Öne Çıkanlar iki kere ben Kumrular Bahri Gördebak maradona kovid19

Turkish Press Röportaj: Tolgahan Uzun
Serra Erdoğan: Merhaba, ilk olarak kendiniz hakkında bizi biraz bilgilendirir misiniz?
Tolgahan Uzun:
28.10.1985 tarihinde Zonguldak ilinde doğdum. Babam Türkiye Taş Kömüründe çalıştığı için 17 yaşıma kadar Zonguldak ilinde yaşadık. Daha sonra memleketimiz olan Trabzon iline taşındık.  Okumayı ve yazmayı seven biriyim. Okumayı o kadar çok seviyorum ki sırf bu yüzden iki üniversite bitirdim. Bunlardan biri Harita Teknikerliği diğeri Jeoloji Mühendisliği bölümleri ama bunlarda yetmiyordu bana. Bunun yanında Felsefe, Fizik ve Teolojiye de ilgim vardı. Bu yüzden bu alanlarda da kendimi geliştirmeye çalıştım ve çalışıyorum.
Ama hiçbir vakit amacım para kazanmak olmadı aksine benim için en önemli şeyler; öğrenmek, sorgulamak ve çocuklar oldu. Ben ne para ile huzur içinde yaşamak isterim ne de körü körüne inanmak zorunda bırakıldığım şeylerle sorgulamadan düşünmeden bir yaşamı arzularım. Bir de benim için önemli olanlar arasında çocukları da söyledim o kısmı diğer sorularda açıklayacağım.

Sizce yazarlık nedir ?
Yazarlık; dile getiremediğimiz duygularımızı ve düşüncelerimizi kağıta dökmektir. Bazen konuşmak ister yazar ama konuşamaz çünkü anlamaz insanlar onu. Belki anlasalar yargılayacaklardır onu. Yazarın yargılanmaktan korktuğunu düşünebilirsiniz ama yazar yargılanmaktan korkmaz, aksine o yanlış anlasılmasından çekinir. Yanlış anlaşılmasından dolayı da kimsenin üzülmesini istemez. O yüzden onu en iyi anlayacak olan kağıta döken duygularını ve düşüncelerini. Bir nevi ona insanlarla kendisi arasında bir elçi görevi verir. Böylece kağıt bir elçi oluverir yazar ile okur arasında. Yüklenir ona hem olumlu hem olumsuz eleştiriler ve onun sayesinde hem okur hemde yazar eksikliklerini giderir ve bu sayede her iki tarafra  kendilerini geliştirmiş olur.



Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?
Hayatımda iz bırakan çok fazla olay var lakin ben sadece birinden bahsetmek istiyorum. Benim üniversiteden Malatyalı bir dostum vardı. Kendisi bizim gibi Jeoloji Mühendisliğinde okuyordu ama kendini Sinemaya adamıştı. Yönetmenlik tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. Kendisi birkaç tane kısa film de yönetmiştir. Benim en iyi arkadaşlarımdan biri olduğu için beni iyi tanırdı ve bendeki yazma tutkusunu bildiği içinde bana sürekli artık bir şeyler karalamam gerektiğini söyleyip dururdu lakin ben üşengeçlikten adam akıllı bir şey yazmazdım. Daha doğrusu yazdığın şeylerin devamını getirmezdim. Arkadaşım bundan yaklaşık dört yıl önce İstanbul dan Ankara ya yazdığı bir senaryo için görüşmeye giderken trafik kazası geçirip yaşamdan bağlarını koparmak zorunda kalmıştı. Açık söylemem gerekirse ben birkaç yıl onun ölümünden dolayı kendime gelemedim ve hala da acısını yüreğimde hissetmekteyim. Onun vefatından birkaç yıl sonra kendi kendime dostum haklıydı diye düşünmeye başladım. Yazmalıyım. Üşengeç ve korkak olmamalıyım. Ve ilk kitabımı onun gerçekleştiremediği hayali üzerine yazdığım roman ile gerçekleştirdim. “Hayaller Sözcüklerde Gerçekleşmiş” romanıyla ilk kitabımı çıkardım. Gerçi çok amatörce olmuştu ama hiç olmazsa dostumun anısını gerçekleştirmiş oldum.

Kitabınızı nasıl yazmaya karar verdiniz ? Kitabınızın içeriğinden biraz bahseder misiniz?
İkinci kitabım olan “Tanrı İyi, Peki İnsan?/Felsefe Okulu-1” isimli kitabımı ise Teolojiye duyduğum ilgiden dolayı yazmaya başladım. Din Felsefesi tarzında kurgusal bazda yazdığım bir roman oluşturmaya çalıştım.
Kitabın içeriği;
Yıl 2125

Mezmur (Zebur) 5/4-6
Çünkü sen kötülükten hoşlanan Tanrı değilsin, kötülük senin yanında barınmaz. Böbürlenenler önünde duramaz, bütün suç işleyenlerden nefret duyar, yalan söyleyenleri yok edersin. Ya Rab; sen eli kanlılardan, aldatıcılardan tiksinirsin.
Eğer Tanrı hem güçlü hem de kötülüğü ortadan kaldırmak niyetinde ise bunca kötülük nasıl oldu da var oldu? 
                                                                                                                           David Hume 
Ünlü filozof Aristoteles 'in şu sözü felsefesinin bir nevi tanımı yapmaktadır :"Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler." 
Tanrı'yı, kendimizi, ruhu, evreni, iyiliği ve kötülüğü, sanatı ve müziği, sevgiyi ve sağduyuyu, bilgiyi ve düşüncenin yapısını bilmek, haklarında bilgi sahibi olmayı isteriz. Bilmek ve bilgi sahibi olmak hakikate giden en doğru ve dolambaçsız yoldur. Bu yüzden iyiyi ve kötülüğü bilmek isteriz ve tanımak isteriz. İyiyi ve kötülüğü tanımadan önce hissettiğimiz acı ve huzuru anlamaya çalışırız. 

Kitabımızda beş karakterimiz var. 
Nasıra, Kindi, Yeşaya, Alexıs ve Serena
 
Nasıra, Hıristiyan inancına sahip Yahudi kökenli bir ailenin tek çocuğu soyları 12 havariden biri olan Alfay oğlu Levi 'nin soyundan geliyor. 



Düşünmeyi, sorgulamayı seven, felsefeye ilk adımını 9 yaşında atan iki büyük insanı kendisine rol model alan(Biri İsa diğeri Sokrates) biri, ama babası tıp okumasını isteyen kendisinin ise felsefe okumayı istemesi felsefeye aşık biri babası felsefede bir gelecek olmadığı düşüncesindeydi.  Bu yüzden Tıp'a adımını atıyor istemeyerek, derslerle ilgisi yok 
Hayatını değiştiren olay Antropoloji hocasının sorduğu soruya verdiği sınav kağıdıyla değişiyor.
Soru ne mi? İnsan vücudu size neyi anlatıyor? 
Herkes klasik olarak cevap verirken Nasıra soruya soru ile cevap veriyor. 
Hocası gözlerinin içinde Aristo, Sokrates Descartes ve Spinoza 'yı görüyor. Üniversite yönetimi ile görüşüp Felsefe bölümüne alınması için uğraşıyor ve bölüme kabul ediliyor. 
O kadar felsefeye aşık ki şu sözlerle ifade ediyor:
"Ben ilk adımlarımı attığım andan itibaren son adımlarımı atana kadar o bölüm içinde soluk alıp vermeye devam edeceğim." 

Kindi 
Arap kökenli babasının teşviki ile Tel-Aviv Ezra Üniversitesi’ndeki Felsefe Bölümü'ne girmeye hak kazanıyor. 
Nasıra gibi Kindi de dindar bir aileden geliyor. 
Babasının İslam Filozoflarının Gazali ve El-Kindi'ye ilgisinden dolayı oğlunun adını Kindi koyuyor. 

Yeşaya 
Yahudi bir ailenin iki çocuğundan biri 
İsmini M.Ö 8.yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Yeşaya Peygamber'den almıştı. 
Psikolojiye duyduğu ilgisinin yanına Felsefeyi de ekliyor. Fakat Üniversite de Felsefe okumayı tercih ediyor. Kendisi için değil kardeşi için.

Alexıs 
İskoçyalı aşırı dindar denilebilecek Katolik Hıristiyan bir aileden geliyor. Daha sonra evrim teorisi kitaplarından sonra evrim teorisine göre canlıların ve dünyanın ilk yaratılışlarının Tevrat ile çeliştiğini fark ediyor. Ateist oluyor. 
Serena 
Kitaplarının sayfalarını belli bir şekilde kesip dağıtan biri ailesi kilitli dolap yaptırıyor bu çare olmuyor. Kilidi bozuyor. Ailesi Psikiyatriste götürüyor. Kitapları ve yazılı defterleri kesip resimlerini saklıyo ve kestiği yazılarla kendi düşüncelerini deftere yazıyor. Serena'nın ailesi herhangi bir dine inanmayan ve yaratıcıyı da kabul etmeyen birer ateist Serena ise ailesi ile aynı kanıda değil Ona göre evreni yaratan bir varlık olmalıydı. 
Ve böylece beş öğrenci Tel -Aviv Ezra Üniversitesi’nin Felsefe Bölümü'ne kayıtlarını yaptırıyor. 
 
Genç Filozoflarımız üç büyük din için de önemli olan ve bunun yanında insanlık tarihinin merkezi sayılan bu topraklarda felsefe eğitimi görmek için ilk büyük adımlarını atmış oluyorlardı. Ortadoğu, her ne kadar insanlara acı vermiş olsa da birçok insanın ve devletin kaderine de yön vermiş kutsal topraklardı. 

Felsefe Bölümü'nün giriş kapısına giden yolun her iki yanı insanlık tarihine damga vurmuş Filozoflarının heykelleriyle süslü Sokrates, Thales,Aristoteles, Anaksimander, Demokritos, Descartes, Hegel ve Karl Marx ihtişamları ile süslü giriş kapısının üzerinde hem İbranice hem Arapça hemde İngilizce olarak şöyle ilginç bir söz yazıyordu :

" İLK ADIMINI İÇERİYE ATMADAN ŞİMDİDEN DÜŞÜNMEYE BAŞLA ; BU ADIM NİYE ATILIYOR DİYE... "
Şu cümlenin muhteşemliğe bak. 
İlk ders başlar ve Hocalar derse girer. 
Bunlar 
Varlık Felsefesi Hocası Parmegoros 
"Önümüzdeki derse aynı bu derstte olduğu gibi varlığınızla gelin, sakın varlığınızı unutmayın yoksa ders almam." 
Durun Türk Öğrencimiz Göktürk de var. 

Ailesi onu Amerika'daki yüksek bütçeli üniversiteye göndermek istese de onun eğitiminde paranın yeri olmamalıydı.
Ailesi Türk -İsrail ilişkilerinin dalgalı bir seyir izlemesinden dolayı korkuyor ama Göktürk 
Ezra Üniversitesi’nin başarılı bir öğrenci oluveriyor.
Bölüme başlıyor ve ilk iki yıl Bölüm Birincisi oluyor. Durun burası çok şaşırtıcı
İkinci sınıfın sonunda okulu bırakıyor.
Peki neden bu kararı alıyor. Düşüncesini kitabı okuyunca göreceksiniz. 

İkinci ders Ahlak Felsefesi Hocası Prf.Farabilna 
Babası Farabi 'ye olan ilgisinden dolayı oğlunun adını onun ismini koyuyor.  
Farabilna 'daki 'ına ' eki ise Silna ismini son üç harfinden oluşmaktadır. Silna, Farabilna 'nın annesinin adıydı. Doğum sırasında fazla Kan kaybından vefat ediyor. 
Deste Ilk Tartışma başlıyor. 
Dinlerin varlığı ve var olma sebepleri.
Beş öğrenci hoşgörü çerçevesinde düşünce aktarıyor. 
İlk sınavı Prof, Newstone yapıyor. 
Sınavların için beş mekan seçiliyor. Beşeri öğrenci gönderiliyor. Öğrencilerin bulundukları mekanlar üzerinden sorulan sorulara cevap vermesi isteniyor.
O kadar ilginç sorular var ki okuyunca şaşıracaksınız ve Öğrencilerin verdikleri cevaplara da ve sizde sohbete gireceksiniz.



Hayal gücünüz çok geniş ve renkli olmalı. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Aksine hayal gücüm çok sığ ve renksizdir. Aksine hayallerle işim olmuyor genelde. Kitaplarım gerçek olgular üzerine kurulmuş soyutsal olaylar örgüsüdür. Ben onları göremiyorum çünkü bana hem çok uzaklar hemde çok yakınlar. Bana uzaklar çünkü onları hissetemiyor ama bana bir o kadar da çok yakınlar çünkü hepsi zihnimin içindeler.

Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı? ( örn. çay-kahve içmek gibi )
Tabiki de çay ve hahve. Bazı zamanlarda da duygusal bir müzik.

Bir yazar için zaman ne demektir?
Zaman, bir yazar için kağıt kadar kalem kadar önemli bir şeydir. Bu üç unsur olmadığı zaman yazamazsınız.

Günlük hayat kaleminizi nasıl etkiliyor ?
Günlük hayat bizlere çok malzeme çıkarıyor yasmak için.  Malzemesi çok fazla yeterki o malzemelerin farkına varabilmek önemlidir.

Ufukta yeni bir kitap var mı ?
İkinci kitabımın devamı olacaktır. Zaten Kitap isminden de anlaşılacağı gibi (Felsefe Okulu-1) macera devam edecektir.



Bir yazar olarak okuyucularınıza mesajlarınız nelerdir?
Kitabımı alıp okuyan herkes den öncelikle beni eleştirmelerini istiyorum. Özellikle olumsuz bir eleştiri. İnsanı olumsuz eleştiri ileriye taşıyabileceğini düşünüyorum.  Olumsuz eleştirilerden sonrada olumlu eleştirileri de tabi isterim. Olumlu eleştirilerde motive edicidir.
Çocuklar demiştim ve para ile gelecek olan huzuru istemem demiştim. Ben kitaplarımla para kazanmaktan ziyade ihtiyaç sahibi çocuklara yardım elimi siz okurlarımla ulaştırmak istiyorum. Yazmamdaki amaçlardan birisi de bu.

TEŞEKKÜRLER…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.