ABD'nin İsrail'le İstihbarat Yasası Tartışması Bize Ne Anlatıyor?
Bazı haberler vardır; görünen kısmı günlük siyasetin sığ sularında tartışılır, görünmeyen kısmı ise küresel geleceği şekillendirir.
ABD Senatosu'nda gündeme gelen ve Başkan’ın İsrail ile istihbarat paylaşımını azaltmasını ya da kesmesini yasal olarak zorlaştıran düzenleme, bana göre tam olarak böyle bir kırılma noktasıdır.
Medyaya ve kitlelere baktığınızda, çoğunluk meseleyi şu klişe soru üzerinden tüketiyor: "ABD neden İsrail'e bu kadar koşulsuz destek veriyor?"
Bana göre asıl soru bu değildir. Jeopolitiğin rasyonel dilini konuşmak istiyorsak, sormamız gereken asıl soru şudur: Bir görece süper güç, başka bir devletle olan ilişkisini neden sıradan bir dış politika tercihi olmaktan çıkarıp, kendi başkanının bile elini kolunu bağlayacak şekilde hukuki bir zırha büründürmek ister?
Ve kanımca burada konuşulan asıl şey yalnızca bir bilgi alışverişi değildir, benim gördüğüm geleceğe duyulan derin bir güvensizliğin ve o geleceği yasa zoruyla garanti altına alma çabasının dışa vurumudur.
Bugün İçin Mi, Yarın İçin Mi?
Bakın devletler günü kurtarmak için kalıcı yasalar çıkarmaz. Yasalar, yarının belirsizliğini yönetmek ve bugünün elitlerinin iradesini geleceğe dayatmak için çıkarılır...
Bugün Beyaz Saray'da İsrail'in her hamlesine yeşil ışık yakan bir başkan olabilir...
Yarın olmayabilir...
Bugün Kongre koridorlarında sarsılmaz bir destek rüzgârı esebilir...
Yarın o rüzgâr tersine dönebilir...
Bugün ABD’de hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını çıplak gözle görebiliyoruz. Amerikan üniversitelerinden yükselen itiraz dalgası, genç jenerasyonun Washington’un geleneksel Orta Doğu reflekslerine karşı büyüyen tepkisi ve Demokrat Parti içindeki sol kanadın çatlak sesleri, yerleşik nizamı ürkütüyor. Statüko, Amerikan kamuoyundaki bu sosyolojik değişimin ve demografik dönüşümün de farkında...
İşte bir ilişkiyi yasa ile koruma altına aldığınızda, o ilişkiyi tam da bu toplumsal dalgalanmalardan, yaklaşan sosyolojik fırtınalardan ve günlük siyasetin kontrolsüz rüzgârlarından korumuş olursunuz ya da koruduğunuzu sanırsınız. Benim gördüğüm ilk katman budur...
Ayrıca bu düzenleme yalnızca bugünün başkanını değil, Amerikan toplumunun değişen çehresine göre şekillenecek gelecekteki başkanları da bağlama, onların iradesini daha şimdiden ipotek altına alma girişimi olsa da gerek İsrail’in gerek İsrail lobisinin ve Mossad’ın kaçırdığı şey bu tür girişimlerin sosyolojik kırılmaları tetikleyeceği, Rusya ve Çin başta olmak üzere bir çok ülkenin Amerikan halkını konsolide etme girişimlerinde bunu kullanacak olmasıdır... ( sosyal medya operasyonları, propaganda ağları, üniversite kampüsleri, alternatif medya )
İstihbarat Mı, Rehin Alma Mekanizması Mı?
Tasarının satır aralarına bakıldığında asıl dikkat çeken şey, paylaşımın artırılmasından ziyade, "azaltılmasının zorlaştırılmasıdır."
Aslında bu ayrıntı stratejik açıdan hayati bir önem taşıyor. Çünkü bazen bir düzenlemenin amacı müttefikinize yeni bir kapı açmak değil, müttefikinizin canı istediğinde o kapıyı yüzünüze kapatmasını engellemektir...
Geçmişte ABD, İsrail’in Washington’un küresel çıkarlarıyla çelişen aşırı hamlelerini dizginlemek için her zaman örtülü bir enstrümana sahipti: Bilgi musluğunu kısmak veya askeri yardımları askıya alma tehdidinde bulunmak... Bunu geçmişte bazı Amerikan başkanlarının yaptığı gibi ya da yakın tarihte sivil kayıplar argümanıyla bazı mühimmatların sevkiyatında yaşanan duraksamalar gibi düşünebilirsiniz...
İşte bu tasarı, ABD'nin elindeki o en kritik fren mekanizmasını, yani "istihbarat musluğunu" kapatma yetkisini başkanın elinden görece alıyor. Bu yönüyle ben bu tartışmayı bir teknik istihbarat meselesinden çok, İsrail adına dizayn edilmiş bir jeopolitik sigorta poliçesi olarak görüyorum. Amaç, ABD’nin olası bir eksen değişikliğinde veya rasyonel bir geri çekilme arzusunda, Washington’un elini kolunu bağlayabilmektir...
Asıl Savaş Bilgide Mi?
Tarih boyunca altın, petrol, su ve toprak için büyük savaşlar yapıldı bu bir gerçek...
Bugün ise küresel ekosistemin en değerli, en akışkan kaynağı bilgidir.
Bilgi; ordudan önce gelir.
Diplomasiden önce gelir.
Ekonomiden önce gelir.
Çünkü doğru bilgiye, doğru zamanda sahip olan, diğer tüm alanlarda mutlak bir asimetrik avantaj elde eder.
ABD ile İsrail arasındaki istihbarat ilişkisi de her zaman iki yönlü ama asimetrik olmuştur...
ABD küresel teknolojik ağı, uydu yetenekleri ve sinyal istihbaratı ile büyük resmi çizerken; İsrail sahada, Orta Doğu’nun kılcal damarlarında beşeri istihbarat sağlar.
Bu nedenle istihbarat paylaşımının yasayla mekanikleştirilmesi sıradan bir bürokratik işlem değildir; bir devletin geleceği görme ve dünyayı kendi çıkarlarına göre manipüle etme kapasitesinin diğerine kalıcı olarak devredilmesidir. Peki sürdürülebilir mi? Bence sürdürülebilir değildir... Bunun yasalaşması durumunda Amerikan halkında İsrail karşıtlığı artacak ve Amerika’nın görece bağımsızlığı tartışma konusu olacaktır... Gerek NATO içerisinde gerek NATO dışında ABD ile istihbarat paylaşımında bulunan ülkeler daha kontrollü olacak, zaten sarsılmış olan görece güven duygusu rafa kaldırılacak, ülkeler mış gibi yapmayı tercih edecektir...
Lobiler Ne İster?
Burada analitik bir es verip çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü "lobi" kavramı bizim gibi toplumlarda çoğu zaman ucuz komplo teorileriyle, gizemli yeraltı örgütleriyle karıştırılır.
Oysa Washington’ın kurumsal gerçeğinde lobicilik, yasal ve rasyonel bir sektördür. Orada yüzlerce lobi vardır; silah üreticileri, enerji devleri, teknoloji şirketleri, sendikalar ve etnik gruplar... İsrail yanlısı lobi kuruluşları da (örneğin AIPAC gibi yapılar) bu kapitalist ve kurumsal sistemin en organize, en agresif parçalarından biridir.
Peki bu lobiler ne ister? Gizli bir dünya devleti kurmak mı? Hayır, çok daha rasyonel ve dünyevi bir amaçları var: ABD-İsrail ilişkisini, yönetim ve aktör değişikliklerinden etkilenmeyecek kadar "kurumsallaştırmak."...
Siyasetçiler değişir, partiler değişir, toplumsal eğilimler erir veya dönüşür. Fakat kurumsallaşmış, yasalarla tahkim edilmiş yapılar çok daha uzun ömürlüdür. Lobinin başarısı, inanç aşılama gücünde değil; Amerikan devlet mekanizmasının içine yasal bariyerler örme kabiliyetinde gizlidir.
Güvenlik Mi, Süreklilik Mi, Algı Mı?
Bu hamlenin arkasındaki motivasyonu tek bir nedene indirgemek büyük bir analitik hata olur. Karşımızda çok katmanlı bir yapı var aslında...
Birinci Katman (Güvenlik): İsrail, küçük bir coğrafyada, “asimetrik tehditlerin” ortasında yaşıyor. “Varoluşsal kaygılarla”, dünyanın en büyük istihbarat havuzuna kesintisiz erişim sağlamak istiyor. Bu görece rasyoneldir...
İkinci Katman (Süreklilik): Devletler bazen sadece anlık yardım istemezler; o yardımın yarın da orada olacağından emin olmak isterler. Bu tasarı, yardımın kendisinden ziyade, "sürekliliğin garantisidir."
Üçüncü Katman (Algı Yönetimi): Yasalar sadece hukuk üretmez, ayrıca küresel algı üretir. Bu tasarı yasalaşsa da yasalaşmasa da dünyaya şu net mesaj verilmektedir: "ABD ile İsrail arasındaki ittifak, konjonktürel bir hükümet tercihi değil, devletin yapısal kodudur." Bu mesaj dostlara güven verirken, rakiplere de sınırlarını hatırlatır.
Zihinsel Egemenlik Nerede Başlar?
Benim için meselenin en can alıcı, en hayati kısmı burasıdır.
Bir haberi okurken hemen heyecanla taraf seçmek, slogana sarılmak ya da topyekûn reddetmek en kolay yoldur. Kitleler bunu yapar. Zor olan ve entelektüel çaba gerektiren şey ise haberi cerrahi bir titizlikle analiz etmektir.
Birileri çıkıp "Bu tamamen iki müttefik arasındaki normal bir prosedürdür" diyecek kadar saf bir teslimiyet içinde. Diğerleri ise "Her şeyi gizli bir el yönetiyor" sığlığında bir komplo teorisine sığınmış durumda.
Oysa zihinsel egemenlik, bu iki ucuz kutbun tam arasında, o gri alanda başlar ve elbette doğru sorularla başlar: Neden şimdi? Neden bu yöntem? Neden diplomatik bir mutabakat zaptı değil de bağlayıcı bir yasa? Kim kazanıyor? Kim elindeki kozu kaybediyor? Mesajı kim veriyor, kim almak zorunda kalıyor?
Bu soruları sormadan, o masadaki güç dengelerini görmeden yapılan her yorum, rüzgârda savrulan bir yapraktan farksızdır.
Son Soru
Bütün bunların ışığında, zihnimi kurcalayan ve bizi asıl gerçeğe götürecek olan o son soruyu sormak istiyorum: Eğer bir ilişkiyi korumak için, bir ülkenin hukuk sistemine acil durum bariyerleri kurmaya, apar topar yasalar çıkartmaya ihtiyaç duyuyorsanız; acaba gelecekte o ilişkinin derinden sorgulanacağından, hatta tamamen kopabileceğinden mi endişe ediyorsunuz? Ne dersiniz İsrail’in gerçek korkusu bu olabilir mi?
Demem o ki; BAZEN BİR DEVLETİN NEYİ GÜÇLENDİRMEK İSTEDİĞİNE DEĞİL, KENDİSİNİ NEDEN O ŞEYİ GÜÇLENDİRMEK ZORUNDA HİSSETTİĞİNE BAKMAK GEREKİR. Çünkü bazı yasalar bugünün gücünü anlatır, bazıları ise geleceğe duyulan o büyük, saklanamayan kaygıyı...
Ve bazen bir yasa tasarısı, içinde yazan maddelerden çok, yazılmasını zorunlu kılan o derin korkuyla tarihî bir belgeye dönüşür.