Çok eskiye gitmeye gerek yok,  çünkü o dönemlere ait elimizde ayrıntılı bir yazılı kaynak bulmak zor. Örneğin; Hun imparatorluğunu çok bilmiyoruz. Biz yine en iyi bilebildiğimiz Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine bakalım.

Zaten sistematik olarak ticaret, tarım gibi faaliyetlerde o dönemlerde başladı. Mal ticareti ile birlikte insan ticareti de yani kölelikte bu dönemlerde gelişti ve bu da doğal olarak sömürgeciliği doğurdu.  İpek yolu, Hint baharat yolu, Afrika değerli madenler yolu gibi ticaret yolları bilinen en eski yollardır.

Tarih de ilk bilinen sömürgeci millet Fenikelilerdir. Bugün Lübnan olarak bilinen topraklarda, Akdeniz kıyılarında yaşamışlardır. Fenikelilerden sonra Yunanlılar sömürgeciliği sürdürdüler. İlk çağın son sömürgecileri Romalılar oldu. Romalılar askeri güçlerini kullanarak Akdeniz’de, Afrika’da, Avrupa’da geniş topraklara sahip oldular. Fenikelilerin ticari amaçlarla başlattıkları sömürgecilik zaman içinde askeri, siyasi, sosyal boyutlar kazandı. Ele geçirilen yeni yerlerin doğal zenginlikleri ana ülkenin zenginliğinin artması için, kendi uygarlığını yaymak için ve önemli stratejik noktaları ele geçirmek için kullanılmaya başlandı. Avrupa dışında en önemli sömürgeci devlet ise Çin idi. Ancak Çin çeşitli nedenlerden dolayı çok fazla yayılamadı.

 O dönemin en uygun ulaşım yolu olan denizlere hakim olan devletler sömürgecilikte de ilerlediler ve dünyayı neredeyse tamamen ele geçirip soyup soğana çevirdiler. Portekiz’liler ve İspanyollar Amerika’dan Hindistan’ a, Endenozya’ya, Afrika kıyılarına sahip oldular. Daha sonra yeni sömürgeci devletler ortaya çıktı İngiltere, Fransa ve Hollanda. Bu aynı zamanda sömürgeci devletlerin birbirleriyle güç mücadelesini de beraberinde getirdi. Yani sen mi soyacaksın ben mi soyacağım, sen mi çalacaksın ben mi çalacağım savaşı başladı. Bu savaşın sonunda bazı sömürgeci devletler sömürge alanlarını kaybetti. Ayrıca sömürülen ülkelerdeki özgürlük ve bağımsızlık hareketleri de sömürgecilerin sahip oldukları yerleri terk etmelerine neden oldu hatta geri çekilmeyi hızlandırdı.

Güney Afrika’daki siyah-beyaz çatışmalarını sanırım hepimiz hatırlıyoruz. Hindistan’da Gandi’nin verdiği mücadeleyi biliyoruz. Sömürgecilik süreç içinde kılık değiştirdi hatta bağımsızlık veriyormuş gibi yapıp yine kendi kuklalarını sömürdükleri ülkelerin yönetimine getirdiler. Yani bir nevi yerel halkı uyutma taktiği ile yine istediklerini yapmaya devam ettiler. Kültürlerini, dillerini, yiyecek- içeceklerini, kıyafetlerini, dinlerini empoze ettiler. Etmeye de devam ediyorlar. Çocuklarımızın giydiği tişörtlere bakın, oynadıkları oyuncaklara bakın, dükkanların levhalarına bakın, içtikleri içeceklere bakın, giydikleri pantolonlara, ayakkabılara bakın, 90 nında yabancı isim görürsünüz. Yerli makarnayı bile İtalyan ismi ile daha çok ve daha pahalıya satarsınız.

İyi bildiğimiz Selçuklu ve Osmanlı tarihine baktığımızda gittikleri her yere adalet, refah ve zenginlik götürdüklerini, oraları sömürgecilik anlayışı ile ele geçirmediklerini görürüz. Örneğin Afrika’dan birçok sömürgeci devlet geçmiştir, yaptıkları tek şey derme çatma bir kilisedir ama Selçuklu ve Osmanlı’nın gittikleri yerlere bakın sadece cami yoktur, çeşmeler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, su kanalları, köprüler, imarethaneler, şifahaneler, medreseler, yetimhaneler vardır. Yani yerel halkın hayatını kolaylaştırmak, yoksula yardım etmek, kimsesizse sahip çıkmak, hastalıkları yok etmek, kısacası gidilen yeri kalkındırmak amaçlanmıştır. Bir de üstüne herkes inancında, dilinde , ticaretinde ve yaşam tarzında serbesttir,güvencemiz altındadır denmiştir. Baudier yazdığı “ Türk’lerin din tarihi” kitabında özetle Türk’ler merhamet, şefkat ve insanlara yardımda bütün milletlerden ve hatta Hırıstiyanlardan da üstündürler” demiştir. Düşmalarından kaçarak Osmanlı’ya sığınan İsveç Kralı Demirbaş Şarl ( XII. Charles ) bir mektubunda “ şefkatin, cömertliğin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türk’ler beni işte bu elmas bağla sardılar. Bu kadar şefkatli, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak ne kadar güzel “ demiştir.

Girdikleri her yere huzur, asayiş ve düzen götüren Türk’ler kendilerinden önceki yönetimlerin baskıcı ve zulmedici uygulamalarından sıkıntı duyan halk tarafından coşku ve sevgi ile karşılanmışlardır. Örneğin, Bursa’nın fethinden sonra şehri niye teslim ettiklerini soran Orhan Gazi’nin Rumlardan yani yerel halktan aldığı cevap öyledir. “ Sizin devletinizin günden güne yükseldiğini ve bizim devletimizi geçtiğini anladık. Babanızın idaresine geçen köylülerin memnun kalıp bir daha bizi aramadıklarını gördük ve biz de bu rahatlığa özendik.”

Şimdi bizim atalarımıza dil uzatanlar oturun biraz daha düşünün. Niye birbirinizi yiyorsunuz, niye kardeş kanı döküyorsunuz, niye hala ortaçağı yaşıyorsunuz.

Herkese terörsüz, şiddetsiz, kansız, korkusuz, sağlık, huzur, birlik ve beraberlik içinde bir yıl diliyorum. Hoşçakalın

banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.