Suriye’de kendi stratejik çıkarlarını maskelemeye çalışan ABD ve Rusya güç odaklarının son gelişmelerde adım adım hedeflerine ulaşmakta olduklarını görmek mümkündür.  
 
Hatırlanacağı üzere, Obama yönetiminin Savunma Bakanı Chuck Hagel, “Sanılanın aksine Suriye, Amerikan çıkarları açısından petrol zengini Libya’dan çok daha önemli bir ülkedir” diyerek asıl amaçlanan stratejik hedefin önemli ipuçlarını ortaya koymuştu.
Bu çerçevede, Ronald Trump yönetiminin muhtemel Rakka operasyonu öncesi PYD’ye yönelik silah yardımlarını sıklaştırması karşısında, ister istemez sözde “stratejik ortak” sayılan Türkiye’nin çıkarlarının nasıl korunabileceği konusunda yeni bir paradoksun otaya çıkmış olması dikkat çekicidir.
 
ABD güçlerinin himayesi altındaki PYD unsurlarının, Rakka’ya 17 mil mesafedeki stratejik Tabka merkezi ve Tabka barajını ele geçirmeleri hem ABD’nin hem de PYD’nin çıkarlarını daha da örtük hale getirmiş ve güçlendirmiştir. Tabka’da yaşanan bu gelişmeden sonra, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarla PYD yerine ABD ile birlikte Rakka operasyonunda ABD’nin stratejik ortağı olarak yer alma isteğinin Trump tarafından nasıl karşılık bulacağı doğrusu merak konusudur.
 
Burada üzerinde asıl durulması gereken nokta, SDF (Suriye Demokratik Güçleri) yapılanmasını oluşturan ana unsur PYD dışındaki yirmi bir örgütün varlığıdır. Bu örgütler için önemli bir deney alanı sayılan Kuzey Suriye’de, DEAŞ sonrası nasıl bir gelişme olacağı ise hâlâ bir muamma gibi durmaktadır.
 
Türkiye’yi yakından ilgilendiren bu bölgede, gelecekte Suriye’nin bütünlüğünden sürekli dem vuran güçler mi, yoksa DEAŞ bahanesiyle asıl Suriye’yi çökertmeye çalışan yıkıcı güçler mi başarılı olacak' Asıl bunun üzerinde çokça düşünülmesi gereken bir konu olsa gerek.
 
Körfez Savaşı’ndan sonra, bölgenin yeniden silah deposuna dönüştürülmesi bölgenin istikrar ve güvenliğini dinamitleyeceği gibi, otuz üç yıldan beri şiddet olaylarıyla varlığını sürdüren PKK gerçeğinde olduğu gibi, bu yirmi üç silahlı güçten ayakta kalabilecek örgütlerin, birer terör odağı olarak yeni istikrarsızlıklara imza atmaları kaçınılmaz olacaktır.
 
Suriye’de artık çözüm ne olursa olsun, asıl tehlike içerideki sorunların yeniden nasıl çözülebileceğidir. Ortaya çıkabilecek ve üzerinde uzlaşı sağlanabilecek yeni merkezi yönetimin, merkezden tamamen uzaklaşan ve birer lokal güç olarak Türkiye gibi ülkelerin karşısına çıkan örgütlerin, uzun vadede ortaya koyacağı istikrarsızlıkların Suriye’yi ve Türkiye gibi komşu ülkeleri  uzun yıllar istikrarsızlıkla baş başa bırakması söz konusu olabilir.
 
ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda faaliyet gösteren SDF’ye, yeni askeri teçhizat ve malzeme desteği vermesi gelecekteki istikrarsızlığın da altyapısını oluşturmaya yöneliktir. İleride bu yapılanmaların barışçıl amaçlara yönelik olmalarını düşünmek aşırı safdillik olsa gerek.
 
ABD, özellikle Ortadoğu’nun geleceğine yönelik politikalarını oluştururken, ortaya çıkan PYD gibi yeni dinamikleri daha da güçlendirerek uzun vadeli planlarının gereğini yerine getirmeye çalışmaktadır.  
 
Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğudaki yeni kompartmantalizasyonunda nasıl yeni bir politik yaklaşım içerisinde olması gerektiği üzerinde çokça kafa yormak gerekeceğini düşünmek gerekir kanaatini düşünüyoruz.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.