İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
Köşe Yazarı
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
 

RAMAZAN’DA PAYLAŞMAK: BİR AYLIK HEYECAN MI, 12 AYA YAYILAN BİR ŞUUR MU?

Ramazan geldiğinde şehirlerin ritmi değişir. Sofralar büyür, kalpler yumuşar, yardımlaşma kampanyaları artar. Ancak asıl soru şudur: Ramazan’da artan bu paylaşma ruhu, neden sadece bir aya sığsın? Oysa Ramazan, Müslümanlara bir aylık bir duygu yoğunluğu değil; on iki aya yayılan bir bilinç, bir ahlâk ve bir hayat disiplini kazandırmak için vardır. Oruç Aç Kalmak Değil, Hâl Anlamaktır Yüce Allah, orucun farz kılınış gayesini açıkça beyan eder: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.” (Bakara Suresi, 2/183) Bu ayet, orucun amacının sadece açlık ve susuzluk olmadığını ortaya koyar. Hedef takvadır; yani Allah’a karşı bilinç, sorumluluk ve derin bir farkındalık hâli. Gün boyu aç kalmak, nefsin sınırlarını görmeyi sağlar; fakat asıl kazanım, kalbin terbiye edilmesidir. Açlığı tatmak, yoksulun hâlini anlamaya açılan bir kapıdır. Bir gün boyunca susuz kalan insan, suya erişemeyenlerin dramını daha iyi kavrar. İşte bu empati, orucun toplumsal boyutudur. Oruç, bireysel bir ibadet olmanın ötesinde, sosyal adalet duygusunu besleyen çok yönlü bir kulluk hâlidir. Paylaşmak: İmanın Pratiği Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Bu hadis, paylaşmanın Ramazan’la sınırlı olmadığını gösterir. İslam’da yardım, kampanyalara bağlı bir refleks değil; imanın doğal sonucudur. Ramazan ise bu bilinci tazeleme mevsimidir. Bir başka hadis-i şerifte: “Oruç bir kalkandır.” buyurulur. Bu kalkan, sadece günah ve kötülüklere karşı değil; bencilliğe, duyarsızlığa ve kalp katılığına karşı da bir siperdir. Oruç tutan kişi, elini tutmayı, dilini tutmayı, kalbini arındırmayı öğrenir. Bu eğitim, Ramazan’dan sonra da devam etmelidir. Ramazan’ın Ruhu: Maddi ve Manevi Arınma Ramazan ayında verilen zekâtlar, fitreler ve sadakalar; toplumun en kırılgan kesimlerine can suyu olur. Ancak bu yardımların kalıcı bir sosyal sorumluluğa dönüşmesi gerekir. Eğer paylaşma sadece iftar sofralarında hatırlanıyorsa, Ramazan’ın ruhu tam anlamıyla kavranmamış demektir. Oruç; Bedeni sabra, Nefsi terbiye etmeye, Kalbi merhamete, Eli cömertliğe alıştırır. Bu yönüyle oruç, hem bireysel hem toplumsal bir dönüşüm ibadetidir. Maddi sonucu; infak ve dayanışmadır.Manevi sonucu; kalpteki kibir ve bencilliğin erimesidir.   Bir Ay Değil, On İki Ay Ramazan, bir başlangıçtır. Paylaşmayı öğretir, merhameti hatırlatır, insanı insana yaklaştırır. Ancak asıl imtihan, Ramazan sonrasında başlar. Sofralar küçüldüğünde kalpler de küçülüyorsa, Ramazan sadece takvimde kalmış demektir. Oysa gerçek Ramazan; Yetimin başını okşamayı, Komşunun ihtiyacını gözetmeyi, Çalışanın hakkını zamanında vermeyi, Kalp kırmamayı on iki aya yayabilmektir. Ramazan, açlığın değil; anlayışın ayıdır. Susuzluğun değil; şükrün ayıdır. Yoksunluğun değil; paylaşmanın ayıdır. Ve en önemlisi, Ramazan Müslüman’a şunu öğretir: Bir lokma ekmek bölündüğünde azalmaz; çoğalır. Bir iyilik paylaşıldığında eksilmez; bereketlenir. Eğer Ramazan’ın ruhunu anlayabilirsek, paylaşmak bir ayın heyecanı değil; bir ömrün karakteri olur.
Ekleme Tarihi: 21 Şubat 2026 -Cumartesi
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)

RAMAZAN’DA PAYLAŞMAK: BİR AYLIK HEYECAN MI, 12 AYA YAYILAN BİR ŞUUR MU?

Ramazan geldiğinde şehirlerin ritmi değişir. Sofralar büyür, kalpler yumuşar, yardımlaşma kampanyaları artar. Ancak asıl soru şudur: Ramazan’da artan bu paylaşma ruhu, neden sadece bir aya sığsın? Oysa Ramazan, Müslümanlara bir aylık bir duygu yoğunluğu değil; on iki aya yayılan bir bilinç, bir ahlâk ve bir hayat disiplini kazandırmak için vardır.


Oruç Aç Kalmak Değil, Hâl Anlamaktır

Yüce Allah, orucun farz kılınış gayesini açıkça beyan eder:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz.”
(Bakara Suresi, 2/183)


Bu ayet, orucun amacının sadece açlık ve susuzluk olmadığını ortaya koyar. Hedef takvadır; yani Allah’a karşı bilinç, sorumluluk ve derin bir farkındalık hâli. Gün boyu aç kalmak, nefsin sınırlarını görmeyi sağlar; fakat asıl kazanım, kalbin terbiye edilmesidir.


Açlığı tatmak, yoksulun hâlini anlamaya açılan bir kapıdır. Bir gün boyunca susuz kalan insan, suya erişemeyenlerin dramını daha iyi kavrar. İşte bu empati, orucun toplumsal boyutudur. Oruç, bireysel bir ibadet olmanın ötesinde, sosyal adalet duygusunu besleyen çok yönlü bir kulluk hâlidir.


Paylaşmak: İmanın Pratiği

Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”
Bu hadis, paylaşmanın Ramazan’la sınırlı olmadığını gösterir. İslam’da yardım, kampanyalara bağlı bir refleks değil; imanın doğal sonucudur. Ramazan ise bu bilinci tazeleme mevsimidir.

Bir başka hadis-i şerifte: “Oruç bir kalkandır.” buyurulur.

Bu kalkan, sadece günah ve kötülüklere karşı değil; bencilliğe, duyarsızlığa ve kalp katılığına karşı da bir siperdir. Oruç tutan kişi, elini tutmayı, dilini tutmayı, kalbini arındırmayı öğrenir. Bu eğitim, Ramazan’dan sonra da devam etmelidir.


Ramazan’ın Ruhu: Maddi ve Manevi Arınma

Ramazan ayında verilen zekâtlar, fitreler ve sadakalar; toplumun en kırılgan kesimlerine can suyu olur. Ancak bu yardımların kalıcı bir sosyal sorumluluğa dönüşmesi gerekir.

Eğer paylaşma sadece iftar sofralarında hatırlanıyorsa, Ramazan’ın ruhu tam anlamıyla kavranmamış demektir.


Oruç;
Bedeni sabra,
Nefsi terbiye etmeye,
Kalbi merhamete,
Eli cömertliğe alıştırır.

Bu yönüyle oruç, hem bireysel hem toplumsal bir dönüşüm ibadetidir. Maddi sonucu; infak ve dayanışmadır.Manevi sonucu; kalpteki kibir ve bencilliğin erimesidir.

 

Bir Ay Değil, On İki Ay

Ramazan, bir başlangıçtır. Paylaşmayı öğretir, merhameti hatırlatır, insanı insana yaklaştırır. Ancak asıl imtihan, Ramazan sonrasında başlar. Sofralar küçüldüğünde kalpler de küçülüyorsa, Ramazan sadece takvimde kalmış demektir.


Oysa gerçek Ramazan; Yetimin başını okşamayı,
Komşunun ihtiyacını gözetmeyi,
Çalışanın hakkını zamanında vermeyi,
Kalp kırmamayı on iki aya yayabilmektir.


Ramazan, açlığın değil; anlayışın ayıdır. Susuzluğun değil; şükrün ayıdır. Yoksunluğun değil; paylaşmanın ayıdır.
Ve en önemlisi, Ramazan Müslüman’a şunu öğretir:
Bir lokma ekmek bölündüğünde azalmaz; çoğalır.
Bir iyilik paylaşıldığında eksilmez; bereketlenir.

Eğer Ramazan’ın ruhunu anlayabilirsek, paylaşmak bir ayın heyecanı değil; bir ömrün karakteri olur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.