Herhalde bir tane tanımlaması yok bu işin. Beş tane de değil, bir sürü tanımlaması var. Kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, her yazarın içinde daha çok kişilerce sevilmek, anlaşılmak isteği var. Bunlar olmazsa, yazar, beni gelecek kuşaklar anlayacaklar inancını taşır. Demek oluyor ki, yazarın yazdıkları kendisi kadar da, başkaları içindir. Her yazan bir Dostoyevski, bir Moliére veya bir Yaşar Kemal olmuyor. Yazarlık, çok yaşamış, kendi yaşamını zenginleştirmiş, belirli bir insanlık aşamasına varmış kişilerin işidir. Bütün diğer işlerde olduğu gibi, yazarın eti kemiği de günün yaşantısından ayrılamıyor ama buna rağmen başkalarının gerçeğine kendine ait yazılı bir gerçeği koyabiliyor. Yazdıkları başkaları tarafından okunan kişidir.

 
 
Kitabınızı nasıl yazmaya karar verdiniz ?
Buna hayat karar verdi demek daha doğru olur. Normalde insanlar karşılıklı konuşarak, birbirlerine söylemek istediklerini söylerler ama konuşmak istediğiniz insanlarla dargınsanız veya hayatın bir dönemecinde yollarınız ayrılmış veya o insanlar artık bu dünyadan gitmişler veya da henüz bu dünyaya ayak basmamışlarsa, onlara söylemek istedikleriniz içinizde kalır. Benim de kaybettiğim çocukluğuma ve bir çok başka insana söylemek istediklerim vardı ve bunları uzun yıllardır içimde taşıyordum. Eski resimlerin içinden çıkıp gelen bir çocuk ve hayatın kendisi birlik olup üzerime geldiler ve bana yazmamı söylediler. Bana, onların bana ve insanlara anlatmak istediklerini yazmak kaldı.Yazmayı sevdiğim için ikna oldum ve yazdım. Okuma ve yazma bilmeyen annemin anıları kaybolmasın, çocukluğumun geçtiği mekanların izleri silinmesin ve bir zamanlar hayat o insanlar için oralarda nasıldı unutulmasın diye yazdım. Kitabın içeriğini kısaca özetlersek, Yazar, çocukluğu ile sohbet ederken, kendisini, annesini, kardeşlerini, Bursa’yı hasretle anlatıyor. Cilimboz Deresi’nde yaşadığı her an çok kıymetli ve özel. Sanırım en çok duygulandığım kısım yeğenlerime yazdığım mektuptu. Bu arada Bursa’yı sevenler ve merak edenler için kesinlikle güzel bir kılavuz niteliğinde bu kitap. Ufak bir tarihi gezintiye hayır diyemiyorsunuz. Kitapta mutlaka kendinizden, çocukluğunuzdan hatta belki ailenizden tanıdık anlar okuyorsunuz ve yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz.


 
Hayal gücünüz çok geniş ve renkli olmalı. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Sonsuz ve rengarenk diyebiliriz. Hayal gücünün her insanda geniş ve renkli olduğuna inanıyorum, yaratıcı insanlarda bu dışa vurduğu için belki daha geniş bir hayal gücüne sahip olduklarını sanıyoruz. İnsanlar mağara devrinde yaşarken bile hayal kurdukları için biz bu günlere geldik. Doğa bu kadar kalabalık, renkli ve sonsuzken bizim hayallerimizin sınırlı olması mümkün değil. Ben de her insan gibi gerçek bir dünya ile gerçek üstü bir dünya arasında seyahat etmeyi seviyorum. Ben hayalleri, insanların henüz bir çocukken kendilerine verdikleri sözler olarak görüyorum, kimimiz bu sözleri tutuyor kimimiz unutuyor. Ben Kendi hayal dünyamda büyümeyen ve sürekli dünyayı güzelleştirmek isteyen bir çocuğum.


 
Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı? (Örneğin çay-kahve içmek gibi )
Olmaz mı, tabii ki var. Ben bunlara alışkanlık diyorum. Yazarken sessiz bir ortamda yazıyorum. Kendi çalışma odamda ve masamın başında olmalıyım. Üretken olduğum vakitler genelde gecenin durgun ve sessiz vakitleri oluyor. Yazarken müzik dinlemeyi seviyorum, arka fonda enstrümental şark tınılarıyla bezenmiş bir etnik caz parça muhakkak çalıyor. Yazma sürecinde müzik benim yol arkadaşım. Kesinlikle ve muhakkak geniş bir yelpazede araştırma yapma alışkanlığım var, okumadan ve araştırmadan yazmam. Bunların dışında ritüellerim yok diyebilirim. 
 
Bir yazar için zaman ne demektir?
Zaman eşittir yaşamdır. Yazarlığınızdan para kazanıyor ve başka bir iş yapmıyorsanız bu sizin yazmak için daha çok zamana sahip olmanızı sağlar. Çalışma haricinde zaman ayırmanız gereken bir sürü başka mecburiyetlerimiz daha var. Sosyal yaşam, aile ve benzerleri gibi ve buna üstelik olarak çok hızlı bir çağda yaşıyoruz, zaman kısıtlılığından çok insanın şikayetçi olduğunu görüyoruz. Zaman hepimiz için kıymetli bir değer. İnsanlar maalesef zamanı, zaman eşittir para olarak görüyorlar ve sürekli bu koşuşturma içindeler. Ben bir yazar olarak zamandan çalıyorum. Yazmak için bana gerekli olan payımı dokunulmaz kılıyorum, hiç bir para veya başka bir değer bu zamanı benden satın alamaz. Zaman ne yavaş ne de hızlı, her gün yirmidört saat, bu yirmidört saat içinde kim ne yapmak istiyor veya ne yapmak zorunda bunu en iyi insanın kendisi biliyor ve belirliyor. Seneca`nın zaman üzerine söylediği, “ Az olan zaman değil, az olan kendimize ayırdığımız zaman.” sözünü benimsiyorum.


 
Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor ?
Hayat kalemimin ta kendisidir. Benim yazdıklarımla hayat ve insanlar arasında bir kopukluk söz konusu olamaz. Yazar dediğimiz insanlar da nihayetinde insandırlar ve bu dünyada yaşarlar. Uzaylı değiller. Zamanımızda aydınlar halkla, halkın yaşadıklarıyla o kadar içiçe ki... Bütün bu yaşadıklarımızın dışında kalmak imkansız. Üstelik insanlar için yazarken, onların günlük gerçeklerinin dışında kalamazsınız. Benim günlük yaşamımın belki tek farkı, onlar çabucak geçip giderken, ben elimde bir büyüteçle durup bakıyorum. Gerçek bir yazar, bütün imkanlarıyla insanın gerçeğine eğilir. Toplumun koşullarının, meselelerinin içinde yüzde yüz bulunmak zorundadır. Fildişi kulelerde yaşamak masalcıların işidir yazarların değil.
 
Ufukta yeni bir kitap var mı ?
Evet var, önümde duran ve yazmakta olduğum iki kitap var. Bir tanesinin üzerinde üç yılı aşkın süredir çalışmaktayım ve henüz ismini koymadım. KENEF isimli diğer kitabım daha ileri safhada ve kısmetse önümüzdeki yıl yayınlamayı diliyorum. Onbeş yaşında tuvaletçiliğe başlayıp, ellili yaşlarında bir sanayi imparatoru olan bir adamı anlatıyor. Hayallerimizin, öğrenmenin ve azmin bir insan için ne kadar önemli olduğunu görüyoruz bu kitapta. İlginç olan, ilk romanımda olduğu gibi yine bir çocuğun ağzından dinliyoruz yaşananları.


 
Bir yazar olarak okuyucularınıza mesajlarınız nelerdir?
Genel olarak biz insanların isteklerinin ortak olduğundan yola çıkarak yani güzel bir dünya, iyi insanlar ve barış istediğimizi varsayıyorum. Bütün bunların olması için hepimize düşen görevler var. Her şeyden önce insan olmaya uğraşmalıyız. Zaman zaman çocukluğunuza dönün ve dünyaya çocuk gözüyle bakın. Çocuklar bizim iyi insan olmamızı kolaylaştırıyor. Merakınızı, öğrenme isteğinizi, yaşama sevincinizi kaybetmeyin ve gülüşlerinizi çaldırmayın. Novalis`in “ İnsan olmak sanattır,” dediği gibi iyi sanat iyi insan olmaktan geçer. Dünyayı ve insanlığı kurataracak en önemli şeylerin başında barış, bilim, özgürlük ve adalet gelir, bunlardan vazgeçmeyin derim.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.