scale up vize
meyzen

Ürdün, İsrail'in Gazze'yi işgalinin insanlık dışı olduğunu bildirdi

DÜNYA 22.02.2024 - 19:15, Güncelleme: 22.02.2024 - 19:15
 

Ürdün, İsrail'in Gazze'yi işgalinin insanlık dışı olduğunu bildirdi

Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalarda Ürdün, İsrail'in uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket ettiğini bildirdi.
Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor. Duruşmalarda İran adına söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı Rıza Necefi, BM kurumlarının da tespit ettiği üzere Gazze'deki durumun vahim olduğuna ve gün geçtikçe şartların ağırlaştığına dikkati çekerek Divan'ın vereceği görüşün Filistinlilerin kendi kaderini tayin haklarını kullanabilmesi için çok önemli olduğunu vurguladı.   Divan'ın danışma görüşü verebilmek için yetkisinin bulunduğunu ifade eden Necefi, “Bu mahkeme, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını destekleyen ve Filistin'in uzun süredir devam eden yasa dışı işgalinin sona erdirilmesine yardımcı olabilecek önemli bir tavsiye kararı vererek bir kez daha tarihe geçebilir.” dedi. Necefi, İsrail'i Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını engellemekle, işgal ettiği yerlerin demografik yapısını ve Kudüs'ün statüsünü değiştirmekle, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamalar geliştirmekle ve Filistinlilerin doğal kaynakları üzerindeki hakimiyet haklarını engellemekle suçladı. İsrail'in Filistin'i işgalinin, bu dönemin en uzun süren işgali olduğunu vurgulayan Necefi, uluslararası hukuka göre işgal edilen yerlere kendi nüfusunu yerleştirmenin yasaklandığını hatırlattı. Necefi, Filistin topraklarındaki yasa dışı Yahudi yerleşimlerin, Filistinlilerin yurtlarından zorla sürülerek şiddet yoluyla kurulduğunu söyledi. İsrail'in birçok yasal düzenleme ve uygulamasının, işgal ettiği topraklarda Filistin halkına yönelik ayrımcı bir rejim kurduğunu gösterdiğine dikkati çeken Necefi, apatheidin ciddi bir suç ve uluslararası hukuka aykırı olduğunun altını çizdi. Filistinlilerin doğal kaynakları üzerindeki egemenlik haklarının, kendi kaderlerini tayin hakkının ayrılmaz parçası olduğunu ifade eden Necefi, bu kaynakların Filistin halkı için kullanılması gerektiğini vurguladı. Devletlerin İsrail'in bu ihlallerine destek olmama ve yardım etmeme yükümlülüklerinin bulunduğunu hatırlatan Necefi, BM kuralları gereği işgali ve hukuka aykırılıkları tanımama yükümlülüklerinin olduğuna dikkati çekti. İsrail'in Gazze saldırılarına değinen Necefi, “İsrail, günde ortalama 250 Filistinliyi öldürüyor ki bu rakam, son yıllardaki diğer bütün büyük çatışmalardaki görülen günlük ölü sayısını aşıyor.” dedi. Necefi, İsrail'e destek veren ülkelerin, başta bu desteği kesmek suretiyle soykırımı önleme yükümlülüklerinin bulunduğunu ifade etti. “BM Güvenlik Konseyinin eylemsizliğinin ya da yetersiz eyleminin, Filistin topraklarının uzun süreli işgalinin ana nedenlerinden biri olduğunu iddia ediyorum. İsrail rejimi tarafından neredeyse 80 yıldır işlenen tüm zulüm ve suçlar, bu eylemsizliğin bir sonucudur. Bugün bile Güvenlik Konseyi, belli bir daimi üyenin neden olduğu çıkmaz nedeniyle felç olmuş durumdadır." diyerek isim vermeden ABD'yi eleştirdi. Necefi, şunları kaydetti: "Birleşmiş Milletlerin diğer ilgili organları da insan hakları ihlallerini izlemek, belgelemek ve faillerin adalet önüne çıkarılmasını kolaylaştırmakla yükümlüdür. Sadece bu gerçek bile Divan'ın, Güvenlik Konseyine Şart'a dayalı yükümlülüğünü hatırlatmasının ne kadar elzem olduğunun altını çizmektedir. Böyle bir yükümlülüğün toplantılar düzenleyerek ya da bazı önemli usul kararları çıkararak yerine getirilemeyeceği de açıkça belirtilmelidir. Aksine BM Şartı'nın yedinci bölümü kapsamında bağlayıcı ve kesin kararlar alınmasına ihtiyaç vardır. Bu kararların İsrail rejimi tarafından tam ve hızlı bir şekilde uygulanmasını sağlayacak bir takip mekanizması da kurulmalıdır." Irak, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i "işgalci varlık" olmakla suçladı Irak, İsrail'in "işgalci varlık" olarak hareket ettiğini ve soykırım seviyesine yükselen birçok uygulamayı hayata geçirdiğini bildirdi. Irak adına duruşmalarda söz alan Irak Dışişleri Bakanlığı Hukuk Dairesi Başkanı Haydar Albarrak, Filistin halkına karşı benzeri görülmemiş ihlalleri nedeniyle İsrail aleyhine başlattığı soykırım davası için Güney Afrika'ya teşekkür etti. Irak'ın uluslararası hukukun üstünlüğüne büyük önem verdiğini söyleyen Albarrak, Divan'ın daha önce de danışma görüşünde tespit ettiği üzere işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'in işlediği hukuk ihlallerine ilişkin danışma görüşü verme yetkisinin bulunduğunu dile getirdi. Albarrak, Divan'da açılan çekişmeli davalarda verilen kararların bağlayıcı olduğunu vurgulayarak, "Filistin halkına yönelik sistematik ölüm makinesinin durdurulması için her koşulda ve her yerde bu kararlara saygı gösterilmesi ve uyulması çağrısında bulunuyoruz." dedi. İsrail'in, savaş hukukunun yanı sıra insan hakları hukukuna da uyması ve saygı göstermesi gerektiğinin altını çizen Albarrak, şunları söyledi: "İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarında 'işgalci varlık' olarak hareket etmektedir. Bu nedenle, uluslararası hukuk kurallarına ve değerli mahkemeniz tarafından verilen kararlara uyması gerektiğini vurguluyor ve çağrıda bulunuyoruz. İşgalci varlık, soykırım seviyesine yükselen birçok uygulamayı hayata geçiriyor. İsrail, Filistin devletinin başkenti ve kutsal Mescid-i Aksa'nın da bulunduğu Kudüs kenti üzerindeki baskı uygulamaları, kentin asıl sakinleri boşaltılarak aşırılık yanlıları ve ırkçıların yerleştirilmesini içeren bir sonraki aşamaya yönelik demografik yapıyı değiştirme girişimlerinde bulunmaktadır." "İsrail, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını engelliyor" Albarrak, İsrail'in sosyal, ekonomik baskı ve dayatmayla Filistin halkını izole ederek dünyadan kopardığını, malzemeler ile ilaçların girişini engellediğini ve uluslararası hukuka aykırı davrandığını belirtti. Albarrak, sözlerini şöyle sürdürdü: "İsrail, Filistinlilerin topraklarına el konulması, bu topraklar üzerinde yerleşim birimleri kurulması ve genişletilmesi, çocuklar ve kadınlar dahil binlerce Filistinlinin gözaltında tutulmaya devam edilmesi, gözaltı merkezleri ve sağlıklarını etkileyen ve güvenliklerini tehlikeye atan koşulları dayatarak Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını engelliyor. " "İşgalci İsrail varlığı eylemlerinden ötürü hesap vermelidir" İsrail'in Gazze'deki saldırılarına dikkati çeken Albarrak, "Hava saldırıları ve sivilleri hedef alan roket saldırıları gibi barbarca eylemleri nedeniyle İsrail, özellikle Gazze Şeridi'nde uluslararası hukuku ihlal etmektedir." dedi. Albarrak, bu eylemlerin savaş suçu ve savaş hukukunun ciddi ihlallerini teşkil ettiğine dikkati çekerek, "İşgalci İsrail varlığı, eylemlerinden ötürü hesap vermelidir." değerlendirmesinde bulundu. İrlanda Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i yerleşimlerle Filistin devletini engellemekle suçladı İrlanda, İsrail'i yasa dışı Yahudi yerleşimlerle Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını kullanmasını kalıcı şekilde engelleme çabasında olmakla suçladı. Duruşmalarda İrlanda adına söz alan Başsavcı Rossa Fanning, “İrlanda'nın görüşü, İsrail'in Hamas saldırısına verdiği askeri karşılıkla sınırları aştığı yönündedir. Bu durum ölü sayısının giderek artmasından da anlaşılmaktadır. Gazze'deki evler de dahil olmak üzere mülkiyetin kapsamlı bir şekilde tahrip edilmesi, yaklaşık 2 milyon insanın yerinden edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan insani felaket. İrlanda defalarca ateşkes çağrısında bulunmuştur.” dedi. Başsavcı Fanning, "Bize göre işgal altındaki Filistin toprakları meselesi doğrudan Birleşmiş Milletlerin kendisini ilgilendirmektedir.” diyerek İsrail’in iddia ettiği üzere bu görüşün sadece iki devleti değil çok sayıda devleti ilgilendirdiğini vurguladı. Fanning, “Bu mahkemenin görüşünün yerleşik müzakere çerçevesine zarar vermeyeceğine inanıyoruz. Tam tersine. Mahkemenin önemli hukuki meselelere yetkili bir şekilde açıklık getirmesi, İsrail-Filistin ihtilafının kalıcı, kapsamlı ve adil bir çözüme kavuşturulması için gerekli temeli sağlayacaktır.” diyerek İsrail ve ABD’nin "danışma görüşü barış sürecine zarar verir” şeklindeki tezine karşı çıktı. İsrail, işgal altındaki Filistin'de mümkün olduğunca çok toprağı askeri olmayan amaçlarla kontrol altına almak için güç kullandı. Kontrolü ele geçirdikten sonra İsrail bu topraklar üzerinde kalıcı inşaatlara girişmiş, özellikle de kendi vatandaşlarının büyük bir kısmının geçişini teşvik ettiği kalıcı yerleşim birimleri geliştirmiş ya da geliştirilmesini teşvik etmiştir.” değerlendirmesinde bulunan Fanning, İsrail'i Batı Şeria'nın demografik yapısını temelden değiştirmekle suçladı. Fanning, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'daki Filistin topraklarında 2022 itibarıyla yaklaşık 700 bin yasa dışı Yahudi yerleşimcinin bulunduğunu hatırlattı. “İsrail, iç hukukunun uygulanmasını yerleşim yerlerinde yaşayanlara genişleterek İsrail ile işgali altındaki Filistin arasındaki ayrımı bulanıklaştırdı. İsrail, işgali altındaki Filistin topraklarında belirli alanlarda yetki kullanımını askeri komutadan sivil kontrole devretmiştir. Bölgenin yönetimini İsrail'in yönetimine entegre etti. İsrail, kendi sivil nüfusunun bir kısmını işgal altındaki topraklara aktararak Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesinin altıncı fıkrasını ihlal etmiştir.” diyen Fanning, İsrail'i yasa dışı yerleşimlerin genişlemesini teşvik etme ve kolaylaştırma politikasının bir parçası olarak işgal altındaki Filistin topraklarında mülkleri hukuka aykırı bir şekilde tahrip etmeye veya Filistinlilerin mülklerine el koymaya devam etmekle de suçladı. Fanning, "Bu yıkım ve mülkiyete el koyma, askeri gereklilikle makul bir şekilde gerekçelendirilemez. Aksine, bunun yerleşimlerin genişlemesini kolaylaştırmak ve hatta teşvik etmek için yapıldığı açıktır. Mülkiyetin bu şekilde tahrip edilmesi ve el konulması, 4. Cenevre Sözleşmesi'ni ve 1907 Lahey Düzenlemeleri tarafından belirlenen savaş yasalarını ve kurallarını açıkça ihlal etmektedir.” dedi. Son zamanlarda, uluslararası insancıl hukuka aykırı olarak, İsrail güvenlik güçleri tarafından çok az korunan veya hiç korunmayan Filistinli sivillerin, İsrailli yerleşimciler tarafından sürekli ciddi şiddete maruz kaldığına dair raporlarda belirgin bir artış olduğuna da işaret eden Fanning, "Güvenlik güçleri bu şiddeti müdahale etmeden izlemekle kalmayıp, bazı durumlarda bizzat şiddete katılanlar olmuştur. Bu durum 7 Ekim'den bu yana tırmanmıştır.” diye konuştu. Askeri işgallerin esas itibarıyla geçici niteliğine işaret eden Fanning, "Uluslararası hukuk güç kullanarak toprak kazanımını yasakladığı sürece, işgal egemenlik sağlamaz. Aksine, egemenliğin geçici bir istisnasıdır ve buna bağlı olarak belirsiz süreli olamaz.” uyarısında bulundu. “Filistin topraklarını uzun süredir işgal altında tutan, bu topraklarda sürekli yerleşim faaliyeti yürüten İsrail, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasını engellemiştir." diyen Fanning, sözlerini şöyle sürdürdü: “Artan bu faaliyetler Filistin halkının toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki varlığını giderek parçalamış ve Filistinlilerin bu toprakları kullanımını kısıtlamıştır. Gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin uygulanabilirliğini tehdit etmektedir. Yerleşim faaliyetlerinin niteliği, ölçeği ve süresi, amacın yalnızca Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasını kalıcı olarak engellemek olabileceğini göstermektedir.” İsrail’in uluslararası hukuk açısında sorumluluk altında bulunduğunu belirten Fanning, İsrail’in hukuka aykırı faaliyetlerini yerleşim politikaları da dahil olmak üzere sonlandırması ve verdiği zararları tazmin etmesi gerektiğini ifade etti. Diğer devletlerin, İsrail'in ihlallerine katkı sağlamaması gerektiğini vurgulayan Fanning, aksine diğer devletlerin, İsrail'in bu ihlallerinin sonlandırılması için işbirliği yapma yükümlüğü altına olduklarını belirtti. Fanning ayrıca İsrail'in neden olduğu ağır ihlallerin diğer devletler tarafından tanınmaması gerektiğine dikkati çekti. Fanning, Kırım'ı ilhakı sebebiyle BM ve AB tarafından Rusya'ya uygulanan ekonomik yaptırımları örnek göstererek, “Devletler, yerleşim faaliyetinin yarattığı durumun sürdürülmesine yardımcı olan ya da İsrail'in yerleşimini veya o toprakların ilhakını zımnen tanıyan veya meşrulaştırmaya hizmet eden ticareti engellemekle yükümlüdür.” dedi. “Mevcut durumda, devletlerin, İsrail'in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmesiyle ortaya çıkan durumun sürdürülmesine yardım etmemekle yükümlü olduğunu söylüyoruz.” diyen Fanning, ülkesi İrlanda'nın iki devletli çözümden yana olduğunu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun iki devletli çözümü inkar eden açıklamalarının uluslararası kamuoyunu dehşete düşürdüğünü söyledi. Japonya, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'in ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdi Japonya, işgal yoluyla toprak ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası hukuk kurallarının işgal altındaki Filistin toprakları için de geçerli olduğunu belirtti. Japonya adına duruşmalarda söz alan Japonya Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Hukuk İşleri Bürosu Genel Müdürü Mikanagi Tomohiro, Japonya'nın "iki devletli çözümü" desteklediğini ifade etti. Mikanagi, işgal yoluyla toprak ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarının işgal altındaki Filistin toprakları için de geçerli olduğunu kaydetti. Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının kararlarının dikkate alınması gerektiğini söyleyen Mikanagi, kalıcı barış yolunun bu kararlara uymaktan geçtiğine işaret etti. "Zorla toprakları ilhak etmek silahlı saldırıya orantılı karşılık olamaz" Japonya adına söz alan Oxford Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Dapo Akande de askeri kuvvet kullanarak toprak elde etmenin uluslararası hukukta yasaklandığının altını çizdi. Akande, "Eğer devletlerin, toprakları ilhak etme yönündeki gerçek niyetlerini gizleyerek ve bir oldubitti yaratacak tedbirlerle diğer hak sahiplerini topraklar üzerindeki daimi kontrolünü kabul etmeye zorlayarak yasağı delmelerine izin verilirse, güç kullanarak toprak edinme yasağının etkisi ciddi şekilde zayıflayacaktır." dedi. Japonya'nın, İsrail'in "meşru savunma hakkı kapsamında Filistin topraklarını işgal ettiği" şeklindeki iddiasını kabul etmediğini ifade eden Akande, şu değerlendirmelerde bulundu: "Zorla toprakları ilhak etmek silahlı saldırıya orantılı karşılık olamaz. Meşru müdafaa hakkı bir devletin kendi halkını savunmak ve halihazırda sahip olunan toprakları korumak için kullanılır. Meşru savunma ilave toprak elde etmek için kullanılamaz. Görüşlerimi, Japonya'nın kuvvet kullanarak toprak kazanmama ilkesinin uluslararası hukukun emredici nitelikteki yasağını pekiştiren önemli norm olduğu ve uluslar arasında hukukun üstünlüğünün korunmasının merkezinde yer aldığı yönündeki görüşünü bir kez daha ifade ederek sonlandırıyorum." Çin: Filistin halkının yabancı işgaline karşı güç kullanma hakkı vardır Çin, Uluslararası Adalet Divanındaki (UAD) duruşmada, İsrail'in uzun süreli işgaliyle kendi kaderini tayin hakkından mahrum bıraktığı Filistin'in, yabancı işgaline karşı silahlı mücadele dahil güç kullanma hakkı bulunduğunu vurguladı. Duruşmada Çin adına söz alan Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Ma Şinmin, Filistin sorununun, yarım asırdan beri varlığını sürdürdüğünü belirterek, Filistin halkının kuşaklar boyu yaşadığı acılara karşın, adaletin yerine getirilmesi ve meşru haklarının iade edilmesi için umut ışığı bulamadığını söyledi. İşgalin iki devletli çözümün temelini sürekli olarak aşındırdığına, ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının etkin şekilde uygulanamadığına işaret eden Ma, "İsrail'in Filistin topraklarını uzun süreli işgalinde uyguladığı baskı politikası ve pratikleri, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tümüyle gerçekleştirmesini engelledi." ifadelerini kullandı. "Meşru bir mücadele" Ma, Filistin halkının İsrail'in baskısına karşı, işgal altındaki topraklarda bağımsız bir devlet kurmak için mücadele ettiğini, bunun kendi kaderini tayin hakkının yerine getirilmesine yönelik meşru bir mücadele olduğunun altını çizdi. Birleşmiş Milletler Şartı’nda akdedilen ve çok sayıda uluslararası sözleşmede atıf yapılan kendi kaderini tayin hakkının, sömürge yönetimi veya yabancı işgali altındaki halklara özel bir hukuki çerçeve sunduğuna işaret eden Ma, "Filistin halkı, kendi kaderini tayin hakkı doğrultusunda mücadele etme, destek arama ve alma hakkına sahiptir." değerlendirmesinde bulundu. "Filistin sorununa iki devlet temelinde müzakere yoluyla çözüm" Ma, Filistin'in 1988 yılında devlet olarak bağımsızlığını ilan ettiğini ve bu statünün 130'dan fazla ülke tarafından tanındığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Filistin halkı, BM belgelerinde açıkça belirtildiği gibi yabancı işgali altındaki bir halktır. Bu bakımdan kendi kaderini tayin hakkına tamamıyla sahip bir topluluktur. Filistin halkının yabancı işgaline karşı silahlı mücadele dahil güç kullanma hakkı vardır. Kendi kaderini tayin hakkı için silahlı mücadele, terörist eylemlerden farklıdır." Çin'in Filistin sorununa iki devlet temelinde müzakere yoluyla çözüm bulunmasını savunduğunu vurgulayan Ma, taraflara, birbirlerinin meşru kaygılarını dikkate alma, ortak, kapsamlı ve sürdürülebilir güvenlik vizyonunu benimseyerek iki devletin ve iki halkın barış ve uyum içinde bir arada yaşaması için birlikte çalışma çağrısında bulundu. Ma, Filistin sorunun çözümünün İsrail ve Filistin'in, uluslararası toplumla birlikte ortak çabasını gerektirdiğine dikkat çekerek, "Filistin halkı, uzun süredir ertelenen adaletten hepten alıkonulmamalı." diye konuştu. Ürdün, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'in Gazze'yi işgalinin hukuk ve insanlık dışı olduğunu bildirdi  Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalarda Ürdün, İsrail'in uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket ettiğini, Gazze'yi işgalinin hukuk ve insanlık dışı olduğunu bildirdi. Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor. Ürdün adına duruşmalarda söz alan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, "Bugün karşınızda İsrail'in Filistin'i işgali en kanlı ve en insanlık dışı şekilde sergilenirken duruyorum." dedi. Safedi, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısıyla soykırımın devam ettiğini vurgulayarak, "Binlerce hayatı paramparça ediyor. Halihazırda işgalin baskısına maruz kalan 2,3 milyon Filistinliden oluşan bir topluluğu yok ediyor." ifadelerini kullandı. Gazze'de açlığın ulaştığı ciddi boyuta dikkati çeken Safedi, "Açlıkla karşı karşıya olan Filistinlilerin sayısı, dünyanın diğer yerlerindekilerin 4 katıdır." diye konuştu. Safedi, İsrail'in uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek ve mahkemenin emrettiği geçici tedbirleri hiçe sayarak gıda ve ilaç sevkiyatını engellemesi nedeniyle Gazze halkının açlık ve ilaç yokluğundan öldüğünü belirterek, şöyle devam etti: "Bu saldırganlık derhal sona ermelidir. Bundan sorumlu olanlar adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket etmekte ve buna izin verilmektedir, bu durum devam edemez. İşgal hukuk dışıdır, insanlık dışıdır, sona erdirilmelidir." "Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını açıkça inkar etmektedir" Safedi, İsrail'in sistematik olarak işgali pekiştirdiğine işaret ederek, "Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını açıkça inkar etmektedir. Bu, hukuka aykırıdır. Tek taraflı tedbirler sahada yeni gerçekler yaratıyor. Bu da barış için tüm umutları yok ediyor." değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası hukuka göre yasa dışı yerleşimlerin sayısının giderek arttığına ve işgal altındaki Filistin topraklarına doğru yayıldığına işaret eden Safedi, şunları söyledi: "Oslo Anlaşmaları'nın imzalandığı 1993'te 280 bin olan yerleşimci sayısı, bugün 700 binin üzerine çıkmıştır. Bugün bu sayı, 700 binin üzerinde yani neredeyse yüzde 100 ya da yüzde 150 oranında artmış durumda. Yerleşimci terörü giderek büyüyen bir kötülüktür. Kurbanları masum Filistinliler, onların evleri ve geçim kaynaklarıdır. İşgalci güç olarak İsrail'in sivilleri korumak, kültürel ve tarihi mirası muhafaza etmek ve demografik değişiklikleri zorlamaktan kaçınmak gibi yasal yükümlülükleri vardır. İsrail, bu yükümlülüğü sürekli ve kasıtlı olarak ihlal etmektedir." "İsrail, Filistinlileri aşağılama ve istismara maruz bırakmaktadır" Safedi, İsrail'in Filistin topraklarında demografik değişikliklerin, kültürel ve tarihi mirasın yok edilmesine yol açtığını belirterek, Filistin'in topraklarına el koyup ilhak ettiğini, Filistinlileri evlerinden, çiftliklerinden, köylerinden ve şehirlerinden sürdüğünü söyledi. Bakan Safedi, "Binlerce çocuk, erkek ve kadını yasa dışı şekilde alıkoymakta ve onları fiziksel ve zihinsel işkence, aşağılama ve istismara maruz bırakmaktadır." diye konuştu. İsrail'in, Müslümanların ve Hristiyanların ibadet özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini dile getiren Safedi, Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etme hakkını ciddi şekilde kısıtladığını, Hristiyan rahipleri, İsrailli aşırılık yanlılarının aşağılama ve tacizlerinden korumak için hiçbir gerçek adım atmadığını anlattı. Safedi, "İsrail, on yıllardır süren işgal boyunca Araplar, Müslümanlar, Hristiyanlar ve işgal altındaki Kudüs'teki kutsal mekanların kimliğini değiştirmek için çalışmaktadır." dedi. Barışın bölgedeki tüm halkların hakkı olduğunu ancak işgal sona ermeden mümkün olmayacağını vurgulayan Safedi, "Filistin halkının, kendi kaderini tayin hakkı gerçekleşmeden barış olamaz, başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin devletinin 4 Haziran 1967'de belirlenen sınırlar içinde kurulması ve tüm dünyada tanınmasıyla mümkündür." ifadelerini kullandı. "İsrail, Gazze ve Batı Şeria'da her gün yüzlerce Filistinliyi öldürüyor" Safedi, İsrail işlediği savaş suçları ve uluslararası hukuk ihlallerinden sorumlu tutulmadığı için Gazze ve Batı Şeria'da her gün yüzlerce Filistinlinin öldürüldüğünü kaydederek, şunları söyledi: "(Gazze'de) Çocuklar anestezi olmadan ameliyat ediliyor. 6 yaşındaki Hind, İsrail'in öldürdüğü akrabalarının çürüyen cesetlerinin yanında günlerce arabada kaldı. Sağlık görevlileri nihayet onu kurtarmaya geldiğinde İsrail işgal ordusu, onları öldürdü ve Hind'i aldı." "İsrail, Kudüs'ün tarihi statüsünü tehdit etti" Ürdün Adalet Bakanı Ahmed ez-Ziyadat da ülkesinin, Mescid-i Aksa ve Kudüs'ün kimliğinin korunmasında önemli tarihi ve hukuki rolünün bulunduğunu hatırlatarak, Ürdün'ün bu statünün korunması için çalıştığını vurguladı. Ziyadat, Hristiyanların ve kutsal mekanlarının, Yahudi radikal grupların sık ve sürekli saldırılarının hedefi haline gelmesinden duydukları endişeyi dile getirerek, "İsrail, Kudüs'ün tarihi statüsünü ve Kudüs'teki Müslüman ve Hıristiyanların kutsal mekanlarının bütünlüğünü tehdit etmiştir." dedi. "İşgal altındaki Filistin toprakları giderek parçalanmıştır" Ürdün adına söz alan BM Uluslararası Hukuk Komisyonu Üyesi Michael Wood da Divan önündeki danışma görüşünün, sadece iki devleti değil çok sayıda devleti ilgilendirdiğinin altını çizerek, Divan'ın görüş verme yetkisinin bulunduğunu söyledi. Danışma görüşünün, devletler arasındaki barış müzakerelerine zarar vereceği şeklindeki iddiaların geçerli olmadığına işaret eden Wood, Divan'ın danışma görüşü vermesinin önünde engel bulunmadığını vurguladı. Wood, BM'nin, Filistin devletinin kurulmasını ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesini talep ettiğini hatırlatarak, şu ifadelere yer verdi: "Ne yazık ki İsrail'in işgali yarım asrı aşkın süredir devam etmektedir. Bu sürede İsrail, işgal hukukunun temel ilkelerini kasıtlı olarak ihlal etmiştir. Bu ihlallerin bedeli, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının inkar edilmesidir. İşgal altındaki Filistin toprakları giderek parçalanmıştır. Demografik yapısı değişmiş ve değişmeye devam etmektedir. Yerleşim yerleri ve karakollar hızla genişlerken Filistin halkının doğal kaynaklara erişimi engellenmekte ve su kaynakları tükenmektedir. Tüm bunlar, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ciddi şekilde ihlal etmektedir." "İsrail, insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerde bulunuyor" Wood, İsrail'in 2018 Anayasası'nın, devletin Yahudi yerleşiminin geliştirilmesini ulusal değer olarak gördüğünü ve bunun kurularak sağlamlaştırılmasını teşvik ve desteklemek için hareket edeceğine ilişkin beyanını aktardı. 2023'ün yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi açısından rekor yılı olduğunu anımsatan Wood, geçen ayın sonunda üst düzey İsrailli yetkililerin, Gazze'yi yerleşime açma niyetlerini de açığa vurduğunu belirtti. Wood, İsrail'in yasa dışı yerleşimlerinin "Batı Şeria'da yamalı toprak parçası yarattığı" değerlendirmesinde bulunarak, bunun da egemen, bağımsız ve birleşik Filistin devletinin kurulmasını baltaladığını söyledi. İsrail'in insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu ve bu tür suçları cezalandırmada başarısız olduğunu ifade eden Wood, şunları kaydetti: "İsrail'in politikaları ve uygulamaları, bir bütün olarak ele alındığında işgal altındaki Filistin topraklarını ilhak etme niyeti konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Bu gerçekler kendiliğinden her şeyi göstermektedir. İsrail'in, 1980 tarihli Temel Yasası ilhak etmeyi amaçlıyor. Devletler, hukuksuz işgalin sona ermesi için BM ile ortak hareket etmelidir. İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarından çekilene kadar uluslararası insancıl hukuka ve uluslararası insan hakları hukukuna tam olarak saygı göstermekle yükümlüdür. İsrail'in bu hukuk organları kapsamındaki yükümlülükleri, işgal hukuka aykırı olsa bile geçerli olmaya devam etmektedir." BM Genel Kurulu, UAD'den görüş istemişti BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD'ye, Divan Statüsü'nün 65. maddesine dayanarak 1967'deki savaştan bu yana İsrail'in Filistin'deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti. BM Genel Kurulunun Divan'dan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde: "1- İsrail'in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir? 2- İsrail'in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?" Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023'te BM Genel Sekreteri tarafından UAD'ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin'e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı. Danışma görüşünün etkisi nedir? UAD'nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor. Divan'ın, İsrail'in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004'te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail'e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor. Yine UAD'nin 22 Temmuz 2010'da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova'nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı. UAD'nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkeleri uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlamaları muhtemel.    
Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalarda Ürdün, İsrail'in uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket ettiğini bildirdi.

Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor.

Duruşmalarda İran adına söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı Rıza Necefi, BM kurumlarının da tespit ettiği üzere Gazze'deki durumun vahim olduğuna ve gün geçtikçe şartların ağırlaştığına dikkati çekerek Divan'ın vereceği görüşün Filistinlilerin kendi kaderini tayin haklarını kullanabilmesi için çok önemli olduğunu vurguladı.

 

Divan'ın danışma görüşü verebilmek için yetkisinin bulunduğunu ifade eden Necefi, “Bu mahkeme, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını destekleyen ve Filistin'in uzun süredir devam eden yasa dışı işgalinin sona erdirilmesine yardımcı olabilecek önemli bir tavsiye kararı vererek bir kez daha tarihe geçebilir.” dedi.

Necefi, İsrail'i Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını engellemekle, işgal ettiği yerlerin demografik yapısını ve Kudüs'ün statüsünü değiştirmekle, Filistinlilere yönelik ayrımcı ve ırkçı uygulamalar geliştirmekle ve Filistinlilerin doğal kaynakları üzerindeki hakimiyet haklarını engellemekle suçladı.

İsrail'in Filistin'i işgalinin, bu dönemin en uzun süren işgali olduğunu vurgulayan Necefi, uluslararası hukuka göre işgal edilen yerlere kendi nüfusunu yerleştirmenin yasaklandığını hatırlattı.

Necefi, Filistin topraklarındaki yasa dışı Yahudi yerleşimlerin, Filistinlilerin yurtlarından zorla sürülerek şiddet yoluyla kurulduğunu söyledi.

İsrail'in birçok yasal düzenleme ve uygulamasının, işgal ettiği topraklarda Filistin halkına yönelik ayrımcı bir rejim kurduğunu gösterdiğine dikkati çeken Necefi, apatheidin ciddi bir suç ve uluslararası hukuka aykırı olduğunun altını çizdi.

Filistinlilerin doğal kaynakları üzerindeki egemenlik haklarının, kendi kaderlerini tayin hakkının ayrılmaz parçası olduğunu ifade eden Necefi, bu kaynakların Filistin halkı için kullanılması gerektiğini vurguladı.

Devletlerin İsrail'in bu ihlallerine destek olmama ve yardım etmeme yükümlülüklerinin bulunduğunu hatırlatan Necefi, BM kuralları gereği işgali ve hukuka aykırılıkları tanımama yükümlülüklerinin olduğuna dikkati çekti.

İsrail'in Gazze saldırılarına değinen Necefi, “İsrail, günde ortalama 250 Filistinliyi öldürüyor ki bu rakam, son yıllardaki diğer bütün büyük çatışmalardaki görülen günlük ölü sayısını aşıyor.” dedi.

Necefi, İsrail'e destek veren ülkelerin, başta bu desteği kesmek suretiyle soykırımı önleme yükümlülüklerinin bulunduğunu ifade etti.

“BM Güvenlik Konseyinin eylemsizliğinin ya da yetersiz eyleminin, Filistin topraklarının uzun süreli işgalinin ana nedenlerinden biri olduğunu iddia ediyorum. İsrail rejimi tarafından neredeyse 80 yıldır işlenen tüm zulüm ve suçlar, bu eylemsizliğin bir sonucudur. Bugün bile Güvenlik Konseyi, belli bir daimi üyenin neden olduğu çıkmaz nedeniyle felç olmuş durumdadır." diyerek isim vermeden ABD'yi eleştirdi.

Necefi, şunları kaydetti:

"Birleşmiş Milletlerin diğer ilgili organları da insan hakları ihlallerini izlemek, belgelemek ve faillerin adalet önüne çıkarılmasını kolaylaştırmakla yükümlüdür. Sadece bu gerçek bile Divan'ın, Güvenlik Konseyine Şart'a dayalı yükümlülüğünü hatırlatmasının ne kadar elzem olduğunun altını çizmektedir. Böyle bir yükümlülüğün toplantılar düzenleyerek ya da bazı önemli usul kararları çıkararak yerine getirilemeyeceği de açıkça belirtilmelidir. Aksine BM Şartı'nın yedinci bölümü kapsamında bağlayıcı ve kesin kararlar alınmasına ihtiyaç vardır.

Bu kararların İsrail rejimi tarafından tam ve hızlı bir şekilde uygulanmasını sağlayacak bir takip mekanizması da kurulmalıdır."

Irak, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i "işgalci varlık" olmakla suçladı

Irak, İsrail'in "işgalci varlık" olarak hareket ettiğini ve soykırım seviyesine yükselen birçok uygulamayı hayata geçirdiğini bildirdi.

Irak adına duruşmalarda söz alan Irak Dışişleri Bakanlığı Hukuk Dairesi Başkanı Haydar Albarrak, Filistin halkına karşı benzeri görülmemiş ihlalleri nedeniyle İsrail aleyhine başlattığı soykırım davası için Güney Afrika'ya teşekkür etti.

Irak'ın uluslararası hukukun üstünlüğüne büyük önem verdiğini söyleyen Albarrak, Divan'ın daha önce de danışma görüşünde tespit ettiği üzere işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail'in işlediği hukuk ihlallerine ilişkin danışma görüşü verme yetkisinin bulunduğunu dile getirdi.

Albarrak, Divan'da açılan çekişmeli davalarda verilen kararların bağlayıcı olduğunu vurgulayarak, "Filistin halkına yönelik sistematik ölüm makinesinin durdurulması için her koşulda ve her yerde bu kararlara saygı gösterilmesi ve uyulması çağrısında bulunuyoruz." dedi.

İsrail'in, savaş hukukunun yanı sıra insan hakları hukukuna da uyması ve saygı göstermesi gerektiğinin altını çizen Albarrak, şunları söyledi:

"İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarında 'işgalci varlık' olarak hareket etmektedir. Bu nedenle, uluslararası hukuk kurallarına ve değerli mahkemeniz tarafından verilen kararlara uyması gerektiğini vurguluyor ve çağrıda bulunuyoruz. İşgalci varlık, soykırım seviyesine yükselen birçok uygulamayı hayata geçiriyor. İsrail, Filistin devletinin başkenti ve kutsal Mescid-i Aksa'nın da bulunduğu Kudüs kenti üzerindeki baskı uygulamaları, kentin asıl sakinleri boşaltılarak aşırılık yanlıları ve ırkçıların yerleştirilmesini içeren bir sonraki aşamaya yönelik demografik yapıyı değiştirme girişimlerinde bulunmaktadır."

"İsrail, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını engelliyor"

Albarrak, İsrail'in sosyal, ekonomik baskı ve dayatmayla Filistin halkını izole ederek dünyadan kopardığını, malzemeler ile ilaçların girişini engellediğini ve uluslararası hukuka aykırı davrandığını belirtti.

Albarrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İsrail, Filistinlilerin topraklarına el konulması, bu topraklar üzerinde yerleşim birimleri kurulması ve genişletilmesi, çocuklar ve kadınlar dahil binlerce Filistinlinin gözaltında tutulmaya devam edilmesi, gözaltı merkezleri ve sağlıklarını etkileyen ve güvenliklerini tehlikeye atan koşulları dayatarak Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını engelliyor. "

"İşgalci İsrail varlığı eylemlerinden ötürü hesap vermelidir"

İsrail'in Gazze'deki saldırılarına dikkati çeken Albarrak, "Hava saldırıları ve sivilleri hedef alan roket saldırıları gibi barbarca eylemleri nedeniyle İsrail, özellikle Gazze Şeridi'nde uluslararası hukuku ihlal etmektedir." dedi.

Albarrak, bu eylemlerin savaş suçu ve savaş hukukunun ciddi ihlallerini teşkil ettiğine dikkati çekerek, "İşgalci İsrail varlığı, eylemlerinden ötürü hesap vermelidir." değerlendirmesinde bulundu.

İrlanda Uluslararası Adalet Divanında İsrail'i yerleşimlerle Filistin devletini engellemekle suçladı

İrlanda, İsrail'i yasa dışı Yahudi yerleşimlerle Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkını kullanmasını kalıcı şekilde engelleme çabasında olmakla suçladı.

Duruşmalarda İrlanda adına söz alan Başsavcı Rossa Fanning, “İrlanda'nın görüşü, İsrail'in Hamas saldırısına verdiği askeri karşılıkla sınırları aştığı yönündedir. Bu durum ölü sayısının giderek artmasından da anlaşılmaktadır. Gazze'deki evler de dahil olmak üzere mülkiyetin kapsamlı bir şekilde tahrip edilmesi, yaklaşık 2 milyon insanın yerinden edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan insani felaket. İrlanda defalarca ateşkes çağrısında bulunmuştur.” dedi.

Başsavcı Fanning, "Bize göre işgal altındaki Filistin toprakları meselesi doğrudan Birleşmiş Milletlerin kendisini ilgilendirmektedir.” diyerek İsrail’in iddia ettiği üzere bu görüşün sadece iki devleti değil çok sayıda devleti ilgilendirdiğini vurguladı.

Fanning, “Bu mahkemenin görüşünün yerleşik müzakere çerçevesine zarar vermeyeceğine inanıyoruz. Tam tersine. Mahkemenin önemli hukuki meselelere yetkili bir şekilde açıklık getirmesi, İsrail-Filistin ihtilafının kalıcı, kapsamlı ve adil bir çözüme kavuşturulması için gerekli temeli sağlayacaktır.” diyerek İsrail ve ABD’nin "danışma görüşü barış sürecine zarar verir” şeklindeki tezine karşı çıktı.

İsrail, işgal altındaki Filistin'de mümkün olduğunca çok toprağı askeri olmayan amaçlarla kontrol altına almak için güç kullandı. Kontrolü ele geçirdikten sonra İsrail bu topraklar üzerinde kalıcı inşaatlara girişmiş, özellikle de kendi vatandaşlarının büyük bir kısmının geçişini teşvik ettiği kalıcı yerleşim birimleri geliştirmiş ya da geliştirilmesini teşvik etmiştir.” değerlendirmesinde bulunan Fanning, İsrail'i Batı Şeria'nın demografik yapısını temelden değiştirmekle suçladı.

Fanning, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'daki Filistin topraklarında 2022 itibarıyla yaklaşık 700 bin yasa dışı Yahudi yerleşimcinin bulunduğunu hatırlattı.

“İsrail, iç hukukunun uygulanmasını yerleşim yerlerinde yaşayanlara genişleterek İsrail ile işgali altındaki Filistin arasındaki ayrımı bulanıklaştırdı. İsrail, işgali altındaki Filistin topraklarında belirli alanlarda yetki kullanımını askeri komutadan sivil kontrole devretmiştir. Bölgenin yönetimini İsrail'in yönetimine entegre etti. İsrail, kendi sivil nüfusunun bir kısmını işgal altındaki topraklara aktararak Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesinin altıncı fıkrasını ihlal etmiştir.” diyen Fanning, İsrail'i yasa dışı yerleşimlerin genişlemesini teşvik etme ve kolaylaştırma politikasının bir parçası olarak işgal altındaki Filistin topraklarında mülkleri hukuka aykırı bir şekilde tahrip etmeye veya Filistinlilerin mülklerine el koymaya devam etmekle de suçladı.

Fanning, "Bu yıkım ve mülkiyete el koyma, askeri gereklilikle makul bir şekilde gerekçelendirilemez. Aksine, bunun yerleşimlerin genişlemesini kolaylaştırmak ve hatta teşvik etmek için yapıldığı açıktır. Mülkiyetin bu şekilde tahrip edilmesi ve el konulması, 4. Cenevre Sözleşmesi'ni ve 1907 Lahey Düzenlemeleri tarafından belirlenen savaş yasalarını ve kurallarını açıkça ihlal etmektedir.” dedi.

Son zamanlarda, uluslararası insancıl hukuka aykırı olarak, İsrail güvenlik güçleri tarafından çok az korunan veya hiç korunmayan Filistinli sivillerin, İsrailli yerleşimciler tarafından sürekli ciddi şiddete maruz kaldığına dair raporlarda belirgin bir artış olduğuna da işaret eden Fanning, "Güvenlik güçleri bu şiddeti müdahale etmeden izlemekle kalmayıp, bazı durumlarda bizzat şiddete katılanlar olmuştur. Bu durum 7 Ekim'den bu yana tırmanmıştır.” diye konuştu.

Askeri işgallerin esas itibarıyla geçici niteliğine işaret eden Fanning, "Uluslararası hukuk güç kullanarak toprak kazanımını yasakladığı sürece, işgal egemenlik sağlamaz. Aksine, egemenliğin geçici bir istisnasıdır ve buna bağlı olarak belirsiz süreli olamaz.” uyarısında bulundu.

“Filistin topraklarını uzun süredir işgal altında tutan, bu topraklarda sürekli yerleşim faaliyeti yürüten İsrail, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasını engellemiştir." diyen Fanning, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Artan bu faaliyetler Filistin halkının toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki varlığını giderek parçalamış ve Filistinlilerin bu toprakları kullanımını kısıtlamıştır. Gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin uygulanabilirliğini tehdit etmektedir. Yerleşim faaliyetlerinin niteliği, ölçeği ve süresi, amacın yalnızca Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasını kalıcı olarak engellemek olabileceğini göstermektedir.”

İsrail’in uluslararası hukuk açısında sorumluluk altında bulunduğunu belirten Fanning, İsrail’in hukuka aykırı faaliyetlerini yerleşim politikaları da dahil olmak üzere sonlandırması ve verdiği zararları tazmin etmesi gerektiğini ifade etti.

Diğer devletlerin, İsrail'in ihlallerine katkı sağlamaması gerektiğini vurgulayan Fanning, aksine diğer devletlerin, İsrail'in bu ihlallerinin sonlandırılması için işbirliği yapma yükümlüğü altına olduklarını belirtti.

Fanning ayrıca İsrail'in neden olduğu ağır ihlallerin diğer devletler tarafından tanınmaması gerektiğine dikkati çekti.

Fanning, Kırım'ı ilhakı sebebiyle BM ve AB tarafından Rusya'ya uygulanan ekonomik yaptırımları örnek göstererek, “Devletler, yerleşim faaliyetinin yarattığı durumun sürdürülmesine yardımcı olan ya da İsrail'in yerleşimini veya o toprakların ilhakını zımnen tanıyan veya meşrulaştırmaya hizmet eden ticareti engellemekle yükümlüdür.” dedi.

“Mevcut durumda, devletlerin, İsrail'in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmesiyle ortaya çıkan durumun sürdürülmesine yardım etmemekle yükümlü olduğunu söylüyoruz.” diyen Fanning, ülkesi İrlanda'nın iki devletli çözümden yana olduğunu ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun iki devletli çözümü inkar eden açıklamalarının uluslararası kamuoyunu dehşete düşürdüğünü söyledi.

Japonya, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'in ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu bildirdi

Japonya, işgal yoluyla toprak ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve uluslararası hukuk kurallarının işgal altındaki Filistin toprakları için de geçerli olduğunu belirtti.

Japonya adına duruşmalarda söz alan Japonya Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Hukuk İşleri Bürosu Genel Müdürü Mikanagi Tomohiro, Japonya'nın "iki devletli çözümü" desteklediğini ifade etti.

Mikanagi, işgal yoluyla toprak ilhakının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, uluslararası hukuk kurallarının işgal altındaki Filistin toprakları için de geçerli olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler (BM) kurumlarının kararlarının dikkate alınması gerektiğini söyleyen Mikanagi, kalıcı barış yolunun bu kararlara uymaktan geçtiğine işaret etti.

"Zorla toprakları ilhak etmek silahlı saldırıya orantılı karşılık olamaz"

Japonya adına söz alan Oxford Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Dapo Akande de askeri kuvvet kullanarak toprak elde etmenin uluslararası hukukta yasaklandığının altını çizdi.

Akande, "Eğer devletlerin, toprakları ilhak etme yönündeki gerçek niyetlerini gizleyerek ve bir oldubitti yaratacak tedbirlerle diğer hak sahiplerini topraklar üzerindeki daimi kontrolünü kabul etmeye zorlayarak yasağı delmelerine izin verilirse, güç kullanarak toprak edinme yasağının etkisi ciddi şekilde zayıflayacaktır." dedi.

Japonya'nın, İsrail'in "meşru savunma hakkı kapsamında Filistin topraklarını işgal ettiği" şeklindeki iddiasını kabul etmediğini ifade eden Akande, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Zorla toprakları ilhak etmek silahlı saldırıya orantılı karşılık olamaz. Meşru müdafaa hakkı bir devletin kendi halkını savunmak ve halihazırda sahip olunan toprakları korumak için kullanılır. Meşru savunma ilave toprak elde etmek için kullanılamaz. Görüşlerimi, Japonya'nın kuvvet kullanarak toprak kazanmama ilkesinin uluslararası hukukun emredici nitelikteki yasağını pekiştiren önemli norm olduğu ve uluslar arasında hukukun üstünlüğünün korunmasının merkezinde yer aldığı yönündeki görüşünü bir kez daha ifade ederek sonlandırıyorum."

Çin: Filistin halkının yabancı işgaline karşı güç kullanma hakkı vardır

Çin, Uluslararası Adalet Divanındaki (UAD) duruşmada, İsrail'in uzun süreli işgaliyle kendi kaderini tayin hakkından mahrum bıraktığı Filistin'in, yabancı işgaline karşı silahlı mücadele dahil güç kullanma hakkı bulunduğunu vurguladı.

Duruşmada Çin adına söz alan Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Ma Şinmin, Filistin sorununun, yarım asırdan beri varlığını sürdürdüğünü belirterek, Filistin halkının kuşaklar boyu yaşadığı acılara karşın, adaletin yerine getirilmesi ve meşru haklarının iade edilmesi için umut ışığı bulamadığını söyledi.

İşgalin iki devletli çözümün temelini sürekli olarak aşındırdığına, ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının etkin şekilde uygulanamadığına işaret eden Ma, "İsrail'in Filistin topraklarını uzun süreli işgalinde uyguladığı baskı politikası ve pratikleri, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tümüyle gerçekleştirmesini engelledi." ifadelerini kullandı.

"Meşru bir mücadele"

Ma, Filistin halkının İsrail'in baskısına karşı, işgal altındaki topraklarda bağımsız bir devlet kurmak için mücadele ettiğini, bunun kendi kaderini tayin hakkının yerine getirilmesine yönelik meşru bir mücadele olduğunun altını çizdi.

Birleşmiş Milletler Şartı’nda akdedilen ve çok sayıda uluslararası sözleşmede atıf yapılan kendi kaderini tayin hakkının, sömürge yönetimi veya yabancı işgali altındaki halklara özel bir hukuki çerçeve sunduğuna işaret eden Ma, "Filistin halkı, kendi kaderini tayin hakkı doğrultusunda mücadele etme, destek arama ve alma hakkına sahiptir." değerlendirmesinde bulundu.

"Filistin sorununa iki devlet temelinde müzakere yoluyla çözüm"

Ma, Filistin'in 1988 yılında devlet olarak bağımsızlığını ilan ettiğini ve bu statünün 130'dan fazla ülke tarafından tanındığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Filistin halkı, BM belgelerinde açıkça belirtildiği gibi yabancı işgali altındaki bir halktır. Bu bakımdan kendi kaderini tayin hakkına tamamıyla sahip bir topluluktur. Filistin halkının yabancı işgaline karşı silahlı mücadele dahil güç kullanma hakkı vardır. Kendi kaderini tayin hakkı için silahlı mücadele, terörist eylemlerden farklıdır."

Çin'in Filistin sorununa iki devlet temelinde müzakere yoluyla çözüm bulunmasını savunduğunu vurgulayan Ma, taraflara, birbirlerinin meşru kaygılarını dikkate alma, ortak, kapsamlı ve sürdürülebilir güvenlik vizyonunu benimseyerek iki devletin ve iki halkın barış ve uyum içinde bir arada yaşaması için birlikte çalışma çağrısında bulundu.

Ma, Filistin sorunun çözümünün İsrail ve Filistin'in, uluslararası toplumla birlikte ortak çabasını gerektirdiğine dikkat çekerek, "Filistin halkı, uzun süredir ertelenen adaletten hepten alıkonulmamalı." diye konuştu.

Ürdün, Uluslararası Adalet Divanında İsrail'in Gazze'yi işgalinin hukuk ve insanlık dışı olduğunu bildirdi 

Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalarda Ürdün, İsrail'in uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket ettiğini, Gazze'yi işgalinin hukuk ve insanlık dışı olduğunu bildirdi.

Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten UAD'de, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor.

Ürdün adına duruşmalarda söz alan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, "Bugün karşınızda İsrail'in Filistin'i işgali en kanlı ve en insanlık dışı şekilde sergilenirken duruyorum." dedi.

Safedi, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısıyla soykırımın devam ettiğini vurgulayarak, "Binlerce hayatı paramparça ediyor. Halihazırda işgalin baskısına maruz kalan 2,3 milyon Filistinliden oluşan bir topluluğu yok ediyor." ifadelerini kullandı.

Gazze'de açlığın ulaştığı ciddi boyuta dikkati çeken Safedi, "Açlıkla karşı karşıya olan Filistinlilerin sayısı, dünyanın diğer yerlerindekilerin 4 katıdır." diye konuştu.

Safedi, İsrail'in uluslararası insancıl hukuku ihlal ederek ve mahkemenin emrettiği geçici tedbirleri hiçe sayarak gıda ve ilaç sevkiyatını engellemesi nedeniyle Gazze halkının açlık ve ilaç yokluğundan öldüğünü belirterek, şöyle devam etti:

"Bu saldırganlık derhal sona ermelidir. Bundan sorumlu olanlar adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, uluslararası hukuku tamamen hiçe sayarak hareket etmekte ve buna izin verilmektedir, bu durum devam edemez. İşgal hukuk dışıdır, insanlık dışıdır, sona erdirilmelidir."

"Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını açıkça inkar etmektedir"

Safedi, İsrail'in sistematik olarak işgali pekiştirdiğine işaret ederek, "Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını açıkça inkar etmektedir. Bu, hukuka aykırıdır. Tek taraflı tedbirler sahada yeni gerçekler yaratıyor. Bu da barış için tüm umutları yok ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası hukuka göre yasa dışı yerleşimlerin sayısının giderek arttığına ve işgal altındaki Filistin topraklarına doğru yayıldığına işaret eden Safedi, şunları söyledi:

"Oslo Anlaşmaları'nın imzalandığı 1993'te 280 bin olan yerleşimci sayısı, bugün 700 binin üzerine çıkmıştır. Bugün bu sayı, 700 binin üzerinde yani neredeyse yüzde 100 ya da yüzde 150 oranında artmış durumda. Yerleşimci terörü giderek büyüyen bir kötülüktür. Kurbanları masum Filistinliler, onların evleri ve geçim kaynaklarıdır. İşgalci güç olarak İsrail'in sivilleri korumak, kültürel ve tarihi mirası muhafaza etmek ve demografik değişiklikleri zorlamaktan kaçınmak gibi yasal yükümlülükleri vardır. İsrail, bu yükümlülüğü sürekli ve kasıtlı olarak ihlal etmektedir."

"İsrail, Filistinlileri aşağılama ve istismara maruz bırakmaktadır"

Safedi, İsrail'in Filistin topraklarında demografik değişikliklerin, kültürel ve tarihi mirasın yok edilmesine yol açtığını belirterek, Filistin'in topraklarına el koyup ilhak ettiğini, Filistinlileri evlerinden, çiftliklerinden, köylerinden ve şehirlerinden sürdüğünü söyledi.

Bakan Safedi, "Binlerce çocuk, erkek ve kadını yasa dışı şekilde alıkoymakta ve onları fiziksel ve zihinsel işkence, aşağılama ve istismara maruz bırakmaktadır." diye konuştu.

İsrail'in, Müslümanların ve Hristiyanların ibadet özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini dile getiren Safedi, Müslümanların Mescid-i Aksa'da ibadet etme hakkını ciddi şekilde kısıtladığını, Hristiyan rahipleri, İsrailli aşırılık yanlılarının aşağılama ve tacizlerinden korumak için hiçbir gerçek adım atmadığını anlattı.

Safedi, "İsrail, on yıllardır süren işgal boyunca Araplar, Müslümanlar, Hristiyanlar ve işgal altındaki Kudüs'teki kutsal mekanların kimliğini değiştirmek için çalışmaktadır." dedi.

Barışın bölgedeki tüm halkların hakkı olduğunu ancak işgal sona ermeden mümkün olmayacağını vurgulayan Safedi, "Filistin halkının, kendi kaderini tayin hakkı gerçekleşmeden barış olamaz, başkenti Kudüs olan bağımsız ve egemen Filistin devletinin 4 Haziran 1967'de belirlenen sınırlar içinde kurulması ve tüm dünyada tanınmasıyla mümkündür." ifadelerini kullandı.

"İsrail, Gazze ve Batı Şeria'da her gün yüzlerce Filistinliyi öldürüyor"

Safedi, İsrail işlediği savaş suçları ve uluslararası hukuk ihlallerinden sorumlu tutulmadığı için Gazze ve Batı Şeria'da her gün yüzlerce Filistinlinin öldürüldüğünü kaydederek, şunları söyledi:

"(Gazze'de) Çocuklar anestezi olmadan ameliyat ediliyor. 6 yaşındaki Hind, İsrail'in öldürdüğü akrabalarının çürüyen cesetlerinin yanında günlerce arabada kaldı. Sağlık görevlileri nihayet onu kurtarmaya geldiğinde İsrail işgal ordusu, onları öldürdü ve Hind'i aldı."

"İsrail, Kudüs'ün tarihi statüsünü tehdit etti"

Ürdün Adalet Bakanı Ahmed ez-Ziyadat da ülkesinin, Mescid-i Aksa ve Kudüs'ün kimliğinin korunmasında önemli tarihi ve hukuki rolünün bulunduğunu hatırlatarak, Ürdün'ün bu statünün korunması için çalıştığını vurguladı.

Ziyadat, Hristiyanların ve kutsal mekanlarının, Yahudi radikal grupların sık ve sürekli saldırılarının hedefi haline gelmesinden duydukları endişeyi dile getirerek, "İsrail, Kudüs'ün tarihi statüsünü ve Kudüs'teki Müslüman ve Hıristiyanların kutsal mekanlarının bütünlüğünü tehdit etmiştir." dedi.

"İşgal altındaki Filistin toprakları giderek parçalanmıştır"

Ürdün adına söz alan BM Uluslararası Hukuk Komisyonu Üyesi Michael Wood da Divan önündeki danışma görüşünün, sadece iki devleti değil çok sayıda devleti ilgilendirdiğinin altını çizerek, Divan'ın görüş verme yetkisinin bulunduğunu söyledi.

Danışma görüşünün, devletler arasındaki barış müzakerelerine zarar vereceği şeklindeki iddiaların geçerli olmadığına işaret eden Wood, Divan'ın danışma görüşü vermesinin önünde engel bulunmadığını vurguladı.

Wood, BM'nin, Filistin devletinin kurulmasını ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesini talep ettiğini hatırlatarak, şu ifadelere yer verdi:

"Ne yazık ki İsrail'in işgali yarım asrı aşkın süredir devam etmektedir. Bu sürede İsrail, işgal hukukunun temel ilkelerini kasıtlı olarak ihlal etmiştir. Bu ihlallerin bedeli, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının inkar edilmesidir. İşgal altındaki Filistin toprakları giderek parçalanmıştır. Demografik yapısı değişmiş ve değişmeye devam etmektedir. Yerleşim yerleri ve karakollar hızla genişlerken Filistin halkının doğal kaynaklara erişimi engellenmekte ve su kaynakları tükenmektedir. Tüm bunlar, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ciddi şekilde ihlal etmektedir."

"İsrail, insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerde bulunuyor"

Wood, İsrail'in 2018 Anayasası'nın, devletin Yahudi yerleşiminin geliştirilmesini ulusal değer olarak gördüğünü ve bunun kurularak sağlamlaştırılmasını teşvik ve desteklemek için hareket edeceğine ilişkin beyanını aktardı.

2023'ün yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi açısından rekor yılı olduğunu anımsatan Wood, geçen ayın sonunda üst düzey İsrailli yetkililerin, Gazze'yi yerleşime açma niyetlerini de açığa vurduğunu belirtti.

Wood, İsrail'in yasa dışı yerleşimlerinin "Batı Şeria'da yamalı toprak parçası yarattığı" değerlendirmesinde bulunarak, bunun da egemen, bağımsız ve birleşik Filistin devletinin kurulmasını baltaladığını söyledi.

İsrail'in insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu ve bu tür suçları cezalandırmada başarısız olduğunu ifade eden Wood, şunları kaydetti:

"İsrail'in politikaları ve uygulamaları, bir bütün olarak ele alındığında işgal altındaki Filistin topraklarını ilhak etme niyeti konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamaktadır. Bu gerçekler kendiliğinden her şeyi göstermektedir. İsrail'in, 1980 tarihli Temel Yasası ilhak etmeyi amaçlıyor. Devletler, hukuksuz işgalin sona ermesi için BM ile ortak hareket etmelidir.

İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarından çekilene kadar uluslararası insancıl hukuka ve uluslararası insan hakları hukukuna tam olarak saygı göstermekle yükümlüdür. İsrail'in bu hukuk organları kapsamındaki yükümlülükleri, işgal hukuka aykırı olsa bile geçerli olmaya devam etmektedir."

BM Genel Kurulu, UAD'den görüş istemişti

BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD'ye, Divan Statüsü'nün 65. maddesine dayanarak 1967'deki savaştan bu yana İsrail'in Filistin'deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.

BM Genel Kurulunun Divan'dan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:

"1- İsrail'in, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinin, işgali sürdürmesinin, 1967’den bu yana Filistin topraklarındaki yerleşim ve ilhak faaliyetlerinin, Kudüs’ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik faaliyetlerinin ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinin hukuki sonuçları nelerdir?

2- İsrail'in, ilk soruda belirtilen uygulamaları, işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu durumun tüm devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?"

Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023'te BM Genel Sekreteri tarafından UAD'ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin'e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.

Danışma görüşünün etkisi nedir?

UAD'nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.

Divan'ın, İsrail'in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004'te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail'e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.

Yine UAD'nin 22 Temmuz 2010'da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova'nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.

UAD'nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkeleri uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlamaları muhtemel.

 

 
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.