Fes, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde sembolik önemiyle dikkat çeken bir başlıktı. Yalnızca bir giysi parçası değil, aynı zamanda toplumsal statünün, kültürel kimliğin ve siyasî simgelerin taşıyıcısıydı. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş bu başlık, Temmuz 2025’te Trabzon’da fes taktığı için ifadeye çağrılan bir genç sayesinde tekrar gündeme geldi.
Fes Nedir, Nereden Geliyor?
Fes, ilk olarak 19. yüzyıl başlarında Osmanlı topraklarında kullanılmaya başlanmış, genellikle keçeden yapılan, tepe kısmı düz, püsküllü bir başlıktır. Adını Kuzey Afrika’daki Fas’ın Fes şehrinden aldığı düşünülür. Osmanlı'da II. Mahmud’un 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmasının ardından, modernleşme ve Batılılaşma hamleleri çerçevesinde “kavuk” ve “sarık” gibi geleneksel başlıkların yerine getirilmiştir.
1829 yılında fes, Osmanlı’da resmi devlet başlığı haline gelmiştir. Bu değişim, hem kıyafet devrimini hem de yeni bir kimlik inşasını simgelemiştir.

Fesin Osmanlı'ya Girişi ve Resmîleşmesi
Fesin Osmanlı topraklarına girişi II. Mahmud dönemine rastlar. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından, yeni kurulan orduya ilk olarak “şubara” adı verilen başlıklar verilmiş; ancak 1829’da fes kullanımı padişah fermanıyla zorunlu hâle getirilmiştir. Bu tarihten itibaren koyu kırmızı fes, Osmanlı askerî ve sivil bürokrasisinin resmî başlığı oldu.
Biçimsel Özellikleri ve Üretim Süreci
Fesin düz olan üst kısmına “tabla”, ortasındaki çıkıntıya “ibik” adı verilir. Buraya siyah veya lacivert ipekten yapılmış püskül bağlanır. Püskülün enseye doğru sarkması makbul sayılırken, öne alınması kabadayılık simgesi olarak kabul edilmiştir. 1845 yılında çıkarılan püskül nizamnamesiyle memurların püskül ağırlıkları dahi standartlaştırılmıştır.
Fes, yapağıdan imal edilir. Dokuması çorap örgüsüne benzer. Üretim aşamaları arasında keçeleştirme, boyama, yıkama, havalandırma ve kalıplama bulunur. Başlangıçta ithal edilen fesler, 1830'lu yıllarda İstanbul’da kurulan Feshâne fabrikasıyla yerli üretime geçmiştir.
Toplumsal Sınıflar, Simgesellik
Fes, giyenin sınıfını ve mesleğini belirten bir simgeydi. Padişahların tercihine göre farklı formlarda fesler kullanılmıştır: Abdülmecid dönemi “mecidiye” kalıbı, Abdülaziz dönemi “aziziye” kalıbı, II. Abdülhamid ise daha dik bir model olan “hamidiye” kalıbını benimsemiştir.
Narçiçeği rengiyle bilinen hafiyelerin feslerinden dolayı halk arasında “Ey kîpkızıl fesliler,
a köpek yüzlü asesler” şeklinde mısralar söylenirdi. Kalitesiz fesler, yağmurda boyasını akıtıp giyeni zor durumda bırakır; halk arasında bu duruma “apukarya maskarası” denilirdi.
Tarihî Dönüşüm: Yasak ve Anlam Kayması
1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kabul edilen Şapka İktisası Kanunu ile birlikte fes, yasaklanan başlıklar arasında yer aldı. Bu yasak yalnızca kıyafetle ilgili değil, aynı zamanda Osmanlı geçmişiyle bağların sembolik olarak koparılması amacı taşıyordu.
Fes, bu tarihten sonra resmi hayattan silinirken; geleneksel, kültürel ve dini kimliklerle ilişkilendirilmeye başlandı. Günümüzde bazı özel günlerde, törenlerde ya da tiyatral gösterimlerde nostaljik veya sembolik amaçlarla kullanılmaktadır. Ancak fes, bazı coğrafyalarda (Mısır, Tunus, Endonezya, Malezya) kullanılmaya devam etti.
Trabzon'da Gündem Olan Olay
2025 yılının Temmuz ayında Trabzon’da, bir vatandaşın sokakta fesle dolaşması sosyal medyada dikkat çekti. Gelen tepkilerin ardından polis tarafından ifadeye çağrıldığı bildirildi. İfade sonrası serbest bırakılan vatandaş, fesin kültürel bir simge olduğunu ve herhangi bir provokasyon amacı taşımadığını ifade etti.
Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu olay, fese dair hem hukukî düzenlemeleri hem de toplumsal kabulleri yeniden tartışmaya açtı.
Fes Sadece Başlık mı?
Hukukçular, fesin doğrudan yasaklanmış bir nesne olmadığını, ancak kamu düzenini bozucu ya da ideolojik mesaj içerdiği durumlarda müdahale edilebileceğini belirtiyor. Bu yönüyle fes, günümüzde hâlâ kültürel hafızanın ve kimlik tartışmalarının bir parçası olmayı sürdürüyor.
Hatırlanması Gereken Bir Söz
Osmanlı’nın son padişahlarından II. Abdülhamid’in bu konudaki şu sözü, hafızalarda yerini koruyor:
“Batı hiçbir vakit adil olmamıştır. Yükselişlerinde masumların kanı vardır. Düşüşlerine de masumların gözyaşları sebep olacaktır.”
Yazarın sosyal medya hesapları
Instagram / aslihantoksoy
X / aslihantksy
Facebook / aslıhantoksoy
Youtube / aslihantoksoy