Sosyal medyada paylaşılan ve Türkiye'lilerin, Yunanistan'a imrenerek yorum yaptığı bir yazıya arasıra rastlıyorum.
Türkiye'de yaşayan arkadaşlarımdan da, Aleksis Çipras'ın ülkeyi iflastan kurtardığı yönde yorumlar ve sosyalist kişiliğinden etkilendiklerini dinliyorum. Geçen gün, Türkiye'de yaşayan entel bir arkadaşım bile, Yunanistan'la ilgili sosyal medyada paylaşılan  yazının içeriğine benzer şeyler söyleyince bu yazıyı kaleme almaya karar verdim.

Yunanistan Başbakan'ı Aleksis Çipras, Başbakan seçildiği ilk günlerde,''Ege Ne Yunanlı'ların Ne Türk'lerindir, Ege Balıklarındır'' demişti. Bu sözleriyle ve barışçıl tavırlarıyla Türkiye'de de kalpleri fethetmişti. Karizmatik,  solcu genç liderin 2015 yılının Ocak ayında seçimlerden zaferle çıkıp Başbakan olmasının ardından ,dünyada olduğu gibi Türkiye'de de gün geçtikçe hayranları artıyordu.

Türkiye'de; Çipras'a duyulan bu hayranlığa, solcu siyasi kişiliği ve  seçim öncesi silah alımlarının azaltılacığı yönündeki barıştan yana vaadlerinden dolayı ilk zamanlarda anlam vermek mümkünken, Başbakan seçilmesinin üzerinden iki yıldan fazla bir zaman geçmesine ve bu süreçte Türkiye ile olan siyasi ilişkilerde radikal hiçbir değişim olmamasına, eski yıllardaki siyasetçilerden farklı bir politika uygulamamasına rağmen, bu hayranlığın halen devam ettiğini görmek şaşırtıcı. Ekonomik krizin çok derin hissedildiği Yunanistan'da, açlık sınırı altında yaşayan vatandaş sayısı azımsanmayack boyutta iken, silah alımları için bütçenin arttırıldığı bir ülkede, barışa yatırım yapıldığından ya da ''Ege Denizi Balıklarındır'' felsefesinin halen devam ettiğinden bahsetmek mümkün mü?

Sosyal medyada paylaşılan yazıya dönersek, Yunanistan'da asgari ücretin 1500 Euroya yükseldiği, insanların sağlık hizmetlerinden bedava faydalandığı, Çipras'ın Başbakan  seçilince ilk icraatlarından birinin de, vekil maaşlarını düşürerek meclise ait arabaları satışa çıkarması vb.olduğu yazıyordu.

Yunanistan'da gerçekleştirilmiş gibi gösterilen icraatlar, aslında SİRİZA ( Radikal Sol İttifak Partisi'nin ) seçim manifestosunda sunulan vaadleri idi. Çipras'ın seçim propogandası boyunca yapmayı vaadettiği şeyler ,şu an günlük yaşamda  gerçekten uygulanıyormuş gibi yazılmış.

Türkiye'de tahsil gördüğüm yıllarda, yabancı hayranlığının had safhada olduğunu görüyor ve üzülüyordum. Türk'lerin kendilerini üstün ırk olarak görüp yabancı düşmanlığı  yapmalarını tabiiki istemem. Bu tarz fanatik yaklaşımların ,toplumda sonucu felaketlere götürecek kutuplaşmalara neden olacağı bilinen bir gerçek. Üzüldüğüm, beni hayal kırıklığına uğratan şey, toplumda bazı soydaşların kendilerini ezik hissedip ,Avrupa Hayranlığı daha da kötüsü Yunan hayranlığı beslemeleriydi.

90'lı yılların başında , Selanik, Atina gibi Yunanistan'ın büyük şehirlerinde Türkçe şarkı dinlemek ne mümkündü. İstanbul'da ise bangır bangır her yerde Yunan müziği çalıyor, Türkiye'li arkadaşlarım sözlerini merak edip bana tercüme ettiriyorlardı. Türk'lerin birilerinin ısrarla içlerine ekmeye çalıştığı o öfke tohumlarını yeşertmemeleri, yakın tarihin acı olaylarını, kötü anılarını kalplerine gömüp Yunanlı'lara dostane duygularla yaklaşmaları takdire şayandı .Lakin kendini ezik görüp ,bunu Yunan hayranlığı boyutuna vardırmamak lazımdı kanaatimce. Tahminim, bu yazı da, bu hayranlık neticesi ve ünü tüm dünyada yayılmış, karizmatik bir Yunan Başbakan'ın  etkisinde kalınarak, astı astarı olup olmadığı araştırılmadan yazılmış.

Sosyal medyada, bu yazının altında Yunanistan'da demokrasinin işlediğini ve Türkiye'ye örnek olması temennilerini okurken ,ben başka bir Yunanistan'ın vatandaşı mıyım? acaba diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi.

Yazıda katılabileceğim konu, Çipras'ın mütevazi olduğu , babadan kalma dairesinde yaşadığı ve fırsat buldukça Atina sokaklarını motorsikletiyle turladığıydı .
İlk seçildiği zamanlarda ,yurtdışı seyahatlerinde Başbakan için ayrılan ekstra devlet ödeneğini kabul etmemiş ve '' ülke ekonomik krizle boğuşurken ben bu israfı yapamam'' demesi medyada yer bulmuş ve herkes gibi ben de bu davranışını takdirle karşılamıştım. Aleksis Çipras özel uçakla seyahat etmekten kaçınıyor; normal uçakta yolcular arasında çektiği fotoğrafları sosyal medyada paylaşıyordu. SİRİZA Partisi'nin Genel Başkanı seçildiği dönemde, bir  uçak yolculuğunda tesadüfen yanımdaki koltuğa oturarak yol arkadaşım olmuş, ve kolum alçıda olduğu için yolculuk boyunca bana yardımcı olmuştu. Mütevazi kişiliğine  o gün yakından da tanık olmuştum.

Yunanistan, TROYKA (IMF, Avrupa Merkez Bankası ve AB) den gelecek kurtarma paketleri dediğimiz  kredilere mecbur olduğundan artık bağımsız hareket edememektedir. Ekonomik krizin pençesindeki ülkenin yönetimine gelen Çipras, mali kaynak yaratma çabasıyla Meclise ait arabaları satışa çıkarmıştı. Milletvekili maaşlarında kesintiler yapıldı lakin halkın maaşlarında yapılan kesintilerle kıyaslandığında, radikal bir kesinti olmadığı görülmektedir.

Demokrasinin beşiği olmakla övünen ülkemde, hiçbir zaman asgari ücret 1500 Evro olmadı. Sosyalist söylemlerle ve ezilen kesimin yanında olacağı, emekli ve çalışan maaşlarında kesinti yapmayacağı vaadiyle iktidara gelen SİRİZA maalesef vaadlerini tutamadı. Tecrübesiz, bekar bir elemanın işe başladığında aldığı asgari ücret 586 Evro olup, evli ve biraz daha deneyimli bir çalışanın alabileceği maksimum maaş 644 Evro'dur. Troyka'nın dayatmaları ve kemer sıkma politikalarıyla emekli ve çalışan maaşlarında kesintiler yapılmaktadır. Emeklilik yaşı da düşürülmeyip, aksine yükseltildi.

Yazının değindiği diğer bir konu, Çipras'ın ülke yönetimini ele alınca bütün eğitim ve sağlık hizmetlerini tamamen ücretsiz yaptığı yönünde. Yunanistan'da, deyim yerindeyse ekonomik buhran yaşanmadan önce, eğitim öğretim hizmetleri tamamen ücretsizdi. Türkiye ile kıyaslayacak olursam, üniversitelerde kitaplar bedava dağıtılıyor, yurtlarda barınma hizmeti öğrencilere bedava sunuluyordu. Devlet yurtlarında öğrenciler tek kişilik odalarda kalma şansına sahipti, oysa Türkiye'de bu sadece özel yurtlarda öğrencilerin sahip olabildiği bir lükstü. Memleketimde, maalesef son yıllarda bu uygulamalarda da aksaklıklar yaşanmaya başlandı.
Tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın doğduğu Yunanistan'da, günümüzde sağlık sektörü ne durumda? Tek cümleyle ''içler acısı durumda'' diyebiliriz. 2008 yılından itibaren ameliyat v.b sebeplerle hastanelerde edindiğim kişisel tecrübelerimden şunu üzülerek söyleyebilirim: Yunanistan'da hastahanelerde malzeme eksikliği had safhada, antiseptik sıvı el sabunu dahi her koğuşta yeterli sayıda bulunmamaktadır.

Geçen yıl annemin tedavisi için Edirne'deki bir devlet hastahanesine gittiğimizde; iki ülke  devlet hastanesi arasında  gece ile gündüz kadar büyük fark olduğunu gördük. Türkiye'deki devlet hastahanesi tam teşekküllü ve moderndi. Avrupalı kreditörlerin de baskısıyla, Çipras Hükümeti sağlık sektörüne ayrılan ödenekleri kısmak zorunda kaldı. Ülkede sağlık sistemi çökmüş durumda; geçtiğimiz aylarda, özellikle kuzey Yunanistan ile Oniki adalardaki Yunanlı kanser hastalarının ilaç eksikliği yüzünden Türkiye'ye tedaviye gittikleri haberleri basında yer aldı. Ekonomik krizin derin etkilerini herkesin sırtında hissettiği ülkemde, ilaç  firmaları paraları ödenmeyecek endişesiyle kanser tedavisinde kullanılan ilaçların satışını   azaltınca ,hastalar mağdur olmuştu.

2013 yılında dönemin Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 7000 Yunanlı Doktoru Türkiye’de çalışmaları için davet edince, ülkemdeki işsizlik ve doktor maaşlarındaki kesintiler yüzünden davet olumlu karşılanmıştı.

Sosyal medyada dolaşan yazıda, tüm liman, otoyollar ve köprü işletmelerinin yabancı şirketlerden geri alındığından bahsediliyor. Evet, SİRİZA Partisi özelleştirmelere her zaman karşıydı. Lakin, ülke yönetimini devraldıktan sonra özelleştirmeleri engellemediği için çok eleştirilere maruz kaldı. Ekonomik darboğazdaki ülkede , ekonomiyi döndürecek kaynak yaratma adına özelleştirmelerin önünü açtılar.

Çipras, seçim döneminde ezilen halkın yanında olacağını, sağlık , eğitim öğretim v.b temel ihtiyaçlarda  iyileştirmeler yapacağı,Yunan halkının onurunu kurtaracağı sözü vermişti. Türkiye’deki bazı soydaşlarımın düşündüğünün aksine , çoğunluğu solcu milletvekillerinden oluşan hükümet radikal değişimler yapamadı. Ekonomik çıkmazda bulunan ülkenin tamamen iflas bayrağını çekmemesi için , Avrupalı kreditörlerin dayattığı kemer sıkma politikalarını, ağır vergilendirmeleri uygulamak zorunda kaldı.Aleksis Çipras,Türkiye'de sanılanın aksine ülkeyi kurtaran bir kahraman olmadı.

Yunanistan'ın ,sırtını AB programlarından gelen primlere dayayarak, ferah bolluk içinde yaşadığı eski şaaşalı günleri mazide kaldı. Eskiden, Avrupanın şımarık çocuğu olarak nitelendirilen ülkem , bugün Avrupalı kreditörlerin elinde şamar oğlanına döndü. Buna rağmen, Türkiye tehdidi düşüncesiyle, silah alımları için bütçe arttırılması düşündürücü. “

Ege denizi sadece balıklarındır” felsefesinin gerçekten uygulandığı günleri görmemiz dileğiyle...

***

Not: Yukarıda bahsettiğim Alexix Tsipras gerçeğinden uzak yazılardan bir tanesini aşağıda bulabilirsiniz:


Solcu olmak sosyal demokrat olmak ayrıcalıktır.
Yunanistan başbakanı aleksis cipraş,benim halkımın parası benim halkımın cebinde kalmalı diyerek
*tüm limanlar,otoyollar ve köprü işletmelerini yabancı şirketlerden geri aldı.
*bütün eğitim ve sağlık hizmetlerini tamamen ücretsiz yaptı,
*iki yılda asgari ücreti 800 euro'dan 1500 euro'ya (5000 tl) çıkarttı.
*emeklilik yaşını kadınlarda 45'den 42'ye,erkeklerde 55'den 52'ye indirdi
*öğrenim gören öğrencilere ait ulaşım ve yemek harcamalarının devlet tarafından ödenmesine dair gelen anayasa teklifini onayladı ve hayata geçirdi..
*milletvekili maaşlarını 4000 euro'dan 2000 euro'ya (6450 tl) indirdi,yine vekillere ait olan resmi araçların hepsini sattı,vekil korumalarını ve şoförlerini de işten çıkartarak başka kurumlara personel olarak yerleştirdi.
*bakanların özel helikopter ve uçaklarını da satarak parayı hazineye devretti.bunu yaptığında karşı çıkan bütün bakanlarına birer tarifeli ekonomik uçak bileti hediye etti.
*devletin tüm lüks harcamalarını yasakladı ve resmi kurumlarda zorunlu olmadıkça gündüz aydınlatma lambalarının yakılmaması direktifini verdi...
*kendisininde şoförü ve koruması yok,ailesiyle beraber babasına ait olan iki katlı evin üst katında yaşıyor ve 1998 model toyota corolla marka bir araç kullanıyor...
Şimdi soruyorum bu adam sevilmez mi?...
Demokrasi'nin ne olduğundan haberi olmayıp demokrasi'yi koruduğunu sananlara duyurulur.

 
banner4
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Perviz 3 yıl önce

Anlamli