Dünya ekonomisinin ve güvenlik mimarisinin hızla yeniden şekillendiği bir dönemden geçiyoruz. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, enerji güvenliği, bölgesel çatışmalar, teknoloji rekabeti ve savunma harcamalarındaki artış; ülkeleri geleneksel diplomatik ilişkilerin ötesinde, daha kapsamlı ve daha dayanıklı ortaklıklar kurmaya yöneltiyor. Bu ortamda Türkiye ile Birleşik Krallık arasında 23 Nisan 2026 tarihinde Londra’da imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçevesi, iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfanın açıldığını gösteriyor.
Söz konusu çerçeveyi yalnızca diplomatik bir açıklama veya iki dışişleri bakanı arasında imzalanmış genel bir mutabakat olarak değerlendirmek doğru olmaz. Metin; güvenlikten savunma sanayisine, ticaretten yatırıma, enerjiden iklim değişikliğine, bilimden teknoloji ve inovasyona kadar uzanan geniş bir iş birliği alanı ortaya koyuyor. Aynı zamanda Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin artık günlük gelişmelere bağlı olmaktan çıkarılarak daha kurumsal, planlı ve uzun vadeli bir zemine taşınmak istendiğini gösteriyor.
Ortak Çıkarlar Üzerine İnşa Edilen Yeni Bir İş Birliği
Türkiye ile Birleşik Krallık ilk bakışta birbirinden farklı ekonomik ve siyasi yapılara sahip iki ülke gibi görülebilir. Ancak ülkelerin stratejik özelliklerine bakıldığında önemli benzerlikler olduğu görülüyor. Her iki ülke de Avrupa Birliği üyesi olmamasına rağmen Avrupa’nın ekonomik, siyasi ve güvenlik mimarisinin ayrılmaz parçalarıdır. Her ikisi de NATO’nun güçlü askeri kapasiteye sahip üyeleri arasında yer almakta; Atlantik güvenliği, Karadeniz, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya ve Akdeniz’deki gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir.
Birleşik Krallık; küresel finans sistemi, savunma teknolojileri, sermaye piyasaları, yükseköğretim, bilim ve profesyonel hizmetler bakımından dünyanın önde gelen merkezlerinden biridir. Türkiye ise üretim kapasitesi, gelişmiş sanayi altyapısı, genç ve dinamik iş gücü, lojistik bağlantıları ve Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika arasındaki stratejik konumuyla bölgesel bir merkez niteliğindedir. Dolayısıyla iki ülkenin birbirini tamamlayan önemli özellikleri bulunmaktadır. Birleşik Krallık’ın sermaye, finans, teknoloji ve küresel bağlantıları ile Türkiye’nin üretim, lojistik, savunma ve bölgesel erişim kapasitesi doğru bir modelle bir araya getirildiğinde, yalnızca ikili ticareti değil, üçüncü ülkelerde gerçekleştirilecek ortak projeleri de büyütebilecek bir iş birliği zemini oluşabilir.
Stratejik ortaklık neden şimdi güçleniyor?
Bu anlaşmanın zamanlaması tesadüf değildir. Küresel sistem giderek daha çok kutuplu ve parçalı bir yapıya dönüşüyor. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın savunma politikalarını değiştirdi. Orta Doğu’daki gelişmeler enerji arzı ve ticaret yolları üzerindeki riskleri artırdı. ABD ile Çin arasındaki ekonomik ve teknolojik rekabet, ülkelerin tedarik zincirlerini yeniden gözden geçirmelerine yol açtı. Bu nedenle devletler artık yalnızca en düşük maliyetle üretim yapabilecekleri ülkeleri değil; siyasi açıdan güvenebilecekleri, üretim kapasitesi bulunan, lojistik erişimi güçlü ve kriz dönemlerinde iş birliği yapabilecekleri ortakları arıyor.
Türkiye bu noktada Birleşik Krallık açısından önemli bir konuma sahip. Birleşik Krallık ise Brexit sonrasında Avrupa ile bağlarını korurken, aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinde daha esnek ve bağımsız ortaklıklar geliştirmeye çalışıyor. Türkiye ve Birleşik Krallık dışişleri bakanları tarafından açıklanan çerçevede, çok kutuplu ve parçalı uluslararası düzenin oluşturduğu risklere özellikle dikkat çekilmesi bu açıdan önemlidir. Metin, NATO içindeki koordinasyonun artırılmasını, Avrupa’nın savunma kapasitesinin güçlendirilmesini ve iki ülkenin ortak güvenlik sorunlarında daha yakın çalışmasını öngörüyor.
Ticaret hacmi artık daha nitelikli bir yapıya dönüşmeli
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkiler halihazırda önemli bir büyüklüğe ulaşmış durumdadır.
- Birleşik Krallık hükümetinin Haziran 2026 tarihli resmi verilerine göre iki ülke arasındaki mal ve hizmet ticareti, 2025 sonu itibarıyla yıllık bazda 28,4 milyar sterline ulaşmıştır. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 4,3 artış anlamına geliyor.
- Aynı dönemde Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye ihracatı yüzde 11,4 artarak 10,6 milyar sterline yükselirken, Türkiye’den gerçekleştirdiği ithalat 17,8 milyar sterlin seviyesinde gerçekleşmiştir. Türkiye böylece Birleşik Krallık’ın en büyük 18’inci ticaret ortağı konumunda bulunmaktadır.
Rakamlar güçlü bir ekonomik ilişkiye işaret etse de asıl mesele ticaret hacminin yalnızca büyümesi değil, niteliğinin de gelişmesidir.
- Türkiye’den Birleşik Krallık’a yapılan ihracatta otomotiv, hazır giyim, elektrikli ekipmanlar ve sanayi ürünleri önemli yer tutarken;
- Birleşik Krallık’tan Türkiye’ye yapılan ihracatta makine, otomotiv, uçak ve çeşitli yüksek katma değerli ürünler öne çıkıyor.
- Bundan sonraki dönemde finansal hizmetler, dijital ticaret, teknoloji, yapay zekâ, yeşil dönüşüm, mühendislik, profesyonel danışmanlık, savunma teknolojileri ve ortak Ar-Ge çalışmaları ikili ekonomik ilişkilerin yeni büyüme alanları olabilir.
Nitekim Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye hizmet ihracatı 2025 yılında yüzde 22,2 artarak 4 milyar sterline ulaşmıştır. Finansal hizmet ihracatının ise yaklaşık 688 milyon sterlin seviyesinde gerçekleşmesi, Londra merkezli finansal sistem ile Türkiye ekonomisi arasındaki iş birliği potansiyelini açıkça ortaya koymaktadır.
Savunma ve güvenlik iş birliğin lokomotifi olabilir
Stratejik ortaklığın en güçlü alanlarından biri savunma ve güvenliktir. İki ülke de NATO üyesidir ve Avrupa-Atlantik güvenliğinde önemli roller üstlenmektedir. Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadında önemli bir askeri kapasiteye sahipken; Birleşik Krallık savunma teknolojileri, havacılık, motor sistemleri ve gelişmiş mühendislik alanlarında küresel bir aktördür. Nisan ayında imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçevesinin ardından, 8 Temmuz 2026 tarihinde ayrıca Türkiye ile Birleşik Krallık arasında bir Güvenlik ve Savunma Ortaklığı açıklanması, ilişkilerin kısa sürede somut ve kurumsal bir yapıya dönüşmeye başladığını göstermektedir. Bu yeni yapı kapsamında siyasi ve askerî istişarelerin derinleştirilmesi; savunma sanayisi ve teknolojisi, siber güvenlik, hibrit tehditler, terörle mücadele, sivil hazırlık, dayanıklılık ve uzay alanlarında iş birliğinin artırılması hedefleniyor.
Savunma alanındaki ortaklığın yalnızca kamu kurumları arasında kalmayacağı açıktır. Havacılık, yazılım, elektronik sistemler, yapay zeka, haberleşme, siber güvenlik ve ileri üretim alanlarında faaliyet gösteren özel şirketler açısından da yeni proje ve yatırım fırsatları ortaya çıkabilir.
Türk şirketleri açısından fırsatlar
Stratejik ortaklık, Türk iş dünyası açısından yalnızca Birleşik Krallık’a daha fazla ürün satma fırsatı olarak değerlendirilmemelidir. Birleşik Krallık, Türk şirketleri için aynı zamanda küresel sermayeye, yatırım fonlarına, kurumsal yatırımcılara, uluslararası finans kuruluşlarına ve dünyanın farklı pazarlarına ulaşabilecekleri bir merkezdir.
Türk şirketleri Londra’yı;
- Uluslararası finansmana erişim,
- Şirket satın alma ve ortaklık geliştirme,
- Küresel marka oluşturma,
- Profesyonel hizmetlerden yararlanma,
- Avrupa ve dünya pazarlarına açılma açısından stratejik bir üs olarak değerlendirebilir.
İngiliz şirketleri bakımından ise Türkiye;
- Üretim, tedarik, bölgesel dağıtım ve çevre ülkelere erişim açısından önemli avantajlar sunmaktadır.
- Birleşik Krallık’ın Türkiye’deki doğrudan yatırım stokunun 2024 sonu itibarıyla 9,5 milyar sterline ulaşmış olması, bu ilişkinin yalnızca ticarete değil, kalıcı yatırımlara da dayandığını göstermektedir.
- Bununla birlikte Türkiye’den Birleşik Krallık’a yönelik doğrudan yatırım stokunun 1,1 milyar sterlin seviyesinde bulunması, Türk şirketlerinin Birleşik Krallık’taki yatırım kapasitesinin hâla önemli bir gelişim alanına sahip olduğuna işaret ediyor.
Sonuç
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişki geçmişte çoğunlukla ticaret hacmi, turizm ve savunma projeleri üzerinden değerlendiriliyordu. Bugün ise iki ülke arasında daha kapsamlı, çok boyutlu ve uzun vadeli bir stratejik mimari kuruluyor. Nisan ayında imzalanan Stratejik Ortaklık Çerçevesi ve temmuz ayında ilan edilen Güvenlik ve Savunma Ortaklığı, bu dönüşümün artık yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını gösteriyor. Ancak asıl önemli olan, bu siyasi çerçevenin ekonomik projelere, yatırımlara, teknoloji ortaklıklarına ve sürdürülebilir ticaret modellerine dönüştürülmesidir.
Türkiye’nin üretim, lojistik ve bölgesel erişim gücü ile Birleşik Krallık’ın finans, teknoloji ve küresel bağlantı kapasitesi bir araya getirildiğinde, iki ülke arasındaki ortaklık klasik bir ticaret ilişkisinin çok ötesine geçebilir. Önümüzdeki dönemde kazananlar, bu değişimi erken okuyabilen; stratejik gelişmeleri somut yatırım, finansman ve iş birliği modellerine dönüştürebilen şirketler olacaktır.