Küresel sermayenin yönü yeniden şekilleniyor. Son birkaç yılda yüksek faizler, jeopolitik belirsizlikler, enerji güvenliği, tedarik zincirlerindeki dönüşüm ve teknoloji rekabeti yatırım kararlarını önemli ölçüde etkiledi. Ancak bu belirsizlikler şirket satın alma ve ortaklık iştahını ortadan kaldırmadı. Tam tersine, sermayenin daha seçici hale geldiği; ölçek, teknoloji, güçlü nakit akışı ve stratejik değer sunan şirketlerde yoğunlaştığı yeni bir yatırım ortamı ortaya çıkıyor.
2025 yılı bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri oldu. KPMG verilerine göre küresel şirket birleşme ve satın alma işlem hacmi 2024'te yaklaşık 3 trilyon dolar seviyesindeyken, 2025 yılında 4,5 trilyon dolara yükseldi. İşlem sayısı da yaklaşık 54 bine ulaştı. 2026'nın ilk yarısında ise küresel sermayenin büyük ölçekli işlemlere yönelimi daha da belirginleşti. PwC'nin 2026 yıl ortası değerlendirmesine göre, yılın ilk beş ayındaki eğilim devam ettiği takdirde küresel birleşme ve satın alma işlem değerinin 2026'nın tamamında yaklaşık 4 trilyon dolara ulaşabileceği hesaplanıyor. Buna karşılık işlem sayısının yaklaşık yüzde 13 azalması bekleniyor. Daha çarpıcı olan ise 5 milyar doların üzerindeki mega işlemlerin küresel işlem değerindeki payının 2024'te yüzde 26, 2025'te yüzde 39 iken 2026'da yüzde 48'e ulaşmış olması. Başka bir ifadeyle küresel sermaye piyasalarında daha az sayıda fakat çok daha büyük işlemlerin öne çıktığı bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye de bu küresel sermaye hareketinin dışında değil. Hatta 2025 ve 2026 verilerini birlikte okuduğumuzda ortaya oldukça dikkat çekici bir tablo çıkıyor: Yabancı yatırımcı Türkiye'ye yalnızca ürün satılabilecek büyük bir pazar olarak değil; şirket, teknoloji, üretim kapasitesi, insan kaynağı, müşteri ağı ve bölgesel büyüme imkânı satın alınabilecek bir yatırım coğrafyası olarak da bakıyor. Bu nedenle artık soruyu biraz değiştirmemiz gerekiyor. “Türkiye'ye yabancı sermaye gelir mi?” sorusundan öte; “Türkiye'deki hangi şirketler küresel sermayeyi çekmeye hazır?” sorusunu tartışmak daha önemli.
Türkiye’de Şirket Birleşme ve Satın Almaları Yeniden Hız Kazanıyor
Finans dünyasında M&A (Mergers & Acquisitions) olarak adlandırılan şirket birleşme ve satın almaları; bir şirketin tamamının veya belirli bir hissesinin başka bir yatırımcı tarafından satın alınmasını, şirketlerin birleşmesini veya farklı stratejik ortaklık modellerinin oluşturulmasını kapsayan geniş bir yatırım alanını ifade ediyor. Türkiye açısından 2025 rakamları oldukça güçlü. KPMG Türkiye'nin “Birleşme ve Satın Alma Trendleri 2025” raporuna göre, değeri açıklanan işlemlerin toplam hacmi bir önceki yıla göre yüzde 50'nin üzerinde artarak 8,2 milyar dolara ulaştı.
Değeri kamuya açıklanmayan işlemler için yapılan tahminler de dahil edildiğinde KPMG, Türkiye'deki toplam birleşme ve satın alma hacminin yaklaşık 18,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini hesaplıyor. İşlem sayısı ise 2024 yılındaki 475 seviyesinden 574'e yükseldi. Bir başka önemli gösterge de ortalama işlem büyüklüğü. KPMG hesaplamalarına göre 2024 yılında yaklaşık 21 milyon dolar olan ortalama işlem büyüklüğü, 2025'te yaklaşık 32 milyon dolara çıktı. Deloitte Türkiye ise farklı bir metodoloji kullanarak 2025 yılında 450 işlem ve yaklaşık 16,2 milyar dolarlık toplam birleşme ve satın alma hacmi hesaplıyor. Bu iki rakamın farklı olması bir çelişki olarak değerlendirilmemeli. Kamuya açıklanmayan işlem bedellerine ilişkin tahmin yöntemleri ve işlemlerin sınıflandırılması kurumdan kuruma değişebiliyor. Türkiye'de şirket satın alma ve ortaklık iştahı yeniden güçleniyor ve sermaye daha büyük ölçekli işlemlere yöneliyor.
2026’da Türkiye’ye Yatırım İştahı Nasıl Şekilleniyor?
KPMG Türkiye ve 212 ekiplerinin hazırladığı “Türkiye Startup Yatırımları 2026 Birinci Çeyrek Raporu”, yılın ilk üç ayında oldukça çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Türkiye girişimcilik ekosisteminde satın almalar dahil 42 işlem gerçekleşirken toplam işlem hacmi 559,2 milyon dolara ulaştı. 2025'in aynı döneminde bu rakam yalnızca 70,2 milyon dolardı. Dolayısıyla işlem hacmi bir yıl içerisinde yaklaşık sekiz katına çıktı. Ancak bu rakamı doğru okumak gerekiyor. 559,2 milyon dolarlık toplam hacmin 509,2 milyon doları şirket satın almalarından kaynaklandı. Satın almalar hariç tutulduğunda tohum, erken ve ileri aşama girişim sermayesi yatırımlarının toplamı yaklaşık 50 milyon dolar seviyesinde kaldı.
Bu ayrım bize önemli bir mesaj veriyor: 2026'nın ilk çeyreğinde Türkiye yatırım ekosistemindeki sıçramanın ana kaynağı klasik girişim sermayesi yatırımlarından ziyade şirket satın almaları oldu. Yabancı yatırımcı dağılımı ise daha da dikkat çekici. İlk çeyrekteki 42 işlemin 40'ında yerli yatırımcılar bulunmasına rağmen, ABD menşeli yatırımcılar yalnızca iki işlemle toplam işlem hacminin yaklaşık yüzde 90'ını oluşturdu. Yani 2025'te gördüğümüz eğilim 2026'da da devam ediyor: İşlem adedinde yerli sermaye, büyük işlem değerlerinde ise uluslararası sermaye öne çıkıyor.
Yabancı Sermaye Türkiye’ye Hangi Yollarla Geliyor?
Yabancı yatırım denildiğinde yalnızca yabancı bir şirketin Türkiye'de sıfırdan fabrika kurmasını veya yeni bir işletme açmasını düşünmemek gerekiyor. Sermayenin Türk şirketlerine ulaşabileceği farklı yollar bulunuyor. Bunlardan ilki yukarıda değindiğimiz şirket birleşme ve satın almalarıdır (Mergers & Acquisitions – M&A).
İkincisi özel sermaye yatırımlarıdır (Private Equity – PE). Bu modelde yatırım fonları genellikle belirli bir büyüklüğe ve kurumsal yapıya ulaşmış şirketlere ortak olur. Şirketin büyümesine, kurumsallaşmasına ve değerinin artırılmasına katkıda bulunarak belirli bir süre sonra yatırımlarından çıkmayı hedefler.
Üçüncüsü ise özellikle teknoloji ve girişimcilik dünyasında sıkça karşılaştığımız girişim sermayesidir (Venture Capital – VC). Girişim sermayesi fonları çoğunlukla daha erken aşamada bulunan ancak hızlı büyüme ve uluslararası ölçekte büyüme potansiyeli taşıyan şirketlere yatırım yapar. Bir başka ifadeyle yabancı sermaye Türkiye'ye tek bir kapıdan girmiyor. Kimi yatırımcı bir Türk şirketinin tamamını satın alıyor, kimi şirkete ortak oluyor, kimi büyüme sermayesi sağlıyor, kimi ise henüz yolun başındaki bir teknoloji girişiminin geleceğine yatırım yapıyor.
Küresel Sermaye Artık Daha Seçici
2026 verilerinde yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da dikkat çekici bir ayrışma bulunuyor.
PwC'nin 2026 yıl ortası küresel birleşme ve satın alma görünümüne göre, ilk beş aylık eğilim üzerinden hesaplanan yıllık işlem değerinin yaklaşık 4 trilyon dolara ulaşması öngörülürken, işlem sayısının yaklaşık 42 bine gerilemesi bekleniyor. 5 milyar doların üzerindeki mega işlemlerin toplam işlem değerindeki payı 2024'te yüzde 26 iken, 2025'te yüzde 39'a ve 2026'nın ilk döneminde yüzde 48'e yükselmiş durumda.
Bu rakamların arkasındaki mesaj önemli: Dünyada yatırım için sermaye var; ancak bu sermaye giderek daha seçici davranıyor. Ölçek, dayanıklılık, teknoloji, pazar gücü ve stratejik yetkinlik daha fazla önem kazanıyor. Yapay zekâ da sermayenin yönünü değiştiriyor. Artık yalnızca yapay zekâ şirketleri değil; veri merkezleri, enerji, elektrik altyapısı, bağlantı teknolojileri ve ileri üretim gibi yapay zekâ ekonomisinin büyümesini mümkün kılan sektörler de uluslararası yatırımcıların radarında. Dolayısıyla 2026'nın yatırım dünyasında teknoloji artık yalnızca ayrı bir sektör değil; çok sayıda sektörün gelecekteki değerini ve rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri haline geliyor.
İyi Şirket Olmak Yetmiyor: Yatırım Yapılabilir Şirket Olmak Gerekiyor
Türkiye'de uzun yıllardır başarılı şekilde faaliyet gösteren, güçlü cirolara ve önemli üretim kapasitesine sahip çok sayıda şirket bulunuyor. Ancak iyi şirket olmak ile uluslararası yatırımcı açısından yatırım yapılabilir şirket olmak her zaman aynı anlama gelmiyor. Bir yatırım sürecinde uluslararası yatırımcı şirketin yalnızca cirosuna veya bilançosundaki özkaynak büyüklüğüne bakmıyor; gelir kalitesini, borçluluğunu, müşteri ve tedarikçi yoğunlaşmasını, vergi ve hukuk yapısını, hissedarlık ilişkilerini, yönetim sistemlerini, işletme sermayesi ihtiyacını ve gelecek projeksiyonlarını ayrıntılı şekilde inceliyor.
Şirket birleşme ve satın almalarında kullanılan due diligence, yani finansal, vergisel, hukuki ve operasyonel durum tespiti süreci de tam olarak bunun için yapılıyor. Dolayısıyla yabancı yatırımcı arayışına çıkmadan önce Türk şirketlerinin kendilerini yatırımcı gözüyle değerlendirmeleri gerekiyor: Şirketin finansal tabloları uluslararası yatırımcı tarafından kolaylıkla okunabiliyor mu, EBITDA'nın ne kadarı sürdürülebilir, şirket kurucudan bağımsız çalışabilecek bir yönetim yapısına sahip mi, müşteri ve tedarikçi yoğunlaşması ne düzeyde, şirketin büyüme planı gerçekçi mi ve yeni sermaye şirkete girdiğinde nerede kullanılacak? Belki de en önemlisi, yatırımcıya anlatılan büyüme hikâyesi finansal rakamlarla doğrulanabiliyor mu? Bu soruların cevapları yalnızca yatırımcının yatırım kararını değil, şirketin değerlemesini ve yatırım sürecinde oluşabilecek pazarlık gücünü de doğrudan etkiliyor.
Londra Neden Türkiye İçin Bir Yatırımcı Köprüsü?
Londra'yı yalnızca Birleşik Krallık'ın finans merkezi olarak değerlendirmek eksik olur. Londra aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinden sermayenin, yatırım bankalarının, özel sermaye ve girişim sermayesi fonlarının, family office'lerin, varlık yöneticilerinin, sigorta şirketlerinin, hukuk firmalarının ve kurumsal yatırımcıların bir araya geldiği küresel bir finans ekosistemidir. Bu nedenle Türkiye ile Londra arasında kurulabilecek yatırım köprüsünü yalnızca “İngiliz yatırımcı Türkiye'ye yatırım yapsın” şeklinde okumamak gerekiyor. Asıl fırsat bundan daha geniş.
Londra üzerinden Türkiye'deki doğru şirketleri Avrupa, Kuzey Amerika, Körfez ve Asya merkezli uluslararası sermayeyle buluşturabilmek mümkün. Burada mesele yalnızca sermayeye ulaşmak da değil.
- Doğru yatırımcıyı bulmak.
- Doğru finansal yapıyı kurmak.
- Şirketi yatırım sürecine hazırlamak.
- Gerçekçi bir değerleme oluşturmak.
- Uluslararası standartlarda yatırım dokümantasyonu hazırlamak.
- Doğru yatırım hikâyesini doğru sermaye grubuna anlatmak gerekiyor.
Çünkü şirket birleşme ve satın almalarında mesele çoğu zaman yalnızca bir şirketi satmak değildir. Doğru şirketi, doğru yatırımcıyla, doğru zamanda ve doğru değerleme üzerinden buluşturabilmektir.
Asıl Mesele: Yabancı Sermayenin Aradığı Şirket Olabilmek
2025 ve 2026 verilerini birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza oldukça net bir tablo çıkıyor: Türkiye'de şirket birleşme ve satın alma piyasası yeniden hareketlenirken girişimcilik ekosistemi de yatırım üretmeye devam ediyor; oyun, yapay zekâ, finansal teknolojiler, yazılım, sağlık teknolojileri ve dijital iş modelleri uluslararası sermayenin radarında yer alıyor. Yabancı yatırımcılar işlem adedi açısından yerli yatırımcılara kıyasla daha sınırlı görünse de özellikle büyük ölçekli işlemlerde çok daha belirleyici bir rol oynuyor. Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı, girişimcilik kültürü, yetişmiş insan kaynağı, ihracat kapasitesi, teknoloji şirketleri ve Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika arasındaki stratejik konumu önemli bir yatırım hikâyesi oluşturuyor. Ancak küresel sermaye piyasalarının 2026'da verdiği bir başka mesaj daha var: Sermaye artık daha seçici. Dünyada yatırım yapacak sermaye bulunuyor ancak bu sermaye her şirkete yönelmiyor; ölçeklenebilir, finansal olarak şeffaf, güçlü nakit akışı üreten, teknolojiyi doğru kullanan, kurumsal yapısı gelişmiş ve uluslararası büyüme potansiyeli taşıyan şirketleri tercih ediyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin önündeki asıl mesele dünyada yatırım yapacak sermayenin bulunup bulunmaması değil; Türkiye'deki doğru şirketleri uluslararası yatırım standartlarına hazırlamak, bu şirketlerin gerçek değerini ve büyüme potansiyelini doğru anlatmak ve onları doğru sermayeyle buluşturabilmek. Londra'nın Türkiye açısından taşıdığı stratejik değer de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Türkiye'nin üretim, teknoloji ve girişimcilik kapasitesi ile Londra'nın küresel sermaye ve finans ağı arasında kurulabilecek güçlü bir yatırım köprüsü; yalnızca şirket satışlarını değil, yeni stratejik ortaklıkları, uluslararası büyümeyi, teknoloji ve bilgi transferini ve uzun vadeli yatırımları da beraberinde getirebilir. Önümüzdeki dönemin kazananları yalnızca sermaye arayan şirketler değil; küresel sermayenin aradığı şirketler olacak.