Birlik ve Beraberlik Sembolü: Hoca Ahmet Yesevî    

Türkler arasında İslamiyet’in yaygınlaşmasında önemli katkıları olan Ahmet Yesevi, Kazakistan’ın Sayram kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babasını küçük yaşlarda kaybeden Ahmet Yesevî, bir süre Otrar’da Arslan Bab isimli şeyhin yanında dinî ve tasavvufi eğitim gördü.

Onun vefatı üzerine önemli ilim merkezlerinden olan Buhara’ya gitti ve burada Yûsuf Hemedânî’ye intisap ederek onun talebesi oldu. Yusuf Hemedani’nin yanında eğitimini tamamladıktan sonra Yesî’ye dönerek orada irfan mektebini kurdu, insanları dinî ve ahlakî yönden yetiştirdi. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî gibi Anadolu’yu mayalayan mutasavvıflar üzerinde tesirleri oldu.

Ahmet Yesevî’nin İbrahim isminde bir oğlu olmuşsa da kendisi hayattayken vefat etti. Yesevi’nin soyu Gevher isimli kızından devam etti. Türkistan, Mâverâünnehir ve Orta Asya’da olduğu gibi Anadolu’da da kendilerini Ahmet Yesevî’nin neslinden sayan pek çok ünlü şahsiyet çıkmıştır. Semerkantlı Şeyh Zekeriyyâ, Üsküplü şâir Atâ ve Evliya Çelebi bu isimlerden bazılarıdır.

Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyet’in doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadolu’ya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadolu’da yayılıp tanındı.

Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izler bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde İslam ahlakını ve esaslarını öğretmiştir. Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin etkisinde kalmıştır. Yesevi dergâhı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi.

Bu dergâhlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri, tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadolu'daki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine vesile olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;
Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hâkim Ata (Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk), Zengi Ata, Tac Ata vb.

Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadolu'da, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır.

Sade bir Türkçe ile halkın anlayacağı, sohbet tarzındaki Hikmet adlı şiirleri, Çin'den, Balkanlara kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Onun Dîvân-ı Hikmet eserinin birinci hikmetinde yer alan şu dörtlük günümüzde birçok probleme reçete niteliğindedir:

 “Nerde görsen gönlü kırık, koş ta ona merhem ol sen.
Şöyle mazlum yolda kalsa, yalnız koma, yoldaş ol sen.
Mahşer günü ol İlahın dergâhına yakın ol sen,
“Ben ben!” deyip, benlik güden kişilerden kaçtım ben işte.”


Yahya Kemal, Ahmet Yesevi’nin Türk tarihi bakımından önemini Fuad Köprülü’ye; “Şu Ahmet Yesevi kim, bir araştırın, göreceksiniz, bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.” sözleriyle ifade eder.

Ahmet Yesevî Hazretleri, vakitlerini üçe ayırırdı. Bir bölümünde ibâdet ve zikirle meşgul olurdu. İkinci bölümünde talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretirdi. Üçüncü bölümünde ise alın teri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları satardı.

Bir rivayete göre, onun hâlden anlar bir öküzü vardı. Bu öküzün sırtına bir heybe asar, içine de yaptığı kaşık ve kepçeleri koyup Yesi çarşısına salıverirdi. Kim kaşık ve kepçeden alırsa ücretini heybenin gözüne bırakırdı. Mal alıp da ücretini vermeyen olursa, öküz o kimsenin peşini bırakmaz, nereye gitse peşinden o da giderdi. Alan kişi ücreti heybeye koymadıkça o kimsenin peşini bırakmazdı. Akşam olunca da Ahmet Yesevî Hazretlerinin evine dönerdi.

Hz. Peygamberin sünnetine bağlı bir insan olan Hoca Ahmet Yesevi Peygamber’in vefat yaşını düşünerek; rivayetlere göre 63 yaşına gelince, dergâhının altında küçük bir oda şeklinde çilehane/Halvethane yaptırmış ve ömrünün geri kalanını, yaklaşık on yılını burada geçirmiştir.

‘’ Altmış üç yaşta sünnet oldu yere girmek,
Resul için iki âlem berbat edivermek,
Âşıkların sünnetidir diri ölmek,
İşitip okuyup yere girdi Kul Hoca Ahmed.’’



Ahmet Yesevi Hazretleri´nin 1166’da Yesi şehrinde vefat ettiği kabul edilmektedir. Kabri üzerine türbe, yaklaşık 200 yıl sonra, Emir Timur tarafından inşa edilmiştir. Türbesi, Türkistan (Yesi) şehrindedir. Rivayetlere göre Timur, Hoca Ahmet Yesevî’yi rüyasında görmüş ve kendisini Buhara’nın fethiyle müjdeleyen Yesevî’ye bir şükrân olarak bu külliyenin yapılmasını emretmiştir. İki kubbeli dikdörtgen bir yapıda olan külliyenin merkezi bölümünün ortasında büyük bir kazan yer alır.

Yedi metalin karışımından yapılan bu kazanın etrafında bazı dualar ve kazan ustası hakkında bilgiler vardır.  Rivayetlere göre önceleri bu kazana hafif tatlandırılmış su koyulur, Cuma namazlarından sonra ziyaretçilere ikram edilir.
Bu suyun da şifalı olduğuna inanılırdı. Bugün Ahmet Yesevi Türbesi Orta Asya’nın en önemli ziyaret mekânlarındandır.
Hoca Ahmet Yesevî’den geriye dört eser kalmıştır. Bunlar: Dîvân-ı Hikmet, Fakr-nâme, Risâle der Âdâb-ı Tarîkat, Risâle der Makâmât-ı Erba’în’dir.


Prof. Dr. Musa YILDIZ
Ahmet Yesevi Üniversitesi
Mütevelli Heyet Başkanı
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.