Minimalizm ,kökeni 1960’lara kadar giden modern sanat ve müzikte, sadeliği ön plana çıkaran bir akımdır. Şimdilerde ise özellikle youtube da gezinirken
çokca duyduğumuz bir terim.

Çıkış noktası sanatsal olsa da çekilen videolara baktığınızda kullanım alanı gündelik hayata taşınmış. Minimalist yaşam
dedğimizde sade yaşamı çağrıştırıyor. Evlerde sadelik , giyimde sadelik hatta hatta insan ilişkilerinde sadelik. Kısaca zamanımızı çalan, hayatımızı tüketen ne
varsa bunları elemek olarak tanımlayabiliriz.

Üretimin sanayileşmeyle artması alım gücününde iyileşmesi sonucu hepimizi saran çağımızın hastalığı tüketim çılgınlığı…

Seksenli yıllarda çocukluk geçirmiş biri olarak bile o yıllara nazaran bu konuda kıyaslama yaptığımda bugünle arada çok açık fark olduğunu görebiliyorum. Alış- veriş konusundaki israfa varan harcalamalarımız hepimizin malumudur . Bu durumun hepimiz farkındayız. Asıl farkında olamadığımız insan ilişkilerindeki tüketimimiz. Çok kolay arkadaşlıklar, birliktelikler kurup, çok basit bir şekilde de bitirebiliyoruz.

Arkadaşlığımızda sosyal medya arkadaşlığına döndü. Bugün kabul ettiğimiz isteği yarın çıkarabiliyor kafamızı kızdırırsa engelliyoruz. Kemmiyet artırma derdindeyiz. Aslında etrafımızdakiler kuru kalabalıktan ibaret. Gerçek hayatımızda da gözü kapalı güveneceğimiz dostlarımız yok gibi olanlara da ne kadar sahip çıkıyoruz!

Kimseye eyvallahımız kalmadı . Samimiyetine gereksinim duymadığımız ilişkiler kurup, fedakarlıklar yapmadığımız için vefa da beklemiyoruz.

Yitirilip giden saatler dışında amacımız yalnızlığımızı hatırlamamak ve kendimizle baş başa kalmamak.

Sahip olduğumuz hiçbir şey bizi mutlu etmiyor. Belki uzun süre hayalini kurduklarımız bile elde ettikten sonra önemini yitiriyor. Sürekli bir açlık içindeyiz. Hep bir üst iyinin peşinde , ona sahip olunca bir üstünün peşinde koşuyoruz. Çünkü açlığımızın nerede olduğunun farkında değiliz.

Tüketim çılgınlığı içinde en çok kendimizi tüketiyoruz. Midesel açlığımızı gidermeye çalışırken sağlığımızı, ruhumuzdaki açlığımızı yanlış yerlerde giderirken en büyük sermayemiz zamanımızı, yanlış insanlarla duygularımızı tüketiyoruz. Bu tükenişimizin sebebi hakiki beslenme kaynağımızla bağımızın kopukluğu …
Bunun için neye sahip olursak olalım açlığımız bitmiyor ve bitmeyecek.

Hayatımıza yeni bir tarz ve bakış açısı olarak getirmeye çalıştığımız minimalist yaklaşım tüm dinlerin ortak öğretisi değil mi? Dinimizde ifrat ve tefritten uzak orta yolu emreder. Dünya nimetlerinden mahrum olmadan ihtiyacın kadarını alıp sahip olduğuna şükredip , kanaat edip asla dünya hayatından el etek çekmeden hem kendin hem de insanlık için çalışmak.

Özellikle dünyayı bir gölgelik olarak gören Hz. Peygamber başta olmak üzere tüm peygamberler bize bu konuda örnek olmuştur. Fabrika ayarlarına yakın yaşam sürmek , minimalist yaşam , orta yol bunlar hep ortak dildir. Manevi açlığımızı giderdikçe gönül dünyamız zenginleşecek israf ettiğimiz her şeyin kıymetini daha iyi anlayacağız.

Söz önce sahibinedir. Selam ve muhabbetle .Sağlıcakla kalın.
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.