Son günlerde Türkiye ile Azerbaycan arasında başörtüsü üzerinden yaşanan gerginlik, hiç şüphesiz iki ülke arasındaki ilişkileri derinden etkileyecek belirsizliğe doğru savurabilecek bir ortamı beraberinde getirebilecek hassas ve kaygan bir zemine doğru hızla evrilmeye yüz tuttuğunu görmek mümkündür.İki ülke arasında yaşanan kriz ortamını tahrik edici söylem ve yöntemlerle kronik politik sorun malzemesi haline dönüştürmenin hiç kimseye fayda getirmeyeceği gayet aşikârdır.
Bu yolla iki ülke ilişkilerinde faydadan çok zarardan başka hiçbir siyasi kazanımın söz konusu olamayacağı muhakkaktır. Bu zorlu sürecin suhulet ve aklıselim ile atlatılmasının yolu hiç şüphesiz karşılıklı anlayış ve hoşgörü ortamının sağlanmasıyla mümkün olabileceğini ifade etmek isteriz.
Hiç şüphesiz Türkiye ile Azerbaycan arasında süregelen olumsuz iklimin olumlu yönde seyredebilmesi için iki ülke yetkililerine büyük görevler düşmekte olduğunu belirtmek gerekir. Yetkili ağızların iki ülke ilişkileri konusunda vereceği olumlu ve yapıcı mesajlar elbette ki iki ülkenin bir araya gelmesine pek sıcak bakmayanları rahatsız edecektir.
Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin siyasi, tarihî ve jeopolitik boyutlarıyla değerlendirilmesi ve bu konuda güçlü mesajların verilmesi iki ülke ilişkilerini yeniden güçlü hale getirmeye büyük katkı sağlayacaktır. İşte bu aşamada bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyebilecek gelişmelere karşı Türkiye ve Azerbaycan’ın “kucaklayıcı, birleştirici ve yapıcı” politikaları önceleyerek “kuşatıcı” küresel planları geri püskürtmeleri söz konusu olabilir.
Bundan böyle, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren muhtemel sorunlara kalıcı çözümlerin bulunabilmesi amacıyla Türkiye’nin öncülüğünde iki ülke arasında diyalog mekanizmasının süratle harekete geçirilmesi bölgemizi oluşturan tüm unsurların yararına olacağı bir gerçek olsa gerek. Ancak, siyasi sorumluluğu ötelemek adına, kısa vadeli perspektiflerle “uzlaşmazlık” politikalarının tercih edilmesi, yeni ve derin açmazların meydana gelmesine neden olabileceği gün gibi aşikârdır.
Küresel güç odaklarının Türkiye ve Azerbaycan üzerinden bölge istikrarını bozmaya yönelik hamlelerinin palyatif çözümlü “meydan okuma” ile aşılması pek mümkün değildir. Bunun için karşı karşıya kalınan açmazlardan uzak durulması ve diyalog mekanizmasının harekete geçirilmesi gerektiği kanaatini taşıyoruz.
Bu sebeple, Türkiye’nin öncülüğünde acilen; “kapsamlı eylem planı” ile iki ülke yetkililerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla bölgesel anlaşmazlık çözümlerini (dispute settlements) ortaya koymaları artık kaçınılmazdır.
Sonuç olarak, Türkiye ile Azerbaycan arasında ortaya çıkan krizin olası sonuçlarını iyi okumak ve gerekli önlemleri almak gerektiği düşüncesindeyiz.