Turkish Press Röportaj: Prof. Dr. Doğan AYDAL
Serra Erdoğan: Merhaba, ilk olarak kendiniz hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?
Prof. Dr. Doğan AYDAL: Doğan AYDAL 1976 yılında Hacettepe Üniversitesi Mühendislık Fakültesinden Maden Jeolojisi Yüksek Mühendisi olarak mezun olmuştur. İngilizce eğitimini International House, Hastings; Master ve Doktora eğitimini ise Leeds Üniversitesi-İNGİLTERE’de tamamlamıştır(1976-1980).
Kısa dönem askerlik öncesi ve sonrasında, M.T.A. Genel Müdürlüğü çeşitli birimlerinde çalışan AYDAL,1982 yılı sonunda Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Y. Doç.Dr. ünvanı ile göreve başlamış ve 1991 yılında Doçent unvanı almıştır. 1994 yılında bir dönem ABD Cincinnati Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünde misafir öğretim üyesi olarak bilimsel araştırmalarda bulunmuştur. 2000 yılından itibaren Ankara Universitesi Mühendislik Fakültesinde Öğretim Üyesi (Prof.Dr.) olarak çalışmaktadır. Madencilik, Enerji politikaları, Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemleri üzerine uzmandır.
Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, Başbakan Danışmanlığı, T.B.M.M.’de Danışmanlık, Sümer Holding Yönetim Kurulu Üyeliği, A.Ü. Senato Üyeliği,  Yüksek Okul Müdürlüğü ve Afrika Çalışmaları ve Araştırmaları Merkezi Müdürlüğü gibi idari görevlerde de bulunan AYDAL, Amerika, Afrika, Avrupa ve Asya kıtasındaki 60 ülkede, çeşitli araştırma, inceleme ve gezilerde bulunmuştur.
Çeşitli konularda yazılmış 13 Kitabı da bulunan Aydal’ın, yurt içi ve dışında birçok makale ve tebliği bulunmaktadır.” Maden Savaşları”,” Petrolsüz Dünya”, “Enerji Kan Kokuyor”, “Sular Kızıl Akacak” ve “Enerjiye Açılan Karanlık Kapılar” adlı kitapları toplum tarafından çok tanınmış ve bu kitaplar üzerine 14 ayrı TV kanalında 60 TV programı yapılmıştır. Ayrıca bu kitaplar ile birçok gazete ve dergide onlarca röportaj yayımlanmıştır.


 
Sizce yazarlık nedir?
Yazarlığın da bir tür Allah vergisi olduğuna inananlardanım. Tıpkı ressamlık, heykeltraşlık, müzisyenlik, hatta aşçılık gibi, bu sanat dalı da bir tür özel kabiliyettir. Bu kabiliyetinizin olup olmadığına ise maalesef siz değil, okuyucularınız karar vermektedir. Çok iyi bir bilim adamı olabilirsiniz, çok iyi bir eleştirmen olabilirsiniz, çok iyi bir gözlemci olabilirsiniz, ancak seçtiğiniz konuda ifade gücünüz yok ise, yüreklere dokunamıyorsanız, yazılarınız rahat okunup algılanmıyorsa, okuyucunun duygularına tercüman olamıyorsanız, okuyucu kendinden bir şeyler bulmuyorsa, kendiniz yazar, kendiniz okursunuz. Belki yakın çevreniz de ayıp olmasın diye okur veya okumuş gibi yapar. Seçtiğiniz konu, kültürünüze, bilgi dağarcığınıza ve en önemlisi kişiliğinize de uygun olmalıdır.



Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?
Birçok iz bırakan konu tabii ki var! Hangisini söylesem diğerinin gönlü kalacaktırJ
 
Kitaplarınızı nasıl yazmaya karar verdiniz?  Kitaplarınızın içeriğinden biraz bahseder misiniz ?
Üniversite Öğretim üyeliği sebebiyle çeşitli konularda 8 kitap yazmıştım. Ancak bunlar dar bir çevrede kaldı ve çok tanınmadılar. Bu biraz da bilimsel ağırlıklı kitaplar olmaları sebebiyleydi diye düşünüyorum. Afrika’da iken yazdığım ve 2007 yılında yayımlanan  “Maden Savaşları” kitabını sade vatandaşımızın da rahatlıkla anlayacağı bir üslup ile yazdım. Kitap basın yayın organları, televizyonlar ve vatandaşlarımızdan büyük ilgi görünce ve çok ses getirince hem yeni yazım üslubumu bulmuş oldum, hem de yeni kitapların konusu ne olmalı konusundaki fikirlerim berraklaşmaya başladı ve arkası her sene bir kitap olarak geldi.
Kitaplarımda seçtiğim konu her ne ise( Maden Savaşları, Enerji Savaşları, Su savaşları, Dünya Derin Devleti, Biyolojik Savaşlar, Casusluk hikayeleri vb) farklı ülkelerde ve Türkiye’de gerçekleşmiş 12-14 ayrı konu başlığından oluştu. Her bölümün ana konusu aynıydı ama ülke ve hikâye edilen konu farklı olarak sunuldu. Kitaplarımda, genelde, yedi konuyu yurt dışındaki ilginç hikâyelere ayırdım. Diğer yedi konu ise daima Türkiye’den oldu. Kitaplardaki her bölüm kendi içinde bittiği ve sonraki bölümü ana konu dışında ilgilendirmediği için çok kolay okunur hale gelmiş oldu.
Aslında yazdığım konular sade vatandaşlarımızın pek de okumak isteyecekleri konular değildi. Hele bir de ünvanlı ismi görünce ders kitabı sanılarak okunmayabilirdi. Benim de en büyük zorluğum bu noktada oldu. Az bilinen veya hiç bilinmeyen öyle konular seçmeli ve öylesine bir üslup ile anlatmalıydım ki, okuyucu kitabı elinden bırakamasın. Bunu başardığımı sanıyorum.


 
Hayal gücünüz çok geniş ve renkli olmalı. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Belki de mühendis olmanın verdiği bir alışkanlık ile ben pek hayal ederek yazmıyorum. Önce yazacağım konu ile ilgili parçalar, ilginç özellikleri beliriyor gözümün önünde. O konuda iyi bir araştırma yapıyorum ve sonra parçaları birleştirip güzel bir resim oluşturmaya çalışıyorum. O yüzden bilmediğim konulara girmiyorum. Gerçi günümüz Türkiye’sinde Dinin gerçeğini bilmeden dini, aşık olmadan aşkı yazanlar var; Ama bu kişilerin yüreklere dokunabildiğini pek sanmıyorum.
 
Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı? ( örn. çay-kahve içmek gibi )
Sessiz bir ortam, çay, bitki çayı ve çok az kahve. Hepsi bu kadar.
 
Bir yazar için zaman ne demektir?
Kitaptaki her konuyu ayrı ayrı hikâyeler olarak tasarladığımdan yazarken de çok kolayca yazıyorum. Her parçanın araştırması bittikten sonra bir başlıyorum, konu ne zaman biterse o zamana kadar geceleri yazıyorum. Yani üç sayfa bugün yazayım, beş sayfa yarın yazarım gibi bir teknik kullanmıyorum. Böyle bir yazış tarzının doğru olduğunu da düşünmüyorum. Zira, dikkatli bir okuyucu farklı zamanlarda farklı halet-i ruhiye ile yazılmış paragrafları çok kolaylıkla ayırt edebilir.
Bütün parçalar bittikten sonra kitaptaki akışkanlığı sağlamak için konu sıralamasına çok özel bir önem gösteriyorum. Okuyucunun yorulacağını hissettiğim yerlere diğer konulara oranla daha ilgi çekebilecek konuları serpiştirip okuma akışını düzenliyorum. Eğer okuyucu bir sonraki sayfayı merak etmiyorsa kitap o noktadan itibaren terkedilmeye başlıyor demektir.


 
Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor ?
Yazma bir istek üzere gerçekleşirse, konular beyinde hızlıca şekilleniyor, güzel ve etkili oluyor. Eğer yeni bir şey yazmaya hazır değilseniz yazmamanız daha akıllıca olur. Bir de kafanızda çözmeniz gereken birçok problem varsa önce o problemlerin çözülmesi daha doğru olur. Aksi halde, yazdıklarınıza,  çarşı, pazar, gaz, tuz, eğitim, makam derken çok şey karışır ve ortaya çıkan beyninizin oluşturduğu ortaya karışık bir salata olur.

Ufukta yeni bir kitap var mı ?
Önceki Kitaplarıma ilaveten 2007-2012 yılları arasında peşpeşe beş kitap yazdıktan sonra durdum. Şimdilik hiçbir şey yazmak istemiyorum. Ne zaman yeni bir kitap yazma arzusu oluşur, onu da bilmiyorum.



Bir yazar olarak okuyucularınıza  mesajlarınız nelerdir?
Okuyucularıma değil ama bir kitap yazmayı arzu eden okurlara bir tavsiyede bulunabilirim. Yazacaklarınıza, fikren, bilgi olarak, fıtraten hazır değilseniz ve yazacaklarınızı beyniniz ve yüreğiniz tam onaylamıyorsa yazmayın!



Roportaj: Serra Erdoğan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.