Çin, Rusya, Pakistan ve Türkiye’nin Konuşulduğu Masada Avrupa Neden Yok?
Düşünüyorum da… Bazen bir savaşın kendisinden daha ilginç olan şey, o savaşı kimin durdurduğu değil midir?
ABD, İsrail ve İran hattında konuşulan ateşkes etrafında dolaşan ülkelere baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor: Çin, Rusya, Pakistan ve Türkiye konuşuluyor. Peki ama dikkat çekici olan başka bir şey yok mu? AVRUPA NEREDE?
Yüzyıllar boyunca küresel diplomasinin merkezinde bulunan Avrupa ülkeleri bu kritik denklemde neden görünür değil? Daha da sarsıcı bir soru sorayım: Bu durum yalnızca geçici bir diplomatik tesadüf mü, yoksa dünya düzeninde sessiz bir güç kaymasının işareti olabilir mi?
Ateşkes mi Yoksa Yeni Güç Dengelerinin İlk Testi mi?
Ortadoğu’da konuşulan ateşkes yalnızca bir çatışmayı durdurma girişimi mi? Yoksa aynı zamanda yeni bir güvenlik mimarisinin provası mı yapılıyor? Çünkü masadaki aktörlere baktığımızda klasik tablo değişmiş görünüyor. ABD ve İsrail doğrudan taraf olarak sahnede ancak arka planda farklı bir hat beliriyor: Çin, Rusya, Pakistan ve Türkiye...
Peki bu ülkelerin aynı anda konuşulması bize ne anlatıyor olabilir? Yeni bir çok taraflı güvenlik mekanizması mı doğuyor? Yoksa görece büyük güçler sadece yeni bir denge arayışı mı yürütüyor?
Avrupa Neden Masanın Dışında Kaldı?
İşte belki de en kritik soru bu. Avrupa neden bu denklemde görünür değil? Fransa, Almanya, İtalya veya Avrupa Birliği kurumları neden bu diplomatik hattın merkezinde yer almıyor ya da alamıyor? Acaba bunun nedeni Avrupa’nın askeri kapasitesinin sınırlı olması mı? Yoksa Avrupa’nın stratejik karar mekanizmalarının hâlâ Washington’a bağımlı olması mı? Ya da daha rahatsız edici bir ihtimal mi söz konusu? Sizce Avrupa artık küresel krizleri çözebilen bir güç olarak görülmüyor olabilir mi?
ABD ve İngiltere Avrupa’yı Bilinçli Olarak Dışlıyor Olabilir mi?
Burada akla başka bir soru geliyor. Son yıllarda ABD ve İngiltere hangi güvenlik bloklarını kurdu? QUAD ve AUKUS...
Bu iki ittifaka baktığımızda dikkat çeken bir şey var. Avrupa neredeyse tamamen dışarıda. QUAD içinde ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya var. AUKUS içinde ise ABD, İngiltere ve Avustralya bulunuyor. Peki Avrupa neden bu yapıların merkezinde değil? Acaba Washington ve Londra küresel güvenlik mimarisini yeniden kurarken Avrupa’yı stratejik olarak ikinci plana mı itiyor?
QUAD ve AUKUS Gerçekten Yeni İttifaklar mı?
QUAD ve AUKUS ortaya çıktığında birçok analist bunları yeni küresel ittifakların temeli olarak görmüştü ancak aradan geçen zaman bazı soruları da beraberinde getirdi. QUAD gerçekten askeri bir ittifak mı? Yoksa Çin’i çevrelemeye yönelik esnek bir koordinasyon mekanizması mı? AUKUS ise gerçekten güçlü bir savunma bloğu mu? Yoksa yalnızca Anglo-Sakson güvenlik hattının yeniden inşası mı?
Ve daha kritik bir soru sorayım: Bu yapıların sahada gerçek bir kriz yönetme kapasitesi var mı?
QUAD ve AUKUS Gerçekten Çöküyor mu?
Son krizler bize ilginç bir tablo göstermiyor mu? Ortadoğu’daki gerilimde QUAD neredeydi? AUKUS neden bu denklemde görünmedi? Bu ittifaklar büyük bir kriz anında sahaya inemiyorsa gerçekten küresel bir güvenlik sistemi sayılabilir mi? Yoksa bu yapılar en başından beri yalnızca belirli coğrafyalar için tasarlanmış sınırlı bloklar mı? Belki de şu soruyu sormam gerekiyor: QUAD ve AUKUS küresel güvenliği sağlamak için mi kuruldu yoksa yalnızca Çin’i dengelemek için mi?
Avrupa’nın ABD, İngiltere ve İsrail Politikalarına Tepkisi Artıyor mu?
Son dönemde Avrupa kamuoyunda ortaya çıkan tepkilere bakınca insan ister istemez şu soruları soruyor: Avrupa toplumları ABD ve İsrail politikalarına giderek daha eleştirel bir yaklaşım mı geliştiriyor? Filistin meselesi üzerinden yükselen protestolar bazı Avrupa hükümetlerinin daha temkinli açıklamaları ve diplomatik mesafe arayışları…
Acaba Avrupa ile Anglo-Amerikan stratejisi arasında sessiz bir gerilim mi oluşuyor? Yoksa bu yalnızca geçici bir politik dalgalanma mı? Ya da dışlanan Avrupa ülkeleri intikam mı alıyor?
Türkiye ve Pakistan Neden Öne Çıkıyor?
Belki de en dikkat çekici gelişmelerden biri de şu: Bu kriz diplomasi hattında Türkiye ve Pakistan isimleri giderek daha fazla duyuluyor. Peki Neden?
Bu iki ülke farklı bloklarla aynı anda konuşabilen nadir aktörler olduğu için mi? Yoksa yeni dünya düzeninde bölgesel ara bulucu devletler mi ortaya çıkıyor?
Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ve Çin ile konuşabiliyor. Pakistan ise hem Çin ile güçlü bağlara sahip hem de Batı ile temas kurabiliyor.
Acaba yeni dönemin diplomasisi tam da bu tür ülkeler üzerinden mi işleyecek?
Çin ve Rusya Gerçekten Garantör Olmak İster mi?
Bir başka önemli soru da şu olabilir: Çin ve Rusya gerçekten böyle bir kriz için garantörlük üstlenmek ister mi ya da olursa söz konusu garöntörlüğün içeriği nasıl olur? Ayrıca garantör olmak yalnızca diplomatik prestij anlamına mı gelir? Yoksa aynı zamanda büyük bir stratejik risk midir? Ve bu kriz çözülemezse garantör olan ülkelerin itibarı zarar görmez mi ya da ne şekilde görür?
Belki de Pekin ve Moskova bu nedenle doğrudan garantör olmaktan çok dengeleyici güç rolünü tercih etmek isteyecek ya da garöntörlüğün içeriğiyle oynayacak veya bildiğimiz garantörlük kapsamında garöntör olacaklar burası henüz netleşmiş değil.
Yeni Dünya Düzeni Sessizce mi Kuruluyor?
Bütün bu soruları bir araya getirdiğimde ortaya ilginç bir ihtimal çıkıyor.
Dünya gerçekten çok kutuplu bir düzene mi gidiyor? Yoksa yalnızca yeni güç merkezlerinin ortaya çıktığı daha karmaşık bir mimari mi oluşuyor? Düşünün; Avrupa’nın etkisinin azalması, Anglo-Sakson güvenlik hatlarının yeniden kurulması, Asya güçlerinin diplomatik etkisinin artması ve Türkiye gibi ülkelerin ara bulucu rolünün güçlenmesi…
Bütün bunlar bir araya geldiğinde insanın aklına şu soru gelmez mi?
Belki de yeni dünya düzeni büyük savaşlarla değil, büyük diplomatik denklemlerle kuruluyordur ve belki de asıl soru şudur: Bugün konuşulan ateşkes gerçekten bir savaşın sonu mu? Yoksa yeni bir küresel güç mimarisinin ilk sessiz provası mı?
Bence düşünmeye değer...