Stockholm’deki Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü (SIPRI) raporuna göre, Ortadoğu’daki savaşlardan en çok kâr eden yüz şirketin başını Lockheed Martin Corp, Boeing, BAE Systems, Raythoen, NorthropGrummanCorp, General Dynamics Corps oluşturmaktadır.

Toplam 370,7 milyar dolarlık satışın 250,573 milyar dolarlık bölümünü bu altı Amerikan firmasının oluşturması Batı’nın barış konusunda “inanmışlıktan yoksun olduğunu” ortaya koymaktadır.
 
ABD hükümeti, askeri ve silah teknolojileri için hemen hemen bütçesinin yarısını oluşturan 598,5 milyar dolarlık harcamada bulunması, bir türlü sona ermeyen Ortadoğu’daki kanlı pazarın içyüzünü ortaya koyması bakımından önem arz etmekte olup, bu vahim gidişat ile Amerikan oryantasyonlu nosyonun temel stratejik çıkmazını resmetmek mümkündür.
 
Bu devasa silah satışından hareketle, ABD’nin Suriye, Irak ve Yemen’deki siyasi bağları gevşetmeye ve çözmeye yönelik adımlarını daha iyi anlamak gerekir kanaatini taşıyoruz. Bu cümleden hareketle, ABD Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin yeni geliştirdiği stratejiye göre; İran’ın yayılmacı anlayışının ABD, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve ötesindeki müttefiklerinin çıkarlarını tehdit etmeye başladığını ve bu konuda acil önlemler alınması gerektiğini vurgulaması pek te sürpriz bir gelişme olarak düşünülmemesi gerekmektedir.

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı RexTillerson’un, Ankara ziyareti sırasında Suriye Devlet Başkanı Esed ile ilgili olarak; “Esed’in geleceğine Suriye halkı karar vermeli” açıklamasının arkasındaki asıl neden İran ve Rusya faktörüdür. ABD’ye göre Rusya’nın, Suriye’de uzun vadeli stratejik çıkarları olup, özellikle bölge üzerinde etkili rol oynayabilmek için burayı stratejik bir platform olarak görmektedir.

Rusya ve İran, Esed’in iktidarda kalmasını kendi politikaları gereği arzu etmektedirler. ABD ise; Rusya ve İran’ın Şam üzerinde etki kurma konusunda birbirleriyle yarış içerisinde olacaklarını ve Esed’in iktidarda kalması durumunda her iki ülkeyi de karşı karşıya getirebileceğini düşünmektedir.

ABD, İran’ı Suriye’den “geri çıkarmak” (push-back) için uzun vadede JCPOA’dan faydalanarak Lübnan’da Suriye’nin geri çıkartılması benzeri bir planı devreye sokabileceğini hedeflemektedir.

ABD, Irak’ta ise; DEAŞ’a karşı Haydar al İbadi’ye destek vererek Musul ve diğer Sünni bölgelerinin yeniden kontrol altına alınmasını sağlamak ve yıllardan beri Irak hükümeti ile ilişki kurma konusunda isteksiz olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin yeniden devreye sokulmasını arzu edilmektedir.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nın son Bağdat ziyareti bunun göstergesi niteliğinde olsa gerek.

Trump yönetimi, Yemen’de amacına ulaşabilmek için Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne silah sevkiyatı yaparak Yemen’de daha etkin rol oynamalarını arzulamaktadır. Şu anda Suudi Arabistan, askeri kapasitesinin yüzde ellisini Yemen’e ayırmış durumdadır.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, NATO müttefiki Türkiye’nin İran’ın Kuzey Irak üzerinden Suriye ile köprü oluşturmasını engellemek için  Irak’ınBeşika  bölgesine kuvvet sevk ettiğini  fakat Suriye Kürtlerini güçlendirebilecek hiçbir kuvvette yer almak istemediğini, Mısır’ın da Sünni-Şii çatışmasından uzak durmaya çalıştığını ve böyle bir durumunu aşırı Sünni güçleri cesaretlendirebileceğini ifade ederek, bu konuda değişken geometrik yapılanmalar üzerinde çalışılması gerektiğini ifade etmektedir.

Bütün bu çabalar, ileriye yönelik bölge üzerindeki planları ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Yüz milyarlarca dolarlık silah pazarını kaybetmek istemeyen ABD, Suriye, Irak ve Yemen’de caydırıcı güç (Force de dissuasion) ve saldırı güç (Force de frappe) olarak Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri üzerinden JCPOA süresiyle eş zamanlı olarak on yıllık bir süreye yaymaya çalıştığı yeni mezhep ve etnisite savaşını devreye sokmaya çalışmaktadır.
Son birkaç günden beri Türkiye gündemine düşen Kerkük’teki bayrak krizi de bu planı işaret etmektedir.

Kerkük’ü her fırsatta Kürdistan’ın Kudüs’ü olarak gören Talabani’nin buradaki zamanlaması dikkat çekicidir.  Kerkük’te hâkimiyet kurmaya çalışan Celal Talabani’nin partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Kerkük’ün Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’ne ilhakı konusunda çaba gösterirken, 16 Nisan referandumu nedeniyle sürekli sorunları halı altına süpürmeye çalışan iktidarın ise Kerkük gibi hayati bir konuda nasıl bir politik yaklaşım göstereceği doğrusu merak konusudur.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.