Aslıhan Toksoy
Köşe Yazarı
Aslıhan Toksoy
 

YERİNDEN EDİLEN BİR DÜNYA: MÜLTECİLİK ARTIK İSTİSNA DEĞİL, ÇAĞIMIZIN GERÇEĞİ

Her yıl 20 Haziran’da kutlanan Dünya Mülteciler Günü, yalnızca sınırları aşmak zorunda kalan insanların hikâyelerini hatırlamak için değil; insanlığın vicdan muhasebesini yapmak için de önemli bir fırsat sunuyor.   Bugün dünyada milyonlarca insan savaşlardan, işgallerden, siyasi baskılardan, etnik ayrımcılıktan, iklim krizlerinden ve ekonomik çöküşlerden kaçarak hayatta kalmaya çalışıyor. Evini, mahallesini, okulunu, işini ve çoğu zaman sevdiklerini geride bırakan insanlar için mültecilik bir tercih değil; hayatta kalabilmenin son yolu.   Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) 2025 Küresel Eğilimler Raporu’na göre dünya genelinde zorla yerinden edilen insan sayısı 117,8 milyona ulaştı. Bu rakam, dünya üzerinde yaşayan her 70 kişiden birinin evini terk etmek zorunda kaldığı anlamına geliyor. İnsanlık tarihi boyunca görülmemiş boyutlara ulaşan bu tablo, küresel sistemin çözmekte başarısız olduğu derin krizlerin bir yansıması olarak karşımızda duruyor.    Bugün 41,6 milyon insan mülteci statüsünde yaşamını sürdürürken, 68,6 milyon kişi kendi ülkesi içerisinde yerinden edilmiş durumda bulunuyor. Yaklaşık 9 milyon insan ise sığınma başvurularının sonuçlanmasını bekliyor. Bu rakamlar yalnızca istatistik değil; her biri yarım kalmış hayatların, bölünmüş ailelerin ve ertelenmiş hayallerin ifadesi.      En Büyük Bedeli Çocuklar Ödüyor   Mültecilik krizinin en ağır yükünü çocuklar taşıyor. UNICEF verilerine göre dünyada yerinden edilen çocuk sayısı 48,8 milyona ulaştı. Son on dört yılda bu sayı neredeyse üç kat arttı. Milyonlarca çocuk eğitim hakkından mahrum kalırken, binlercesi sağlık hizmetlerine ulaşamıyor, güvenli barınma imkanından yoksun şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Savaşların ve zorunlu göçlerin ortasında büyüyen çocuklar, çocukluklarını yaşayamadan yetişkin sorumluluklarıyla karşı karşıya kalıyor.   Bir çocuğun oyuncağını geride bırakması, okul sırasını bir daha görememesi ya da annesinin elini tutarak bilinmezliğe doğru yürümesi; rakamlarla ölçülemeyecek kadar ağır bir insanlık dramıdır.   Sudan’dan Gazze’ye, Suriye’den Myanmar’a Uzanan Acı Coğrafya   Bugün dünyanın en büyük yerinden edilme krizlerinden biri Sudan’da yaşanıyor. Ülkede milyonlarca insan çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sudan, son yılların en büyük insani felaketlerinden birine dönüşmüş durumda.    Suriye’de ise savaşın başlamasının üzerinden on yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen milyonlarca insan hâlâ evlerine güvenli şekilde dönemiyor. Afganistan, Myanmar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Filistin’de yaşanan krizler de milyonlarca insanı göçe zorlamaya devam ediyor.    Özellikle Gazze’de yaşananlar, zorunlu göç kavramının ne kadar acımasız boyutlara ulaşabileceğini bir kez daha gösterdi. Evler, okullar, hastaneler ve mülteci kampları hedef alınırken yüz binlerce insan defalarca yer değiştirmek zorunda bırakıldı. Güvenli bölge olarak gösterilen alanların dahi saldırılara maruz kalması, mültecilerin ve yerinden edilen sivillerin korunması konusundaki uluslararası mekanizmaların yetersizliğini gözler önüne serdi.   Sayılar Azalıyor Gibi Görünse de Kriz Bitmedi   UNHCR verileri 2025 yılında zorla yerinden edilen kişi sayısında son on yılın ilk düşüşünün yaşandığını gösteriyor. Ancak uzmanlar bu durumun dünyanın daha güvenli hale gelmesinden kaynaklanmadığını vurguluyor. Milyonlarca insan, güvenli koşullar oluşmadan ülkelerine dönmek zorunda kaldı. Özellikle Afganistan, Suriye ve Sudan’da gerçekleşen dönüşlerin önemli bir kısmı yoksulluk, siyasi baskılar veya sınır dışı edilme korkusu nedeniyle gerçekleşti.    Bir insanın evine dönmesi, yalnızca fiziksel olarak sınırı geçmesiyle mümkün değildir. Güvenlik, eğitim, sağlık, istihdam ve temel yaşam koşulları sağlanmadığı sürece geri dönüşler kalıcı çözüm anlamına gelmez.   Mülteciler Yardım Değil Adalet Bekliyor   Dünya Mülteciler Günü’nde üzerinde durulması gereken en önemli gerçeklerden biri de budur: Mülteciler yalnızca yardım beklemiyor.   Onlar güvenlik istiyor.   Adalet istiyor.   İnsan onuruna yakışır yaşam koşulları istiyor.   Çocuklarının geleceğe umutla bakabilmesini istiyor.   Bugün dünyanın birçok yerinde mülteciler siyasi tartışmaların konusu haline getirilirken, unutulmaması gereken gerçek şudur: Hiç kimse keyfinden mülteci olmaz. İnsanlar evlerini, mezarlarını, anılarını ve hayatlarını geride bırakıp bilinmeze doğru yürümeyi tercih etmez.   Dünya Mülteciler Günü, yalnızca mültecileri anma günü değildir. Bu gün; savaşları durduramayanların, işgallere sessiz kalanların, insan hakları ihlallerine göz yumanların ve milyonlarca insanı yersiz yurtsuz bırakan küresel sistemin sorgulanması gereken bir gündür.   Çünkü mültecilik, birkaç ülkenin değil; insanlığın ortak meselesidir.   Ve dünyanın herhangi bir yerinde bir insan evini terk etmek zorunda kalıyorsa, aslında hepimiz biraz daha yerimizden edilmiş sayılırız.   Kaynakça   • UNHCR Global Trends 2025 Report⁠ • UNHCR Global Trends Overview⁠ • UNHCR Global Trends Statistics⁠ • United Nations – World Refugee Day⁠ • UNICEF Child Displacement Data⁠ • Reuters – UNHCR 2026 Global Trends Analysis⁠ • Associated Press – Global Displacement Figures 2026⁠
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2026 -Pazartesi
Aslıhan Toksoy

YERİNDEN EDİLEN BİR DÜNYA: MÜLTECİLİK ARTIK İSTİSNA DEĞİL, ÇAĞIMIZIN GERÇEĞİ

Her yıl 20 Haziran’da kutlanan Dünya Mülteciler Günü, yalnızca sınırları aşmak zorunda kalan insanların hikâyelerini hatırlamak için değil; insanlığın vicdan muhasebesini yapmak için de önemli bir fırsat sunuyor.
 
Bugün dünyada milyonlarca insan savaşlardan, işgallerden, siyasi baskılardan, etnik ayrımcılıktan, iklim krizlerinden ve ekonomik çöküşlerden kaçarak hayatta kalmaya çalışıyor. Evini, mahallesini, okulunu, işini ve çoğu zaman sevdiklerini geride bırakan insanlar için mültecilik bir tercih değil; hayatta kalabilmenin son yolu.
 
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) 2025 Küresel Eğilimler Raporu’na göre dünya genelinde zorla yerinden edilen insan sayısı 117,8 milyona ulaştı. Bu rakam, dünya üzerinde yaşayan her 70 kişiden birinin evini terk etmek zorunda kaldığı anlamına geliyor. İnsanlık tarihi boyunca görülmemiş boyutlara ulaşan bu tablo, küresel sistemin çözmekte başarısız olduğu derin krizlerin bir yansıması olarak karşımızda duruyor. 
 
Bugün 41,6 milyon insan mülteci statüsünde yaşamını sürdürürken, 68,6 milyon kişi kendi ülkesi içerisinde yerinden edilmiş durumda bulunuyor. Yaklaşık 9 milyon insan ise sığınma başvurularının sonuçlanmasını bekliyor. Bu rakamlar yalnızca istatistik değil; her biri yarım kalmış hayatların, bölünmüş ailelerin ve ertelenmiş hayallerin ifadesi. 
 
 
En Büyük Bedeli Çocuklar Ödüyor
 
Mültecilik krizinin en ağır yükünü çocuklar taşıyor.
UNICEF verilerine göre dünyada yerinden edilen çocuk sayısı 48,8 milyona ulaştı. Son on dört yılda bu sayı neredeyse üç kat arttı. Milyonlarca çocuk eğitim hakkından mahrum kalırken, binlercesi sağlık hizmetlerine ulaşamıyor, güvenli barınma imkanından yoksun şekilde yaşam mücadelesi veriyor. Savaşların ve zorunlu göçlerin ortasında büyüyen çocuklar, çocukluklarını yaşayamadan yetişkin sorumluluklarıyla karşı karşıya kalıyor.
 
Bir çocuğun oyuncağını geride bırakması, okul sırasını bir daha görememesi ya da annesinin elini tutarak bilinmezliğe doğru yürümesi; rakamlarla ölçülemeyecek kadar ağır bir insanlık dramıdır.
 
Sudan’dan Gazze’ye, Suriye’den Myanmar’a Uzanan Acı Coğrafya
 
Bugün dünyanın en büyük yerinden edilme krizlerinden biri Sudan’da yaşanıyor. Ülkede milyonlarca insan çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sudan, son yılların en büyük insani felaketlerinden birine dönüşmüş durumda. 
 
Suriye’de ise savaşın başlamasının üzerinden on yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen milyonlarca insan hâlâ evlerine güvenli şekilde dönemiyor. Afganistan, Myanmar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Filistin’de yaşanan krizler de milyonlarca insanı göçe zorlamaya devam ediyor. 
 
Özellikle Gazze’de yaşananlar, zorunlu göç kavramının ne kadar acımasız boyutlara ulaşabileceğini bir kez daha gösterdi. Evler, okullar, hastaneler ve mülteci kampları hedef alınırken yüz binlerce insan defalarca yer değiştirmek zorunda bırakıldı. Güvenli bölge olarak gösterilen alanların dahi saldırılara maruz kalması, mültecilerin ve yerinden edilen sivillerin korunması konusundaki uluslararası mekanizmaların yetersizliğini gözler önüne serdi.
 
Sayılar Azalıyor Gibi Görünse de Kriz Bitmedi
 
UNHCR verileri 2025 yılında zorla yerinden edilen kişi sayısında son on yılın ilk düşüşünün yaşandığını gösteriyor. Ancak uzmanlar bu durumun dünyanın daha güvenli hale gelmesinden kaynaklanmadığını vurguluyor. Milyonlarca insan, güvenli koşullar oluşmadan ülkelerine dönmek zorunda kaldı. Özellikle Afganistan, Suriye ve Sudan’da gerçekleşen dönüşlerin önemli bir kısmı yoksulluk, siyasi baskılar veya sınır dışı edilme korkusu nedeniyle gerçekleşti. 
 
Bir insanın evine dönmesi, yalnızca fiziksel olarak sınırı geçmesiyle mümkün değildir. Güvenlik, eğitim, sağlık, istihdam ve temel yaşam koşulları sağlanmadığı sürece geri dönüşler kalıcı çözüm anlamına gelmez.
 
Mülteciler Yardım Değil Adalet Bekliyor
 
Dünya Mülteciler Günü’nde üzerinde durulması gereken en önemli gerçeklerden biri de budur: Mülteciler yalnızca yardım beklemiyor.
 
Onlar güvenlik istiyor.
 
Adalet istiyor.
 
İnsan onuruna yakışır yaşam koşulları istiyor.
 
Çocuklarının geleceğe umutla bakabilmesini istiyor.
 
Bugün dünyanın birçok yerinde mülteciler siyasi tartışmaların konusu haline getirilirken, unutulmaması gereken gerçek şudur: Hiç kimse keyfinden mülteci olmaz. İnsanlar evlerini, mezarlarını, anılarını ve hayatlarını geride bırakıp bilinmeze doğru yürümeyi tercih etmez.
 
Dünya Mülteciler Günü, yalnızca mültecileri anma günü değildir. Bu gün; savaşları durduramayanların, işgallere sessiz kalanların, insan hakları ihlallerine göz yumanların ve milyonlarca insanı yersiz yurtsuz bırakan küresel sistemin sorgulanması gereken bir gündür.
 
Çünkü mültecilik, birkaç ülkenin değil; insanlığın ortak meselesidir.
 
Ve dünyanın herhangi bir yerinde bir insan evini terk etmek zorunda kalıyorsa, aslında hepimiz biraz daha yerimizden edilmiş sayılırız.
 
Kaynakça
 
• UNHCR Global Trends 2025 Report⁠
• UNHCR Global Trends Overview⁠
• UNHCR Global Trends Statistics⁠
• United Nations – World Refugee Day⁠
• UNICEF Child Displacement Data⁠
• Reuters – UNHCR 2026 Global Trends Analysis⁠
• Associated Press – Global Displacement Figures 2026⁠
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.