<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Turkish Press News</title>
                      <link>https://www.turkishpress.co.uk/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.turkishpress.co.uk/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Turkish Press, tarafsız, objektif ve en etkili organik haberleriyle  İngiltere'nin ve Türkiye'nin en iyi haber sitesidir.</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Wed, 10 Jun 2026 06:51:49 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Turkish Press News - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Turkish Press News</copyright><item><title><![CDATA[Türkiye'de obezlerin oranı geçen yıl yüzde 21,8'e çıktı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-obezlerin-orani-gecen-yil-yuzde-218e-cikti-21460.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-obezlerin-orani-gecen-yil-yuzde-218e-cikti-21460.html</link>
                    <description><![CDATA[Türkiye Sağlık Araştırması'na göre, ülkedeki obezlerin oranı geçen yıl yüzde 21,8 olarak belirlendi.                                       
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "2025 Türkiye Sağlık Araştırması" sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle indeksi incelendiğinde, 15 yaş ve üstü obezlerin oranı 2022'de yüzde 20,2 iken 2025'te yüzde 21,8'e çıktı.

Cinsiyet özelinde bakıldığında kadınların yüzde 24,8'inin obez ve yüzde 32,2'sinin obez öncesi olduğu tespit edildi.

Erkeklerde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 18,7 ve yüzde 43,1 olarak kaydedildi.

&nbsp;

Fiziksel aktivite yapmayanların oranı yüzde 86,6

Aktivite yapmayan erkeklerin oranı 2022 yılında yüzde 85,3 iken 2025'te yüzde 83,5 oldu. Kadınlarda ise bu oran yüzde 92,7'den yüzde 89,7'ye geriledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik fiziksel aktivite yapması öneriliyor.

Buna göre, haftada 150 ile 300 dakika arası fiziksel aktivite yapanların oranı 2025'te erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda yüzde 2,7 oldu.

&nbsp;

Merdiven inip çıkarken zorluk yaşayanların oranı yüzde 6

Fiziksel işlev açısından zorluk yaşama durumları değerlendirildiğinde, merdiven inip çıkmada zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde ise yüzde 3,7 ile ilk sırada yer aldı.

Öğrenme veya hatırlamada zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,4, erkeklerde yüzde 2,8 olurken yürümede zorluk yaşayanların oranı kadınlarda yüzde 5,6, erkeklerde yüzde 2,8 olarak belirlendi.

&nbsp;

Çocuklarda solunum yolu enfeksiyonu sık görüldü

Son 6 aylık dönemde, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda en çok görülen hastalık türleri incelendiğinde, 2025'te 0-6 yaş grubunda en çok yüzde 28,5 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 24 ile ishal ve yüzde 5,2 ile alt solunum yolu enfeksiyonu izledi.

Söz konusu yılda, 7-14 yaş grubundaki çocuklarda da yüzde 24,6 ile en çok üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu, yüzde 16,4 ile ishal, yüzde 8,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları takip etti.

Son 12 aylık dönemde, 15 yaş ve üzeri bireylerde görülen hastalık türleri incelendiğinde, bel bölgesi problemleri 2022 yılında yüzde 24,6 iken 2025 yılında da yüzde 24,3 ile ilk sırada yer aldı. Bel bölgesi problemlerini yüzde 16,9 ile hipertansiyon, yüzde 16,7 ile boyun bölgesi problemleri, yüzde 11,9 ile şeker hastalığı ve yüzde 10,1 ile yüksek kan lipidleri izledi.

Tütün ve alkol kullanan bireylerin oranı yükseldi

Her gün tütün mamulü kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 28,3 iken, 2025'te artarak yüzde 30,1 oldu. Bu oran, geçen yıl erkeklerde yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olarak hesaplandı.

Tütün mamulü kullanmayan bireylerin (bırakanlar ve hiç kullanmayanlar) oranı ise 2022 yılında yüzde 68 iken, 2025'te 66,8'e geriledi.

Son 12 ay içinde, alkol kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2022 yılında yüzde 12,1 iken 2025 yılında artarak yüzde 12,6 oldu. Bu oranın geçen yıl erkeklerde yüzde 18,7, kadınlarda ise yüzde 6,6 olarak belirlendi.

Alkol kullanmayan bireylerin (daha önce kullanan ve hiç kullanmayanlar) oranı ise 2022 yılında yüzde 87,9 iken 2025'te yüzde 87,4'e düştü.

&nbsp;

Mamografi çektiren ve smear testi yaptıran kadın sayısı arttı

Son 12 ay içinde, 40 yaş ve üzeri kadınlarda mamografi çektirenlerin oranı 2022 yılında yüzde 10,8 iken 2025 yılında yüzde 16,7 oldu. 40 yaş ve üzeri kadınlarda hiç mamografi çektirmemiş olanların oranı 2025 yılında yüzde 42,4 olarak hesaplandı.

Bu dönemde, 15 yaş ve üzeri kadınlarda smear testi yaptıranların oranı 2022'de yüzde 7,2 iken geçen yıl yüzde 11,8 oldu. 15 yaş ve üzeri kadınlarda hiç smear testi yaptırmamış olanların oranı 2025 yılında yüzde 59 olarak kaydedildi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye'de obezlerin oranı geçen yıl yüzde 21,8'e çıktı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 08:05:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-obezlerin-orani-gecen-yil-yuzde-218e-cikti-123619-20260602.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-obezlerin-orani-gecen-yil-yuzde-218e-cikti-123619-20260602.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-obezlerin-orani-gecen-yil-yuzde-218e-cikti-123619-20260602.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Mutasyona uğramış H3N2 virüsünde artış              ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-mutasyona-ugramis-h3n2-virusunde-artis-19496.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-mutasyona-ugramis-h3n2-virusunde-artis-19496.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, "mutasyonlu grip" olarak anılan H3N2 virüsünün yeni varyantıyla ilgili birçok ülkede hızlı artış yaşandığı uyarısında bulundu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ghebreyesus, sosyal medyadan konuya ilişkin paylaşım yaptı.

Kuzey Yarımküre'de şu anda yıllık grip mevsiminin yaşandığına işaret eden Ghebreyesus, "Küresel grip aktivitesi seviyesi normal aralıkta olsa da ağustostan bu yana DSÖ, birçok ülkede H3N2 influenza virüsünün 'K alt sınıfı' olarak adlandırılan virüslerinde hızlı bir artış gözlemledi. Veriler, hastalık şiddetinde bir artış göstermese de bu alt sınıf H3N2 virüslerinde önemli bir mutasyona işaret ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Ghebreyesus, aşıların, özellikle grip komplikasyonları riski yüksek olan kişiler ve onlara bakım hizmeti verenler için hayati önem taşıdığının altını çizdi.

Sağlık Bakanlığı&nbsp;Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol ise Avrupa'da yayılan grip virüsü H3N2'nin Türkiye için herhangi bir tehlike oluşturmadığını belirterek, "Bu doğal olarak beklediğimiz bir dönem varyantı. Her yıl mutasyona uğrayarak gelir influenza virüsü." dedi.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Mutasyona uğramış H3N2 virüsünde artış               - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:10:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mutasyona-ugramis-h3n2-virusunde-artis-151557-20251217.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mutasyona-ugramis-h3n2-virusunde-artis-151557-20251217.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mutasyona-ugramis-h3n2-virusunde-artis-151557-20251217.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Obezite tedavisinde yeni dönem                     ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-obezite-tedavisinde-yeni-donem-19132.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-obezite-tedavisinde-yeni-donem-19132.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, obezite tedavisinde tüm sağlık birimlerinde yaşam tarzı değişikliği, diyet ve medikal tedavi uygulamalarını zorunlu hale getirdi. Hastaların öncelikle beslenme alışkanlıkları düzenlenecek, gerektiğinde psikolojik destek sağlanacak.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığınca hazırlanan "Obezite Üniteleri ve&nbsp;Obezite&nbsp;Cerrahisi Uygulama Üniteleri Hakkında Yönetmelik" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Yönetmelikle, obezite tedavisi süreçlerinde cerrahi dışı programların güçlendirilmesi, klinik başarı göstergelerinin izlenmesi ve hasta güvenliğinin artırılması hedefleniyor.

&nbsp;

Öncelikle yaşam tarzı düzenlenecek

Yönetmelik ile birlikte, daha önce de mevzuatta yer alan "önce diyet, yaşam tarzı değişikliği ve medikal tedavi" ilkesi artık tüm obezite birimlerinde standart hale getirildi. Bu kapsamda obezite tedavisinde hastaların öncelikle yaşam tarzı düzenlenecek, beslenme alışkanlıkları değiştirilecek.

Gerekirse psikolojik ve davranışsal destek verilerek hastanın medikal tedavi alması sağlanacak. Cerrahi tedavi ise klinik olarak gerekli görülen durumlarda yalnızca uygun kriterleri karşılayan hastalarda uygulanabilecek. Bu sayede, her hastanın kişisel ihtiyaçlarına uygun, bütüncül ve kademeli bir tedavi sürecinin yürütülmesi sağlanacak.

&nbsp;

Merkezlerin başarısı da izlenecek

Yeni düzenlemeyle yalnızca merkezlerin fiziki koşulları değil, sunulan tedavinin etkinliği, güvenliği ve sürdürülebilir klinik başarısı da izlenecek. Merkezlerin performansı klinik kalite göstergeleri üzerinden sistematik olarak değerlendirilecek. Sonuçlara göre merkezler "yeterli", "kısmen yeterli" veya "yetersiz" olarak sınıflandırılacak.

"Kısmen yeterli" merkezler için iyileştirme planı zorunluluğu getirilirken, "yetersiz" bulunan merkezlerin faaliyetleri gerekirse durdurulabilecek. Bu yapıyla obezite cerrahisinde hasta güvenliği, klinik kalite ve hesap verebilirlik esası güçlendirilmiş olacak.

&nbsp;

Her obezite ünitesinde multidisipliner ekip bulunması zorunlu hale getirildi

Obezite cerrahisi uygulamaları yalnızca&nbsp;Sağlık Bakanlığı&nbsp;tarafından verilen Obezite Cerrahisi Uygulama Belgesi'ne sahip genel cerrahi uzmanları tarafından gerçekleştirilebiliyordu. Bu kapsama çocuk cerrahisi uzmanları da eklendi. Obezite Cerrahisi belgesini alabilmek için ise belirli sayıda vaka deneyimi, Sağlık Bakanlığınca tanımlanan eğitimlerin tamamlanması ve "Obezite Cerrahisi Onay Komisyonu" tarafından değerlendirilme şartı aranıyor.

Yeni yönetmelikle her obezite ünitesinde diyetisyen, psikolog, fizyoterapist, hemşire ve ilgili uzman hekimlerden oluşan multidisipliner ekip bulunması zorunlu hale getirildi. Ayrıca tüm tedavi süreçleri elektronik kayıt sistemi üzerinden izlenecek ve yıllık değerlendirmelere tabi tutulacak. Bu yapıyla tedavi etkinliği dijital olarak takip edilecek, ulusal ölçekte karşılaştırılabilir klinik kalite verileri elde edilecek.

Düzenleme ile obezite tedavisinde bilimsel rehberlere dayalı, sonuç odaklı ve sürdürülebilir bir ulusal sağlık hizmeti modeli oluşturulması amaçlanıyor.

Bu kapsamda yeni yönetmelik ile cerrahi dışı tedavi programlarının güçlendirilmesi, bilimsel rehberlere dayalı klinik uygulama birliğinin oluşturulması, hasta güvenliğini ve hesap verebilirliği merkeze alan bir&nbsp;denetim&nbsp;sisteminin kurulması ile klinik başarı göstergelerinin düzenli olarak ölçülmesi hedefleniyor.

Yönetmelik, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ile kamu ve özel sağlık kuruluşlarını kapsıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Obezite tedavisinde yeni dönem                      - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 12 Nov 2025 10:16:35 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/obezite-tedavisinde-yeni-donem-132111-20251112.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/obezite-tedavisinde-yeni-donem-132111-20251112.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/obezite-tedavisinde-yeni-donem-132111-20251112.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye, geleneksel ve tamamlayıcı tıpta örnek]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiye-geleneksel-ve-tamamlayici-tipta-ornek-18643.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiye-geleneksel-ve-tamamlayici-tipta-ornek-18643.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, Türkiye'de geleneksel tamamlayıcı tıp uygulamalarının dünyaya giderek örnek olmaya başladığını ve kanıta dayalı veriler çerçevesinde gerçekleştirildiğini belirtti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, 3-5 Ekim tarihlerinde&nbsp;Cumhurbaşkanlığı&nbsp;himayesinde düzenlenecek 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi'ne (GETAT) ilişkin, açıklamada bulundu.

Okumuş, İstanbul'da düzenlenecek kongreye Türkiye'den 178 bilim insanının katılacağını belirterek, bakanlık olarak sağlık hizmet sunumunda geleneksel ve modern ayrımı yapmaksızın hastaların ihtiyacı olan tedaviyi en doğru ve en az yan etkiyle sunmayı amaçladıklarını söyledi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının tüm dünyada son yıllarda giderek artan bir ilgi gördüğüne işaret eden Okumuş, "Ülkemizde geleneksel tıp ve tamamlayıcı uygulamaların tamamı kanıta dayalı veriler çerçevesinde gerçekleştiriliyor." dedi.

Okumuş, 2004'te yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği'ne göre, Türkiye'de şu anda 15 farklı alanda kanıta dayalı olarak geleneksel tıp uygulaması yapıldığını söyledi.

Kupa terapisi, sülük tedavisi, ozon tedavisi, hipnoz uygulaması ve refleksoloji gibi alanlarda uygulamaların yapıldığını anlatan Okumuş, "Bunların tamamı kanıta dayalı olarak hazırlanmış durumda. Ülkemizde geleneksel tıp ve tamamlayıcı tıp uygulamaları dünyaya son yıllarda giderek örnek olmaya başladı. Dünyada bu konuda bilimsel olarak kanıta dayalı hazırlanmış rehberler, kılavuzlar eşliğinde bu tedavileri sağlık kuruluşlarında uygulayan birkaç nadir ülkeden biriyiz. Biz hem Türkçe hem İngilizce kılavuzlarımızla tüm vatandaşlarımıza ve uygulayıcılara bu bilgileri sunuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

&nbsp;

"Aile hekimlerine de izin veriyoruz"

Okumuş, 3. GETAT Kongresi'nde de son yıllarda ortaya çıkan en güncel gelişmelerin tartışılacağını ifade ederek, "Kongrede, bilimsel sunumların yanında atölye çalışmaları olacak. Bu atölye çalışmalarında bu tedavilerin aktif uygulaması yapılacak. Uygulamalarımızı tamamen sertifikalı sağlık profesyonelleri aracılığıyla yapıyoruz. Ülkemizde yaklaşık 14 bin civarında da sertifikalı sağlık profesyoneli bulunmakta ve bu uygulamaları yapmaktadır." dedi.

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın geçmişte "bilim dışı" görüldüğünü ancak günümüzde modern tıbbı destekleyen bir alan haline geldiğini ifade eden Okumuş, "Bu tedaviler hastanelerde&nbsp;eğitim&nbsp;almış, sertifikalandırılmış sağlık profesyonelleri tarafından iyi ortamlarda uygulanıyor. İlgi o kadar arttı ki biz bunu sadece hastanelerde değil yeni aldığımız kararla artık&nbsp;aile&nbsp;hekimlerinin de geleneksel tıp tamamlayıcı uygulamalarına izin veriyoruz." dedi.

Okumuş, geleneksel tamamlayıcı tıp uygulama merkezlerine ilişkin de "Şu anda geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama merkezi olan büyük hastanelerde yerleşmiş olan 83 tane merkezimiz var. Ünite açısından baktığımız zaman da 2 bin 150 tane de ünitemiz var. 14 bin civarında da bu konuda sertifika almış sağlık profesyoneli bulunmaktadır." bilgisini paylaştı.

&nbsp;

"Uluslararası çalıştay yapılacak"

Okumuş, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarında genellikle Uzak Doğu ve Çin'in öncü olduğunu ancak geleneksel tıbbın&nbsp;Anadolu&nbsp;tıbbının temelini oluşturduğunu söyledi.

Türkiye'nin zengin bitki örtüsünün özellikle fitoterapi alanında önemli bir avantaj sağladığını da dile getiren Okumuş, kongreye komşu ülkeler, Türk cumhuriyetleri, Orta Doğu, Mısır,&nbsp;Moğolistan&nbsp;ve Japonya'dan katılımlar olacağını belirtti.

Okumuş, kongre ile eş zamanlı olarak ayrıca Türkiye'de ilk defa, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının dünü, bugünü ve yarını temasıyla 21 farklı ülkenin katılımıyla uluslararası bir çalıştay gerçekleştirileceğini kaydetti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye, geleneksel ve tamamlayıcı tıpta örnek - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 03 Oct 2025 16:17:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-geleneksel-ve-tamamlayici-tipta-ornek-191904-20251003.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-geleneksel-ve-tamamlayici-tipta-ornek-191904-20251003.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-geleneksel-ve-tamamlayici-tipta-ornek-191904-20251003.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor-18430.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor-18430.html</link>
                    <description><![CDATA[Doç. Dr. Yaşar Barut, çocukların erken yaşta dijital cihazlarla tanışmasının zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğini belirtti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yaşar Barut, yaptığı yazılı açıklamada, özellikle 0-6 yaş arasındaki çocukların ekran başında geçirdikleri zamanın artmasının gelişimsel açıdan kritik riskler taşıdığını vurguladı.

Çocukların erken yaşta telefonla tanışmasının gelişimlerinde olumsuz etkiler doğuracağını dile getiren Barut, "Çocukların erken yaşta telefonla tanışması, özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu 0-6 yaş döneminde olumsuz etkiler yaratabilir. 0-6 yaş grubundaki çocuklar için deneyimsel öğrenme, oyun ve insan etkileşimi kritik önemdedir. Telefon gibi pasif ekranlar, dili anlama, duyguları tanıma ve ifade etme gibi gelişim alanlarında gecikmelere neden olabilir." uyarısında bulundu.

Telefon ve tablet gibi dijital cihazların uzun süreli kullanımının, çocuklarda dikkat eksikliği, uyku bozuklukları ve sosyal becerilerde zayıflık gibi sorunlara yol açabildiğine dikkati çeken Barut, şunları kaydetti:

"Bilimsel araştırmalar, uzun süreli ekrana maruz kalan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite belirtileri, uyku problemleri ve sosyal etkileşimlerde zayıflık ile ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Özellikle hızlı görsel geçişler içeren dijital içerikler, çocukların dikkat sürelerini kısaltabiliyor. Ayrıca mavi ışık, uyku hormonlarını baskılayarak çocukların uykuya geçişini zorlaştırabiliyor. Sosyal gelişim açısından da yüz yüze etkileşimlerin yerini ekranın alması, empati gelişimini ve sosyal ipuçlarını okuma becerilerini olumsuz etkiliyor.

Birçok ebeveyn, çocuklarını sakinleştirmek ya da oyalamak için dijital cihazlara başvuruyor. Bu yanlış. Telefonun bir 'sakinleştirici' ya da 'ödül-ceza aracı' olarak kullanılması, çocukların duygusal düzenleme becerilerinin gelişmesini engelleyebilir. Çocuklar zorlayıcı duygularla başa çıkmayı öğrenmek yerine bu duyguları bastırmak için dışsal araçlara bağımlı hale gelebilir. Telefonun bir sakinleştirici olarak kullanılması, ilerleyen yaşlarda stres, kaygı veya öfke gibi duygularla başa çıkmakta zorluk yaşamalarına neden olabilir."

Anne baba, çocuklarına teknoloji kullanımında rol model olmalı

Çocukların teknolojiyle sağlıklı ilişki kurabilmeleri için ailelere ve öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü belirten Barut, anne babaların çocuklarına teknoloji kullanımı konusunda iyi rol model olması gerektiğini vurguladı.

Özellikle okul öncesi dönemde ekran süresinin günde 1 saati geçmemesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yaşar Barut, şu tavsiyelerde bulundu:

"Bunun yerine çocukları kitap okumaya, açık havada oyun oynamaya ve yaratıcı etkinliklerle meşgul olmaya teşvik etmek çok daha faydalı olacaktır. Çocuğunuzla birlikte dijital içerikleri izlemek ve sonrasında bu içerikler hakkında konuşmak, onun dijital dünyayı anlamasını ve medya okuryazarlığını geliştirmesini sağlar. Ayrıca, günlük yaşamda ekranlardan uzak kalınacak zaman dilimleri planlamak; örneğin yemek saatlerinde ya da yatmadan önce dijital molalar vermek, sağlıklı bir kullanım alışkanlığı kazandırmada oldukça etkilidir.

Devlet politikaları, çocukların sağlıklı dijital medya kullanımı konusunda bilinçli bireyler olarak yetişmeleri için medya okuryazarlığını okul müfredatlarına entegre etmeli. Ailelere rehberlik hizmetleri sunulmalı ve ekran yerine aktif öğrenme desteklenmeli. İskandinav ülkelerinde uygulanan 'ekran detoksu günleri' veya Japonya'daki sınırlı ekran politikaları, çocukların teknolojiyle sağlıklı bağlar kurmasına yardımcı olan başarılı örnekler arasında yer alıyor."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Erken yaşta telefon kullanımı çocukların gelişimini tehdit ediyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Sep 2025 11:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor-141611-20250905.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor-141611-20250905.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-yasta-telefon-kullanimi-cocuklarin-gelisimini-tehdit-ediyor-141611-20250905.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yüksek sıcaklıklar gıda kaynaklı enfeksiyonları tetikliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-yuksek-sicakliklar-gida-kaynakli-enfeksiyonlari-tetikliyor-18087.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-yuksek-sicakliklar-gida-kaynakli-enfeksiyonlari-tetikliyor-18087.html</link>
                    <description><![CDATA[Doç. Dr. Fatma Eser, "Son iki haftadır hem poliklinik hem de acil başvurularında bulantı, kusma, ishal vakalarında bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Genellikle, gıda zehirlenmesi olduğunu söyleyebiliriz." dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının mikroorganizmaların gıdalarda hızla çoğalmasına uygun bir ortam oluşturduğu, bu durumun özellikle dış ortamda tüketilen ya da uygun koşullarda saklanmayan yiyeceklerde gıda zehirlenmesi ve enfeksiyona yol açtığı bildirildi.

Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Eser, AA muhabirine, yaz döneminde artan bulantı, kusma ve ishal vakalarına karşı uyarılarda bulundu.

&nbsp;



&nbsp;

Gıdaların erken bozulmasında en büyük etkenin soğuk zincirin bozulması olduğunu belirten Eser, hastaların genellikle bulantı, kusma, ishal gibi mide bağırsak şikayetleri ile hastaneye başvurduklarını söyledi.

Eser, açıkta satılan yiyecekler, seyahat koşulları, piknik gibi dış ortamların gıdanın bozulmasına zemin hazırladığını ifade ederek, "Gıdanızın ve tükettiğiniz ürünlerin sağlıklı ve güvenli olduğundan emin olmak gerekiyor. Bu da mümkünse açıkta satılan yiyeceklerden kaçınmak, kaynağına güvendiğimiz suyu tüketmek ve koşullarından emin olmakla mümkün olabiliyor." dedi.

Enfeksiyonların önlenmesinde el hijyeninin önemine dikkati çeken Doç. Dr. Eser, "Su ve sabunla ellerimizi sık sık yıkamamız oldukça önemli. Soğuk zincir kurallarına uymaya daha hassasiyetle dikkat edilmeli. Mümkünse, açıkta satılan yiyeceklerden kaçınmak bu dönemlerde biraz daha iyi olabilir." uyarısında bulundu.

Eser, sıcak havalarda bozulma riski artan gıdaların mutlaka buzdolabında saklanması gerektiğini vurgulayarak, dış ortamda bekleyen pişmemiş gıdaların bile mikroorganizma üreterek hastalığa yol açabileceğini ifade etti.

&nbsp;

"Pasta ve tavuk tüketirken dikkat edilmeli"

Gıda zehirlenmelerinde genellikle ilk belirtilerin bulantı, kusma ve ishal olduğunu belirten Eser, şöyle devam etti:

"O zaman tüketebildiğimiz kadar sıvı almaya çalışıyoruz. Sıvı tüketmeye gayret etmek gerekiyor. Genellikle bu enfeksiyonlar bir iki günde kendini sınırlar ve geçer. Ateş, halsizlik eşlik ediyorsa kişinin şikayetlerine bununla birlikte kişi yeterince sıvı alamıyorsa o zaman bir sağlık merkezine başvurulmalı. Bu durum özellikle çocuk, yaşlı ve ek hastalığı olanlar için daha önemli. Bu kişilerin vakit kaybetmeden daha hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekiyor."

Doç. Dr. Eser, hava sıcaklıklarındaki artışın hasta sayılarında da artışı beraberinde getirdiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Son bir iki haftadır hem poliklinik hem de acil başvurularında bulantı, kusma, ishal vakalarında bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Genellikle, gıda zehirlenmesi olduğunu söyleyebiliriz. Burada dikkat edilecek bazı besinler var özellikle yerken daha da dikkatli olunması gerekenler. Bunlar yumurta içeren krema, pasta gibi dışarıda tüketebileceğimiz ürünler. Tavuk tüketirken de daha dikkatli olmak gerekiyor. Bunlar bozulmaya daha müsait besinler."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Yüksek sıcaklıklar gıda kaynaklı enfeksiyonları tetikliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:30:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuksek-sicakliklar-gida-kaynakli-enfeksiyonlari-tetikliyor-133154-20250722.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuksek-sicakliklar-gida-kaynakli-enfeksiyonlari-tetikliyor-133154-20250722.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuksek-sicakliklar-gida-kaynakli-enfeksiyonlari-tetikliyor-133154-20250722.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ASELSAN'ın ani kalp durmalarına müdahale cihazı İpsala Sınır Kapısı'nda devreye alındı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-aselsanin-ani-kalp-durmalarina-mudahale-cihazi-ipsala-sinir-kapisinda-devreye-alindi-17427.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-aselsanin-ani-kalp-durmalarina-mudahale-cihazi-ipsala-sinir-kapisinda-devreye-alindi-17427.html</link>
                    <description><![CDATA[ASELSAN tarafından üretilen 7 otomatik eksternal defibrilatör (OED) cihazı, İpsala Sınır Kapısı'nda hizmet vermeye başladı.                   ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ani kalp durmalarında hastaya elektroşokla müdahale edilerek hayata döndürülmesini sağlayan cihazlar, sınır kapısının farklı noktalarına yerleştirildi.

ASELSAN Heartline OED cihazlarının yetkili distribütörü Helvacıoğlu Medikal Yöneticisi Atacan Helvacıoğlu, yılda 3 milyondan fazla yolcunun geçiş yaptığı İpsala Sınır Kapısı'nda önemli bir sağlık adımı atıldığını söyledi.

Helvacıoğlu, "İpsala UMAT Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ tarafından sınır kapısına 7 yerli üretim ASELSAN Heartline OED cihazı yerleştirildi. Bu cihazlar, ani kalp durmalarında saniyeler içinde müdahale imkanı sunarak hayat kurtarma potansiyeline sahiptir." dedi.

&nbsp;



&nbsp;

Cihazların kullanımıyla ilgili personele eğitim verildiğini anlatan Helvacıoğlu, "Bu sayede İpsala Sınır Kapısı yolcular için çok daha güvenli bir geçiş noktası haline geldi." diye konuştu.

Helvacıoğlu, bu cihazların alışveriş merkezleri, kent meydanları, spor salonları, oteller, fabrikalar ve büyük işletmelerde de yaygın şekilde bulunması gerektiğini vurguladı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[ASELSAN'ın ani kalp durmalarına müdahale cihazı İpsala Sınır Kapısı'nda devreye alındı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 07 May 2025 08:07:03 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/aselsanin-ani-kalp-durmalarina-mudahale-cihazi-ipsala-sinir-kapisinda-devreye-alindi-110825-20250507.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/aselsanin-ani-kalp-durmalarina-mudahale-cihazi-ipsala-sinir-kapisinda-devreye-alindi-110825-20250507.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/aselsanin-ani-kalp-durmalarina-mudahale-cihazi-ipsala-sinir-kapisinda-devreye-alindi-110825-20250507.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Fazla tuz tüketimi obezite riskini artırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-fazla-tuz-tuketimi-obezite-riskini-artiriyor-17250.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-fazla-tuz-tuketimi-obezite-riskini-artiriyor-17250.html</link>
                    <description><![CDATA[Avrupa Obezite Araştırmaları Derneği tarafından yürütülen yeni bir çalışmaya göre, günlük yaşamda sıkça tüketilen gıdalardan alınan yüksek miktarda sodyum, özellikle kadınlarda genel ve karın bölgesi obezitesi riskini önemli ölçüde artırıyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Avrupa&nbsp;Obezite&nbsp;Kongresi'nde (ECO 2025) sunulacak olan araştırma,&nbsp;tuz&nbsp;tüketimi ile obezite arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekiyor.

Çalışma,&nbsp;Finlandiya&nbsp;Sağlık ve Refah Enstitüsü’nden Annika Santalahti ve ekibi tarafından yürütüldü.

&nbsp;

Gizli tuz tehdidi: Gündelik yiyeceklerden alınan sodyum obeziteyi tetikliyor

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre obezite, 30 kg/m² ve üzeri vücut kitle indeksi (VKİ) olarak tanımlanıyor.

Karın bölgesi obezitesi ise iç organlar çevresinde aşırı yağ birikimi ile ölçülüyor ve kalp-damar hastalıkları açısından daha büyük risk taşıyor.

Finlandiya'da sodyum tüketimi 1970’lerdeki zirve seviyelerinden sonra düşüş göstermiş olsa da, 2007 yılından bu yana sabit seyrediyor.

Uzmanlar, yüksek sodyum alımının yalnızca "sağlıksız gıdalar"dan değil, işlenmiş et ürünleri,&nbsp;ekmek&nbsp;ve peynir gibi gündelik tüketilen yiyeceklerden kaynaklandığını vurguluyor.

Araştırma&nbsp;ekibi, bireysel önlemlerin yeterli olmadığını, toplumsal düzeyde değişikliklerin ancak&nbsp;gıda&nbsp;sektörüyle iş birliği halinde mümkün olabileceğini belirtiyor.

&nbsp;

Kadınlarda risk daha yüksek

Ulusal FinHealth 2017 çalışması kapsamında elde edilen verilere göre, günlük tuz tüketimi kadınlarda DSÖ'nün önerdiği günlük 5 gram sınırının neredeyse iki katına çıkarken, erkeklerde bu oran üç katı aştı.

İstatistiksel modellemelerle desteklenen bulgulara göre, sodyum tüketimi en yüksek grupta yer alan kadınlar, en düşük gruptaki kadınlara kıyasla genel obezite açısından 4,3 kat, karın obezitesi açısından ise 3,4 kat daha fazla risk taşıyor.

İdrar örneklerinden elde edilen sodyum değerleri de benzer sonuçlar verdi.

Erkeklerde ise idrar örneklerine dayalı değerlendirmede, en yüksek sodyum grubundaki bireylerin genel obezite riskinin 6 kat, karın obezitesi riskinin ise 4,7 kat arttığı saptandı.

&nbsp;

Tuzun biyolojik etkileri araştırılıyor

Uzmanlara göre bu bulgular, yüksek tuz tüketiminin tokluk hormonlarını etkileyebileceğini,&nbsp;bağırsak&nbsp;mikrobiyomu ve vücut bileşimi üzerinde biyolojik değişikliklere yol açabileceğini gösteriyor.

Ayrıca, yüksek sodyum alımının genellikle aşırı işlenmiş gıda tüketimini de yansıttığına dikkat çekiliyor.

Araştırma ekibi, bu ilişkinin biyolojik mekanizmalarının daha fazla araştırılması gerektiğini vurgularken, gıda endüstrisinin de sodyum oranlarını azaltmakta kilit rol oynayabileceğini belirtiyor.

“Günlük tüketilen gıdaların ne kadar tuzlu olduğuna dikkat etmek gerekiyor,” ifadelerini kullanan araştırmacılar, obeziteyle mücadelede sadece bireysel farkındalığın değil, gıda politikalarında köklü değişikliklerin de önem taşıdığını belirtiyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Fazla tuz tüketimi obezite riskini artırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 07:15:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fazla-tuz-tuketimi-obezite-riskini-artiriyor-094710-20250418.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fazla-tuz-tuketimi-obezite-riskini-artiriyor-094710-20250418.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fazla-tuz-tuketimi-obezite-riskini-artiriyor-094710-20250418.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-17010.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-17010.html</link>
                    <description><![CDATA[Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey erken yaşlarda fark edilip, doğru eğitim alırsa otizm belirtileri göstermeyebilir" dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, otizmin son yıllarda artış göstermesinin sebeplerini ve otizmli çocukların eğitiminde nelere dikkat edilmesi gerektiğini AA Stratejik Analiz'e değerlendirdi.

&nbsp;

Otizm tanısı alan çocuk sayısı her yıl artıyor. Bunun nedenleri nelerdir?

Son yıllarda otizm tanısı konulmasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Otizm, nörogelişimsel bir bozukluk olarak yeniden tanımlandı. Nörogelişimsel bozukluklar, beynin doğum öncesi dönemde başlayan ve beyin gelişimiyle ilgili bir alanı kapsıyor. Bu alanın gelişmesiyle birlikte beyinle davranış arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmaya başlandı. Böylece, nörogelişimsel bozuklukları tanımak daha kolay hale geldi ve tanı yelpazesi genişledi. Bu durum, bazı belirsiz veya şüpheli durumların da otizm spektrumuna dahil edilmesine yol açtı. Dolayısıyla otizm tanısının artmasının sebeplerinden biri de bu.

Bir diğer önemli etken ise toplumda farkındalığın artması. Artık, otizmli çocuklar daha fazla fark ediliyor ve "özel çocuk" olarak kabul edilerek topluma entegrasyonu sağlanıyor. Bu sayede, otizmin sosyal ve iletişimsel öğrenme güçlükleri gibi özellikleri daha iyi anlaşılabiliyor ve tanı konulabiliyor. Ancak bunun dışında kesinleşmemiş ve tartışmalı bazı faktörler de bulunuyor. Özellikle çevre kirliliği ve vücuttaki hafif metal birikimi, otizmin artışına neden olabileceği düşünülen alanlar arasında yer alıyor. Gıdalar, asfalt tozları ve çevresel kirleticiler gibi faktörlerin bu birikime yol açtığına dair bazı araştırmalar mevcut. Ayrıca annelerin doğum öncesi dönemde enfeksiyon geçirmesinin etkisi de üzerinde durulan bir diğer konu. Örneğin, Kovid-19 geçiren annelerin çocuklarında otizm oranının artıp artmadığı şu anda önemli bir araştırma konusu. Kovid-19'un, çocukların beyin hücrelerinde olumsuz bir etki yapıp yapmadığı araştırılıyor.

Otizm, çok faktörlü bir hastalık olup, tek bir gene ya da nedene bağlı değildir. Ancak, genetik yatkınlık üzerinde yapılan birçok çalışma, otizme yatkınlık taşıyan bireylerin, belirli çevresel etmenlerle karşılaştıklarında otizm geliştirebileceğini göstermektedir. Yani, genetik olarak otizme yatkınlık gösteren bir birey, erken yaşlarda fark edilip doğru eğitim alırsa, otizm belirtileri göstermeyebilir.

Teknoloji ile otizm görülme sıklığı arasında bir bağlantı var mı?

Teknoloji ile otizm arasındaki ilişkiyi inceleyen kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, otizme eğilimli çocukların teknolojiye daha yatkın olduğunu gözlemliyoruz. Bunun nedeni, otizmin temel belirtilerinden biri olan tekrar etme davranışlarıyla ilişkili olabilir. Otizmli çocuklar sıklıkla aynı şeyleri tekrar ederler, örneğin rutinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Odanın düzeni değiştiğinde aşırı tepki gösterebilirler. Ayrıca, yeniliklere geçişte zorluk yaşarlar ve katı düşünce tarzlarına sahiptirler. Örneğin, belirli selamlaşma ritüelleri, yürüme veya konuşma alışkanlıkları geliştirebilirler.

Otizmli çocukların ince motor becerileri, kaba motor becerileri, dil gelişimi ve sosyal becerilerinde de genellikle bozukluklar görülür. Bununla birlikte, bazı otizmli çocuklar, özellikle matematiksel zekada yüksek bir yetenek gösterirler. Örneğin, otizmli bir çocuk karmaşık hesaplamaları kolayca yapabilirken, günlük hayatta temel sosyal becerilerde zorlanabilir. Bu, "sosyal otizm" olarak tanımlanan bir durumu işaret eder. Bu tür çocuklar, mantıklı düşünme konusunda güçlü olabilirler, ancak duygusal ve sosyal becerilerde zayıf kalırlar.

Bilgisayar teknolojisi ile fazla meşgul olan bazı bireylerde, matematiksel zeka öne çıksa da sosyal becerilerde eksiklikler görülebilir. Bu durum, bilgisayar korsanları gibi bazı gruplarda da gözlemlenebilir. Bu kişiler olağanüstü bir zekaya sahip olabilir, ancak sosyal ilişkilerde zorluklar yaşayabilirler. Hatta bazı araştırmalar, aşırı bilgisayar kullanımı sonucu öğrenilmiş otizm vakalarından bahsetmektedir. Bu vakalar, çocukluk çağında sosyal becerilerde hiçbir belirti göstermeyen ancak teknolojiye aşırı bağlılık sonucu farklılaşan bireylerdir. Neyse ki bu tür vakalar çevresel değişikliklerle düzeltilip eski haline dönebilirler.

Otizmin biyolojik boyutuna bakıldığında, otizmli bireylerin beyinlerinde "ayna nöronlar" adı verilen yapılar düzgün çalışmamaktadır. Ayna nöronlar, empatiyle ilgili olan ve başkalarının duygularını anlamamıza yardımcı olan nöronlardır. Bu nöronlar düzgün çalışmadığında, kişi kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamakta zorlanır. Bu, otizmli bireylerin sosyal etkileşimlerde empati kuramamaları ve ilişkilerde zorluk yaşamalarına yol açar.

Sonuç olarak, otizmli bireylerde duygusal ve sosyal becerilerdeki zayıflık, beyinlerindeki ayna nöronların düzgün çalışmamasından kaynaklanır. Bu durum, sosyal etkileşimde güçlük çekmelerine ve toplumsal uyumsuzluklar yaşamalarına yol açar. Otizmin kesin tanısını koyarken, bu tür belirtiler genellikle zihin kuramı testleriyle netleştirilir.

Otizmin rengi neden mavi?

Otizmin mavi rengi, tam olarak ne zaman başladığını hatırlamıyorum, ancak bu trend, otizm farkındalık günleri sırasında mavi ışık yakma kampanyası ile popülerleşti. Bu sloganla birlikte, "gece mavi ışık yak" şeklinde bir çağrı yapıldı.

Mavi rengin özel bir anlamı vardır, mavi ışık, sınırsızlık ve özgürlük gibi kavramları ifade eder. Otistik bireylerin en belirgin özelliklerinden biri, sınırları öğrenme ve anlamada zorluk yaşamalarıdır. Sosyal, duygusal ve düşünsel sınırları kavrayamamak onların yaşamlarında önemli bir zorluk oluşturur.

Bu yüzden, sınırsızlık ve özgürlüğü simgeleyen mavi renk otizmle ilişkilendirilen bir renk olarak seçilmiş olabilir. Bu projeyi başlatanlar, otistik bireylerin sınırlarını öğrenemedikleri gerçeğiyle mavi rengin anlamlı bir bağ kurabileceğini düşündüler. Başka bir özel nedeni olduğunu düşünmüyorum ancak bence bu bağlamda mavi rengin seçilmesi oldukça anlamlı.

Otizmli çocukları hayata kazandırmak için neler yapılmalı?

Otizm oranları son yıllarda önemli bir artış gösterdi. 2000'li yıllarda 150 doğumda bir otizm görülürken, 2020'ye gelindiğinde bu oran 36 doğumda bir olarak kaydedildi. Yani, otizmli çocuk sayısında 20 yıl içinde 5-6 kat bir artış yaşandı. Bu artışın sebeplerinden biri farkındalığın artması olabilir. Örneğin, İsveç'teki otizm oranı, Afrika'dan gelen göçmenlerin çocuklarında, bulundukları ülkenin ortalamasına yakın bir seviyeye geliyor. Bu da, kültürel ve çevresel etkenlerin otizmi tetikleyebileceğini düşündürmektedir. Hızlı yaşam temposu, teknoloji ve modern yaşam tarzı, otizmin artışına yol açan etkenler arasında sayılabilir.

Bununla birlikte, sosyalleşmenin az olduğu, yalnızlık ve izole bir yaşam tarzının hakim olduğu toplumlarda otizm riski artıyor. Tek ebeveynli aileler ve kırılgan aile yapıları, çocukların sosyal gelişimini engelleyebilir. Çocuklar, sosyal etkileşim yoluyla öğrenir. Eğer bir çocuk sosyal ortamlarda büyüyorsa, otizm yatkınlığı olsa bile genetik ifadesi göstermeyebilir. Ancak izole bir ortamda büyüyen bir çocukta bu yatkınlık daha belirgin hale gelebilir.

Otizmli çocukları hayata kazandırmak için doğru bir tanı koymak çok önemlidir. Otizm, hafif, orta ve şiddetli derecelere ayrılır. Hafif otizmde, çocuklar liseyi ve üniversiteyi bitirebilir hatta evlilik hayatı da kurabilir. Ancak bunun için özel eğitim, duyu bütünleme terapisi ve ergoterapi gereklidir. Erken tanı konulması otizmli çocukların gelişiminde büyük bir fark yaratabilir. Otizmli bir çocukla erken dönemde doğru bir şekilde ilişki kurmak çok önemlidir. Bu çocukların gülme ya da diğer duygusal tepkilerini anlamak zor olabilir çünkü duygusal aktarımda zorluk yaşarlar.

Otizmli çocuklarda en yaygın erken belirtiler arasında gecikmiş konuşma bulunur. Örneğin, 1,5-2 yaşındaki bir çocuk iki heceli kelimeler kurabilmelidir. Eğer 3 yaşına kadar konuşma gelişmemişse bu durum otizm belirtisi olabilir. Erken dönemde bu tür bir gecikme görülüyorsa, müdahale etmek önemlidir. Eğer bir çocuk, özellikle 0-3 yaş arasında çok fazla ekranla vakit geçiriyorsa, beynindeki dil üretme alanı yeterince uyarılmadığı için konuşmayı öğrenemeyebilir. Ekran maruziyeti, otizme yatkınlık varsa şiddetli öğrenme güçlüklerine ve sosyal öğrenme problemlerine yol açabilir. Ayrıca çoklu ekran bağımlılığı da dikkat bozukluklarına neden olabilir.

0-3 yaş arasında, çocukların yalnızca ebeveynlerinin gözetiminde ekranla zaman geçirmeleri gereklidir. 3 yaşından sonra günde 1 saatten fazla ekran kullanılmamalıdır. Bu dönemde, çocuklar soyut öğrenmeye başlar ancak bu süreç ekran maruziyeti ile kesilebilir. Bu nedenle, ekran kullanımını kontrol etmek çok önemlidir. Otizm tanısı aldıktan sonra ekran maruziyeti sınırlandırılmalıdır.

Otizmli çocukların hayata kazandırılabilmesi için özel eğitim şarttır. Diğer çocuklar oyun oynarken otizmli çocukların en büyük görevlerinden biri sosyal becerilerini geliştirmektir. Bu çocuklar sevgi dolu bir ortamda büyüdüklerinde gelişimleri çok daha hızlı olabilir. Sevgi yoksunluğu ve sosyal temasın az olduğu toplumlar otizm için risk faktörleri oluşturur. Ayrıca sosyal etkileşimin ve oyun deneyimlerinin sınırlı olduğu çocuklar otizm riski altındadır.

Otizmli çocukların tedavisinde ekip çalışması çok önemlidir. Psikiyatrist, ergoterapist, özel eğitim uzmanları ve aile bireyleri birlikte çalışarak çocukların gelişimini destekler. Özel eğitim, sanatsal terapiler, duyu bütünleme tedavileri, fiziksel aktiviteler ve hipoterapi gibi çeşitli yöntemler kullanılarak çocukların gelişimsel alanları uyarılır. Beynin kullanmadığı bölgelerini aktif hale getiren duyu bütünleme terapisi otizm tedavisinde etkili bir yöntemdir. Ayrıca bazı özel manyetik uyarı tedavileri de otizmli çocukların gelişiminde faydalı olabilir.

Son olarak, anne-baba eğitimi de otizm tedavisinin önemli bir parçasıdır. Aile içindeki sevgi dolu ilişkiler, çocuğun taşkınlık yapmasını engeller. Anne ve babalar bilinçli olduğunda otizmli çocuk daha az agresif olur, kendini daha iyi ifade eder ve sosyal ilişkilerde zorluk yaşamaz. Bu süreç uzun vadeli bir tedavi gerektirir ancak doğru eğitim ve sevgi dolu bir ortamda otizmli çocuklar hayata kazandırılabilir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Yalnızlık ve izole yaşam otizm riskini artırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 02 Apr 2025 10:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-135214-20250402.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-135214-20250402.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yalnizlik-ve-izole-yasam-otizm-riskini-artiriyor-135214-20250402.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MHRS üzerinden 2 milyardan fazla randevu verildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-mhrs-uzerinden-2-milyardan-fazla-randevu-verildi-16897.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-mhrs-uzerinden-2-milyardan-fazla-randevu-verildi-16897.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, 2010'da hizmete sunulan Merkezi Hekim Randevu Sisteminden (MHRS) bugüne kadar 2 milyar 169 milyon 281 bin 283 randevu verildiğini açıkladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığından MHRS'nin 15. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, uygulamanın 2010'da&nbsp;Erzurum&nbsp;ve Kayseri'de pilot olarak başlatıldığı anımsatıldı.

2012'de tüm illerdeki kamu hastanelerinin sisteme dahil edildiği ve böylelikle hizmetin tüm Türkiye'yi kapsamasının sağlandığı belirtilen açıklamada,&nbsp;MHRS&nbsp;sayesinde vatandaşların istedikleri hastanedeki hekimden randevu alıp, sıra beklemeden muayene olmasına olanak tanındığı vurgulandı.

Randevuların yarısına yakını&nbsp;ALO 182 üzerinden yapıldı

Dezavantajlı grupların sağlık hizmetlerine daha kolay erişimi için teknolojinin olanaklarından yararlanılarak randevu sisteminde düzenlemeler yapıldığına, dezavantajlı gruplardaki hastalara randevuda öncelik tanındığına işaret edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

"2010 yılından Mart 2025'e kadar MHRS'yi 90 milyon 241 bin 477 tekil vatandaş kullanmış olup, sistem üzerinden toplam 2 milyar 169 milyon 281 bin 283 randevu verilmiştir. Bu randevuların 901 milyon 471 bin 984'ü ALO 182 çağrı merkezi, 570 milyon 230 bin 632'si mobil uygulama, 249 milyon 810 bin 56'sı web sitesi, 447 milyon 768 bin 611'i ise diğer (hastaneler,&nbsp;aile&nbsp;hekimlikleri,&nbsp;e-nabız&nbsp;gibi) randevu kanallarından oluşturulmuştur. 2025 yılının Mart ayı itibarıyla web sitesi ve&nbsp;mobil uygulama&nbsp;üyeliği olan kişi sayısı 74 milyon 887 bin 439'dur."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[MHRS üzerinden 2 milyardan fazla randevu verildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 23 Mar 2025 10:25:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mhrs-uzerinden-2-milyardan-fazla-randevu-verildi-132737-20250323.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mhrs-uzerinden-2-milyardan-fazla-randevu-verildi-132737-20250323.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/mhrs-uzerinden-2-milyardan-fazla-randevu-verildi-132737-20250323.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[AB kritik ilaç üretimini artırmak istiyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-ab-kritik-ilac-uretimini-artirmak-istiyor-16700.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-ab-kritik-ilac-uretimini-artirmak-istiyor-16700.html</link>
                    <description><![CDATA[Avrupa Birliği (AB), ilaçlarda yaşanan tedarik sıkıntısını gidermek ve kritik ilaçların Avrupa'da üretimini sağlamak için yasa hazırladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ AB&nbsp;Komisyonu, önemli ilaçların AB ülkelerinde bulunabilirliğini artırmak için hazırlanan Kritik İlaçlar Yasası teklifi hakkında açıklama yayımladı.

Teklifin, ilaçlarda tedarik zincirini çeşitlendirmeyi, AB'de ilaç üretimini artırmayı ve insan sağlığını korumayı amaçladığına işaret edilen açıklamada, yasayla AB ilaç sektörüne destek sağlanacağı vurgulandı.

Açıklamada, yasa ile piyasalarda bulunamayan ve ortak fayda sağlayacak ilaçlara erişimin iyileştirileceği aktarıldı.

İlaçlarda dışa bağımlılıkları azaltmanın hedeflendiği anımsatılan açıklamada, özellikle az sayıda tedarikçi, üretici veya ülkeden sağlanan ilaçlar ve aktif bileşenlerde AB'nin daha dayanıklı hale getirilmesinin hedeflendiği aktarıldı.

Açıklamada, AB ülkelerinin son yıllarda ciddi ilaç kıtlığıyla karşı karşıya kaldığına işaret edilerek, COVID-19 salgını ve jeopolitik gerilimler gibi küresel zorlukların AB'nin ilaç tedarik zincirindeki önemli zafiyetleri ortaya koyduğu vurgulandı.

İlaç&nbsp;konusundaki kıtlıkların hastaların hayatlarını riske atabileceği ve sağlık sistemleri üzerinde önemli yük oluşturabileceğine dikkat çekilen açıklamada, ilaç kıtlıklarının üretim ve tedarik zinciri sorunları veya kaynaklar için küresel rekabetten kaynaklanabildiği anımsatıldı.

Açıklamada, Kritik İlaçlar Yasası'nın AB'yi ilaçların üretiminin daha cazip olacağı bir yer haline getirmeyi amaçladığı anımsatılarak, "Yasa, tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getiren eylemleri&nbsp;teşvik&nbsp;edecek, AB'de kritik ilaçların üretimini artıran şirketlere yatırımları kolaylaştıracak ve üye ülkelerin ortak alım yapmak üzere bir araya gelmelerine imkan sağlayacak." ifadesi yer aldı.

Stratejik projeler ile kritik ilaçlar veya bunların bileşenleri için AB içinde üretim kapasitesi kurulacağına işaret edilen açıklamada, bu kapsama giren projelerin fonlara daha kolay erişebileceği, izin prosedürlerinin hızlandırılacağı, bilimsel ve düzenleyici destek verileceği belirtildi.

Açıklamada, üye ülkelerin stratejik ilaç projelerine kamu desteği sunmalarına yardımcı olunacağına dikkati çekilerek, üye ülkelerin tedarik zincirlerinin dayanıklılığını çeşitlendirmek ve teşvik etmek için kamu alımlarını kullanabilecekleri kaydedildi.

Kritik ilaçları tedarik edenlerin ilgili prosedürlerine çeşitli girdi malzemeleri ve tedarik zincirleri gözlemi gibi gereksinimleri eklemeleri gerekeceği bilgisine yer verilen açıklamada, tek bir veya sınırlı sayıda ülkeye yüksek bağımlılık olması durumunda, AB'de kritik ilaç üretimini destekleyen tedarik şartlarının kullanılmasının gerekeceği belirtildi.

Açıklamada, AB genelinde kritik ilaçların bulunabilirliğini artırmak için farklı üye ülkeler arasında ortak tedarikin destekleneceği bildirilerek, tedarik zincirini genişletmek ve sınırlı sayıda tedarikçiye olan bağımlılığı azaltmak için benzer düşünen ülkeler ve bölgelerle uluslararası ortaklıklar üzerinde çalışılacağına işaret edildi.

Özellikle jenerik ilaçların üretimi uzun bir süredir Avrupa dışında yapılıyor. AB, temel ilaçlar ve farmasötik bileşenler konusunda belirli tedarikçilere ve&nbsp;Çin&nbsp;ve&nbsp;Hindistan&nbsp;gibi ülkelere bağımlı durumda bulunuyor. Bazen çok kritik ilaçların Avrupa ülkelerindeki tedarikinde sorunlar yaşanıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[AB kritik ilaç üretimini artırmak istiyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 19:38:01 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/ab-kritik-ilac-uretimini-artirmak-istiyor-224127-20250311.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/ab-kritik-ilac-uretimini-artirmak-istiyor-224127-20250311.png"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/ab-kritik-ilac-uretimini-artirmak-istiyor-224127-20250311.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye, sağlık turizminden 2025'te 12 milyar dolar gelir hedefliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiye-saglik-turizminden-2025te-12-milyar-dolar-gelir-hedefliyor-16409.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiye-saglik-turizminden-2025te-12-milyar-dolar-gelir-hedefliyor-16409.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık turizminde dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Türkiye, gelişmiş sağlık altyapısı, uzman kadroları ve rekabetçi fiyatlarıyla konumunu güçlendirirken, 2025'te 2 milyon yabancı hastaya hizmet sunarak 12 milyar dolar gelir hedefliyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığına bağlı Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ'nin (USHAŞ) verilerine göre, Türkiye, 2024'te 1,5 milyondan fazla yabancı hastaya hizmet vererek 3 milyar dolar gelir sağladı. 2025'te bu gelirin 12 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Küresel sağlık turizmi gelirlerinin 100 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin edilirken, 2028'e kadar 127 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Türkiye ise sağlık turizmi gelirlerini 2028'de 20 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Almanya, İngiltere, Rusya, Irak, Azerbaycan ve Orta Doğu ülkeleri Türkiye'ye en fazla hasta gönderen ülkeler arasında yer alıyor. Estetik cerrahi, diş tedavisi, göz sağlığı, onkoloji, organ nakli ve obezite cerrahisi en çok tercih edilen alanlar arasında bulunuyor.

Saç ekiminde dünya liderleri arasında olan Türkiye, organ naklinde ilk 10'da yer alıyor. Yatırımlar ve devlet destekleriyle sağlık turizminde küresel bir merkez haline gelen ülke, geriatri, kök hücre tedavisi, robotik cerrahi ve termal turizm alanlarında da büyümeyi hedefliyor.

Sağlık turizminde küresel bir merkez olma hedefiyle yatırımlarını sürdüren Türkiye, sektör temsilcilerine göre bu alanda güçlü bir marka haline gelmeye hazırlanıyor.

&nbsp;

"Türkiye artık şifa arayanların uğrak noktası"

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Müdürü Serap Kilerci Ulusal, yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin sağlık turizmi alanında küresel çapta önemli bir konumda bulunduğunu belirtti.

Türkiye'nin sağlık alanında dışa bağımlı bir ülke olmaktan çıkarak bu alanda güçlü bir marka haline geldiğini ifade eden Ulusal, "Türkiye, dost ve kardeş ülkeler başta olmak üzere, birçok ülke vatandaşına sağlık hizmeti sunan bir merkez haline geldi. 2025'te 2 milyon yabancı hastayı ülkemizde ağırlamayı hedefliyoruz. Türkiye artık şifa arayanların uğrak noktasıdır." dedi.

Ulusal, Türkiye'nin sağlık turizminde yakaladığı ivmeyi sürdüreceğini dile getirerek, özellikle Almanya, İngiltere, Rusya, Irak, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Afganistan gibi ülkelerden yoğun talep aldıklarını söyledi.

Türkiye'nin dünyanın en gelişmiş sağlık altyapılarından birine sahip olduğunun altını çizen Ulusal, "Ülkemiz, son teknolojilerle donatılmış hastaneleri ve uzman kadrolarıyla 2025'te onkoloji, estetik cerrahi, göz sağlığı, obezite cerrahisi, organ nakli ve kemik iliği nakli gibi alanlarda küresel çapta tercih edilen bir merkez olmaya devam edecek." değerlendirmesinde bulundu.

Ulusal, Türkiye'nin sağlık alanındaki yatırımlarına hız kesmeden devam ettiğini vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı:

"Türkiye, sağlık alanında artık sadece bölgesinin değil, dünyanın parlayan yıldızı. Sağlık turizmi, güçlü ve bağımsız ekonomimizin en önemli lokomotiflerinden biri haline gelmiştir. Türkiye, sağlık turizminden 2025'te 10 ila 12 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyor, 2028'de ise bunun 20 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Ancak bizim öncelikli hedefimiz sadece ekonomik büyüklük değil, Türkiye'yi sağlık alanında küresel bir güç haline getirmek. Biz, binlerce yıllık medeniyetimizin şifa geleneğini modern tıpla birleştirerek, hem kendi insanımıza hem de tüm dünyaya umut olmaya devam edeceğiz. Bu toprakların evlatları, kendi öz vatanında en ileri teknolojilere kavuşurken, dünya da Türkiye'nin şifa elinden faydalanacak. Yatırımlarımızla, projelerimizle, reformlarımızla, Türkiye Yüzyılı'nda sağlık turizmini küresel bir marka haline getirmekte kararlıyız."

Türkiye'nin estetik cerrahi ve diş tedavisindeki başarısının bu hizmetlere talebi yıllık ortalama yüzde 30 artırdığını belirten Ulusal, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen bu artışın 2025'te yüzde 20 seviyelerinde seyretmesini beklediklerini söyledi. Türkiye'nin rekabetçi fiyatlar sunmaya devam edeceğini vurgulayan Ulusal, kalite standartlarını koruyarak sağlık turizmindeki liderliğini sürdüreceğini ifade etti.

&nbsp;

&nbsp;"Almanya, İngiltere, Irak, Azerbaycan ve Rusya'dan Türkiye'ye yoğun hasta geliyor"

Medicana Sağlık Grubu İcra Kurulu Üyesi Dr. Necip Kozalı da sağlık turizminde Türkiye'ye olan talebin her geçen yıl arttığını söyledi.

Kozalı, 2024'ün sektör açısından istisnai bir yıl olduğunu, bu dönemde hasta sayısında 2023'e göre düşüş yaşandığını ifade ederek, "2025'te bu durumun düzelmesini ve sağlık turizmi rakamlarının yeniden yükselmesini bekliyoruz." dedi.

Türkiye'nin en fazla hasta aldığı ülkeler arasında Orta Doğu ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra Türk Cumhuriyetleri'nin de bulunduğunu kaydeden Kozalı, "Özellikle Almanya, İngiltere, Irak, Azerbaycan ve Rusya'dan Türkiye'ye yoğun hasta geliyor." bilgisini paylaştı.

Kozalı, özel sağlık sektörünün son yıllarda yurt dışında birçok yatırım gerçekleştirdiğine işaret ederek, "Bu yatırımlar sayesinde, daha önce Türkiye'ye gelen bazı hastalar artık kendi ülkelerinde de tedavi olma imkanına kavuştu. Sağlık sektöründe ülkemizi örnek alan diğer ülkeler, sağlık altyapılarını ve hekim kalitesini arttırmaya başladılar. Bu sebeple önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sağlık hizmeti için tercih edecek insanların onkoloji, kanser cerrahisi, organ nakli ve pediatrik branşlar gibi daha özellikli dallarda hizmet almak için geleceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Diş tedavisi, burun estetiği ve diğer estetik işlemler alanında Türkiye'nin ciddi bir fiyat avantajı sunduğunu vurgulayan Kozalı, sözlerini şöyle tamamladı:

"Son dönemde döviz kurunun sabit kalması maliyetleri artırırken, fiyat avantajımızın bir miktar azalmasına neden olabilir. Bu da söz konusu branşlardaki hasta sayısının 2025'te fazla artmamasına yol açabilir. Şu anda zaten diş ve estetikte Türkiye en fazla hasta alan ülkelerden biri."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye, sağlık turizminden 2025'te 12 milyar dolar gelir hedefliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 11:07:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-saglik-turizminden-2025te-12-milyar-dolar-gelir-hedefliyor-140907-20250224.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-saglik-turizminden-2025te-12-milyar-dolar-gelir-hedefliyor-140907-20250224.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiye-saglik-turizminden-2025te-12-milyar-dolar-gelir-hedefliyor-140907-20250224.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye'nin sağlık turizmi gelirinin artması hedefleniyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyenin-saglik-turizmi-gelirinin-artmasi-hedefleniyor-16384.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyenin-saglik-turizmi-gelirinin-artmasi-hedefleniyor-16384.html</link>
                    <description><![CDATA[Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ (USHAŞ) Genel Müdürü Behlül Ünver, Türkiye'nin sağlık turizminden elde ettiği geliri 2028'de 20 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ünver, Bodrum ilçesinde bir otelde düzenlenen Sağlık Turizmi Forumu'nda yaptığı konuşmada, sağlık turizmi açısından coğrafi konumu, doğal zenginlikleri, tesislerinin kalitesi ve nitelikli hizmetler sunmasının, Türkiye'nin talep edilebilirliğini artırdığını dile getirdi.

Türkiye'nin sağlık turizmi alanında dünyada ilk 5 ülke arasında yer aldığına işaret eden Ünver, "Dünyada 2024'te insanlar sağlık anlamında bir ülkeden başka bir ülkeye gitmek için yaklaşık 100 milyar dolar harcamış. Bu tutar 2028'de 127 milyar dolar olacak." dedi.

Türkiye'yi ziyaret eden 62 milyon turistin yaklaşık 1,5 milyonluk kısmının sağlık turizmi kapsamında geldiğini ifade eden Ünver, bu sayının yeterli olmadığını söyledi.

Sağlık turizmi kapsamında ülkeye gelenlerin sayısını 6-8 milyon bandına çıkarmayı amaçladıklarını belirten Ünver, "Sağlık turizmindeki 3 milyar dolar gelirin 2028'de 20 milyar dolara çıkmasını hedefliyoruz." diye konuştu.

&nbsp;

"Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye, dünyanın şifa merkezi olacak"

Sağlık turizminin sadece medikal turizm olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Ünver, şunları kaydetti:

"Bunun içine termal turizmi de koymak lazım. Muğla'da bu tür potansiyeller de var. En büyük güvencemiz, en büyük motivasyon kaynağımız sağlık çalışanlarımız, hekimlerimiz. Çünkü Türkiye'de verilen hizmetin en önemli çıktısı sağlık çalışanları ve hekimlerimiz. Sağlık Bakanlığı ve USHAŞ olarak bunun takipçisiyiz. Düzenleyici kurumuyuz. Diğer taraftan da sadece bunu Türkiye olarak düşünmemek lazım. Biz bunu dünyaya nasıl ihraç edebilirizin derdindeyiz. Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye, dünyanın şifa merkezi olacak ve sağlık turizminde inşallah bir numaralı ülkesi olacak."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye'nin sağlık turizmi gelirinin artması hedefleniyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 18:26:02 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyenin-saglik-turizmi-gelirinin-artmasi-hedefleniyor-212907-20250222.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyenin-saglik-turizmi-gelirinin-artmasi-hedefleniyor-212907-20250222.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyenin-saglik-turizmi-gelirinin-artmasi-hedefleniyor-212907-20250222.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmanından kalp hastalarına "soğuk hava" uyarısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-uzmanindan-kalp-hastalarina-soguk-hava-uyarisi-16379.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-uzmanindan-kalp-hastalarina-soguk-hava-uyarisi-16379.html</link>
                    <description><![CDATA[Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merih Kutlu, rüzgar ve soğuğun kalp damarlarında büzüşme ve daralmaya neden olabileceğini belirterek, bunun kalp hastaları için risk oluşturabileceğini söyledi
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Prof. Dr. Kutlu,&nbsp; kalp hastalıklarının dünyada ve Türkiye'de en önemli ölüm sebeplerinin başında geldiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada yılda yaklaşık 18 milyon, Türkiye'de de 200 bin kişinin kalp hastalığına bağlı hayatını kaybettiğine dikkati çeken Kutlu, "Ne yazık ki bu sayı her geçen gün daha da artış gösteriyor. Özellikle şu günler kalp hastaları için daha riskli. Kalp hastalığı açısından yüksek tansiyon, kalp krizi, kalp yetmezliği ya da kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde artış görülebiliyor. Bu nedenle de soğuk havada özellikle kalp hastalarının daha çok dikkat etmesi gerekiyor." diye konuştu.

Kutlu, sıcaklık azaldıkça vücudun ısı dengesini koruyabilmek için bazı düzenleme mekanizmalarının devreye girdiğini anlatarak, "Bunlar içinde de en önemlisi cildin kan dolaşımı. Cilt kan dolaşımı soğuk havalarda büzüşerek vücudun ısısını korumaya çaba gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Böyle durumlarda kalbin daha fazla kan pompalamak zorunda kaldığına dikkati çeken Kutlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu da kalp hızını, kan basıncını arttırabiliyor. Tabii ki kalp hızı artışı, kan basıncındaki yükselmeler sağlıklı insanlarda herhangi bir etki göstermiyor ancak kalp hastalarını olumsuz etkileyebiliyor. Soğukla birlikte kalp damarlarında da büzüşme meydana gelebiliyor ve bunun sonucunda da koroner arter hastalığı yani kalp damarlarında tıkanıklık olan hastalarda bu durum daha da darlığı arttırabiliyor. Hastalarda göğüs ağrısı gibi anjina dediğimiz şikayetlere sebep olabiliyor."

&nbsp;

"Bağışıklık sisteminin zayıflaması enfeksiyonlara yatkınlığı arttırıyor"

Prof. Dr. Kutlu, kışın bağışıklık sisteminin zayıflamasının özellikle enfeksiyonlara yatkınlığı arttırdığını söyledi.

Enfeksiyonlara bağlı olarak basit soğuk algınlığından grip, nezle ve akciğer hastalıklarına kadar birçok hastalığın gelişebildiğini anlatan Kutlu, enfeksiyonla beraber ateş yüksekliğinin kalp hızını daha da hızlandırabileceğine işaret etti.

Kutlu, kalbin daha hızlı çalışmasının, oksijen tüketimini arttırdığını, bunun da özellikle koroner arter ya da kalp yetmezliği bulunan hastalarda ilave risk getirdiğini vurguladı.

Kalp hastalarına grip, özellikle 65 yaş üstü kronik hastalığı olanlara da zatürre aşısı olmalarını tavsiye eden Kutlu, şunları kaydetti:

"Kışın hem soğuğun etkisi hem de hareketsizlik sonucunda kilo alımı olabiliyor ve bunların hepsi hastaları olumsuz etkileyebiliyor. Onun için kalp hastalarının egzersizlerini aksatmaması önemli ancak çok soğuk havalarda ve özellikle rüzgara karşı yürümemeleri lazım. Çok uzun saatler dışarıda olmamalılar. Koroner arter hastaları için özellikle söylüyorum, rüzgarla ya da soğukla birlikte kalp damarlarında büzüşmeler, daralma olabilir. Bu normal insanları etkilemezken kalp hastalarında artı risk getirebilir. Buna dikkat etmelerini öneriyorum."

Yakın temastan kaçınılması ve enfeksiyon ihtimaline karşı kapalı ortamlarda bulunulmamasını öneren Kutlu, sebze ve meyve ağırlıklı beslenme ile sıvı alımına da dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

&nbsp;

"Tansiyon hastalarının ilaçlarını düzenli kullanması önemli"

Prof. Dr. Kutlu, özellikle kışın hastalarda kan basıncında yükselmeleri çok sık gözlemlediklerine işaret etti.

Tansiyon hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının, tansiyon takiplerini biraz daha sık yaptırmasının faydalı olacağını anlatan Kutlu, "Aynı şekilde uyku düzenlerine dikkat etmeleri önemli. Kışın, yaz aylarında olduğu kadar D vitamininden faydalanamıyoruz. Bu nedenle de kış döneminde D vitamini takviyeleri alabiliriz ya da enfeksiyondan korunmak için kış çaylarından tüketebiliriz." tavsiyesinde bulundu.

Kutlu, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı gibi şikayetlerde mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söyledi.

Grip ilaçlarındaki burun tıkanıklığına faydalı bazı etken maddelerin kan basıncını yükseltebildiğini, çarpıntıya yol açabildiğini dile getiren Kutlu, özellikle tansiyon hastalarının bu ilaçları doktor tavsiyesiyle kullanması gerektiğini sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanından kalp hastalarına "soğuk hava" uyarısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 22 Feb 2025 10:13:21 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-kalp-hastalarina-soguk-hava-uyarisi-131415-20250222.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-kalp-hastalarina-soguk-hava-uyarisi-131415-20250222.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-kalp-hastalarina-soguk-hava-uyarisi-131415-20250222.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile Oxford arasında sağlık alanında işbirliği]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-izmir-biyotip-ve-genom-merkezi-ile-oxford-arasinda-saglik-alaninda-isbirligi-16367.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-izmir-biyotip-ve-genom-merkezi-ile-oxford-arasinda-saglik-alaninda-isbirligi-16367.html</link>
                    <description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (İBG) ile dünyanın önde gelen üniversitelerinden İngiltere'deki Oxford Üniversitesi, kalp ve damar hastalıkları üzerine bilimsel araştırma ve akademik işbirliği için protokol imzaladı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ DEÜ Rektörü ve İBG Direktörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, DEÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı'nda görevli Prof. Dr. Emin Evren Özcan ve Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, İBG'de görevli Prof. Dr. Şermin Genç, Oxford Üniversitesi Gelişimsel ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü yetkilileriyle toplantılar yaptı.

Kuruluşlar arasındaki toplantıdan işbirliği kararı çıktı. İmzalanan protokol kapsamında ortak çalışmalar yürütülecek.

DEÜ ve İBG'nin altyapısı kullanılacak

Rektör Prof. Dr. Yılmaz, Oxford Üniversitesi Tıp Fakültesinin biyoteknoloji ve sağlık biyoteknolojisi alanında dünyanın önde gelen kuruluşlarından olduğunu söyledi.

Oxford'dan gelen bilim insanlarını üniversitelerinde ağırladıklarını, kendilerinin de İngiltere'ye gittiğini anlatan Yılmaz, "Bu hafta başında yaptığımız ziyaret, kalp damar hastalıkları konusunda Oxford Üniversitesinin araştırma merkeziyle İBG ve DEÜ Kardiyoloji Ana Bilim Dalı arasında bir anlaşma olma özelliği taşıyor. Yüksek lisans doktoru öğrencilerimiz, kardiyolojide tıpta uzmanlık yapan asistanlarımız veya kardiyoloji uzmanlarımız, karşılıklı ziyaretlerle bilgi ve becerilerini geliştirme fırsatı bulabilecekler. Bu, hem ortak bilimsel projeler yapma fırsatı hem de yeni Avrupa Birliği veya ulusal projelere başvurmak için aramızda güçlü işbirliği sağlayacak." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Yılmaz, Oxford Üniversitesinden ilgililerin kalp damar hastalığı konusundaki klinik araştırmaların bir kısmını DEÜ ve İBG'nin altyapısıyla yapmak istediklerini dile getirerek, şöyle konuştu:

"Bazı ürünlerin insan üzerinde denenmeden önceki deneylerini, öncül çalışmaları DEÜ ve İBG'nin altyapısını kullanarak burada test, deney, ortak bilimsel projeleri yapmak üzere niyetlerini beyan ettiler ve memnuniyetlerini söylediler. DEÜ ve İBG olarak Oxford Üniversitesiyle yaptığımız anlaşmanın önemli olduğunu, gelecekte ülkemizde sağlık biyoteknolojisinin gelişmesine katkı yapacağını, kalp damar hastalıkları açısından bilimsel projelere önemli hizmet sunacağını düşünüyorum. Yeni bilim insanlarının yetiştirilmesi, buradaki gençlerimizin yurt dışında fırsat bulması, oradaki tecrübenin buraya aktarılmasının, ikili ortak bilimsel projeler konusunda bize önemli pencereler açacağına inanıyorum. Bu uluslararası bilimsel işbirlikleri, yurt dışındaki Türk bilim insanlarının DEÜ ve İBG vasıtasıyla Türkiye'ye dönmesine de hizmet edecektir."

İBG'nin İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile de stratejik işbirliği anlaşması imzalama sürecinde olduğunu belirten Yılmaz, "Sayın Cumhurbaşkanı'mızın destekleriyle ülkemizin savunma sanayisinde yaptığı büyük hamlenin biyoteknoloji, sağlık biyoteknolojisi alanında da tekrarlanması, bu taraftan da destek sağlanabilmesi için hem İBG hem DEÜ olarak hem Türkiye içerisinde hem de uluslararası alanda işbirliklerini geliştirmeye çalışıyoruz. Bunun dışında Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığıyla stratejik işbirliği anlaşması hazırlığımız var." diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile Oxford arasında sağlık alanında işbirliği - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 21 Feb 2025 19:36:18 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/izmir-biyotip-ve-genom-merkezi-ile-oxford-arasinda-saglik-alaninda-isbirligi-223738-20250221.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/izmir-biyotip-ve-genom-merkezi-ile-oxford-arasinda-saglik-alaninda-isbirligi-223738-20250221.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/izmir-biyotip-ve-genom-merkezi-ile-oxford-arasinda-saglik-alaninda-isbirligi-223738-20250221.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Siyah çay, kalp ve damar sağlığına olumlu katkı sağlıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-siyah-cay-kalp-ve-damar-sagligina-olumlu-katki-sagliyor-16334.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-siyah-cay-kalp-ve-damar-sagligina-olumlu-katki-sagliyor-16334.html</link>
                    <description><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, klinik araştırmalara göre günde en az 3 ile 5 bardak çay içmenin kalp ve damar sağlığına önemli katkıları olduğunu belirtti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Prof. Dr. Yılmaz, üniversitede düzenlediği basın toplantısında, kendisinin derlediği "Siyah Çayın Sağlığa Olumlu Etkileri"ni anlatan bilimsel makalenin, International Journal of Food Science isimli uluslararası dergide yayımlandığını dile getirdi.

Çay alanında bir ihtisas üniversitesi olduklarına değinen Yılmaz, dünyada sudan sonra en fazla tüketilen içeceğin çay olduğuna değinerek, "Dolayısıyla Rize için çok önemli bir ekonomidir. Çayın sağlığa olan faydalarını mevcut bilimsel makaleleri derleyerek tek bir makale halinde literatüre kazandırdık." dedi.

Yılmaz, çayın insan sağlığı üzerine çok sayıda olumlu etkilerinin bulunduğuna işaret ederek, "Klinik araştırmalara göre günde en az 3-5 bardak çay içilmesinin özellikle kalp ve damar sağlığına önemli katkısı bulunuyor. Çay damar sertliğini azaltıyor, tansiyon üzerine çok hafif düşüklükler yapıyor. Kalp hastalığı için risk faktörü olan kötü kolesterol üzerinde olumlu etki yani hafif bir düşüş sağlıyor." diye konuştu.

Kandaki yağ miktarını azaltan çayın aynı zamanda antioksidan etkisinin de bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

"Bağırsağımızdaki yararlı bakteriler mikrobiyota dediğimiz florayı iyi yönde iyileştiriyor. Mikrobiyota aslında ikinci bir beyin diyoruz. En büyük endokrin organ diyebiliriz bağırsaklarımız için. Psikoloji, kalp damar sağlığı, diğer kanserlerin gelişimi olsun birçok yerde rolü var. Olumlu yönde etki ediyor. Çayın yanında şeker kullanarak veya sigara içerek olumlu etkisini azaltmamalıyız. Çay faydalı ve sağlıklı bir içecek. Bir şifa kaynağı olduğuna inanıyoruz."

Yılmaz, çay içmenin yanı sıra sağlıklı beslenme, spor ve egzersizlerin de önemli faydalar sağladığına değinerek, "Yoksa 'çay için kanserden kurtulun, çay için ömrünüz uzasın' şeklinde yanlış bir yönlendirme yapmak istemem. Ancak çay kanser riskini azaltıyor, yaşam süresini uzatıyor. Sağlıkla ilgili diğer faktörleri kendimize kazanım olarak elde edersek asıl sağlıklı yaşam bizi bekliyor." ifadesini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Siyah çay, kalp ve damar sağlığına olumlu katkı sağlıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 20 Feb 2025 10:25:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/siyah-cay-kalp-ve-damar-sagligina-olumlu-katki-sagliyor-132825-20250220.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/siyah-cay-kalp-ve-damar-sagligina-olumlu-katki-sagliyor-132825-20250220.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/siyah-cay-kalp-ve-damar-sagligina-olumlu-katki-sagliyor-132825-20250220.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Grip vakalarındaki artış mevsim normallerinde]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-grip-vakalarindaki-artis-mevsim-normallerinde-15744.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-grip-vakalarindaki-artis-mevsim-normallerinde-15744.html</link>
                    <description><![CDATA[Grip vakalarındaki artış, mevsimsel normallere uygun düzeylerde devam ediyor. Uzmanlar, risk grubunda yer alan kişilerin daha dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ankara&nbsp;Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi&nbsp;Enfeksiyon&nbsp;Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Balık, son günlerde hastane başvurularında en çok grip virüslerinin ön plana çıktığını söyledi.

COVID-19'un da görülmeye devam ettiğini belirten Balık, toplumun büyük bir bölümünün bağışıklığı olduğu için salgın şeklinde bir COVID beklemediklerini ifade etti.

Balık, nezle virüsü yapan etkenleri de yaygın şekilde gördüklerini anlatarak, "Respiratuar Sinsityal Virüsü'nü (RSV) de görüyoruz. Bu virüsleri zaman zaman dalgalanma şeklinde görüyoruz. Özellikle toplumumuzda&nbsp;nüfus&nbsp;hareketliğinin fazla olduğu dönemlerde, bayramlarda, okulların ilk açıldığı dönemlerde, yılbaşı sonrası gibi dönemlerde bu virüsü, enfeksiyonlarda belirgin artışları her zaman görürüz." dedi.

"Panik olacağımız, salgın düzeyinde bir artış söz konusu değil"

Grip vakalarında paniğe sebep olabilecek herhangi bir durumun olmadığını aktaran Balık, "Şu an mevsim normalleri düzeyinde bir artış var. Panik olacağımız, salgın düzeyinde bir artış söz konusu değil. Herhangi bir şekilde salgın paniği yaşamamızı gerektirecek bir durum söz konusu değil. Korunma tedbirlerini sürekli alıyor olmamız gerekiyor." diye konuştu.

Prof. Dr. Balık, hangi viral enfeksiyon olursa olsun altta yatan herhangi bir hastalığı bulunan kişilerin iyileşme süreçlerinin ve komplikasyon risklerinin daha uzun olduğuna dikkati çekerek, "Nüfus hareketliliğinin arttığı dönemlerde insanlar birden fazla virüsü arka arkaya kapabilir. Bu virüsler, benzer belirti gösterdiği için de hastalığın uzun sürdüğü sanılabilir. Uzun sürmenin bir başka nedeni ise sinüzit ve&nbsp;zatürre&nbsp;gibi komplikasyon gelişmesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Hastalığı en çok çocuklar bulaştırıyor

Risk gruplarına ilişkin de bilgi veren Balık,&nbsp;alerji&nbsp;hastaları, 65 yaş üzerinde alerjik astımı, bronşiti olanların,&nbsp;kanser&nbsp;tedavisi görenlerin, kalp yetmezliği, kronik&nbsp;akciğer&nbsp;hastalığı ve diyabeti olanların bu grupta yer aldığını bildirdi.

Balık, risk grubunda yer alanların viral enfeksiyonlarla karşılaştıklarında iyileşme süreçlerinin daha uzun ve hastalığı bağlı gelişen komplikasyonların da daha ağır seyrettiğini söyledi.

Virüslerin yayılımının en fazla okullarda çocuklar arasında olduğunu aktaran Balık, "En çok bulaştıran çocuklarımız. Çocuklarımız virüsleri okullarda birbirlerine kolaylıkla bulaştırıyorlar. Onlar da gelip evde ebeveynlerine bulaştırıyor. Viral enfeksiyonların salgını nedeniyle toplumda hasta kişi sayısı artınca antibiyotik kullanma oranı da artıyor. Bu çok yanlış bir şey." ifadelerini kullandı.

Balık, okulların yarı yıl tatile girmesine de az bir süre kaldığını anımsatarak, "Genellikle ara tatillerde nüfus hareketliliği artıyor. Herkes tatile gidiyor. Dönüşte çocuklar bir araya gelince ondan sonra enfeksiyonlar birbirine geçiyor. Herkesin başka yerlerden getirdiği enfeksiyonlar birbirine aktarılıyor ve oradan da birbirine geçiyor." dedi.

Antibiyotikler virüslerde etkili değil

Prof. Dr. Balık, hastalıkların nedeninin&nbsp;virüs&nbsp;olduğunu belirterek, bu süreçte antibiyotik kullanılmaması konusunda şu uyarıları yaptı:

"Antibiyotikler kesinlikle virüslerde etkili değildir. O nedenle bizim hiçbir şekilde çocuğumuza antibiyotik vermememiz gerekiyor. Hekim yazarsa bile sorgulamak gerekiyor. Ebeveynin 'bakteriyel enfeksiyon olduğundan emin misiniz?' sorusunu hekime sorma hakkı var. Hekimlerin de bakteriyel enfeksiyondan emin olmadıkça bu dönemlerde antibiyotik yazmaması gerekiyor. Antibiyotik kullanımında Avrupa'da en önde gelen ülke Türkiye. Gereksiz yere antibiyotiği çok fazla kullanıyoruz. Bunun çok fazla zararları var. Sadece ekonomik zararları yok. Antibiyotiklere direnç geliştiği için işe yaraması gereken yerlerde mesela bir zatürre geliştiğinde kullanamaz hale geliyoruz. Çok daha kapsamlı antibiyotikleri kullanıyoruz."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Grip vakalarındaki artış mevsim normallerinde - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 10 Jan 2025 09:15:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/grip-vakalarindaki-artis-mevsim-normallerinde-121711-20250110.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/grip-vakalarindaki-artis-mevsim-normallerinde-121711-20250110.png"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/grip-vakalarindaki-artis-mevsim-normallerinde-121711-20250110.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dünya Genelinde Kanser Ölümleri ve Erken Tanının Önemi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-dunya-genelinde-kanser-olumleri-ve-erken-taninin-onemi-15544.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-dunya-genelinde-kanser-olumleri-ve-erken-taninin-onemi-15544.html</link>
                    <description><![CDATA[2021'de kansere bağlı ölümler dünya genelinde yüzde 15. Erken tanı ve tedavi sayesinde kanser ölüm oranları azaldı.                   

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 2021 yılı itibariyle dünya genelindeki ölümlerin yüzde 15'i kansere bağlı. Kanser, anormal hücrelerin kontrolsüz büyümesiyle başlayan ve tüm vücudu etkileyebilen bir hastalık grubu olarak tanımlanıyor. Artan nüfus ve yaşlanan toplumlarla birlikte kanser, insan yaşamını tehdit eden daha yaygın bir hale geliyor.

Ancak, umut veren bir gerçek var ki, birçok ülkede yaş standartlarına göre düzenlenmiş kanser ölüm oranları azalma gösteriyor. Bu başarıda, erken tanı, gelişmiş tedavi yöntemleri, halk sağlığı kampanyaları ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük rol oynuyor.

Akciğer Kanseri İlk Sırada

Verilere göre, dünya çapında en fazla ölüme neden olan kanser türü akciğer kanseri. Sigara tüketiminin bu tablo üzerindeki etkisi belirgin. Akciğer kanserini, kolorektal, mide ve meme kanserleri takip ediyor. Erkeklerde akciğer kanseri birçok ülkede başı çekerken, bazı bölgelerde prostat, karaciğer ve mide kanserleri öne çıkıyor. Kadınlarda ise tablo biraz farklı; meme kanseri yaygın ölüm nedeni olarak öne çıkarken, bazı ülkelerde akciğer ve karaciğer kanserleri de ilk sıralarda yer alıyor.

Kanser Riski Yaşla Birlikte Artıyor

Kanser riski yaşla birlikte katlanarak artıyor. DNA hasarının birikmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve risk faktörlerine daha uzun süre maruz kalma gibi nedenler bu durumu açıklıyor. Özellikle yaşlı nüfusun yoğun olduğu ülkelerde, kanser ölüm oranları daha yüksek seyrediyor.

Mide Kanserinde Düşüş

Bir zamanlar dünyada en çok ölüme neden olan kanserlerden biri olan mide kanseri, özellikle gelişmiş ülkelerde büyük bir düşüş yaşadı. ABD’de, 1950’lere kıyasla 2021’de mide kanserinden ölüm oranı dokuz kat daha az. Bu başarı, temiz su, daha iyi hijyen koşulları ve Helicobacter pylori bakterisiyle mücadele sayesinde mümkün oldu.

Sigaranın Etkisi

20'nci yüzyılda sigaranın yaygınlaşması, akciğer kanserini artırdı. Sigara, sadece akciğer kanseri değil; mesane, böbrek, pankreas, mide, rahim ağzı gibi birçok organda kanser riskini artırdı. İçerdiği kimyasallar, vücudun tamir mekanizmasını devre dışı bırakırken, bağışıklık sistemini zayıflattı. Sonuç ise kontrolsüz mutasyonlar ve ölümcül tümörler oldu. Sigaranın etkisiyle 1950’den itibaren akciğer kanserinden ölümler hızla arttı. Oysa mide ve kolorektal kanserler düşüşe geçti. Bu başarı, hijyen koşullarındaki iyileşmelere, tarama yöntemlerindeki ilerlemelere ve bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelenin gücüne işaret ediyor.

Sağlık Politikalarının Önemi

Kanserin küresel haritası değişiyor. Akciğer kanserinin yükselişi ve mide kanserindeki düşüş, sağlık politikalarının önemini gözler önüne seriyor. Ancak yaşlanan nüfuslarla birlikte kanser, önümüzdeki yıllarda da ciddi bir tehdit olmaya devam edecek. Risk faktörlerini azaltma ve yeni tedavi yöntemleri geliştirme çabaları, bu mücadelede kilit rol oynayacak.

Bu tablo, kanserle mücadelenin hâlâ uzun bir yol gerektirdiğini, ancak ilerlemenin mümkün olduğunu gösteriyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Dünya Genelinde Kanser Ölümleri ve Erken Tanının Önemi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Dec 2024 13:51:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunya-genelinde-kanser-olumleri-ve-erken-taninin-onemi-170307-20241229.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunya-genelinde-kanser-olumleri-ve-erken-taninin-onemi-170307-20241229.png"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunya-genelinde-kanser-olumleri-ve-erken-taninin-onemi-170307-20241229.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[40 milyon kişi sağlık sorularına 'Neyim Var?' ile yanıt buldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-40-milyon-kisi-saglik-sorularina-neyim-var-ile-yanit-buldu-15187.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-40-milyon-kisi-saglik-sorularina-neyim-var-ile-yanit-buldu-15187.html</link>
                    <description><![CDATA[Hastaların şikayetlerine göre olası tanı ve uzmanlık önerileri sunan 'Neyim Var?' uygulaması, 40 milyon kişinin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı&nbsp;ve Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu (HIMSS) iş birliğiyle Antalya'nın Belek&nbsp;Turizm&nbsp;Merkezi'nde bir otelde düzenlenen "HIMSS Avrasya Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Konferansı ve Fuarı" devam ediyor.

Etkinlik, dijital hastane uygulamaları, e-sağlık, sağlıkta akıllı sistemler,&nbsp;yapay zeka&nbsp;ve ileri teknolojilerin sergilenmesi ile sağlık bilişim sektörüne dair önemli gelişmeleri değerlendirme imkanı sundu.

Sağlık Bakan Yardımcısı Birinci, "Dijital Sağlığın Geleceği" konulu oturumda, gelişen teknolojilerin sağlık sektöründe önemli yeniliklere yol açtığını anlattı.

Özellikle yapay zeka teknolojilerinin sağlıklı yaşamdan tedaviye kadar pek çok süreci dönüştürme ve sağlık sistemlerini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olduğunu belirten Birinci, tanı koyma süreçlerinden tedaviye, kişiselleştirilmiş ilaçlardan klinik araştırmalara kadar her alanda yapay zekanın potansiyelinden faydalanılabileceğini ifade etti.

Birinci, gelecekte sağlık çalışanlarının, hastaların geçmiş ve güncel bütüncül verilerini kullanarak, yapay zeka modelleriyle tanı ve tedavi süreçlerinde destek alabileceklerini ve geleceğe yönelik öngörücü analizler yapabileceklerini vurguladı.

"Türkiye'de sağlık alanında yapay zekayla ilgili çalışmalar yürütüyoruz"

Yapay zekanın etkin kullanımı için standartlara dayalı ve esnek veri altyapıları oluşturulmasının kritik önem taşıdığına dikkati çeken Birinci, şöyle devam etti:

"Türkiye'de sağlık alanında yapay zekayla ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Hayata geçirdiğimiz Neyim Var? uygulaması da önemli. Uygulama, hastaların şikayetleri doğrultusunda sorular sorarak başvurmaları gereken branşları ve olası tanı tahminlerini sundu. 'Neyim Var?' uygulaması bugüne kadar yaklaşık 40 milyon farklı vatandaş tarafından kullanıldı. Dijital sağlık hizmetleri, hastanın kendi sağlığını izleme ve yönetme imkanı sunarak bireyin katılımını ve güçlenmesini sağlıyor."

Sağlıkta teknoloji kullanımının etik ve sosyal sorumluluk perspektifinden ele alınması gerektiğine işaret eden Birinci, "Verilerin gizliliği, her bir vatandaş için hakkaniyetli erişim ve dijital okuryazarlık gibi konular, sağlık teknolojilerinin sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip" ifadesini kullandı.

Birinci, Sağlık Bakanlığı olarak "Milli Teknoloji Hamlesi" kapsamında sağlık alanında teknolojiyi doğru şekilde entegre etmeye devam ederek, sağlığı daha erişilebilir, daha güvenli ve etkili hale getirmek için çalışmalarını sürdürdüklerini vurguladı.

"HIMSS Avrasya Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Konferansı ve Fuarı" yarın sona erecek.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[40 milyon kişi sağlık sorularına 'Neyim Var?' ile yanıt buldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 10:00:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/40-milyon-kisi-saglik-sorularina-neyim-var-ile-yanit-buldu-130215-20241203.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/40-milyon-kisi-saglik-sorularina-neyim-var-ile-yanit-buldu-130215-20241203.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/40-milyon-kisi-saglik-sorularina-neyim-var-ile-yanit-buldu-130215-20241203.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye’de diyabet oranı Avrupa’nın zirvesinde]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-diyabet-orani-avrupanin-zirvesinde-14902.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-diyabet-orani-avrupanin-zirvesinde-14902.html</link>
                    <description><![CDATA[Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alper Sönmez, Türkiye’de diyabet oranının Avrupa’da en yüksek seviyede olduğunu belirterek, her iki diyabetli kişiden birinin hastalığının farkında olmadığını açıkladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Güven Hastanesi, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde “Hareket Et, Diyabeti Yok Et” başlıklı bir seminer düzenledi. Prof. Dr. Mustafa Cesur’un açılış konuşmasıyla başlayan seminerde, diyabetin Türkiye’deki yaygınlığı, erken teşhisin önemi, beslenme ve modern diyabet teknolojileri gibi konular ele alındı. Katılımcılara ücretsiz şeker ölçümü hizmeti de sunulan etkinlik, soru-cevap bölümü ile sona erdi.

“Her iki kişiden biri diyabetli olduğunu bilmiyor”

Prof. Dr. Alper Sönmez, Türkiye’de her iki diyabetli bireyden birinin hastalığını bilmediğini söyleyerek, “Diyabet, obezite, hipertansiyon ve yüksek kan yağları gibi sorunlarla sık sık birlikte görülüyor. Bu durum, yaşam tarzı değişikliklerinin diyabetle mücadelede ne kadar önemli olduğunu gösteriyor” dedi.

“Diyabet belirtilerine dikkat edilmeli”

Doç. Dr. İbrahim Demirci ise sık idrara çıkma, halsizlik, bulanık görme ve istemsiz kilo kaybının diyabetin temel belirtileri arasında olduğunu belirterek, “Açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri ve HbA1c ölçümleri diyabetin tanısında büyük önem taşıyor” dedi.

Stres diyabeti zorlaştırıyor

Uzman Klinik Psikolog Gözdem Özdem Akaydın, diyabetin yönetiminde stresin etkisine dikkat çekerek, “Stres kan şekeri ve kan basıncını artırarak diyabet yönetimini zorlaştırabilir” dedi.

Beslenmenin rolü önemli

Uzman Diyetisyen Serap Güzel, diyabet yönetiminde karbonhidrat tüketiminin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, yüksek glisemik indeksli gıdaların kontrollü tüketilmesinin önemine değindi.

Katılımcılar, uzmanlarla birebir diyabet hakkında bilgi edinme fırsatı buldu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye’de diyabet oranı Avrupa’nın zirvesinde - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 13 Nov 2024 15:22:57 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-diyabet-orani-avrupanin-zirvesinde-182501-20241113.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-diyabet-orani-avrupanin-zirvesinde-182501-20241113.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-diyabet-orani-avrupanin-zirvesinde-182501-20241113.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Hastanesi binlerce yabancı hastaya umut oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-akdeniz-universitesi-hastanesi-binlerce-yabanci-hastaya-umut-oldu-14825.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-akdeniz-universitesi-hastanesi-binlerce-yabanci-hastaya-umut-oldu-14825.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünyada kadavradan ilk rahim naklinin yanı sıra Türkiye'nin ilk yüz ve çift kol nakillerinin yapıldığı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, sağlık turizmi kapsamında bu yıl 76 ülkeden 3 bin 38 hastanın umudu oldu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Doğal ve tarihi güzellikleri, 4 mevsim ılıman iklimi ile dikkati çeken Antalya, son yıllarda sağlık yatırımları, dünyada ses getiren yüz ve rahim nakli ameliyatları ile sağlık turizminde de ön plana çıkmaya başladı.

Kentte sağlık turizmine en fazla katkıyı sunan merkezler arasında dünyada karaciğer, kalp, böbrek, pankreasın yanı sıra yüz, kol ve rahim nakillerinin yapılabildiği ender merkezler arasında yer alan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi de yer alıyor.

Dünyanın farklı ülkelerinden gelen hastaların da şifa adresi haline gelen hastaneden 2024 yılının ocak ile ekim ayları arasında Rusya, Azerbaycan, Almanya ve ABD gibi ülkelerin yanı sıra Gabon'dan Mali'ye, Brezilya'dan Kore'ye, Hindistan'dan Çin'e kadar farklı ülkelerden hastalar hizmet aldı.

&nbsp;



En çok Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Azerbaycan'dan hastalar geldi

Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, 2024 yılının 10 aylık döneminde hastanede 1 milyon 127 bin kişinin poliklinik hizmeti aldığını ve 62 bini aşkın ameliyat yapıldığını anlattı.

Görev yaptığı 4,5 yıllık süreçte sağlık turizmine önem verdiklerine işaret eden Özkan, "Sağlık turizmi potansiyelimizi gelir açısından yaklaşık 25 kat arttırdık. 76 ülkeden 3 bin 38 hastaya hizmet verdik. En fazla Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Azerbaycan, İngiltere, Almanya'dan gelen hastalarımız oldu. Sağlık turizmi için hastanemize gelen hastalar en fazla acil tıp, tıbbi onkoloji, yeni doğan, genel cerrahi, estetik cerrahi, organ nakli gibi bölümleri tercih etti." dedi.

Özkan, sağlık turizminden elde edilen gelirin diğer turizm çeşitlerine göre daha fazla olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Turizmde genel olarak amaç daha az turistle daha çok gelir elde etmek. Sağlık turizminde Türkiye'nin ve Antalya'nın tercih edilmesi hem Türk sağlık sisteminin kalitesini hem de bize olan güveni de gösteriyor. Koronavirüs sürecinde bile çok sayıda yurt dışından hasta geldi. Sağlık turizminde Türkiye'nin önde olmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi yaptığımız nakillerin ses getirmesi. Yüz ve rahim nakilleri sağlık turizmi açısından itici bir güç oldu. Bu kadar zorlu nakilleri yapan bir ülke diğer hizmetleri de kaliteli ve güzel yapar diye düşünülüyor ve güven veriyor. Sağlık hizmeti kalite ve güvenle olabilir. Bu güveni verdiğimiz için de çok mutluyuz."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi Hastanesi binlerce yabancı hastaya umut oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 09 Nov 2024 12:02:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/akdeniz-universitesi-hastanesi-binlerce-yabanci-hastaya-umut-oldu-150600-20241109.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/akdeniz-universitesi-hastanesi-binlerce-yabanci-hastaya-umut-oldu-150600-20241109.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/akdeniz-universitesi-hastanesi-binlerce-yabanci-hastaya-umut-oldu-150600-20241109.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye'de sağlık turizminde yükseliş görülüyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-saglik-turizminde-yukselis-goruluyor-14674.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-turkiyede-saglik-turizminde-yukselis-goruluyor-14674.html</link>
                    <description><![CDATA[Türkiye'nin sağlık turizmi alanındaki hizmet anlayışıyla çıtayı her geçen gün yükseltiyor. Dr. Uygar Üstün, Türkiye'nin ABD ve Almanya gibi ülkelerin ardından sağlık turizminde önemli merkezlerden biri olarak öne çıktığını belirtti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üstün, sağlık hizmetlerinde ileri teknoloji, geniş yelpazede tedavi imkanları ve cazip fiyatlarla Türkiye'nin sektörde zirveyi zorladığını ifade etti.

Sağlık turizmindeki başarıyı sürdürülebilir kılmak için tanıtım faaliyetlerinin ve kalite odaklı hizmetlerin önemini vurgulayan Üstün, "Bu başarıyı elde etmek, kaliteli hizmet ve uygun fiyat politikalarının birleşimidir." değerlendirmesini yaptı.

Üstün, Türkiye'de saç ekimi, onkoloji, organ nakli, kalp cerrahisi gibi birçok alanda tedavi olanakları sunulduğunu belirterek "Sağlık alanındaki bu başarılar Türkiye'yi sadece&nbsp;estetik&nbsp;operasyonlarla değil, ciddi tedavi süreçlerinde de tercih edilen bir merkez haline getiriyor." ifadelerini kullandı.

Sağlık turizminde Türkiye'nin tercih edilmesinde olumlu hasta deneyimlerinin ve tavsiyelerin etkili olduğunu aktaran Üstün, hastaların önemli bir oranının Türkiye'yi yakın çevresinden aldığı önerilerle seçtiğini belirtti.

"Hastaların yüzde 73'ü Türkiye'yi tercih ediyor"

Üstün, "Burada en etkili faktör, hastaların yakın çevresine olan güvenidir. Sosyal medya, tanınmış kişiler ve geçmişte hizmet alıp memnun kalanların önerileri, hasta kazanımını doğrudan etkiliyor. Hastaların yüzde 73'e varan oranla Türkiye'yi tercih etmesinde bu tavsiyeler etkili oluyor." değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık turizminde hastaların kaliteli hizmet alması ve bu hizmeti başkalarına önermelerinin sağlanması gerektiğini belirten Üstün, şunları kaydetti:

"Hastalarımıza sağladığımız üç ana kriterin yanıtı 'evet' olmalı: 'Hizmetten memnun kaldınız mı, tekrar gelir misiniz ve bu hizmeti başkalarına önerir misiniz?' Bu üç soruya verilen olumlu yanıtlar, Medipol'ü ve ülkemizi sağlık turizminde üst sıralara taşıyor."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye'de sağlık turizminde yükseliş görülüyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 02 Nov 2024 08:10:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-saglik-turizminde-yukselis-goruluyor-111224-20241102.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-saglik-turizminde-yukselis-goruluyor-111224-20241102.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/turkiyede-saglik-turizminde-yukselis-goruluyor-111224-20241102.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Aşırı işlenmiş gıdalar sağlığı tehdit ediyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-asiri-islenmis-gidalar-sagligi-tehdit-ediyor-14553.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-asiri-islenmis-gidalar-sagligi-tehdit-ediyor-14553.html</link>
                    <description><![CDATA[Uzmanlar, tüketilen gıdalardaki katkı maddelerinin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine işaret ederek, raf ömrünü uzatmak için eklenen bu maddelerin, bilinçsiz kullanım durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyardı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Diyetisyen Gizem Özölmez, günlük hayatta sıkça tüketilen paketli gıdalarda bulunan katkı maddelerinin, gıdanın lezzetini ve görünümünü korurken sağlığı tehdit edebileceğini kaydetti.

Renklendirici, koruyucu, antioksidan, tatlandırıcı ve jelleştirici gibi birçok&nbsp;gıda&nbsp;katkı maddesinin, gofret, kek, et ve süt ürünleri gibi çeşitli paketli gıdalarda sıklıkla kullanıldığı bilgisini paylaşan Özölmez, "Bu maddeler, gıdaların raf ömrünü uzatırken, bilinçsiz kullanımda insan sağlığını ciddi şekilde etkileyebilir. Özellikle alerjik reaksiyonlar, metabolik problemler, sindirim sorunları ve bağışıklık sistemi zayıflaması gibi sağlık sorunlarına yol açabilir." değerlendirmesinde bulundu.

"Risk grubundaki bireyler daha dikkatli olmalı"

Katkı maddelerinin etkilerinin özellikle hamileler, emziren anneler, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler gibi risk gruplarında daha fazla görülebileceğine dikkati çeken Özölmez, "Bu grupların beslenme alışkanlıklarını düzenleyerek, hazır gıdalardan kaçınmaları ve dengeli bir beslenme programı takip etmeleri büyük önem taşır." ifadesini kullandı.

"Tek tip beslenme yerine dengeli beslenme"

Beslenme düzeninde sağlıklı seçimler yapmanın önemini vurgulayan Özölmez, katkı maddelerinin denetimlerle sınırlandırılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Tek tip beslenme yerine sağlıklı ve dengeli bir beslenme modeli tercih edilirse sağlığımızı koruyabilir ve gıda katkı maddelerinin olumsuz etkilerinden kaçınabiliriz." açıklamalarında bulundu.

Özölmez, katkı maddelerinin beslenme düzeninden tamamen çıkarılmasının zor olduğunu kaydederek, bilinçli tüketim ve üreticilerin koyduğu miktarların denetlenmesinin sağlıklı bir yaşam için kritik olduğunu ifade etti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Aşırı işlenmiş gıdalar sağlığı tehdit ediyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 09:21:50 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-islenmis-gidalar-sagligi-tehdit-ediyor-122302-20241026.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-islenmis-gidalar-sagligi-tehdit-ediyor-122302-20241026.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-islenmis-gidalar-sagligi-tehdit-ediyor-122302-20241026.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Düşük uyku kalitesi, beynin hızlı yaşlanmasına sebep olabilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-dusuk-uyku-kalitesi-beynin-hizli-yaslanmasina-sebep-olabilir-14551.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-dusuk-uyku-kalitesi-beynin-hizli-yaslanmasina-sebep-olabilir-14551.html</link>
                    <description><![CDATA[ABD'de yapılan yeni bir araştırmada, düşük uyku kalitesiyle beynin hızlı yaşlanması arasında önemli bir bağlantının mevcut olduğu tespit edildi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ ABD&nbsp;merkezli tıp dergisi "Neurology"de yayımlanan araştırmaya göre, kötü bir gece uykusunun yaşamın ilerleyen dönemlerinde beyin yaşını etkileyebileceği ortaya konuldu.

Araştırmacılar, 15 yıl boyunca yaklaşık 600 kişiyi değerlendirdi. 15 sene önce yaş ortalaması 40 olan katılımcılara&nbsp;uyku&nbsp;alışkanlıkları hakkında, "Genellikle uykuya dalmakta güçlük çekiyor musunuz? Geceleri birkaç kez uyanır mısınız? Çok erken mi uyanırsınız?" gibi sorular soruldu.

Katılımcılar, 5 yıl sonra, sağlıksız uykunun 6 özelliğini belirlemek için tasarlanmış olan ikinci bir anketi doldurdu. "Kötü uyku kalitesi, gündüz uykulu olma hali, uykuya dalmada zorluk, uykuda kalma zorluğu, sabah erken uyanma ve kısa uyku süresi" sağlıksız uykunun özellikleri arasında yer aldı.

Her katılımcı, kaç kötü uyku alışkanlığına sahip olduklarına göre 3 gruptan birine yerleştirildi. Bu alışkanlıklardan hiç birisine sahip olmayan veya sadece birine sahip olanlar düşük grup, iki veya üçüne sahip olanlar orta grup ile dört ve üzerine sahip olanlar yüksek grup olarak nitelendirildi.

İkinci anketten 10 yıl sonra araştırmacılar, katılımcıların beyin yaşlarını belirlemek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve çeşitli cihazları kullandı.

Beyin yaşları daha ileride

Söz konusu sağlıksız uyku alışkanlıklarının çoğuna sahip olan yüksek gruptaki kişilerin ortalama beyin yaşının, düşük gruptakilerden 2,6 yaş daha ileri olduğu tespit edildi.

Orta grubun ortalama beyin yaşının da düşük gruptaki katılımcılardan 1,6 yaş daha ileri olduğu belirlendi.

Çalışmanın yazarlarından olan California Üniversitesinden Prof. Dr. Kristine Yaffe, yaptığı yazılı açıklamada, "Bulgularımız, tutarlı bir uyku programı sürdürmek,&nbsp;egzersiz&nbsp;yapmak, yatmadan önce kafein ve alkolden kaçınmak ve gevşeme teknikleri kullanmak da dahil olmak üzere, beyin sağlığını korumak için uyku sorunlarını yaşamın erken dönemlerinde ele almanın önemini vurgulamaktadır" ifadelerini kullandı.

Araştırmacılar, Ulusal Yaşlanma Enstitüsü tarafından finanse edilen çalışmalarının, yetersiz uykunun beyin yaşlanmasını hızlandırdığını kanıtlamadığını, sadece ikisi arasında bir ilişki olduğunu gösterdiğini vurguladı.

Araştırmalara göre, çok fazla veya çok az uyuyanların tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık, koroner kalp hastalığı ve felç gibi çeşitli hastalıklara yakalanma riski yüksek bulunuyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Düşük uyku kalitesi, beynin hızlı yaşlanmasına sebep olabilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 26 Oct 2024 08:02:24 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dusuk-uyku-kalitesi-beynin-hizli-yaslanmasina-sebep-olabilir-110342-20241026.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dusuk-uyku-kalitesi-beynin-hizli-yaslanmasina-sebep-olabilir-110342-20241026.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dusuk-uyku-kalitesi-beynin-hizli-yaslanmasina-sebep-olabilir-110342-20241026.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Fransa'da Alzheimer Araştırması: Kafein Tüketiminin Etkileri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-fransada-alzheimer-arastirmasi-kafein-tuketiminin-etkileri-14332.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-fransada-alzheimer-arastirmasi-kafein-tuketiminin-etkileri-14332.html</link>
                    <description><![CDATA[Sabahları içilen kahve ya da gün içinde makul miktarda kafein tüketimi demansın ilerleme riskini azaltıyor.               ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Fransa'da&nbsp;bir&nbsp;ekip,&nbsp;2010/2015&nbsp;yılları&nbsp;arasında&nbsp;hafif&nbsp;bilişsel&nbsp;bozukluk&nbsp;veya&nbsp;Alzheimer&nbsp;teşhisi&nbsp;konulan&nbsp;hastalarla&nbsp;ilgili&nbsp;verileri&nbsp;inceledi.&nbsp;Bu&nbsp;çalışmaya&nbsp;katılan,&nbsp;yaşları&nbsp;70'in&nbsp;üzerinde&nbsp;olan&nbsp;263&nbsp;kişinin&nbsp;klinik&nbsp;değerlendirmeleri&nbsp;yapıldı&nbsp;ve&nbsp;kahve,&nbsp;çikolata,&nbsp;çay&nbsp;ve&nbsp;gazlı&nbsp;içecekler&nbsp;gibi&nbsp;kafein&nbsp;içeren&nbsp;gıdaların&nbsp;tüketim&nbsp;miktarları&nbsp;incelendi.&nbsp;Gönüllüler&nbsp;ayrıca&nbsp;MR&nbsp;taramalarına&nbsp;girdi&nbsp;ve&nbsp;kan&nbsp;ve&nbsp;beyin-omurilik&nbsp;sıvısı&nbsp;(BOS)&nbsp;örnekleri&nbsp;verdi.

Kafein&nbsp;Tüketim&nbsp;Grupları

Günde&nbsp;ortalama&nbsp;200&nbsp;miligramdan&nbsp;biraz&nbsp;fazla&nbsp;kafein&nbsp;tüketenler&nbsp;"düşük"&nbsp;kafein&nbsp;grubuna&nbsp;alındı,&nbsp;daha&nbsp;fazla&nbsp;kafein&nbsp;tüketenler&nbsp;ise&nbsp;"yüksek"&nbsp;kafein&nbsp;grubunda&nbsp;değerlendirildi.&nbsp;Elde&nbsp;edilen&nbsp;veriler,&nbsp;daha&nbsp;az&nbsp;kafein&nbsp;tüketiminin&nbsp;hafıza&nbsp;problemleriyle&nbsp;ilişkili&nbsp;hafif&nbsp;bilişsel&nbsp;gerileme&nbsp;riskini&nbsp;artırdığını&nbsp;gösterdi.&nbsp;Düşük&nbsp;kafein&nbsp;grubundakiler,&nbsp;Alzheimer&nbsp;veya&nbsp;hafif&nbsp;bilişsel&nbsp;bozukluk&nbsp;teşhisi&nbsp;alma&nbsp;riskine&nbsp;yaklaşık&nbsp;2.5&nbsp;kat&nbsp;daha&nbsp;fazla&nbsp;sahipti.

Protein&nbsp;Analizleri&nbsp;ve&nbsp;Kafein

BOS'ta&nbsp;yapılan&nbsp;protein&nbsp;analizlerinde&nbsp;ise&nbsp;düşük&nbsp;kafein&nbsp;tüketenlerde&nbsp;beta-amiloid&nbsp;proteinlerin&nbsp;belirli&nbsp;türlerinde&nbsp;önemli&nbsp;farklılıklar&nbsp;bulundu.&nbsp;Düşük&nbsp;kafein&nbsp;tüketenlerde,&nbsp;beyindeki&nbsp;Alzheimer&nbsp;belirtileriyle&nbsp;ilişkilendirilen&nbsp;beta-amiloid&nbsp;proteinlerinin&nbsp;daha&nbsp;fazla&nbsp;birikimi&nbsp;gözlemlendi.

Araştırmanın&nbsp;Sonuçları&nbsp;ve&nbsp;Kafein&nbsp;Tüketimi

Bu&nbsp;çalışma,&nbsp;kafein&nbsp;tüketiminin&nbsp;Alzheimer&nbsp;semptomları&nbsp;üzerindeki&nbsp;etkilerini&nbsp;tam&nbsp;olarak&nbsp;anlamak&nbsp;için&nbsp;yeterli&nbsp;değil,&nbsp;ancak&nbsp;kafeinin&nbsp;genel&nbsp;sağlık&nbsp;üzerindeki&nbsp;olumlu&nbsp;etkilerini&nbsp;destekleyen&nbsp;artan&nbsp;araştırmalarla&nbsp;birlikte&nbsp;değerlendirildiğinde,&nbsp;sabah&nbsp;kahvenizin&nbsp;ya&nbsp;da&nbsp;gün&nbsp;ortasındaki&nbsp;çikolata&nbsp;atıştırmalığınızın&nbsp;vücudunuzu&nbsp;uzun&nbsp;yıllar&nbsp;sağlıklı&nbsp;tutmada&nbsp;rol&nbsp;oynayabileceği&nbsp;düşünülüyor.

Bu araştırma, Alzheimer's &amp; Dementia dergisinde yayımlandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Fransa'da Alzheimer Araştırması: Kafein Tüketiminin Etkileri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 06:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fransada-alzheimer-arastirmasi-kafein-tuketiminin-etkileri-092221-20241015.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fransada-alzheimer-arastirmasi-kafein-tuketiminin-etkileri-092221-20241015.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/fransada-alzheimer-arastirmasi-kafein-tuketiminin-etkileri-092221-20241015.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kahvenin kalp sağlığına bir faydası daha ortaya çıktı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-kahvenin-kalp-sagligina-bir-faydasi-daha-ortaya-cikti-14241.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-kahvenin-kalp-sagligina-bir-faydasi-daha-ortaya-cikti-14241.html</link>
                    <description><![CDATA[Kafeinin, kan damarlarının yenilenmesine yardımcı olarak damar sağlığını iyileştirebileceği ortaya çıktı. İtalya'da lupus hastaları üzerinde yapılan bir araştırma, kafeinin, inflamatuar hastalık durumlarında kardiyovasküler riskleri yönetmeye yönelik potansiyel bir diyet yaklaşımı sunduğunu öne sürüyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Oxford Üniversitesi&nbsp;tarafından 9 Ekim'de Rheumatology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, artan kafein tüketiminin kalp sağlığını iyileştirebileceğini gösteriyor.

Damar hastalıkları, kan damarlarının zarar görmesine yol açarak kalp krizi ve felç gibi ciddi sonuçlara neden oluyor.

Özellikle lupus ve romatoid artrit gibi inflamatuar romatizmal hastalıklardan muzdarip hastalarda bu risk daha da artıyor. Bu yüksek risk hem hastalıkların kendisinden hem de kortizon türevleri gibi tedavilerden kaynaklanıyor.

Diyetle damar sağlığını geliştirmek

Şimdiye kadar doktorların damar hastalıklarına karşı tavsiyeleri, inflamasyonu durdurmak, kortizon kullanımını azaltmak ve&nbsp;sigara&nbsp;içmemek, kolesterolü düşürmek, yüksek tansiyonu kontrol altına almak gibi geleneksel önerilerle sınırlıydı.

Ancak, Roma Sapienza Üniversitesi'nden araştırmacılar, hastaların kahve, çay ve kakao gibi içeceklerde bulunan kafeinin damar sağlığı üzerinde olumlu etkileri olabileceğini öne sürüyor.

Bu çalışmada, kafeinin, kan damarlarını yenilemeye yardımcı olan endotel hücrelerinin yenilenmesine katkı sağladığı tespit edildi.

Kafeinin kardiyovasküler sağlıktaki rolü

Kafeinin vücut üzerindeki uyarıcı etkisinin yanı sıra, bağışıklık hücrelerinin yüzeyinde bulunan reseptörlerle etkileşime girerek anti-inflamatuar bir etki gösterdiği biliniyor.

Kafein tüketiminin kardiyovasküler sağlık üzerindeki etkisi geniş çapta araştırılmış olsa da, sonuçlar genellikle çelişkiliydi.

Araştırmacılar, kardiyovasküler risk faktörleri olmayan 31 lupus hastasını inceledi ve hastaların bir hafta boyunca tükettikleri yiyecek ve içecekleri değerlendirdi. A

Araştırma sonunda kafein tüketen hastaların damar sağlığının daha iyi olduğu tespit edildi.

Araştırmanın baş yazarı Fulvia Ceccarelli, "Bu çalışma, hastalara diyetin hastalığın kontrolündeki rolü hakkında bilgi sağlama girişimidir" dedi.

Araştırmacılar, bu bulguları doğrulamak için uzun vadeli bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu ve&nbsp;kahve&nbsp;tüketiminin hastalık seyrine etkisinin daha ayrıntılı araştırılması gerektiğini belirtti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kahvenin kalp sağlığına bir faydası daha ortaya çıktı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 09:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kahvenin-kalp-sagligina-bir-faydasi-daha-ortaya-cikti-124557-20241010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kahvenin-kalp-sagligina-bir-faydasi-daha-ortaya-cikti-124557-20241010.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kahvenin-kalp-sagligina-bir-faydasi-daha-ortaya-cikti-124557-20241010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kan grubunuz, erken felç riskinizi etkiliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-kan-grubunuz-erken-felc-riskinizi-etkiliyor-14237.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-kan-grubunuz-erken-felc-riskinizi-etkiliyor-14237.html</link>
                    <description><![CDATA[Yapılan araştırmalara göre, A kan grubuna sahip kişiler, diğer kan gruplarına kıyasla 60 yaşından önce felç geçirme olasılığı daha yüksek bir riskle karşı karşıya.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kan grupları, kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan kimyasal çeşitliliği tanımlar.

A ve B olarak bilinen bu gruplar,&nbsp;AB&nbsp;olarak birlikte, A ya da B olarak tek başına ya da hiç bulunmayarak O grubu şeklinde sınıflandırılmaktadır.

2022 yılında yapılan bir çalışmada, genom araştırmacıları A1 alt grubuna ait gen ile erken yaşta felç geçirme riski arasında net bir ilişki keşfetti.

Bu çalışma, yaklaşık 17 bin felç vakası ve 600 bine yakın felç geçirmemiş kişiyi kapsayan 48&nbsp;genetik&nbsp;çalışmanın verilerini analiz etti.

Çalışmadaki katılımcıların yaş aralığı ise 18 ile 59 arasındaydı.

O grubu gen varyasyonuna sahip kişilerde risk yüzde 12 daha düşük

Çalışmanın sonuçlarına göre, A grubuna ait genetik varyasyonu taşıyan kişilerin 60 yaşından önce felç geçirme riski, diğer kan gruplarına sahip kişilere kıyasla yüzde 16 daha yüksek. Öte yandan, O grubu gen varyasyonuna sahip kişilerde ise bu risk yüzde 12 daha düşük.

Araştırmanın baş yazarı ve vasküler nörolog Steven Kittner, "A kan grubunun neden daha yüksek bir risk sunduğunu henüz bilmiyoruz" diyerek, bu durumun kan pıhtılaşma faktörleri, kan damarlarını kaplayan hücreler ve dolaşımdaki proteinlerle ilgili olabileceğini belirtti.

Her yıl ABD'de yaklaşık 800 bin kişi felç geçiriyor ve bu vakaların çoğu 65 yaş üstünde görülüyor. Felç riski, 55 yaşından sonra her on yılda bir iki katına çıkıyor.

Çalışmanın bulguları, özellikle genç yaşta görülen felçlerin, ileri yaşta meydana gelen felçlerden farklı mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini de ortaya koyuyor.

Genç bireylerdeki felç vakalarının, arterlerde yağ birikiminden ziyade&nbsp;pıhtı&nbsp;oluşumu ile ilgili olduğu düşünülüyor.

Bu çalışma, A kan grubuna sahip kişilerin, özellikle genç yaşlarda, felç riskini&nbsp;göz&nbsp;ardı etmemesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kan grubunuz, erken felç riskinizi etkiliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 08:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kan-grubunuz-erken-felc-riskinizi-etkiliyor-114414-20241010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kan-grubunuz-erken-felc-riskinizi-etkiliyor-114414-20241010.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kan-grubunuz-erken-felc-riskinizi-etkiliyor-114414-20241010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Güvenilir gıdada yeni dönem               ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-guvenilir-gidada-yeni-donem-14113.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-guvenilir-gidada-yeni-donem-14113.html</link>
                    <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı'nın hazırladığı yeni internet sitesinde taklit-tağşiş yapılan gıdaların listesi yayınlandı.               
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tarım ve&nbsp;Orman&nbsp;Bakanlığı, vatandaşları bilgilendirmek için özel bir internet sitesi hazırladı.

Sitede taklit ve hileli&nbsp;gıda&nbsp;listeleri artık anlık paylaşılacak. Bu bilgilere Gıda Kamuoyu Duyurusu sekmesinden ulaşılabilecek.

Siteye ulaşmak için tıklayınız&nbsp;

Vatandaşlar burada, duyuru tarihi, firma adı, marka, ürün adı, uygunsuzluk ve parti/seri no bilgilerine erişebilecek.

Ayrıca, gıda tüketirken nelere dikkat edilmesi gerektiği, gıda okuryazarlığıyla ilgili bilgiler ve merak edilen tüm sorulara cevap bulunabilecek.

Sistemin amacı, gıdanın sofralara sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesi.

Unutmayın, güvenilir gıdanın en iyi denetçisi sizsiniz. Şikayetlerinizi ALO 174 Gıda Hattı’na iletebilirsiniz.&nbsp;&nbsp;

Taklit ve tağşiş yapılan 463 ürün belirlendi&nbsp;

Bugün kullanıma açılan sitede, taklit ve tağşiş yapılan gıdalar kamuoyuyla paylaşıldı.

Listeye göre, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş ve değiştirilmiş 56 farklı ürün tespit edildi. Taklit-tağşiş yapıldığı kesinleşmiş 463 farklı ürün de sitede yer aldı.

Bitkisel yağın bulunmaması gereken ürünlerde bitkisel yağ yer alması ile söz konusu ürünlere kanatlı eti karıştırılması gibi birçok uygunsuzluk belirlendi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Güvenilir gıdada yeni dönem                - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 02 Oct 2024 08:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/guvenilir-gidada-yeni-donem-110931-20241002.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/guvenilir-gidada-yeni-donem-110931-20241002.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/guvenilir-gidada-yeni-donem-110931-20241002.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlıksız beslenme genç yaşta kalp damar hastalığına yol açabiliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-sagliksiz-beslenme-genc-yasta-kalp-damar-hastaligina-yol-acabiliyor-14097.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-sagliksiz-beslenme-genc-yasta-kalp-damar-hastaligina-yol-acabiliyor-14097.html</link>
                    <description><![CDATA[Uzmanlar, kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasında sağlıksız beslenmenin önemli bir etken olduğunu belirtiyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Erhan Tenekecioğlu, kalp damar hastalıklarının genç yaşlarda ortaya çıkmasında sağlıksız beslenmenin önemli bir etken olduğunu belirterek, bundan korunmak için sağlıklı beslenme ve hareketli yaşamın önemine dikkat çekti.

Bursa İl Sağlık Müdürlüğünden "Dünya Kalp Günü" dolayısıyla yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Tenekecioğlu, son yıllarda kalp damar hastalıklarında ciddi artış olduğunu vurguladı.

Tenekecioğlu, bunun nedenleri arasında teknolojinin gelişmesine bağlı olarak insanların hareket etmelerinde azalma, sağlıklı beslenmede ciddi şekilde bozulma, genetik faktörlerin yer aldığını söyledi.

Beslenme bozukluklarının kalp damar hastalıklarının ortaya çıkmasında önemli bir faktör olduğuna işaret eden Tenekecioğlu, şu bilgileri paylaştı:

"Katı yağ kullanımının artması, işlenmiş gıda tüketiminin artması ve fast food tarzı beslenmenin özelikle gençler arasında yaygınlaşması kalp damar hastalıklarının daha genç yaşlarda ortaya çıkmasında ciddi bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumumuzda yaygınlaşmış olan fast food alışkanlığının azaltılması gerekmektedir. Bunun yanında katı yağlardan da uzak durmamız gerekiyor. Beyaz et ve sebze ağırlıklı beslenmemiz önemli. Özellikle Akdeniz tipi beslenmeye iyice ağırlık vermemiz gerekiyor."

"Bazen asansör yerine merdiven kullanmakta fayda var"

Doç. Dr. Tenekecioğlu, hareketsiz yaşamın metabolizmayı yavaşlattığını ve vücutta yağ birikimine yol açtığını dile getirdi.

Günlük yaşamda hareketlenmeyi artırmak gerektiğini kaydeden Tenekecioğlu, "Bazen asansör yerine merdiven kullanmakta fayda var. Sicilya'da yapılan bir çalışmada insanların 100 yaşını nasıl aştığını araştırmışlar. Yollar yokuş yukarı olduğu için insanlar sürekli hareket halinde ve bu onların metabolizmasının hızlanmasına ve iyi kolesterolün yükselmesine damar sağlığının daha iyi olmasına sebep olmakta." diye konuştu.

Tenekecioğlu, stresin de kalp sağlığında önemli bir faktör olduğunu anlattı.

Stresli ortamlardan mümkün oldukça uzak durulması gerektiğini belirten Tenekecioğlu, "Günün belli bir vaktinde evde rahatlatıcı bir aktivite bulunmakta fayda var. Bu sadece kafayı dinlendirmek için değil vücudun genel metabolizmasının düzenlenmesi konusunda çok faydalı olacaktır." dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Sağlıksız beslenme genç yaşta kalp damar hastalığına yol açabiliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Sep 2024 06:15:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/sagliksiz-beslenme-genc-yasta-kalp-damar-hastaligina-yol-acabiliyor-001924-20240929.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/sagliksiz-beslenme-genc-yasta-kalp-damar-hastaligina-yol-acabiliyor-001924-20240929.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/sagliksiz-beslenme-genc-yasta-kalp-damar-hastaligina-yol-acabiliyor-001924-20240929.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dünyada her üç çocuktan biri miyop             ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-dunyada-her-uc-cocuktan-biri-miyop-14067.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-dunyada-her-uc-cocuktan-biri-miyop-14067.html</link>
                    <description><![CDATA[Geniş çaplı bir analiz, her üç çocuktan birinin miyop olduğunu ve uzak nesneleri net bir şekilde göremediğini ortaya koyuyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Uzmanlar, COVID-19 salgını döneminde çocukların ekran başında daha fazla zaman geçirmelerinin bu durumu kötüleştirdiğini vurguluyor.

Koronavirüs salgınıyla görme sorunları arttı&nbsp;

BBC Türkçe'nin British Journal of Ophthalmology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, COVID-19 karantinalarının çocukların görme yetisi üzerinde ciddi olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir. 50 ülkeden beş milyondan fazla çocuk üzerinde gerçekleştirilen bu çalışma, 1990'dan bu yana miyop vakalarının üç kat artarak yüzde 36 seviyesine ulaştığını gösteriyor. Araştırmacılar, salgın sonrası görülen artışın "dikkat çekici" olduğunu ifade ediyor.

Japonya'da çocukların yüzde 85'i miyop

Asya'da miyopluk sorunu giderek artış gösteriyor. Japonya'da çocukların yüzde 85'i, Güney Kore'de yüzde 73'ü, Çin ve Rusya'da ise yüzde 40'tan fazlası bu görme bozukluğundan muzdarip. Öte yandan, Paraguay ve Uganda gibi ülkelerde miyop oranları yalnızca yüzde 1 civarında kalmaktadır. Gelişmiş ülkeler arasında İngiltere ve ABD'de çocukların yüzde 15'inde miyop tespit edilmektedir. Uzmanlar, genetik faktörlerin yanı sıra eğitim sistemlerinin de miyopluğun yayılmasında önemli bir rol oynadığını belirtmektedir.

Miyop, küresel bir sorun haline gelmeye başladı

Araştırmalar, miyopluğun artmasında çocukların açık havada daha az zaman geçirmesi ve ekranlara daha fazla odaklanmasının etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda başlayan miyopluk, gözün büyümesiyle 20 yaşına kadar devam eden bir kötüleşmeye yol açmaktadır. 2050 yılına kadar bu sorunun, küresel bir sağlık krizi haline gelmesi ve dünya genelindeki gençlerin yarısından fazlasını etkileyebilmesi öngörülmektedir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Dünyada her üç çocuktan biri miyop              - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 27 Sep 2024 10:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunyada-her-uc-cocuktan-biri-miyop-130435-20240927.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunyada-her-uc-cocuktan-biri-miyop-130435-20240927.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dunyada-her-uc-cocuktan-biri-miyop-130435-20240927.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Erken menopoza giren kadınlarda otoimmün hastalık riski artıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-erken-menopoza-giren-kadinlarda-otoimmun-hastalik-riski-artiyor-14053.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-erken-menopoza-giren-kadinlarda-otoimmun-hastalik-riski-artiyor-14053.html</link>
                    <description><![CDATA[Finlandiya'dan araştırmacılar, 40 yaşından önce "prematür ovaryen yetmezliği" (erken menopoz) görülen kadınlarda, otoimmün hastalıkların riskinin arttığını tespit etti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Finlandiya'dan araştırmacılar, en az 12 yıl takip ettikleri yaklaşık 20 bin kadının sağlık verilerini inceledi.

Buna göre, 40 yaşın altı yaklaşık 4 bin kadına, farklı dönemlerde prematür ovaryen yetmezliği teşhisi konulduğunu belirleyen araştırmacılar, bu kişilerde tip 1 diyabet, tiroid bezinin normalden fazla çalışması, lupus, inflamatuvar bağırsak hastalığı gibi otoimmün hastalıkları riskine ilişkin verileri ele aldı.

Araştırmacılar, en az 1 otoimmün hastalığı görülen kadınların oranının, erken menopoz teşhisi öncesi yüzde 5,6 olduğunu fakat teşhis sonrası bu oranın yüzde 12,7'ye çıktığını tespit etti.

Erken menopoz teşhisi konulan kadınların, standart gruba göre otoimmun hastalıklara 2,6 kat eğilimi olduğunu ifade eden araştırmacılar, daha önce otoimmun hastalığı olmayan kadınlarda, erken menopoz sonrası 3 yılda bu hastalıkların görülmesinin neredeyse 3 katı olası olduğunu kaydetti.

The Guardian'ın haberine göre, araştırma yazarlarından jinekolog Dr. Susanna Savukoski yaptığı açıklamada erken menopoz teşhisi konulan kadınların çoğunda otoimmun hastalıkların görülmediğini fakat doktorların artan riskin farkında olması gerektiğini ifade etti.

Prematür ovaryen yetmezlik, 40 yaşına altındaki kadınlarda düşük östrojen seviyesinin eşlik ettiği, yumurtalıklarda erken fonksiyon kaybıdır.

Araştırmanın sonuçları İngiltere'deki Oxford Üniversitesi'nin "Human Reproduction" adlı dergisinde yayımlandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Erken menopoza giren kadınlarda otoimmün hastalık riski artıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 26 Sep 2024 14:10:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-menopoza-giren-kadinlarda-otoimmun-hastalik-riski-artiyor-165209-20240926.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-menopoza-giren-kadinlarda-otoimmun-hastalik-riski-artiyor-165209-20240926.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/erken-menopoza-giren-kadinlarda-otoimmun-hastalik-riski-artiyor-165209-20240926.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Hareketsizliğin Zararlarını Azaltmak İçin Egzersiz Önerileri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-hareketsizligin-zararlarini-azaltmak-icin-egzersiz-onerileri-13958.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-hareketsizligin-zararlarini-azaltmak-icin-egzersiz-onerileri-13958.html</link>
                    <description><![CDATA[Araştırmalara göre, günde yaklaşık 30-40 dakika terletecek düzeyde bir egzersiz yapmak, hareketsizliğin zararlarını telafi etmek için yeterli olabilir.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, her gün 40 dakikaya kadar “orta ila yüksek yoğunlukta” fiziksel aktivite yapmanın, 10 saatlik hareketsiz oturma süresinin etkilerini dengeleyebileceği öne sürülüyor.

Egzersizin miktarı ne olursa olsun, hatta sadece ayağa kalkmak bile bir ölçüde fayda sağlıyor. Bu sonuç, 2020 yılında yayınlanan ve dört farklı ülkeden toplam 44 bin 370 kişiyi içeren dokuz farklı çalışmanın incelendiği bir meta-analiz çalışmasına dayanıyor.&nbsp;Çalışmada, katılımcılar fitness takip cihazları kullanıyordu.

Analiz sonuçları, hareketsiz yaşam tarzına sahip olanlarda ölüm riskinin, orta ila yüksek yoğunlukta fiziksel aktiviteye ayrılan sürenin azalmasıyla arttığını ortaya koydu.&nbsp;Bu çalışmanın avantajlarından biri, sonuçların katılımcıların kendi bildirimlerine değil, giyilebilir cihazlardan elde edilen daha objektif verilere dayanıyor olması.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), haftada 150-300 dakika orta yoğunlukta veya 75-150 dakika yüksek yoğunlukta egzersiz yapılmasını öneriyor.&nbsp;Araştırmacılar, asansör yerine merdiven kullanmak, çocuklarla ve evcil hayvanlarla oynamak, yoga veya dans yapmak gibi basit aktivitelerle bile hareketsizliğin zararlarının azaltılabileceğini belirtiyor.

Egzersize hemen başlayamayanlar, küçük adımlarla bu süreyi arttırabilirler.&nbsp;Her yaş ve vücut tipine yönelik genel tavsiyelerde bulunmak zor olsa da, 40 dakikalık egzersiz süresi önceki araştırmalarla da uyumlu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Hareketsizliğin Zararlarını Azaltmak İçin Egzersiz Önerileri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Sep 2024 18:30:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/hareketsizligin-zararlarini-azaltmak-icin-egzersiz-onerileri-193248-20240919.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/hareketsizligin-zararlarini-azaltmak-icin-egzersiz-onerileri-193248-20240919.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/hareketsizligin-zararlarini-azaltmak-icin-egzersiz-onerileri-193248-20240919.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İşlevini yerine getiremeyen beyin hücreleri diyabete yol açabiliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-islevini-yerine-getiremeyen-beyin-hucreleri-diyabete-yol-acabiliyor-13954.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-islevini-yerine-getiremeyen-beyin-hucreleri-diyabete-yol-acabiliyor-13954.html</link>
                    <description><![CDATA[Avustralya ve Kanada'dan araştırmacılar, işlevini tam olarak yerine getiremeyen beyin hücrelerinin insanları fazla tüketime teşvik ederek obezite ve tip 2 diyabet gibi hastalıklara yol açabildiğini tespit etti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bulguları "Nature" dergisinde yayımlanan araştırmada, Avustralya'daki St Vincent's Tıbbi Araştırma Enstitüsü, Monash, Macquarie ve Melbourne üniversiteleriyle Kanada'daki Calgary Üniversitesinden bilim insanları, obez farelerin beyin hücrelerini inceledi.

Buna göre, araştırmacılar, obezite ve tip 2 diyabet hastalarının beyin hücrelerinin "yoğun ve yapışkan özellikli hücre dışı matrikste (ECM) sıkışabildiğini" ve insülin direnci geliştirdiğini tespit etti.

Beyin hücrelerinin "neurofibrosis" ismini verdikleri sıkışma problemi nedeniyle kan şekeri seviyesi, açlık ve vücut ağırlığını kontrol etme yetilerinin kısıtlandığını aktaran araştırmacılar, bu durumun kalpte de sorunlara yol açabildiğini belirtti.

Araştırmacılar ayrıca ECM'yi hedef alan "neurofibrosis engelleyiciler" geliştirdiklerini ve bunların kan şekerinin kontrolde tutulamamasına neden olan insülin direnci durumunu düzeltebildiğini kaydetti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[İşlevini yerine getiremeyen beyin hücreleri diyabete yol açabiliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 19 Sep 2024 14:45:44 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/islevini-yerine-getiremeyen-beyin-hucreleri-diyabete-yol-acabiliyor-174716-20240919.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/islevini-yerine-getiremeyen-beyin-hucreleri-diyabete-yol-acabiliyor-174716-20240919.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/islevini-yerine-getiremeyen-beyin-hucreleri-diyabete-yol-acabiliyor-174716-20240919.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzmanından uyarı: Geç uyuyanlarda tip 2 diyabet riski]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-uzmanindan-uyari-gec-uyuyanlarda-tip-2-diyabet-riski-13831.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-uzmanindan-uyari-gec-uyuyanlarda-tip-2-diyabet-riski-13831.html</link>
                    <description><![CDATA[Araştırmacılar, geceleri geç saatte uyuyan kişilerin, daha erken uyuyanlara göre daha yüksek vücut kitle indeksi olduğunu ve tip 2 diyabet riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ EurekAlert sitesinin haberine göre,&nbsp;Hollandalı araştırmacılar, gece geç saatte uyumanın tip 2 diyabet ve vücut yağ oranı ile ilişkisini inceledi. Araştırmaya katılan 5 binden fazla kişinin uyuma ve uyanma saatleri kaydedildi ve bu kişilerin uyku ortası hesaplandı. Katılımcılar, erken, geç ve orta kronotip olarak üç gruba ayrıldı.

Sonuçlara göre, geç kronotipteki kişilerin tip 2 diyabet riski, orta kronotiptekilere göre %46 daha yüksek. Ayrıca, geç kronotipteki kişilerin vücut kitle indeksi, orta kronotiptekilere göre 0,7 daha yüksek bulundu. Araştırmacılar, geç saatte yemek yemenin metabolizmaya zararlı olabileceğini belirtti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Uzmanından uyarı: Geç uyuyanlarda tip 2 diyabet riski - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 10 Sep 2024 09:29:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-uyari-gec-uyuyanlarda-tip-2-diyabet-riski-123411-20240910.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-uyari-gec-uyuyanlarda-tip-2-diyabet-riski-123411-20240910.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/uzmanindan-uyari-gec-uyuyanlarda-tip-2-diyabet-riski-123411-20240910.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanlığından teknoloji bağımlılığı açıklaması]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi-13767.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi-13767.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Çocukların anne ve babayla sosyal etkileşimde bulunmasının çocuğun bilişsel ve motor becerilerinin, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi açısından gerekli olduğu vurgulandı
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bakanlığın teknoloji bağımlılığı hakkında yaptığı yazılı açıklamada, her yıl 3-9 Eylül'ün "Halk Sağlığı Haftası" olarak belirlendiği, hafta boyunca halk sağlığı konularında toplumu bilgilendirmeye ve farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yapıldığı hatırlatıldı.

Bu yıl Halk Sağlığı Haftası'nın ana temasının "Sağlığını Erteleme, Harekete Geç" olarak belirlendiği aktarılan açıklamada, ana tema kapsamında her gün ayrı ayrı konular çerçevesindeki etkinliklerle toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması hedeflendiği kaydedildi.

Açıklamada, Halk Sağlığı Haftası'nın dördüncü gününe tekabül eden 6 Eylül'ün konusunun ise "Ekranı Değil, Hayatı Yaşa" olarak belirlendiği bildirildi.

"Ekran karşısında yalnız bırakılan çocukta gelişimsel gerilik"

Bebeklik ve erken çocukluk dönemi olan 0-6 yaşın beyin gelişimi, dil ve konuşma gelişimi, sosyal beceri gelişimi, güvenli bağlanma ilişkisi gelişimi, sağlıklı iletişimsel ve sosyal davranışların gelişimi açısından çok önemli bir dönem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, özellikle 3 yaştan küçük çocukların&nbsp;anne&nbsp;ve babayla karşılıklı sosyal etkileşimde bulunmasının çocuğun dil, bilişsel ve motor becerilerinin, sosyal ve duygusal gelişiminin desteklenmesi açısından oldukça gerekli olduğu kaydedildi.

Açıklamada, "Bu dönemde çocuğun yaşına ve gelişimine uygun olarak anne babaların çocuklarıyla sevgi ve bağlılığı güçlendirecek oyunlar oynaması, onlara masal anlatması, kitap okuması, şarkı, ninni söylemesi çocuğun zekasını, hayal gücünü, iletişimini ve yaratıcılığını geliştirir." bilgisi verildi.

Bilimsel olarak 3 yaş altındaki çocukların teknolojiden ve internetten kendi başlarına bir şey öğrenmelerinin mümkün olmadığı kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, ebeveynlerinin açıklamaları olmadan ekran aracılığıyla verilen bilginin öğrenilmesi mümkün değildir. Çocuğun ekran karşısında yalnız başına bırakılması sonucunda çocukta gelişimsel gerilikler ortaya çıktığı bilimsel olarak ispatlanmıştır."

"4-6 yaş arası dönemde teknoloji kullanımı&nbsp;ebeveyn&nbsp;eşliğinde olmalı"

Toplum temelli çalışmalarda, 0-6 yaş aralığına tekabül eden bebeklik ve erken çocukluk döneminde, uzun süre televizyondan, tabletten ve telefondan içerik seyretmenin çocukta dil, bilişsel, sosyal ve duygusal gelişim alanlarında gecikmelere yol açtığı görüldüğü bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Bu gelişimsel sorunlar da ileri çocukluk döneminde, zihinsel esneklik, empati ve dürtü kontrolü fonksiyonlarının olumsuz gelişmesinde risk faktörleridir. Öte yandan 4-6 yaş arası dönemde teknoloji kullanımının mutlaka ebeveyn eşliğinde olması ve günde en fazla 20-30 dakika ile sınırlı olması gerekmektedir."

Açıklamada, özellikle okul çağındaki çocukların ve gençlerin problemli bilişim teknolojileri kullanımının sosyal ilişkilerin olumsuz yönde etkilenmesine,&nbsp;aile&nbsp;bağlarının zayıflamasına, akademik başarının veya iş başarısının düşmesine neden olabildiği aktarıldı.

Bununla birlikte teknolojiye hızlı ve rahat erişim imkanının&nbsp;kumar&nbsp;bağımlılığının gelişme riskini de artırdığı belirtilerek, şöyle devam edildi:

"Öte yandan teknolojinin ve internetin&nbsp;eğitim&nbsp;ve bilgi sağlama amaçlarıyla kullanılmasının aşırı ve zararlı kullanımı azaltabileceği saptanmıştır. Anne babaların çocuklarıyla birlikte sosyal ortamlarda kaliteli vakit geçirmesi, çocukların ve gençlerin yetenek ve becerilerinin sportif ve sanatsal faaliyetlerle desteklenmesi onların çok yönlü gelişimleri açısından faydalı olacaktır."

Açıklamada, bunların yanı sıra anne babaların ve hatta toplumun tamamının bilişim teknolojilerini bilinçli, güvenli ve etkin kullanmasının sağlanması için 0-3 yaş arası çocukların kesinlikle ekranla tanıştırılmaması, 4-6 yaş arası çocuklarını teknolojiyle tanıştırmayı isteyen anne babaların, kendilerinin çocuklarına eşlik etmesi koşuluyla ve çocuğun yaşına ve gelişimine uygun bir içerikle ve günde en fazla 20-30 dakikayı geçmeyecek sürede çocuklarına teknolojiyi kullandırması tavsiyelerine yer verildi.

Açıklamada, Sağlık Bakanlığının ebeveynlere yönelik hazırladığı "Teknoloji Bağımlılığı Ebeveyn Rehberi 2023" belgesine Sağlığın Geliştirilmesi Genel Müdürlüğü web sitesindeki "Yayınlar" bölümünden "Kitapçıklar" seçilerek ulaşılabileceği de aktarıldı.

Türkiye'de bağımlılıklarla mücadele çalışmaları kapsamında "2019-2023 Davranışsal Bağımlılıklar ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı"nın&nbsp;Sağlık Bakanlığı&nbsp;koordinasyonunda, paydaş bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar işbirliğinde yürütüldüğü belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Strateji Belgesi ve Eylem Planı'nın nihai amacı toplumu teknoloji, internet ve kumar alanlarında davranışsal bağımlılık gelişmesinden korumaktır. Belirlenen nihai amaca ulaşılması için topluma yönelik çalışmalar yapılmıştır."

Strateji Belgesi ve Eylem Planı çerçevesinde "Davranışsal Bağımlılıkla Mücadele Programı"nın uygulamaya koyulduğu bildirilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Program kapsamında Sağlıklı Hayat Merkezlerinde yer alan Psikososyal Destek Biriminde görev yapan personel tarafından, bilişim teknolojileri ve internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı konusunda topluma yönelik koruyucu ve önleyici farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilmekte, aşırı ve zararlı kullanımına yönelik danışmanlık hizmeti sunulmaktadır. Danışmanlık hizmeti almak isteyen kişiler Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak konu hakkında bilgi alabilir."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Sağlık Bakanlığından teknoloji bağımlılığı açıklaması - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 05 Sep 2024 16:20:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi-192258-20240905.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi-192258-20240905.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-teknoloji-bagimliligi-aciklamasi-192258-20240905.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Diş hekimliğinde dijital dönüşüm hastalara konforlu tedavi sunuyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-dis-hekimliginde-dijital-donusum-hastalara-konforlu-tedavi-sunuyor-13595.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-dis-hekimliginde-dijital-donusum-hastalara-konforlu-tedavi-sunuyor-13595.html</link>
                    <description><![CDATA[Diş hekimliğinde kullanılan dijital sistemler ve 3 boyutlu yazıcılar, teşhis ve tedavi süreçlerini hızlandırarak hem sağlık çalışanlarına hem de hastalara büyük kolaylık sunuyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık alanında hızla gelişen dijital dönüşüm, diş hekimliğinde de önemli değişikliklere yol açıyor.

Özellikle dijital görüntüleme sistemleri, ağız içi tarayıcılar ve 3 boyutlu yazıcılar, diş hekimliğinde öne çıkan yenilikler arasında yer alıyor.

Dijital görüntüleme, daha az radyasyonla yüksek çözünürlüklü görüntüler sağlarken, ağız içi tarayıcılar hastaların konforunu artırarak ölçülerin dakikalar içinde alınmasına olanak tanıyor. Bu sayede, restoratif ve protez materyaller aynı gün içinde üretilebiliyor.

Ayrıca dijital sistemler, hasta kayıtlarının dijital ortamda saklanmasını sağlayarak, arşivleme ve laboratuvar süreçlerini hızlandırıyor. Böylece tedavi süreçleri daha verimli hale geliyor.

"Teknolojileri yaygın bir şekilde kullanıyoruz"

Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Aydın, AA muhabirine, diş hekimliğinde dijital teknolojilerin kullanımının giderek yaygınlaştığını söyledi.

Aydın, 3 boyutlu yazıcı ve dijital sistemlerin günümüzde artık birçok alanda kullanılmaya başladığını anlatarak, şöyle devam etti:

"Diş hekimliği pratiğinde de özellikle son yıllarda bu teknolojiler ve uygulamalar geniş yer buldu. Fakülte olarak bu teknolojileri yaygın bir şekilde kullanıyoruz. Ağız ölçüsünü, tarayıcılarla geleneksel yöntemlere kıyasla dijital sistemlerle alıyoruz. Böylece hastanın ağız içi modeli yerine dijital bir görüntü elde ediyoruz. Aynı görüntü üzerinden elde ettiğimiz dijital modele, protetik ve restoratif uygulamalarımızı 3 boyutlu yazıcı ve kazıyıcı sistemlerle yaparak, hastaların ekipmanlarını aynı gün içerisinde teslim etme imkanı buluyoruz."

"Gider, geleneksel yöntemlere göre daha düşük"

Prof. Dr. Aydın, dijital sistemlerin uzun vadede maliyetleri düşürdüğüne dikkati çekerek, "Bu cihazlar başlangıçta pahalı olabilir ancak sarf giderleri geleneksel yöntemlere göre daha düşük. Bu da sistemlerin birkaç yıl içinde kendini finanse etmesini sağlıyor. Ayrıca, bazı tedavileri dışarıdan hizmet alarak yapıyorken, bu teknolojiler sayesinde kendi bünyemizde üretiyor ve dışa bağımlılıktan kurtuluyoruz." diye konuştu.

"Hasta konforunu bozmadan kayıt alabiliyoruz"

GAÜN Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Güzin Bilgin Büyüknacar ise dijitalleşmenin hasta konforunu artırdığını ve süreçleri hızlandırdığını belirtti.

Büyüknacar, konvansiyonel ölçü alma yöntemlerinde hastalarda bulantı refleksi oluşabildiğini anlatarak, "Ancak dijital ağız içi tarayıcılarla dakikalar içinde hasta konforunu bozmadan kayıt alabiliyoruz. Ayrıca, dijitalleşme sayesinde tedavi planlamalarımızı bilgisayar veya telefon üzerinden gerçekleştirebiliyoruz. Bunun yanı sıra, dijital kayıt sistemiyle arşiv odalarına gerek kalmadan, dosyalarımızı güvenle sanal ortamda saklıyoruz." dedi.

Dijital sistemlerin yaygınlaşmasıyla diş hekimliğinde kullanılan tedavi yöntemlerinin hem hızlandığını hem de daha bilimsel ve pratik bir hale geldiğini aktaran Büyüknacar, "Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, bu teknolojileri günlük pratiğinde kullanarak, hastalarına daha kısa sürede tedavi imkanı sunarken, aynı zamanda dijitalleşen kayıt ve arşivleme süreçleriyle depolama alanında da önemli bir dönüşüm gerçekleştiriyor." ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Diş hekimliğinde dijital dönüşüm hastalara konforlu tedavi sunuyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 21 Aug 2024 13:01:36 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dis-hekimliginde-dijital-donusum-hastalara-konforlu-tedavi-sunuyor-160249-20240821.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dis-hekimliginde-dijital-donusum-hastalara-konforlu-tedavi-sunuyor-160249-20240821.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/dis-hekimliginde-dijital-donusum-hastalara-konforlu-tedavi-sunuyor-160249-20240821.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, 'sıcak havaya' karşı uyardı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligi-sicak-havaya-karsi-uyardi-13169.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligi-sicak-havaya-karsi-uyardi-13169.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, astım ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) hastalarını, nem oranının arttığı zamanlarda mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları ve nem oranı yüksek bölgelere seyahat etmemeleri konusunda uyardı.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, kronik hastalıklar grubundan&nbsp;astım&nbsp;ve&nbsp;KOAH&nbsp;rahatsızlığı bulunanların yaz aylarında&nbsp;atak&nbsp;yaşama riskini azaltmak için alınması gereken önlemlere yönelik bilgilendirme yaptı.

Buna göre, aşırı sıcaklar ile yüksek nem, astım ve KOAH gibi kronik&nbsp;hava yolu&nbsp;hastalıklarında nefes darlığı, öksürük ve balgam miktarında artışa ve bu rahatsızlıkların seyrinin kötüleşmesine neden olabiliyor.

Aynı zamanda yüksek sıcaklıkta, ağızdan nefes alınması halinde solunum yolu hücreleri aşırı su kaybederek, solunum yolu tahriş edicilerine karşı hassasiyeti artırıyor. Bu durum astım ve KOAH hastalarında nefes darlığı ataklarına yol açabiliyor.

Bu nedenle hastaların, nem oranının arttığı dönemlerde ve saatlerde mecbur kalmadıkça dışarı çıkmaması, nem oranı yüksek bölgelere seyahat etmemesi gerekiyor.

Özellikle KOAH'ta solunan havadaki nem oranının normal seviyenin altında veya üstünde olması, balgam çıkışını engelleyerek solunum yollarında tıkanma ve enfeksiyonlara sebep olabiliyor. Hastaların nem ve ısı ölçerler kullanarak bulunduğu kapalı ortamların nem ve ısı oranını dengede tutması, aşırı nemli ortamlardan kaçınması büyük önem taşıyor.

Polen alerjisi olan hastaların, sıcak ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmaması, çıkmaları gerektiğinde ise&nbsp;maske&nbsp;takması, dışarıdan eve geldiklerinde giysilerini hemen değiştirmesi ve banyo yapması, sabah polenler havada yoğun bulunduğundan bu saatlerde evlerini havalandırmaması tavsiye ediliyor.

"10.00-16.00 saatlerinde açık havada bulunmaktan kaçının"

Aşırı sıcak havalarda ayrıca şunlara dikkat edilmesi gerekiyor:

"Güneş ışınlarının etkisinin en güçlü olduğu 10.00-16.00 saatlerinde açık havada bulunmaktan kaçının. Dışarı çıkmak mecburiyetinde kalırsanız serin ve gölge alanları tercih edin. Mevsim şartlarına uygun, terletmeyen, hafif, rahat, açık renkli giysiler giymeye özen gösterin. Evde veya taşıtta mümkünse pencere açmak yerine klima kullanın ancak klimanın temizliğini ve bakımını mutlaka düzenli olarak yaptırın. Meyve, sebze ve yüksek lifli yiyecekler içeren sağlıklı beslenme planına uyun. Tavuk, balık ve hindi gibi yağsız protein türlerini tercih edin. Tatlılar başta olmak üzere şeker oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun. Yeteri kadar su içmeyi ihmal etmeyin. Alkollü, kafeinli, şekerli içeceklerden uzak durun.

Yorucu fiziksel aktivitelerden kaçının. Sabah erken saatleri veya akşam saatlerini tercih ederek düzenli yürüyüş yapın. Yürüyüşün hem öncesi hem de sonrasında mutlaka sıvı alın. Seyahate çıkmadan önce sağlık kontrolünüzü yaptırın, hekiminizin reçete ettiği&nbsp;alerji&nbsp;ilaçlarınızı ve inhaler ilaçlarınızı tedarik edin. İlaçlarınızı hekiminizin önerdiği şekilde, dozda ve sürede düzenli kullanın. Havuz dezenfeksiyonunda kullanılan klor veya diğer dezenfektanlar atakları tetikleyebilir, bu nedenle havuz yerine denize girmeyi tercih edin. Hekiminizden sizin sağlık durumunuza özel dikkat etmeniz gerekenler konusunda bilgi alın."

Öte yandan, tedbir olarak yakınlarının, bir arada bulunmadığı astım veya KOAH hastasıyla düzenli iletişim kurması da önem taşıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, 'sıcak havaya' karşı uyardı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 13:44:11 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligi-sicak-havaya-karsi-uyardi-164657-20240726.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligi-sicak-havaya-karsi-uyardi-164657-20240726.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligi-sicak-havaya-karsi-uyardi-164657-20240726.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Şeker hastalarının yüzde 70'i aynı zamanda yüksek tansiyon hastası]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-seker-hastalarinin-yuzde-70i-ayni-zamanda-yuksek-tansiyon-hastasi-13147.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-seker-hastalarinin-yuzde-70i-ayni-zamanda-yuksek-tansiyon-hastasi-13147.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Aydın Türkmen, "Hatalı beslenme, hareketsizlik, obezite gibi nedenlerle sonradan edinilmiş şeker hastalığı, bir diğer ifadeyle tip-2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 70'i, aynı zamanda yüksek tansiyon hastası." dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Böbrek Vakfı (TBV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, şeker hastalarının yüzde 70'inin aynı zamanda yüksek tansiyon hastası olduğunu belirterek, kalp krizi ve felç gibi hastalıkların hem şeker hem de tansiyon hastası olan kişilerde, diyabeti olmayan yüksek tansiyonlu kişilere göre yaklaşık iki kat daha fazla görülebildiğini bildirdi.

Vakıftan yapılan açıklamada, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı da olan Türkmen'in, halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet ile yüksek tansiyon arasındaki ilişkiye dair görüşlerine yer verildi.

Yapılan bilimsel çalışmalarla şeker hastalığı ile yüksek tansiyon arasında güçlü bir bağ bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Türkmen, "Hatalı beslenme, hareketsizlik, obezite gibi nedenlerle sonradan edinilmiş şeker hastalığı, bir diğer ifadeyle tip-2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 70'i, aynı zamanda yüksek tansiyon hastası." ifadelerini kullandı.

Türkmen, bu hastaların bir kısmının tansiyon düzeylerini düşürebilmek için reçeteli ilaçlar kullandığını belirterek, "Gerek tip-2 diyabet, gerekse yüksek tansiyon ortak bir paydada buluşur. Her ikisi de kronik hastalıklardır, neredeyse hayatı boyunca hastayla birliktedirler ve her iki hastalık da kişinin beslenme, egzersiz ve yaşam alışkanlıklarından doğrudan etkilenir. Bu iki kronik hastalığın birlikteliği, iskemik kalp hastalığı sıklığını ve bunlara bağlı ölümleri de kat kat artırmaktadır." değerlendirmesinde bulundu.

Hasta yeterli ve dengeli beslenir, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkları bırakır, hayatına spor anlamında hareket katar, kilosunu kontrol altına alır ve ilaç tedavisini aksatmazsa, bu durumda hem kan şekeri hem kan basıncının kontrol altına alınabileceğini kaydeden Türkmen, böylece hastanın her iki kronik hastalığa rağmen sağlıkla yaşayabildiğini, yaşamı tehdit eden riskleri en düşük seviyeye indirebildiğini ifade etti.

"Hem şeker hem tansiyon hastalarında kalp krizi ve felç iki kat fazla görülüyor"

Prof. Dr. Türkmen, şeker hastalığındaki ana sorunun, hastalarda besinlerle vücuda giren şekeri, bilimsel tabiriyle glikozu enerji üretmek üzere hücrelere taşıması gereken insülin hormonunun yetersizliği veya eksikliği olduğunu aktardı.

Bu hastalarda insülin üretiminin yetersiz olabileceği gibi hiç üretilmiyor da olabileceğine dikkati çeken Türkmen, şunları kaydetti:

"Sonuç olarak kanda biriken glikoz, özellikle atar damarlara ve dolayısıyla böbreklere zarar verir. Böbrekler, yoğun damar yapısına sahip organlar oldukları için damarları etkileyen tüm sağlık sorunları, böbrekleri de etkiler. Şeker hastalığının böbreklerde oluşturduğu hasar nedeniyle böbreklerden tuz ve su atılımı bozulur, bunun sonucu olarak da kan basıncı yükselir. Şeker hastalığı zaman içerisinde küçük kan damarlarına zarar verir. Bu, kan damar duvarlarının sertleşmesine ve düzgün çalışmamasına neden olur. Bütün bunlar da yüksek tansiyonun ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Kalp krizi ve felç gibi hastalıklar hem şeker hem de tansiyon hastası olan kişilerde, diyabeti olmayan yüksek tansiyonlu kişilere göre yaklaşık iki kat daha fazla görülür. Beyindeki kan damarları, yüksek tansiyonun verdiği hasara karşı hassas olduğundan, kronik yüksek tansiyon, demans ve felç gibi sağlık sorunlarının da erken başlamasına yol açabilir."

"Şeker hastaları da yüksek tansiyonu önlemek için günlük tuz tüketimlerini kısıtlamalıdır"

Prof. Dr. Aydın Türkmen, tansiyonun, bir diğer ifade ile kan basıncının 130/80 mmHg düzeyinde tutulmasının ideal olduğunu, ancak bu düzeye ulaşabilmek için birçok şeker hastasının uzman hekim kontrolünde hipertansiyon ilacı kullanması gerekebildiğini ifade etti.

Kullanılacak ilaçların, böbrek ve kalp hasarını yavaşlatmak, kan basıncını ve kilo alımını kontrol etmek gibi yan faydalar da sağlayabildiğini belirten Türkmen, "Şeker hastaları da yüksek tansiyonu önlemek için günlük tuz tüketimlerini kısıtlamalıdır. Sağlıklı bireyler için tavsiye edilen günlük tuz tüketimi yaklaşık 6 gramdır. Bu oran dolu bir çay kaşığı kadar tuza denk gelir. Ancak burada önemli olan, yediklerimizin çoğunun içinde tuz olduğunu, 6 gram tuzun bir gün içinde eklememize izin verilen miktar değil, tüm yediklerimizden aldığımız toplam miktar olduğunu hatırlamaktır."

Türkmen, ayrıca, dönemsel doktor kontrollerinin asla ihmal edilmemesi, özellikle reçeteli ilaç kullanan hastaların, kendilerini takip eden uzman hekimlerin yönlendirmesi doğrultusunda yılda birkaç defa düzenli kontrol takvimlerine sadık kalması gerektiğini sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Şeker hastalarının yüzde 70'i aynı zamanda yüksek tansiyon hastası - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 25 Jul 2024 12:54:04 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/seker-hastalarinin-yuzde-70i-ayni-zamanda-yuksek-tansiyon-hastasi-155655-20240725.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/seker-hastalarinin-yuzde-70i-ayni-zamanda-yuksek-tansiyon-hastasi-155655-20240725.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/seker-hastalarinin-yuzde-70i-ayni-zamanda-yuksek-tansiyon-hastasi-155655-20240725.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Vitamin, mineral ve bitkisel protein deposu: aşure]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-vitamin-mineral-ve-bitkisel-protein-deposu-asure-13020.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-vitamin-mineral-ve-bitkisel-protein-deposu-asure-13020.html</link>
                    <description><![CDATA[Beslenme uzmanları, aşurenin içeriğindeki baklagiller, tam tahıllar, sert kabuklu yemişler ve meyveler sayesinde birçok kronik hastalığa karşı koruma sağladığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve "kalp dostu" olduğunu belirtiyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Muharrem ayının bir geleneği olan, bereket, paylaşma, birlik ve beraberliğin simgesi aşurenin sağlığa faydalarını, beslenme uzmanları AA muhabirine değerlendirdi.

İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Elif Güner, dini ve kültürel açıdan çok önemli yere sahip aşurenin üretimi ve tüketimi aşamasında dikkat edilmesi gereken noktaların bulunduğunu söyledi.

Aşurenin sağlığa faydalarına ilişkin bilgi veren Güner, sadece bitkisel kaynaklardan oluştuğu için kolesterol içermediğini kaydetti.

Güner, tahıl, baklagil ve sert kabuklu yemişleri içeren aşurenin neredeyse etteki kadar yüksek kaliteli proteine sahip olduğuna dikkati çekerek, "Bu da farklı nedenlerle et tüketmeyi tercih etmeyen vegan ya da vejetaryen bireyler için önemli bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor." dedi.

Bu tatlının orijinal tarifinde şeker yer alsa da özellikle diyabet hastası veya insülin direnci olan, obezite gibi farklı nedenlerle şeker tüketimini kısıtlaması gereken bireyler için şeker içeriğinin azaltılabileceğini anlatan Güner, tatlandırmanın taze meyvelerle sağlanabileceğini dile getirdi.

Güner, aşurede, baklagiller, sert kabuklu yemişler ve tam tahılların bir arada olması sayesinde yüksek miktarda lif alımının sağlandığını, bunun da bireyleri hem kabızlığa hem de kardiyovasküler hastalıklara karşı uzun vadede koruduğunu aktardı.

Aşurenin yaz aylarında besleyici ve serin bir ana öğün alternatifi olarak da tercih edilebileceğini belirten Güner, sağlığa diğer faydalarını şöyle sıraladı:

"Yapısındaki tam tahıllar, sert kabuklu yemişler ve meyvelerden dolayı içerisindeki fitokimyasallarla ilişkili olarak birçok kronik hastalığa karşı koruma sağlayabiliyor. Kuru meyveler, sert kabuklu yemişler ve baklagillerdeki A vitaminleri, magnezyum, çinko; taze meyvelerle zenginleştirirsek yine C vitamini içerikleriyle bağışıklık sisteminin de güçlendirilmesinde etkili olduğunu söyleyebiliriz."

Hazırlarken ve tüketilirken nelere dikkat edilmeli?

Güner, aşureyi hazırlarken ve tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

"Orijinal tarifte buğday bulunduğu için çölyak ya da glüten hassasiyeti olan bireyler bunu revize edebilirler. Buğday yerine pirinç gibi glüten içermeyen ürünleri kullanabilirler. Standart bir aşure tarifi maalesef çölyaklı bireyler için uygun olmayacaktır. Orijinal tariflerimizde 'Baklagilleri bir gün önceden suda bekletelim, haşlayıp suyunu süzelim.' gibi bir uygulama önerilse de bunların suyunu süzdüğümüzde mineral ve vitaminlerde ciddi kayıplar meydana gelebiliyor. O yüzden baklagilleri az suda suyunu çektirerek pişirebiliriz. İçerisindeki şeker oranını minimum düzeyde tutup, şeker içeriğini meyvelerden sağlamaya çalışarak enerjisini ve basit şeker içeriğini azaltabiliriz."

Bazı tariflerde aşurede şeker yerine bal, pekmez kullanılabileceğinin söylendiğini ancak bunların yüksek sıcaklıklarda kanserojen bileşenler oluşturabileceği için kaynatılmaması gerektiğini anlatan Güner, bu ürünlerin aşure piştikten sonra içine eklenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Güner, farklı yörelerde aşureye susam, fındık, fıstık, çam fıstığı gibi ürünler katılabildiğinden bahsederek, bunlar alerjen ürünler olduğundan tüketicilerin mutlaka tatlının içeriğini incelemesi gerektiğini ifade etti.

Alüminyum kaplar yerine cam ya da porselende ikram edilmeli

Dr. Öğretim Üyesi Elif Güner, aşure ikram edilirken alüminyum kaplar yerine cam ya da porselen tercih edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Alüminyumun yüksek sıcaklıklarda besine ağır metal geçişine yol açtığını belirten Güner, eğer aşure sunumunda alüminyum kap kullanılacaksa, tatlının soğuduktan sonra porsiyonlanmasını önerdi.

"Her gün beslenmenizde bulundurun" denilen ürünleri tek kasede sunuyor

Memorial Bahçelievler Hastanesinden Uzman Diyetisyen Aslıhan Altuntaş da sağlıklı bir öğün olan ve vücuda faydaları bulunan aşureyi tüketirken, her besinde olduğu gibi dikkat edilmesi gereken kurallar bulunduğunu söyledi.

Bedenin sağlıklı olabilmesi için bitkisel kaynaklı besin çeşitliliğine ihtiyaç duyduğunu, aşurenin sağlıklı olmasındaki en önemli faktörün de bol malzeme çeşitliliği içermesi olduğunu belirten Altuntaş, nohut, kuru fasulye gibi bakliyatlar, buğday gibi tahıllar, yağlı tohumlar ile kurutulmuş meyvelerden oluşan aşurenin, diyetisyenlerce "Her gün beslenmenizde bulundurun." diye önerilen malzemeleri tek kasede sunduğunu anlattı.

Altuntaş, aşuredeki malzemelerin sağlığa faydalarına dair şunları kaydetti:

"En önemlisi kalp dostu olması. Kalp dostu yeni beslenme modellerinden Portfolio diyeti; 'Günde 45-50 gram kuruyemiş yiyelim, özellikle de fındık-badem olsun. Günde 15-20 gram lif yiyelim -bu lifleri de aşuredeki nohut, kuru fasulye, buğday, yağlı tohum, meyvelerin tamamından alıyoruz- günde 35-50 gram baklagil yiyelim.' der. Bir kase aşure yediğimizde, kötü kolesterol dediğimiz LDL'yi düşüren, kardiyovasküler hastalıkların risk faktörlerini azaltan bu kalp dostu diyetin de önerdiği kuruyemiş, baklagil ve lif çeşitliliğini almış oluyoruz."

Aşurenin bağırsak dostu da olduğunu çünkü liflerin kabızlığa iyi geldiğini söyleyen Altuntaş, ancak bazı insanlarda baklagillerin kabızlığı tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, bu nedenle kabızlık yapabilen irritabl bağırsak sendromu, crohn ya da ülseretif gibi hastalıkları olan kişilerin, özellikle sık atak geçirdikleri dönemdelerse aşure tüketmeden önce doktor ya da diyetisyenlerine danışmalarını önerdi.

Güçlü antioksidan olan E vitamini alımını sağlıyor

Altuntaş, glüten alerjisi, çölyak hastalığı olan kişilerin aşurede glüten içermeyen karabuğday kullanabileceğini dile getirdi.

Buğday ve bakliyatın magnezyumdan zengin olduğunu, tam tahıl olan buğdayla B grubu vitaminleri ile lif alındığını anlatan Altuntaş, ayrıca yağlı tohumlarda ve buğdayda güçlü bir antioksidan olan E vitamini bulunduğu bilgisini paylaştı.

E vitamininin çok yüksek bir antioksidan olduğunu, damarları koruyarak, bağışıklığı güçlendirdiğini aktaran Altuntaş, "E vitamini, reaktif oksijen türleri dediğimiz vücudumuzun kendiliğinden ürettiği bazı oksijen türleri vardır. Bunlar artarsa kalp hastalıklarına ya da vücuttaki başka birçok hastalığa da temel oluştururlar. Bunları süpürücü özelliğe sahiptir." diye konuştu.

Altuntaş, insülin direnci ya da şeker hastalığı olanların aşure tüketmesine yönelik değerlendirmesinde, "İçeriği sağlıklı olsa bile aşurede şeker kullanıyoruz. Esmer şeker, pekmez, bal ya da organik pekmez de koysak bunlar kan şekerini hızlı yükseltir. Kişide şeker hastalığı, karaciğer yağlanması varsa, aşureyi de haftada 1-2 kez tüketecekse, kan şekerlerini ölçüp, gerekiyorsa insülinini ona göre yapıp tüketmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Vitamin, mineral ve bitkisel protein deposu: aşure - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 18 Jul 2024 13:59:58 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/vitamin-mineral-ve-bitkisel-protein-deposu-asure-170219-20240718.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/vitamin-mineral-ve-bitkisel-protein-deposu-asure-170219-20240718.png"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/vitamin-mineral-ve-bitkisel-protein-deposu-asure-170219-20240718.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Binde 1 görülen sendrom 17 yılda 150 kez kalbini durdurdu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-binde-1-gorulen-sendrom-17-yilda-150-kez-kalbini-durdurdu-12794.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-binde-1-gorulen-sendrom-17-yilda-150-kez-kalbini-durdurdu-12794.html</link>
                    <description><![CDATA[Ciddi ritim bozukluğuna yol açarak kalbi aniden durduran "Brugada sendromu" nedeniyle "şoklu kalp piliyle" yaşayan ve 17 yılda 150 kez kalbi duran 37 yaşındaki Alper Ayaz, "radyofrekans ablasyon" tedavisiyle kalbinin düzensiz çalışmasından ve sıklıkla elektroşok etkisine maruz kalmaktan kurtuldu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 37 yaşındaki Alper Ayaz, 2007'de baygınlık geçirmesi ve kalbinin durması üzerine kaldırıldığı hastanede, doğuştan gelen, bin kişiden 1 ila 2'sinde rastlanan, hayatı tehdit edici ritim bozukluğuna sebep olan Brugada sendromuna sahip olduğunu öğrendi.

Genetik&nbsp;geçişli ve ölümle sonuçlanabilen bu hastalığa çare olarak Alper Ayaz'a, kalp ritmi düzensizleştiğinde şok vererek ritmin normale dönmesini sağlayan, "şoklu kalp pili" olarak da adlandırılan "İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatör (ICD)" takıldı.

Şok cihazı görevi gören bu pille yaşamaya başlayan Alper Ayaz, işteyken, arkadaşlarıyla vakit geçirirken, hatta trafikte araç kullanırken birçok kez kalbinde meydana gelen ciddi ritim bozukluğu nedeniyle devreye giren ICD'nin verdiği elektroşokun etkisini yaşadı.

Ayaz, son aylarda kalp pilinin çok sık şoklama yaptığı ve kendini güçsüz hissettiği için İstanbul'daki Koşuyolu Yüksek İhtisas&nbsp;Eğitim&nbsp;ve&nbsp;Araştırma&nbsp;Hastanesi'ne başvurdu. Burada Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Demir tarafından kontrolleri yapılan Ayaz'a kalbindeki düzensiz ve anormal ritmi engelleyecek ablasyon tedavisi uygulandı.

Anormal kalp ritimlerine yol açan küçük bir kalp dokusuna radyofrekans enerjisi ya da dondurma yöntemiyle uygulanan bu minimal invaziv prosedürü sonrasında Ayaz, artık kalbinin durmadığı ve şoklanmadığı günlere "merhaba" dedi.

"Sürekli kalbin durmasına bağlı kalp pili devreye girerek şokladığı için hastalar ciddi acı hissedebiliyor"

Ayaz'ın hastalığı ve tedavi süreciyle ilgili AA muhabirine konuşan Doç. Dr. Serdar Demir, sendrom nedeniyle hastaların kalbinde elektriksel üretimde bir bozukluk meydana geldiğini belirtti.

Doç. Dr. Demir, 3 farklı tipi bulunan ve erkeklerde daha sık görülen bu sendromda, genellikle 27 ila 40'lı yaşlarda ani kalp durmalarına bağlı, hastaların yaşamını yitirdiğini söyledi.

Hastaların kalp durması öncesinde hiçbir belirtiyle karşılaşmayabildikleri için tanı konamadığını, bu nedenle de Brugada'dan ölümlerin sık yaşandığını aktaran Demir, ailesinde ani ölüm ve bayılma hikayesi olan hastalarda, öncelikli olarak bu sendromun akla gelmesi gerektiğini vurguladı.

Sendrom tanısının detaylı anamnez ve fiziki muayene sonrasında çekilen EKG ile yapılan genetik analizin sonucuna göre konulduğunu anlatan Demir, arada kaldıkları vakalarda ise farklı bir testle tanıyı kesinleştirdiklerini dile getirdi.

Doç. Dr. Serdar Demir, "ventriküler fibrilasyon" denilen, ani ve hayatı tehdit eden ritim bozukluğuna sahip bu hastaların kalbi sürekli durduğu için şok tedavisi uygulayarak ritmin tekrar normale çevrilmesini sağlayan bir kalp pili takıldığını anlattı.

Alper Ayaz'da da bulunan şok pilinin hastaların yaşama tutunmasını sağladığını söyleyen Demir, "Ancak bu tedavi, hastaların hayatını kabusa dönüştürebiliyor. Çünkü sürekli kalbin durmasına bağlı kalp pili devreye girerek şokladığı için hastalar çok ciddi acı hissedebiliyor." dedi.

Demir, halk arasında "şoklama" olarak bilinen bu yöntemde, defibrilatör cihazının kalp pili şeklinde kalbin içerisindeki iki boşluğa yerleştirilerek,&nbsp;elektrik&nbsp;akımı verdiğini aktardı.

"Hasta ritim bozukluğu olmadan hayatını idame ettirebiliyor"

Hastası Ayaz'a uyguladıkları tedaviye ilişkin Demir, "Biz bu hastada, son zamanlarda güncel olan ablasyon tedavisini uygun gördük. Yaptığımız başarılı operasyon sonrasında hastada uzun süreden beri herhangi bir şoklama, ciddi bir ritim bozukluğu olmuyor. Hasta herhangi bir aktivitesi sırasında ritim bozukluğu olmadan hayatını idame ettirebiliyor. Kalbi durmuyor, pili gereksiz yere şoklamıyor." bilgisini verdi.

Doç. Dr. Serdar Demir, ablasyon yönteminin son birkaç yıldır oldukça gündeme gelmeye başladığını, Türkiye'de de birkaç merkezde başarılı şekilde uygulandığını aktardı.

Yöntemi uygulamadan önce kalbin hem içinden hem dışından 3 boyutlu haritasının çıkarıldığını ve elektriksel aktivite bozukluğuna neden olan bölgelerin tespit edildiğini anlatan Demir, "Alper Bey'de biz buraları tespit ettik. Verdiğimiz radyofrekans ablasyon yöntemi sonrası bu elektriksel anormal aktiviteleri yakarak tamamen ortadan kaldırdık. Damardan verdiğimiz ilaçlarla anormal aktivitelerin bir daha tekrarlamadığını görünce işlemimizin başarılı olduğunu kabul ederek, sonlandırdık." diye konuştu.

Demir, Ayaz'ın kalp pilinin de hala durduğunu çünkü güncel tedavi kılavuzuna göre kalp pilinin çıkarılmasının söz konusu olmadığını, ileriki dönemlerde ablasyonun birincil basamak tedavi olması halinde pil ihtiyacının kalmayabileceğini kaydetti.

Herhangi bir anda kalp pili şoklaması yaşayabiliyordu

Alper Ayaz da, 17 yıl önce Trabzon'dayken aniden bayıldığı için kaldırıldığı hastanede rahatsızlığının teşhis edilemediğini, ardından&nbsp;İstanbul&nbsp;Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesine sevk edildiğini ve burada Brugada sendromu tanısı aldığını söyledi.

Doktorların kendisine kalp pili takılmasına karar verdiğini aktaran Ayaz, pil takıldıktan sonra şoklama anında yaşadıklarına değinerek, "Bir anda gelebiliyor, (şoklamanın) geldiğini ortalama 3-4 saniye önceden anlıyorum. Mesela araç kullanırken, yolculuk yaparken veya başka bir araçta yan koltukta otururken böyle bir tehlikeye maruz kalabiliyorum. Arkadaşlarımla yemek yerken, sohbet esnasında bir anda kasılma oluyor ama bu 3-4 saniye sürüyor. Kalp duruyor, pil devreye giriyor." diye konuştu.

Kalp pili 1 günde 12 kez şokladı

Ayaz, ritim bozukluğu nedeniyle geçmişte kalbinde birkaç kez ağır şoklamalar da yaşadığını belirterek, o anları şöyle anlattı:

"Bazen ritim düzene girmediğinde kalp çıldırırcasına atıyor, pil hemen devreye giriyor. Bir günde 12 şok aldığımı hatırlıyorum. Sonrasında acile gittim, nabzım çok yüksekti, hemen hastaneye yatırdılar. Yine ağır olarak 6-7 şok aldım. Bir de bu ablasyon işlemini yaptırmadan önce evdeyken 7-8 şok birden aldım. Bu durumun zaten normal olmadığını kendim anlayabiliyordum çünkü 1 ya da 2 şokla vücudun düzene girmesi lazım. 1-2 şok yapıldığı zaman ortalama 4 ila 7 ay arasında vücut şok almaz. Çok yüksek şok aldığım için en son yaşadığım şok 9 ay sonra oldu. 9 ayın üzerine Koşuyolu'na geldim. Çok ağır şoklar alınca artık vücudum halsizleşti, vücudumu taşıyamıyordum çünkü elektrik veriyor bana doğal olarak."

Ablasyon işlemini buraya başvurduğunda tesadüfen öğrendiğini belirten Ayaz, "Hocamız, 'Yakacağız.' dedi. Ben de 'Yakacaksınız ama finalinde ne oluyor?' dedim. 'Şoklama olmayacak.' dedi. 'Ne kadar büyük buluş, acaba gerçek mi?' dedim çünkü insan yaşadıklarından dolayı ilk başta inanamıyor. Ablasyon bu konuda muhteşem bir buluş gibi görünüyor. Herhangi bir olumsuzlukla şu ana kadar karşılaşmadım." diye konuştu.

"Ablasyonla o günleri geride bırakacağım"

Alper Ayaz, "2007'den beri ortalama 150 kez şok almışımdır. Dediğim gibi ablasyonla inşallah o günleri geride bırakacağım, daha güzel günlere erişeceğim." dedi.

Ailesinde de kalp rahatsızlıklarının olduğunu, iki amcasının kalp krizi nedeniyle vefat ettiğini, babasına stent takıldığını, annesinin aort damarının yırtıldığını anlatan Ayaz, kalp ile ilgili rahatsızlıkların ailesinde genetik olduğunu söyledi.

Uygulanan işlemden çok memnun olduğunu vurgulayan Ayaz, bu durumu yaşayan birinin ablasyon yaptırmaktan çekinmemesini önerdi.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Binde 1 görülen sendrom 17 yılda 150 kez kalbini durdurdu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 02 Jul 2024 10:12:21 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/binde-1-gorulen-sendrom-17-yilda-150-kez-kalbini-durdurdu-131417-20240702.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/binde-1-gorulen-sendrom-17-yilda-150-kez-kalbini-durdurdu-131417-20240702.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/binde-1-gorulen-sendrom-17-yilda-150-kez-kalbini-durdurdu-131417-20240702.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan "cilt kanseri" uyarısı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligindan-cilt-kanseri-uyarisi-12754.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-saglik-bakanligindan-cilt-kanseri-uyarisi-12754.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, güneşin zararlı etkilerinden korunma konusunda vatandaşları uyarıp, bozulan çevresel faktörlerin de etkisiyle son yıllarda cilt kanserlerinde artış gözlenebileceğini belirtti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı&nbsp;yetkililerinin verdiği bilgiye göre, cilt kanserleri, "bazal hücreli karsinom (BHK)", "skuamöz hücreli karsinom (SHK)" ve "melanom" olmak üzere başlıca üç türde görülüyor.

Cilt kanserlerinin en yaygın türlerinden BHK ve SHK, genellikle güneşe maruz kalan bölgelerde oluşuyor. Melanom ise cilt kanserlerinin en tehlikeli türü olarak biliniyor.

Bozulan çevresel faktörlerin de etkisiyle son yıllarda cilt kanserlerinde artış gözlenebileceğini belirten yetkililer, erken teşhisin cilt kanserinde hayati önem taşıdığına dikkati çekerek, vatandaşlara ciltlerini düzenli kontrol etme alışkanlığı geliştirmeyi öneriyor.

Ciltte yeni leke, mevcut çil veya benlerde değişiklikler olduğunun fark edilmesi durumunda doktora başvurulması uyarısı yapılıyor.

Vücuttaki benlerin genellikle zararsız olduğunu anlatan yetkililer, bu benlerden birinin farklı görünmesi veya 25 yaşından sonra yeni bir benin ortaya çıkması durumunda doktora başvurulması önerisinde bulunuyor.

Cilt kanserinden korunmak için alınması gereken önlemler

Bakanlık yetkilileri, cilt kanserlerinden korunmak için alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı:

"Güneşe maruz kalma süresini azaltın. Güneşin yoğun olduğu 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıda bulunmaktan kaçının. Açık kalan deri bölgelerine, güneşe çıkmadan 30 dakika önce güneş koruyucu krem sürün ve 2-3 saatte bir tekrarlayın. Sık dokunmuş giysiler, geniş kenarlı şapkalar ve UV korumalı gözlükler kullanarak cildinizi koruyun. Gölge, güneşten korunmanın en basit ve etkili yollarından biri. Bu nedenle gölgede durun."

Vatandaşların bu önlemleri alıp özellikle yaz aylarında güneşten korunarak, cilt kanseri riskini önemli ölçüde azaltacağı belirtiliyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan "cilt kanseri" uyarısı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 28 Jun 2024 12:51:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-cilt-kanseri-uyarisi-155213-20240628.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-cilt-kanseri-uyarisi-155213-20240628.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/saglik-bakanligindan-cilt-kanseri-uyarisi-155213-20240628.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bilinçsiz vitamin ve gıda takviyesi böbrek sağlığını bozuyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-bilincsiz-vitamin-ve-gida-takviyesi-bobrek-sagligini-bozuyor-12726.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-bilincsiz-vitamin-ve-gida-takviyesi-bobrek-sagligini-bozuyor-12726.html</link>
                    <description><![CDATA[Hekim bilgisi olmadan kullanılan vitamin ve gıda takviyelerinin, böbreklerde kum oluşumundan böbrek yetmezliğine kadar gidebilen sorunlara neden olabildiği belirtildi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim üyesi ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Yunus Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlığın korunması için herhangi bir hastalık tanısı konulmadan ve hekim tarafından reçete edilmeyen her ürünün zararlı olduğunu söyledi.

Böbreklerin sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi önemli elektrolitlerin seviyelerini koruduğunu, su ve asit-baz dengesini sağladığını, tansiyon için gerekli hormonları ve kan yapımı için kemik iliğini çalıştıran hormonları ürettiğini anlatan Erdem, yaşamsal öneme sahip organların başında gelen böbreklerin korunması için temel kurallara özen gösterilmesi gerektiğini ifade etti.

Erdem, "Böbrek sağlığının korunması için unlu mamuller, yağ, şeker, meyve, kuruyemiş gibi kalorisi yüksek gıdaların azaltılması ve ideal kilonun sağlanması gerekmektedir." dedi.

Hipertansiyonun da böbrek sağlığını tehlikeye atan hastalıklardan biri olduğuna işaret eden Erdem, bu nedenle tuz tüketiminin de mutlaka azaltılması gerektiğini bildirdi.

Erdem, fazla tuzun sadece sofra tuzlarından alınmadığına da dikkati çekerek, "Bilimsel araştırmalar, fazla tuz alımına, peynir, zeytin, ekmek, salça, turşu gibi gıdaların tükeminin içinde tuz olan gıdalar olduğunu göstermiştir. Yine aşırı proteinli beslenmek de böbrek sağlığını bozmaktadır." diye konuştu.

"Zorunluluk dışında ağrı kesiciler kullanılmamalı"

Prof. Dr. Erdem, ilaçların da böbrek sağlığını bozabildiğinden mutlaka gereklilik halinde kullanılması gerektiğine dikkati çekti.

Böbrek sağlığı için alkol ve sigaradan da uzak durulması, fiziksel aktiviteye özen gösterilmesi gerektiğini anlatan Erdem, beslenme olarak Akdeniz tipi ya da porsiyonun sınırlandırıldığı ve kalori hesabının yapıldığı "Dash Diyeti"nin tercih edilmesinin uygun olduğunu söyledi.

"Gıda takviyesi alınmasını tavsiye etmiyoruz"

Bağışıklığın artrılması, kilo verme ya da kilo alma, kolejen seviyesini artırmak gibi çeşitli gerekçelerle hekim bilgisi olmadan kullanılan vitamin ve gıda takviyelerinin, böbrek sağlığını bozabildiğini vurgulayan Erdem, gereksiz gıda takviyesi ve vitamin tüketiminin kum oluşumundan böbrek yetmezliğine kadar gidebilen sorunlara neden olabildiğine işaret etti.

Erdem, kan tahlili ve diğer tetkiklerin sonucuna bağlı olarak gereklilik halinde hekim tarafından verilmediği sürece hiç kimsenin gıda takviyesi kullanmasını önermediklerinin altını çizdi.

Gıda takviyelerinin bir çoğunun Gıda ve Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırıldığını anımsatan Erdem, "Bu tür ürünler sağlığı doğrudan ilgilendirdiğinden, gereklilik halinde hekim tarafından reçete edilmiş ve Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılmış ürünler arasından seçilmeli." dedi.

Prof. Dr. Erdem, özellikle böbrek yetersizliği olanların, halk arasında "bitkisel tedavi" diye isimlendirilen yöntemleri kesinlikle tercih etmemesi gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Bilim insanları olarak, gıda ve vitamin takviyesi alınmasını tavsiye etmiyoruz. Çünkü, bitkisel tedavilerde doz ayarı yapılması zor. Böbreklerin zararlı maddeleri atmakta zorlandığı durumlarda toksik etki yapma ihtimali yükselmektedir ve böbrekleri yormaktadır. Vücudun ihtiyacından fazla alınan vitamin ve diğer takviye edici ürünler, vücuttan atılamadığı için zamanla taş oluşumuna neden olabilir, hormonların üretimini engeller ve dengesizliklere yol açabilir."

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Bilinçsiz vitamin ve gıda takviyesi böbrek sağlığını bozuyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 11:57:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilincsiz-vitamin-ve-gida-takviyesi-bobrek-sagligini-bozuyor-145913-20240626.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilincsiz-vitamin-ve-gida-takviyesi-bobrek-sagligini-bozuyor-145913-20240626.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilincsiz-vitamin-ve-gida-takviyesi-bobrek-sagligini-bozuyor-145913-20240626.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yüzmek, skolyoz başlangıcı olanlarda omurga eğriliğini artırabilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-yuzmek-skolyoz-baslangici-olanlarda-omurga-egriligini-artirabilir-12725.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-yuzmek-skolyoz-baslangici-olanlarda-omurga-egriligini-artirabilir-12725.html</link>
                    <description><![CDATA[Biruni Üniversite Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özcan Kaya, skolyoz başlangıcı olanlarda yüzmenin, omurga eğriliğini artırabileceğini söyledi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "Skolyoz Farkındalık Ayı" kapsamında açıklama yapan Kaya, skolyozun "omurganın üç planlı" ve "C ya da S şeklini aldığı bir deformite" olduğunu belirtti.

Çekilen filmlerde omurgada ölçülen iki omur (vertebra) arasında 10 derece üzerinde eğrilik bulunuyorsa bunun skolyoz olarak tanımlandığını ifade eden Kaya, ameliyat ettikleri vakalar arasında 140-150 derecelere kadar varan eğriliği olanlar bulunsa da bu duruma çok sık rastlanılmadığını kaydetti.

Doç. Dr. Kaya, 40, 50 ve 60 derece eğriliklerin olduğu deformitelerin daha sık görüldüğünü, omurgadaki deformitelerin çok büyük bir kısmının sağlıklı bireylerde sonradan ortaya çıkan yapısal sorunlar olduğunu anlattı.

Skolyozun omurgadaki doğumsal problemlerle birlikte ortaya çıkabildiğini ifade eden Kaya, ergenlik çağına doğru ortaya çıkan ve sebebi bilinmediği için "idiopatik" olarak adlandırılan skolyozlara daha çok rastlandığına dikkati çekti.

Skolyotik deformitelerin, yaşlanma, yıpranma ve dejenerasyon denilen süreç işin içine girdiğinde ilerleyen yaşlarda da meydana gelebildiğini aktaran Kaya, ergenlikte ortaya çıkan fakat ihmal edildiği için erişkinlikte ciddi problemlere neden olan skolyozların da görülebildiğini dile getirdi.

Skolyoza hormonların ve bazı genlerdeki problemlerin yol açıp açmadığının araştırıldığını anlatan Kaya, bugün gelinen noktada bunun nedeninin net olarak aydınlatılamadığını vurguladı.

Tedavi yöntemleri arasında egzersiz, korse ve cerrahi işlem yer alıyor

Doç. Dr. Özcan Kaya, kendisinde veya çocuğunda skolyoz tespit edilen kişilerin panik yapmayıp bir uzmanla görüşmesini tavsiye ederek, "Sizin hastanız, tüm dünyadaki skolyoz havuzundaki hastalardan sadece biri. Ona yönelik bu süreci yönetecek tedavi yöntemi veya daha düşük derecelerdeki eğriliğin toparlanmasını sağlayacak illaki bir yöntem vardır ama sizin kendi hastanız için özeldir. Bu farklı yöntemlerle olabilir. Bu egzersizler ile korselerle de olabilir. Ama gerekli durumlarda hastanın mevcut deformitesini düzeltmeye yönelik cerrahi girişimler de yapılabilir." dedi.

Tedavideki başarı oranına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaya, farklı derecelerdeki eğriliklerde başarı sağlama kriterilerinin takip ve kontrol ile hastanın tanı aldığı esnada skolyozunun derecesinin büyüklüğü ve hastanın büyüme potansiyeli olduğunu belirtti.

Kaya, eğer çok erken yaşlardaki bir çocukta ileri derecede skolyoz ortaya çıkıyorsa, geçmişteki tarama çalışmalarında bu hastaların eğriliklerinin ilerleme riskinin yüksek olduğunun gösterildiğine işaret ederek, "Bu hastada daha yakın takip, gerekirse farklı yöntemleri bir araya getirip aşamalı müdahalelerle başarı elde etme söz konusu. İnsan omurgasını, duruşunu, günlük hayatında ona herhangi bir ek sorun yaşatmayacak halde pozisyonlayabiliyorsak bu bizim için başarıdır. Bütün tedavi yöntemleriyle ilgili tedavilerin avantajları ve dezavantajları var. Bu, tedavi ettiğiniz hasta ve tedavi yöntemiyle ilişkili bir süreç. Avantajları şöyle: 'Benim deformitem var, bundan kurtulmak istiyorum.' diyen biriyseniz ya cerrahi olarak ya da hasta uygunsa cerrahi dışı yöntemlerle deformiteden kurtulmayı sağlıyorsunuz." diye konuştu.

"Ağır çanta kullanımının kalıcı deformiteye yol açmadığı gözlendi"

Doç. Dr. Özcan Kaya, "Ağır çanta taşımak skolyoza yol açar mı?", "Yüzmek skolyoza iyi gelir mi?" gibi halk arasında merak edilen bazı soruları da yanıtladı.

Geçmişte ağır sırt ve okul çantalarının skolyoza yol açıp açmayacağına dair birçok çalışma yapıldığına işaret eden Kaya, bu çalışmalarda tek taraflı taşınan çantanın omurgada bir yana doğru kaymaya yol açabildiğini, iki taraflı takıldığında ise bunun olmadığını gösterdiğini ifade etti.

Doç. Dr. Kaya, "Çanta kullanımı belli bir süre herkesin hayatında. Gün sonunda bakıldığında, ağır çanta kullanımının skolyoza, kalıcı bir deformiteye yol açmadığı gözlendi." diye konuştu.

Skolyoz hastalarında yüzme aktivitesinin fayda sağlayıp sağlamadığına ilişkinse Kaya, "Yüzmeyin mümkünse. Geçmişte hep böyle bir şey vardı, 'Sırt kaslarınız güçlensin, sırt kaslarınız güçlendiği için omurganız çok sağlıklı olur. Kaslar güçlendikçe omurganız düzelir.' O yüzden hep yüzme reçete edildi. Fakat gözlemsel çalışmalarda -bugün Türkiye'de de birçok çalışma yapılıyor- aslında yüzmenin skolyoza iyi geldiğine dair herhangi bir kanıt gösterilmedi." açıklamasını yaptı.

Özcan Kaya, gelişim basamağının alt sınıflarında yer alan canlılarda da yüzmenin döndürücü etkisinin aslında skolyoza yatkınlık yaratabileceğine dair bir sonuca da ulaşıldığına dikkati çekerek, "Yayınlar diyor ki, 'Eğer sizde zaten skolyotik eğrilik başlangıcı varsa, yüzme bunu artırabilir.' Sağlıklı bireyler yüzsün tabii." dedi.

Çocuğunuzun sırtında ve belinde çıkıntı varsa doktora başvurun

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kaya, ailelerin çocuklarında skolyoz belirtisi olup olmadığını anlayabilmelerinde gözlerin çok güzel bir terazi olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Kaya, "Eğer çocuğunuzda omuz veya bel asimetrisi, omuzlarda içe dönüklük varsa, yürürken gövde ve bacaklar arasında bir uyum vardır, bu uyumun bozulduğunu görüyorsanız, çocuğunuz öne eğildiğinde sırtında veya bel bölgesinde bir çıkıntı olduğunu görüyorsanız o zaman bir doktora başvurun. Panik yapmayalım, yönetilebilen bir süreç ve fazla arama motoru kullanmayalım." diye konuştu.

Ameliyat tekniklerinde geçmişe göre daha küçük invaziv yöntemler kullanıldığını, daha kısa seviyeli enstrümanlarla eğriliğin düzeltilmeye çalışıldığını vurgulayan Kaya, "altın standart yöntem" olarak tanımladığı sırttan yaklaşımla skolyotik eğriliğin düzeltilmesinin hala başarıyla uygulandığını kaydetti.

Doç. Dr. Kaya, son yıllarda ipli skolyoz tedavisi denilen farklı yöntemlerin de kullanılmaya başlandığını sözlerine ekledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Yüzmek, skolyoz başlangıcı olanlarda omurga eğriliğini artırabilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 26 Jun 2024 09:51:32 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuzmek-skolyoz-baslangici-olanlarda-omurga-egriligini-artirabilir-125310-20240626.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuzmek-skolyoz-baslangici-olanlarda-omurga-egriligini-artirabilir-125310-20240626.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/yuzmek-skolyoz-baslangici-olanlarda-omurga-egriligini-artirabilir-125310-20240626.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bilim insanları, bazı kişilerin neden COVID olmadığını buldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-bilim-insanlari-bazi-kisilerin-neden-covid-olmadigini-buldu-12651.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-bilim-insanlari-bazi-kisilerin-neden-covid-olmadigini-buldu-12651.html</link>
                    <description><![CDATA[İngiliz bilim insanları, COVID-19 üzerine yaptıkları bilimsel çalışmada, bazı kişilerin virüse maruz kalmasına rağmen COVID-19 olmadıklarını tespit etti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İngiltere&nbsp;merkezli Imperial College London bünyesinde yürütülen bir COVID-19 bilimsel çalışmasının bir parçası olarak bilim insanları, COVID -19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsüyle mücadele edebilen kişilerin, sürekli hastalıktan kaçınmalarına yardımcı olan benzersiz bağışıklık tepkilerine sahip olduğunu buldu.

Kişi virüse maruz kalmadan önce ve sonra elde edilen bulgulara göre burun astarındaki lokal bir bağışıklık tepkisinin, bireylerin virüsü tanımlamasına ve enfeksiyona neden olacak bir yer edinmesini engellemesine olanak tanıdığı ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

Virüsü hemen temizleyen bireyler, tipik bir yaygın bağışıklık tepkisi göstermedi; bunun yerine, burunda daha önce hiç görülmemiş, incelikli, doğuştan gelen bağışıklık tepkileri oluştu. Araştırmacılar, HLA-DQA2 adı verilen bir genin maruz kalmadan önce yüksek düzeyde bulunmasının, insanların uzun süreli bir enfeksiyonun yayılmasını önlemesine de yardımcı olduğunu öne sürüyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Bilim insanları, bazı kişilerin neden COVID olmadığını buldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 20 Jun 2024 15:41:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilim-insanlari-bazi-kisilerin-neden-covid-olmadigini-buldu-184243-20240620.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilim-insanlari-bazi-kisilerin-neden-covid-olmadigini-buldu-184243-20240620.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/bilim-insanlari-bazi-kisilerin-neden-covid-olmadigini-buldu-184243-20240620.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Devlet destekli tüp bebek tedavisi bir ayda 2 bin kişiye umut oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-devlet-destekli-tup-bebek-tedavisi-bir-ayda-2-bin-kisiye-umut-oldu-12635.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-devlet-destekli-tup-bebek-tedavisi-bir-ayda-2-bin-kisiye-umut-oldu-12635.html</link>
                    <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesinde bir ay önce hizmete açılan Tüp Bebek Ünitesi'ne, bebek sahibi olma hayali kuran 2 bin kişi başvurdu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye'nin kapasite olarak alanındaki en büyük ve ileri teknoloji cihazlarla donatılan merkezlerinden biri olan Etlik Şehir Hastanesi bünyesindeki Üremeye Yardımcı Tedavi (ÜYTE) Kliniği (Tüp&nbsp;Bebek&nbsp;Ünitesi) 15 Mayıs'ta hizmete alındı.

Merkezde, doğal yollarla çocuk sahibi olamayan çiftlerin yanı sıra&nbsp;kanser&nbsp;tedavisi gören ve ileride çocuk sahibi olmak isteyenlere de destek veriliyor.

Merkezin çalışmalarına ilişkin bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Çağanay Soysal, "Bir ay önce hizmete başlayan ÜYTE Merkezimize 2 bin 85 hasta başvurdu. Merkezimizde embriyo transferi de dahil olma üzere yumurta, sperm, embriyo dondurma işlemleri de gerçekleştiriliyor." ifadelerini kullandı.

SMA&nbsp;taşıyıcısı olan çiftlere de destek veriliyor

Doğal yollarla çocuk sahibi olamadığı için merkeze başvuran kişilere ilk olarak detaylı tetkiklerin yapıldığını ve ardından uygun tedaviye yönlendirildiklerini anlatan Soysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çocuk istemi olup kanser tanısı almış hastalarımızda da kemoterapi, radyoterapi gibi üreme fonksiyonlarını etkileyebilecek tedaviler veya cerrahi işlemlerden önce yumurta ve sperm dondurma işlemleri uygulanabiliyor. Ayrıca başta SMA olmak üzere farklı&nbsp;genetik&nbsp;hastalıkları olan kişilerin, sağlıklı bir bebek sahibi olabilmesini hedefleyen PGT yöntemini de gerçekleştiriyoruz."

Merkezde embriyo transferlerinin başladığını aktaran Soysal, "Hem fiziki hem de cihaz donanımı olarak milletimize en üst seviyede hizmet vermekteyiz. Bu bizim için gurur verici bir tablo." diye konuştu.


23-40 yaş aralığındaki kişiler başvurabiliyor

ÜYTE Kliniği Sorumlusu Prof. Dr. İnci Kahyaoğlu da merkezde embriyoloji ve androloji labarotuvarı, cerrahi işlemlerin yapıldığı ameliyathaneler, polikliniklerin yer aldığını, kullanılan tüm cihazların son teknoloji ürünü olduğunu anlattı.

Prof. Dr. Kahyaoğlu, tüp bebek tedavisine kimlerin başvurabileceğine ilişkin, şunları kaydetti:

"23 yaşından büyük, 40 yaşından küçük olan, tüplerde tıkanıklık, azalmış yumurtalık rezervi veya erkek hastalarda sperm sayısında düşüklük gibi tıbbi anlamda endikasyonu olan kişiler merkeze başvurabiliyor. Devlet güvencesinden yararlanabilmek için kişilerin sosyal güvencesinin bulunması gerekiyor. Başvuran hastalarımıza tüm bu durumlara ilişkin detaylı bilgilendirmeleri yapıyoruz."

Bütün işlemler devlet desteğiyle yapılıyor

Maliyetli bir süreç olan tüp bebek tedavisinin belirlenen şartları taşıyan kişilere devlet desteğiyle, ücretsiz olarak yapıldığına dikkati çeken Kahyaoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Tüp bebek hem maddi hem de manevi anlamda oldukça külfetli bir tedavi süreci. Devletimiz de bu konuda ciddi desteklerle hastalara hizmet verilmesini sağlıyor. Bütün işlemler, devlet desteğiyle, çok cüzi bir katılım payı alınarak hastalarımıza sağlanıyor."


&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Devlet destekli tüp bebek tedavisi bir ayda 2 bin kişiye umut oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 19 Jun 2024 10:13:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/devlet-destekli-tup-bebek-tedavisi-bir-ayda-2-bin-kisiye-umut-oldu-131551-20240619.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/devlet-destekli-tup-bebek-tedavisi-bir-ayda-2-bin-kisiye-umut-oldu-131551-20240619.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/devlet-destekli-tup-bebek-tedavisi-bir-ayda-2-bin-kisiye-umut-oldu-131551-20240619.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanserin  tespiti için yapay zeka temelli program geliştirildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-kanserin-tespiti-icin-yapay-zeka-temelli-program-gelistirildi-12552.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-kanserin-tespiti-icin-yapay-zeka-temelli-program-gelistirildi-12552.html</link>
                    <description><![CDATA[İskoçya'da araştırmacılar, kanseri yüksek oranda doğru tespit etmek için yapay zekadan yararlandıkları bilgisayar programı geliştirdi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Glasgow Üniversitesinden&nbsp;yapay zeka&nbsp;uzmanları ve&nbsp;kanser&nbsp;hakkında çalışmalar yapan bilim insanlarından oluşan bir ekip, kanser hastalıklarının teşhisinin kolaylaşması için yapay zeka teknolojisinden yararlandı.

Araştırmacılar, geliştirdikleri "Histomorfolojik Fenotip Öğrenme" (HPL) adlı programla patologların kanser teşhisi koymasının kolaylaşıp hızlanabileceğini açıkladı.

Çalışma kapsamında,&nbsp;ABD&nbsp;Kanser Enstitüsünün Kanser Genom Atlası veri tabanındaki 452 hastanın akciğer doku örneklerinin binlerce yüksek çözünürlüklü görüntüleri toplandı.

Araştırmacılar, görüntüleri analiz etmek ve görüntülerdeki örüntüleri tespit etmek için kendi kendini eğiten bir algoritma geliştirdi.

Görüntüleri binlerce küçük kareye ayıran algoritmanın, doku örneklerindeki hücrelerin görsel özelliklerini tanıma ve sınıflandırma sürecinde kendini eğiterek yüzde 99 doğruluk oranıyla ayrım yapabildiğini saptadı.

Doktorlar, kanserin tekrarlama olasılığını ve zamanlamasını yüzde 64 oranında doğru tahmin ederken, HPL'de bu oranın yüzde 72 olduğu gözlemlendi.

Öte yandan, araştırmacılar bu yapay zeka sistemi ile göğüs ve prostat gibi 10 kanser çeşidinde de tutarlı sonuçlar elde etti.

Araştırma, "Nature Communications" isimli dergide paylaşıldı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanserin  tespiti için yapay zeka temelli program geliştirildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 12 Jun 2024 15:53:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserin-tespiti-icin-yapay-zeka-temelli-program-gelistirildi-185528-20240612.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserin-tespiti-icin-yapay-zeka-temelli-program-gelistirildi-185528-20240612.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserin-tespiti-icin-yapay-zeka-temelli-program-gelistirildi-185528-20240612.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanserli dokuları aydınlatan floresan boyalar sayesinde hastalığın tekrar etme riski azaltılabilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-kanserli-dokulari-aydinlatan-floresan-boyalar-sayesinde-hastaligin-tekrar-etme-riski-azaltilabilir-12536.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-kanserli-dokulari-aydinlatan-floresan-boyalar-sayesinde-hastaligin-tekrar-etme-riski-azaltilabilir-12536.html</link>
                    <description><![CDATA[Bilim insanları, görülemeyecek kadar küçük kanserli dokuları aydınlatan floresan boyaların kanserin nüksetme riskini azaltabileceğini belirtti.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ The Guardian gazetesinin haberine göre, Oxford Üniversitesinden bilim insanları ve cerrahlar tarafından Californialı biyoteknoloji şirketi "ImaginAb Inc" ile işbirliğinde geliştirilen teknik, "Cancer Research UK" tarafından finanse edildi.

Floresan boya, çıplak gözle görülemeyen küçük kanserli dokuları aydınlatarak cerrahların sağlıklı dokuyu korurken, her bir kanser hücresini çıkarmasını sağlıyor. Bu ise ameliyat sonrası olası yan etkilerin daha az yaşanması anlamına gelebilir.

Çalışmada, prostat kanseri olan 23 erkeğe, prostatlarını almak üzere ameliyata girmeden önce işaretleyici floresan boya enjekte edildi. Floresan boya, kanser hücrelerini ve bunların pelvis ve lenf düğümleri gibi diğer dokulara yayıldığı yerleri vurguladı.

Operasyonda, prostat ve yakınındaki bölgelere ışık tutarak prostat kanseri hücrelerinin parlamasını sağlayan özel bir görüntüleme sistemi kullanıldı. Cerrahların bu kadar ayrıntıyı görebilmesi sağlıklı dokuyu korurken kanser hücrelerini çıkarmasına olanak sağladı.

Söz konusu teknikte, floresan boya "IR800-IAB2M" olarak bilinen bir hedefleme molekülü ile birleştiriliyor. Boya ve işaretleyici molekül, prostat kanseri hücrelerinin yüzeyinde bulunan "prostat spesifik membran antijeni (PSMA)" isimli bir proteine bağlanıyor.

Yan etkiler azaltılıyor

Çalışmada yer alan Oxford Üniversitesinden Prof. Dr. Freddie Hamdy, yaptığı açıklamada, cerraha, kanser hücrelerinin nerede olduğunu ve yayılıp yayılmadığını görmesi için ikinci bir çift göz verdiklerine işaret ederek, bu teknikle tümörden yayılan ve daha sonra tekrardan geri gelme ihtimali olan hücreler de dahil olmak üzere tüm kanseri ortadan kaldırabileceklerini belirtti.

Hamdy, ilk defa ameliyat sırasında prostat kanserinin bu kadar ince ayrıntılarını gerçek zamanlı olarak görmeyi başardıklarını dile getirerek, "inkontinans ve erektil disfonksiyon" gibi yaşamı etkileyen gereksiz yan etkileri azaltmak için prostat çevresindeki sağlıklı yapıları mümkün olduğunca koruyabildiklerini vurguladı.

Prostat ameliyatının hayatı değiştirdiğini söyleyen Hamdy, "Hastaların ameliyathaneden, kanserlerini yok etmek ve sonrasında en iyi yaşam kalitesini sunmak için mümkün olan her şeyi yaptığımızı bilerek ayrılmalarını istiyoruz. Bu tekniğin bu olasılığı gerçeğe dönüştürdüğüne inanıyorum." dedi.

Teknik, gelecekte kanserin tedavi edilme şeklini “temelden değiştirebilir"

Çalışmaya katılan 23 erkekten biri olan İngiltere'nin Oxfordshire kentine bağlı Southmoor kasabasında yaşayan 77 yaşındaki David Butler'ın ameliyatından önce yapılan taramalarda prostat kanserinin yayılmaya başladığı görülmüştü.

Artık tamamen iyileşen ve sağlıklı olan Butler, şanslı ve hayatın her anının tadını çıkarmaya kararlı olduğunu söyledi.

Bu teknik, şu an için sadece prostat kanserli hastalarda denenmiş olsa da hastalığın diğer formlarına da uyarlanabilir. Uzmanlar, floresan boyanın kanser hücrelerine bağlandığı proteinin değiştirilerek diğer kanser türleri için de kullanılabileceğini umuyor.

Cancer Research UK Araştırma ve İnovasyon Direktörü Dr. Iain Foulkes, işaretleyici boya ve görüntüleme sisteminin gelecekte kanserin tedavi edilme şeklini “temelden değiştirebileceğini” kaydetti.

Çalışmanın ayrıntıları, "European Journal of Nuclear Medicine and Molecular Imaging" dergisinde yayımlandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Kanserli dokuları aydınlatan floresan boyalar sayesinde hastalığın tekrar etme riski azaltılabilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 11 Jun 2024 11:59:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserli-dokulari-aydinlatan-floresan-boyalar-sayesinde-hastaligin-tekrar-etme-riski-azaltilabilir-150156-20240611.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserli-dokulari-aydinlatan-floresan-boyalar-sayesinde-hastaligin-tekrar-etme-riski-azaltilabilir-150156-20240611.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/kanserli-dokulari-aydinlatan-floresan-boyalar-sayesinde-hastaligin-tekrar-etme-riski-azaltilabilir-150156-20240611.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Cep telefonlarının aşırı kullanımı sinir dokusunda hasara yol açıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-cep-telefonlarinin-asiri-kullanimi-sinir-dokusunda-hasara-yol-aciyor-12511.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-cep-telefonlarinin-asiri-kullanimi-sinir-dokusunda-hasara-yol-aciyor-12511.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Aşkın Hastürk, "Aynı duruş pozisyonundaki tekrarlayıcı el, bilek ve dirsek hareketlerinin bağımlılık derecesinde devam etmesi, eklem bölgelerinde sertleşme, iltihaplanmaya bağlı olarak da sinir dokusunda baskıya ve hasara yol açıyor." dedi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aşkın Esen Hastürk, yaptığı açıklamada, gençler ve orta yaş grubunda cep telefonu kullanımın bağımlılık derecesine ulaştığını söyledi.

Hayatı kolaylaştıran akıllı cep telefonlarının insan sağlığında ciddi sıkıntılara yol açtığını belirten Hastürk, "Bunlardan en çok bilinen ve tespit edilen kas iskelet sistemi, eklemler ve sinir dokusu üzerine verdiği harabiyettir. Aynı duruş pozisyonundaki tekrarlayıcı el, bilek ve dirsek hareketlerinin bağımlılık derecesinde devam etmesi, eklem bölgelerinde sertleşme, kireçlenme, iltihaplanmaya bağlı olarak da sinir dokusunda baskıya ve hasara yol açıyor. Ağrı ve uyuşma en çok başvurulan hasta problemleri olarak karşımıza çıkmaktadır." diye konuştu.

"Beyin fonksiyonları üzerine de etki etmektedir"

Cep telefonlarının aşırı kullanımı nedeniyle ortaya çıkan hastalıkların tedavisinin mümkün olduğunu vurgulayan Hastürk, burada en önemli tedavinin bağımlılık derecesini azaltmak olduğunu söyledi.

Ağır vakalar için de cerrahi tedavinin gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Hastürk, şu bilgileri paylaştı:

"Cep telefonunun özellikle iş veya sosyal ortamda kullanılması beyin fonksiyonları üzerine de etki etmektedir. Birçok araştırma zaten bunu kanıtlamıştır. Özellikle psiko-sosyal dediğimiz stres, gerilim, uykusuzluk, baş ağrısı, dikkat dağınıklığı üzerine etkisi nettir. Tabii bunun yanında Alzheimer gibi bazı beyin fonksiyonların etkileyen hastalıklar veya bazı iyi huylu beyin tümörleri üzerine de etkisi halen tartışılmaktadır. Radyofrekans dediğimiz kulaksızlık kullanımın derecesi arttıkça bu tür fonksiyonların özellikle de stres, gerilim, baş ağrısı ve dikkat bozukluğunun toplumda görülme sıklığı da artmaktadır. Özellikle de genç kesimlerde okullarda ve derslerde başarısızlıkla dikkat dağınıklığı, orta ve ileri yaş grubunda ise hafıza problemleri unutkanlığa yol açmaktadır. Hatta çıkan son yayınlarda ise Alzheimer gibi ciddi nörolojik hastalıklara sebep olduğu bildirilmektedir."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Cep telefonlarının aşırı kullanımı sinir dokusunda hasara yol açıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 09 Jun 2024 11:31:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/cep-telefonlarinin-asiri-kullanimi-sinir-dokusunda-hasara-yol-aciyor-143430-20240609.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/cep-telefonlarinin-asiri-kullanimi-sinir-dokusunda-hasara-yol-aciyor-143430-20240609.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/cep-telefonlarinin-asiri-kullanimi-sinir-dokusunda-hasara-yol-aciyor-143430-20240609.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Aşırı sıcaklar inme riskini artırıyor     ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-asiri-sicaklar-inme-riskini-artiriyor-12490.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-asiri-sicaklar-inme-riskini-artiriyor-12490.html</link>
                    <description><![CDATA[İnme tüm dünyada sık görülen bir sağlık sorunu.Bu nedenle özellikle risk grubundakilerin her zamankinden çok dikkatli olması gerekiyor.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yaz sıcaklıkları iyiden iyiye kendini göstermeye başladı. Ancak tıpkı soğuk hava gibi sıcak hava da dikkat edilmezse pek çok sağlık sorununa davetiye çıkarıyor. Sıcak havayla birlikte artışa geçen sağlık sorunlarından biri; inme…

Halk arasında genellikle felç olarak bilinen inme, aslında beyne giden kan akımının aniden kesilmesiyle meydana gelen bir tablo. İnmenin artan sıcaklıkla ilişkisi ise yapılan pek çok araştırmayla gözler önüne seriliyor. Bu araştırmalardan biri de Almanya’da yapıldı. Helmholtz Münih&nbsp;Araştırma&nbsp;Merkezi liderliğindeki bir ekip inme araştırması gerçekleştirdi. Araştırmada gece saatlerine özel bir parantez açıldı. Gece sıcaklıkları Almanya'nın Augsburg şehrinde kaydedilen felç vakalarının sayısıyla 15 yıl boyunca eşleştirilerek, aşırı sıcak günlerde felç riskinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış tespit edildi.

Peki sıcaklık artışıyla inme arasında nasıl bir ilişki var? Özellikle kimler risk altında? Neden özellikle geceleri inme riski artıyor?&nbsp;Marmara Üniversitesi&nbsp;Pendik&nbsp;Eğitim&nbsp;ve Araştırma Hastanesi&nbsp;Nöroloji&nbsp;Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazire Afşar’la merak edilen sorulara yanıt aradık.

Sıcak havayla inme arasında nasıl bir ilişki var?

Aşırı sıcak havalarda inme vakalarında artışın olduğunu doğrulayan Prof. Dr. Afşar, Çin’de ve Avrupa’da yapılan çeşitli araştırmalara dikkat çekerek, “Çoklu alanlarda yapılmış çalışmalar var. Burada görülen iki konu dikkatimizi çekiyor. Biri aşırı sıcaklarda genel inme rakamlarında artış görülüyor. İkincisi ise inmeden ölümlerdeki artış” diyor.

Son yıllarda sıcak havayla inme arasında bir ilişki gözlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Afşar, bunun pek çok nedeni olduğunu ifade ediyor:

“Kalp damar sistemimiz vücudun ısı düzenlemesiyle ilişkili… Dolayısıyla dışarısı çok ısındığında, çok aşırı ısıya maruz kaldığımızda kalp damar sistemine stres biniyor. Bu stresle beraber kan basıncı yükselebiliyor. Bu inme için bir risk faktörü. Bir diğeri de pıhtılaşmaya yatkınlık. Bunun dışında bağırsaktaki bakterilerin değişime uğramasıyla yine damar duvarı rahatsızlanıyor. Bunların her biri inme riskini artırıyor.”

Susuz kalmak da bir diğer neden… “Sıcak havalarda çok terliyoruz. Hem tuz hem de su kaybediyoruz. Dolayısıyla da kanın akışkanlığı azalıyor, pıhtılaşmaya yakınlık artıyor” diye konuşuyor Prof. Dr. Afşar.

Kimler inme riski taşıyor?

Peki özellikle kimler aşırı sıcaklarda inme riski altında? Sıcak havadan bağımsız olarak normalde de inme riski taşıyan kişilere dikkat çeken Prof. Dr. Afşar şöyle konuşuyor:

“Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol seviyesi,&nbsp;sigara&nbsp;tüketimi, kalp ritim bozuklukları, hareketsiz yaşam, aşırı kilo bilinen inme riskleri. Bu riskleri taşıyan kişilerin sıcağa maruziyetle birlikte biraz daha inme geçirme oranları artıyor.”

Bu noktada önemli noktaya vurgu yapan Prof. Dr. Afşar, “Maalesef hala birçok kişi ilaçlarını kullanmıyor ya da çok düzensiz kullanıyor. Özellikle de tansiyon ilaçlarını… Üstüne bir de sıcak hava geldiğinde tabii ki istemeyen sonuçlar ortaya çıkmış oluyor” diyor.

İnme riskine karşı su tüketimine dikkat

Özellikle sıcak havalarda inme riskine karşı birtakım önlemler alınması gerekiyor. Bu noktada yeniden Prof. Dr. Afşar'a kulak veriyoruz:

“Su tüketimimizin iyi olması gerekiyor. Çay&nbsp;kahve&nbsp;içmek buna dahil değil. Bir diğeri ise özellikle ortam sıcak bile olsa iyi havalandırılmış olmalı. Çünkü vücut terlediğinde dışarı ısı atıyor. O teri hızlıca soğutabilirsek vücudun serinlemesine yardımcı oluyoruz. Aşırı sıcak günlerde soğuk duş ve soğuk kompreslerle vücut soğuk tutulmalı. Yüksek tansiyon, kalp ya da şeker gibi ilaçların da düzenli kullanılması gerekiyor.”

Geceleri inme riski artıyor

Sıcak havalarda özellikle gece inme riski artıyor. Peki neden? Bunun pek çok nedeni olduğunu söylüyor Prof. Dr. Afşar:

“Küresel ısınmaya bağlı değişiklikler gece daha fazla. Yani gece ortalama sıcaklıklar daha çabuk yükseliyor. Zaten gece vücudun savunma mekanizması, kortizol düzeyi en düşükte oluyor. Özellikle sabaha karşı kan basıncı bazı insanlarda yükseliyor. Genel olarak sıcak olmasa da yine pıhtılaşma sistemleri gece özellikle de sabaha karşı daha aktif oluyor. Yapılan araştırmalarda ortalamanın çok üstünde olan çok aşırı sıcak gecelerde gerçekten inme sayısının arttığı gözleniyor. Bu gruptaki risk yaşlı kişilerde biraz daha yüksek görülüyor. Bu nedenle özellikle geceleri iyi havalandırılmış odada yatmak büyük önem taşıyor. Yine çok sıcak gecelerde bol su tüketilmesi gerekiyor.”

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[Aşırı sıcaklar inme riskini artırıyor      - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 07 Jun 2024 15:03:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-sicaklar-inme-riskini-artiriyor-180532-20240607.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-sicaklar-inme-riskini-artiriyor-180532-20240607.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/asiri-sicaklar-inme-riskini-artiriyor-180532-20240607.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[D vitamini eksikliği de MS hastalığı riskini artırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.turkishpress.co.uk/haber-d-vitamini-eksikligi-de-ms-hastaligi-riskini-artiriyor-12410.html</guid>
                    <link>https://www.turkishpress.co.uk/haber-d-vitamini-eksikligi-de-ms-hastaligi-riskini-artiriyor-12410.html</link>
                    <description><![CDATA[Prof. Dr. Şeref Demirkaya, D vitamini düşüklüğünün kronik sinir sistemi hastalığı Multipl Skleroz (MS) riskini artırdığını bildirdi.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Demirkaya, Dünya MS Günü dolayısıyla&nbsp; yaptığı açıklamada, kol ve bacaklarda güçsüzlük, konuşma ve görmede bozulmalar ile seyreden hastalığın genç yaş grubunda görüldüğünü vurguladı.

Hastalığın genellikle 20-40 yaş aralığında ortaya çıktığını belirten Demirkaya, "MS, kadınlarda erkeklere oranla 3 kat daha fazla görülüyor. Sosyal hayatın aktif olduğu, kişilerin işe başlayacağı, aile kuracağı, evlat sahibi olmak istediği yaşlarda ortaya çıkan MS, internette süzülerek gelmeyen bilgilerin de etkisiyle, ciddi endişeye yol açıyor." ifadesini kullandı.

Hastaların tekerlekli sandalyeye, başkasının bakımına muhtaç olacağı korkusuyla kendilerine başvurduğunu anlatan Demirkaya, "Oysa MS hastalığı, illa sakatlıkla özdeşleşen, kişilerin evlenmesine, çocuk sahibi olmasına engel bir durum değil." diye konuştu.

Prof. Dr. Demirkaya, MS'in beyin ve omuriliği, göz sinirini tutan bir hastalık olduğunu, ilk belirtilerin bir gözün görmemesi, vücudun bir tarafında uyuşukluk ile seyrettiğini, kesin hastalık tanısının ise muayene, MR bulguları ve gerektiğinde omurilik sıvısının alınmasıyla konulduğunu söyledi.

"MS, genetik geçişli bir hastalık değil"

MS'in başka hastalıkların belirtileriyle benzeştiğine dikkati çeken Demirkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

"MS'te genetik zemin, yatkınlık söz konusu ama genetik geçiş yok. Özellikle kadınlar, hastalığın çocuklarında da görülebileceği korkusunu yaşıyor. Birinci, ikinci ve üçüncü derece yakınlarda MS olduğunda, hastalık riski hiç olmayan ailelere göre daha yüksek. Fakat bu doğan her çocukta MS olacak anlamına gelmiyor. Dolayısıyla hastalığı taşıyan ailelerimiz, çocuklarında da MS olacak kaygısını yaşamamalı."

Türkiye'de 60-80 bin arasında MS hastası var

Türkiye'de 60-80 bin arasında MS hastası olduğunu öngördüklerini belirten Prof. Dr. Demirkaya, "Ülkemizde de yurt dışında da hastalığın giderek arttığını düşünüyoruz. Bunun bir nedeni de geçmiş dönemlere kıyasla MR'ın daha fazla kullanılması ve bu yolla daha kolay tanı konması." değerlendirmesinde bulundu.

MS'te genetik zeminin yanında bazı çevresel faktörlerin de risk oluşturduğunu aktaran Demirkaya, şunları kaydetti:

"D vitamini düşüklüğü MS'e yakalanma riskini artırıyor, bu yönde verilerimiz var. Örneğin, Avustralya'nın Tazmanya eyaletinde yapılan bir çalışmada, 2-15 yaş arasındaki çocuklar günde 2-3 saat dışarıda oynadığında yani güneş ışığı aldığında MS'e yakalanma risklerinin daha düşük olduğu gösterildi. ABD'de askere alınacak kişilerin tetkikleri üzerinden yapılan çalışmada da yıllar sonra MS gelişen kişilerde, geçmişte D vitamini oranlarının düşük olduğu saptandı. Dolayısıyla D vitami düşüklüğünün MS hastalığında bir risk faktörü olduğunu biliyoruz."

İkinci risk faktörünün halk arasında "öpücük hastalığı" olarak bilinen enfeksiyona yol açan Epstein-Barr virüsü (EBV) olduğunu belirten Demirkaya, "Ayrıca sigara içenlerde, genetik yatkınlık da söz konusuysa, MS'e yakalanma riski 2,5 kat artıyor. Hastalarda sigara kullanımı ise MS'in olumsuz seyrini hızlandırıyor." bilgisini paylaştı.

"MS'te tamir edici tedaviler üzerinde çalışmalar yapılıyor"

Prof. Dr. Şeref Demirkaya, MS'in bulaşıcı veya öldürücü bir hastalık olmadığının altını çizerek, "Henüz kesin tedavisi olmasa da artık MS'in seyrini değiştirebilecek birçok ilaca sahibiz. Mutlulukla belirtmeliyim ki her geçen gün MS'le ilintili yeni bir ilaç tıbbi kullanıma giriyor. Hastalığın her aşamasında müdahil olabildiğimiz tedavi ajanlarımız var." dedi.

MS hastalığının tedavisine ilişkin yeni gelişmelere de değinen Demirkaya, şunları kaydetti:

"MS tedavisinde kullandığımız ilaçlar daha çok hastalığın seyrinin kontrol altına alınmasına yönelik. Ancak şu anda MS'te tamir edici, oluşmuş sakatlığı geriye döndürecek tedaviler üzerinde yoğun çalışmalar yapılıyor. Bu çerçevede Türk ekibi, BioNTech firması MS aşısı geliştirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Elbette bu çalışmaların birkaç yıl daha süreceği belirtildi. Hayvan deneylerinde oldukça etkili bulunan aşının insan çalışmaları henüz başlamadı, dolayısıyla nasıl sonuç vereceğini bilmiyoruz ama ümit vadeden çalışmalardan biri."

MS hastalarına düzenli uyku, egzersiz önerisi

MS'in kronik bir hastalık olarak algılanması gerektiğini vurgulayan Demirkaya, "Ülkemizde birçok yerde MS'le uğraşan hekimlerimiz, merkezlerimiz var. Dünyada MS tedavisinde kullanılan ilaçların neredeyse tamamı ülkemizde de kullanılıyor. Dünyada tedaviye ilişkin ne yapılıyorsa ülkemizde de uygulanıyor." açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Şeref Demirkaya, hastaların takip ve tedavilerini aksatmaması, kesinlikle sigara içmemeleri gerektiğini belirterek, dengeli beslenme, düzenli uyku ve egzersizin hastalık sürecinin ilerlememesi açısından önem taşıdığını ifade etti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.turkishpress.co.uk/saglik-haberleri">SAĞLIK</category><dc:creator><![CDATA[D vitamini eksikliği de MS hastalığı riskini artırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 30 May 2024 17:08:29 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/d-vitamini-eksikligi-de-ms-hastaligi-riskini-artiriyor-201019-20240530.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/d-vitamini-eksikligi-de-ms-hastaligi-riskini-artiriyor-201019-20240530.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.turkishpress.co.uk/images/haber/d-vitamini-eksikligi-de-ms-hastaligi-riskini-artiriyor-201019-20240530.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>