Göç, Brexit ve Starmer'ın istifası: Birleşik Krallık'taki siyasi krizin perde arkası

GÜNDEM 26.06.2026 - 12:15, Güncelleme: 26.06.2026 - 12:15
 

Göç, Brexit ve Starmer'ın istifası: Birleşik Krallık'taki siyasi krizin perde arkası

Starmer'ın göreve gelir gelmez attığı yanlış adımlar ve halka ilham verecek net bir vizyon ortaya koyamaması, hükümetin hem sağa hem de sola oy kaptırmasına yol açtı. Doğal olarak, yol arkadaşlarının bu tabloya tahammülü de bir yere kadardı.
İngiliz siyaseti -ki bunu ömrünü bu konuya adamış biri olarak söylüyorum- eskiden son derece öngörülebilir hatta bazılarına göre biraz tekdüze bir vakaydı. Ne var ki Brexit, tüm bu tabloyu altüst etti, üstelik muhtemelen bir daha geri dönmemek üzere. 2016 yılına kadar iktidar, merkez sol İşçi Partisi ile merkez sağ Muhafazakar Parti arasında el değiştirir, diğer partilere oy vermek ise neredeyse zaman kaybı olarak görülürdü fakat artık 5 veya 6 partili bir siyaset dönemine adım attık ve belki de işin en akıl almaz tarafı, son 10 yıl içindeki yedinci başbakanımızı görmeye hazırlanıyoruz. Starmer'ın istifası Muhalefet lideriyken İşçi Partisini adeta ayağa kaldıran İngiltere Başbakanı Keir Starmer, iş ülkeyi yönetmeye geldiğinde tablonun çok daha zorlu olduğunu gördü. Göreve gelir gelmez peş peşe attığı yanlış adımlar ve halka ilham verecek net bir vizyon ortaya koyamaması, hükümetin hem sağa hem de sola oy kaptırmasına yol açtı. Öyle ki Starmer'ın kişisel onay oranı, partisinin oylarının bile gerisine düştü. Doğal olarak, yol arkadaşlarının bu tabloya tahammülü de bir yere kadardı. Ezeli rakibi Andy Burnham'ın bu hafta parlamentoya dönüşü ise bardağı taşıran son damla oldu ve Starmer'ın istifasının fitilini ateşledi. İngiltere'de siyasetin o alışılmış sükunetten bugünkü kaotik atmosfere sürüklenmesinin tek nedeni elbette Brexit değil. İngiliz parti sistemi, Liberal Partinin tabanını genişlettiği, İskoçya ve Galler'deki milliyetçi partilerin Westminster'da koltuk kazanmaya başladığı 1970'lerin başından bu yana aslında temelinden sarsılıyor. Bu süre zarfında seçmen davranışı giderek daha değişken hale gelirken partilere yönelik geleneksel itaat kültürü de ortadan kalktı. Dolayısıyla bir dönem seçmen desteğini cepte gören partiler, artık her bir oyu kazanmak zorunda ancak bu da giderek zorlaşıyor zira daralan mali imkanlar, yavaşlayan ekonomik büyüme ve hızla yaşlanan nüfusun kamu hizmetleri üzerindeki artan yükü, sandıktaki hezimetten korkan İngiliz siyasilerin ısrarla başvurduğu o gerçek dışı vaatleri hayata geçirmeyi neredeyse imkansız kılıyor. Konfor alanından kaosa Siyasilerin bu içinden çıkılmaz denklemi çözmek için başvurduğu formüllerden biri kitlesel göçtü. Sosyal bakım ve sağlık hizmetlerindeki maliyetleri dizginlemek ve nitelikli iş gücü açığını kapatmak amacıyla ucuz iş gücü ithal edildi. Eş zamanlı olarak, hızla büyüyen İngiliz yükseköğrenim sektörünü finanse etmek için de ülkeye çok sayıda yabancı öğrenci çekildi ancak bu politika, bilhassa da kamuoyuna hiçbir zaman şeffaf ve dürüst bir zeminde aktarılmadığı için en başta Brexit'e zemin hazırlayan toplumsal infiali tetikledi. Dahası, o günden bu yana İngiliz siyasetinin yakasını bırakmayan kronik bir krize dönüştü. 2004 yılında Avrupa Birliği'ne katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden başlayan göç dalgasıyla birlikte, kamuoyunda göçe dair duyulan endişe hızla tırmanışa geçti. Bu insan akını, 2015 yılında tüm kıtayı sarsan göç kriziyle birleştiğinde, 2016'daki Brexit kararının sandıktan çıkmasında belirleyici faktörlerden biri oldu. Bu toplumsal tepkinin ikinci dalgası ise seçmene ülke sınırlarının "kontrolünü geri alma" vaadinde bulunan Muhafazakar Parti hükümetinin, Brexit sonrası göç politikalarını esnetme kararıyla tetiklendi. Bu geri adımın arkasında yatan temel etken, Kovid-19 krizinde iş gücü piyasalarının kilitlenmesinin ekonomiye kısa vadede ağır bir darbe vuracağına dair duyulan derin endişelerdi. Sürecin üçüncü perdesi ise ağırlıklı olarak Güney Asya ile Yakın ve Orta Doğu'dan gelip derme çatma teknelerle Manş Denizi'ni geçerek sığınma talep eden düzensiz (yeni resmi söylemle yasa dışı) göçmenler etrafında şekilleniyor. Bu kriz, hükümeti iltica başvuruları karara bağlanana dek bu göçmenleri otellerde barındırmak uğruna ucu bucağı görünmeyen milyonlarca sterlinlik maliyetin altına girmeye mahkum ediyor. Göç karşıtı dalganın siyasi faturası Toplumda biriken bu öfke, yer yer şiddetli sokak olaylarına sahne olsa da asıl depremi siyasi demografide yarattı. Göçten rahatsızlık duyan, ezici bir çoğunluğu 2016'da Brexit'e destek vermiş, küçük kasabalarda yaşayan, yaşlı, beyaz ve görece düşük eğitimli seçmen kitlesi, merkez siyasete (ve bilhassa Muhafazakar Partiye) tamamen sırtını dönmüş durumda. Bu kitle, artık rotasını Nigel Farage liderliğinde kabuk değiştirerek eski Brexit Partisinin küllerinden doğan Reform UK şemsiyesi altındaki popülist radikal sağa kırmış bulunuyor. Madalyonun diğer yüzünde ise 2016'daki referandumda ezici çoğunlukla AB'de kalmaktan yana oy kullanan "ilerici" seçmen kitlesi var. Bu kitle, 2024'te iktidarı devralan İşçi Partisine karşı hızla büyük bir hayal kırıklığına sürüklendi. İşçi Partisinin, aşırı sağcı Reform UK'ye kaptırdığı oyları geri kazanmak adına hatalı strateji izleyerek göç konusunda tamamen şekilci ve şahin bir söylem benimsemesi, bu kopuşu hızlandırdı. Dahası iktidar, ilk günlerinde Gazze'de yaşanan trajediye karşı oldukça kayıtsız bir tutum sergiledi. Brexit'ten kayda değer bir geri adım atılacağına dair hiçbir sinyal vermediği gibi, kendi seçmen tabanının umut ettiği köklü dönüşümü finanse etmeyi imkansız hale getiren katı "mali kurallara" sadık kalmakta ısrar etti. Tüm bunlar yaşanırken Donald Trump, İngiltere ile ABD arasındaki sözüm ona "özel ilişki"yi alay konusu haline getiriyordu. Ne ironiktir ki Brexit, İngiliz siyasetini ve ülkenin uluslararası arenadaki güç gösterisini, tam 10 yıl önce bugün AB'ye veda ettikleri dönemden çok daha "Avrupai" hale getirdi. Yine de kısa vadede AB şemsiyesi altına geri dönüş ihtimali ufukta görünmüyor. Evet, anketler bugün İngiliz halkının büyük çoğunluğunun Brexit'i tarihi bir hata olarak gördüğünü ve sandık kurulsa AB'ye yeniden katılmak için oy kullanacağını gösteriyor. Ne var ki aynı veriler, pratikte çok az seçmenin fikrini değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Böylesine sancılı ve kutuplaştırıcı bir defteri yeniden açmaya yönelik belirgin bir isteksizliği de gözler önüne seriyor. Sonuç olarak tüm yaşananlar, İngiltere'yi son derece istikrarsız ve mekanizmaları felç olmuş bir devlete dönüştürüyor. Ülke, hırslarının ve söylemlerinin, hem elindeki maddi gücü hem de siyasetçilerinin çapını çok aştığı gerçeğini kabullenmekten aciz. Yeni Başbakanımız Andy Burnham'ın ülkeye yapabileceği en büyük iyilik, çıkıp bu durumu olduğu gibi kabullenmesi olurdu. Sizi bilmem ama benim bundan pek umudum yok. [Prof. Dr. Tim Bale, Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü'nde Öğretim Üyesi'dir.] *Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Starmer'ın göreve gelir gelmez attığı yanlış adımlar ve halka ilham verecek net bir vizyon ortaya koyamaması, hükümetin hem sağa hem de sola oy kaptırmasına yol açtı. Doğal olarak, yol arkadaşlarının bu tabloya tahammülü de bir yere kadardı.

İngiliz siyaseti -ki bunu ömrünü bu konuya adamış biri olarak söylüyorum- eskiden son derece öngörülebilir hatta bazılarına göre biraz tekdüze bir vakaydı. Ne var ki Brexit, tüm bu tabloyu altüst etti, üstelik muhtemelen bir daha geri dönmemek üzere.

2016 yılına kadar iktidar, merkez sol İşçi Partisi ile merkez sağ Muhafazakar Parti arasında el değiştirir, diğer partilere oy vermek ise neredeyse zaman kaybı olarak görülürdü fakat artık 5 veya 6 partili bir siyaset dönemine adım attık ve belki de işin en akıl almaz tarafı, son 10 yıl içindeki yedinci başbakanımızı görmeye hazırlanıyoruz.

Starmer'ın istifası

Muhalefet lideriyken İşçi Partisini adeta ayağa kaldıran İngiltere Başbakanı Keir Starmer, iş ülkeyi yönetmeye geldiğinde tablonun çok daha zorlu olduğunu gördü. Göreve gelir gelmez peş peşe attığı yanlış adımlar ve halka ilham verecek net bir vizyon ortaya koyamaması, hükümetin hem sağa hem de sola oy kaptırmasına yol açtı. Öyle ki Starmer'ın kişisel onay oranı, partisinin oylarının bile gerisine düştü. Doğal olarak, yol arkadaşlarının bu tabloya tahammülü de bir yere kadardı. Ezeli rakibi Andy Burnham'ın bu hafta parlamentoya dönüşü ise bardağı taşıran son damla oldu ve Starmer'ın istifasının fitilini ateşledi.

İngiltere'de siyasetin o alışılmış sükunetten bugünkü kaotik atmosfere sürüklenmesinin tek nedeni elbette Brexit değil. İngiliz parti sistemi, Liberal Partinin tabanını genişlettiği, İskoçya ve Galler'deki milliyetçi partilerin Westminster'da koltuk kazanmaya başladığı 1970'lerin başından bu yana aslında temelinden sarsılıyor.

Bu süre zarfında seçmen davranışı giderek daha değişken hale gelirken partilere yönelik geleneksel itaat kültürü de ortadan kalktı. Dolayısıyla bir dönem seçmen desteğini cepte gören partiler, artık her bir oyu kazanmak zorunda ancak bu da giderek zorlaşıyor zira daralan mali imkanlar, yavaşlayan ekonomik büyüme ve hızla yaşlanan nüfusun kamu hizmetleri üzerindeki artan yükü, sandıktaki hezimetten korkan İngiliz siyasilerin ısrarla başvurduğu o gerçek dışı vaatleri hayata geçirmeyi neredeyse imkansız kılıyor.

Konfor alanından kaosa

Siyasilerin bu içinden çıkılmaz denklemi çözmek için başvurduğu formüllerden biri kitlesel göçtü. Sosyal bakım ve sağlık hizmetlerindeki maliyetleri dizginlemek ve nitelikli iş gücü açığını kapatmak amacıyla ucuz iş gücü ithal edildi. Eş zamanlı olarak, hızla büyüyen İngiliz yükseköğrenim sektörünü finanse etmek için de ülkeye çok sayıda yabancı öğrenci çekildi ancak bu politika, bilhassa da kamuoyuna hiçbir zaman şeffaf ve dürüst bir zeminde aktarılmadığı için en başta Brexit'e zemin hazırlayan toplumsal infiali tetikledi. Dahası, o günden bu yana İngiliz siyasetinin yakasını bırakmayan kronik bir krize dönüştü.

2004 yılında Avrupa Birliği'ne katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden başlayan göç dalgasıyla birlikte, kamuoyunda göçe dair duyulan endişe hızla tırmanışa geçti. Bu insan akını, 2015 yılında tüm kıtayı sarsan göç kriziyle birleştiğinde, 2016'daki Brexit kararının sandıktan çıkmasında belirleyici faktörlerden biri oldu.

Bu toplumsal tepkinin ikinci dalgası ise seçmene ülke sınırlarının "kontrolünü geri alma" vaadinde bulunan Muhafazakar Parti hükümetinin, Brexit sonrası göç politikalarını esnetme kararıyla tetiklendi. Bu geri adımın arkasında yatan temel etken, Kovid-19 krizinde iş gücü piyasalarının kilitlenmesinin ekonomiye kısa vadede ağır bir darbe vuracağına dair duyulan derin endişelerdi.

Sürecin üçüncü perdesi ise ağırlıklı olarak Güney Asya ile Yakın ve Orta Doğu'dan gelip derme çatma teknelerle Manş Denizi'ni geçerek sığınma talep eden düzensiz (yeni resmi söylemle yasa dışı) göçmenler etrafında şekilleniyor. Bu kriz, hükümeti iltica başvuruları karara bağlanana dek bu göçmenleri otellerde barındırmak uğruna ucu bucağı görünmeyen milyonlarca sterlinlik maliyetin altına girmeye mahkum ediyor.

Göç karşıtı dalganın siyasi faturası

Toplumda biriken bu öfke, yer yer şiddetli sokak olaylarına sahne olsa da asıl depremi siyasi demografide yarattı. Göçten rahatsızlık duyan, ezici bir çoğunluğu 2016'da Brexit'e destek vermiş, küçük kasabalarda yaşayan, yaşlı, beyaz ve görece düşük eğitimli seçmen kitlesi, merkez siyasete (ve bilhassa Muhafazakar Partiye) tamamen sırtını dönmüş durumda. Bu kitle, artık rotasını Nigel Farage liderliğinde kabuk değiştirerek eski Brexit Partisinin küllerinden doğan Reform UK şemsiyesi altındaki popülist radikal sağa kırmış bulunuyor.

Madalyonun diğer yüzünde ise 2016'daki referandumda ezici çoğunlukla AB'de kalmaktan yana oy kullanan "ilerici" seçmen kitlesi var. Bu kitle, 2024'te iktidarı devralan İşçi Partisine karşı hızla büyük bir hayal kırıklığına sürüklendi. İşçi Partisinin, aşırı sağcı Reform UK'ye kaptırdığı oyları geri kazanmak adına hatalı strateji izleyerek göç konusunda tamamen şekilci ve şahin bir söylem benimsemesi, bu kopuşu hızlandırdı.

Dahası iktidar, ilk günlerinde Gazze'de yaşanan trajediye karşı oldukça kayıtsız bir tutum sergiledi. Brexit'ten kayda değer bir geri adım atılacağına dair hiçbir sinyal vermediği gibi, kendi seçmen tabanının umut ettiği köklü dönüşümü finanse etmeyi imkansız hale getiren katı "mali kurallara" sadık kalmakta ısrar etti. Tüm bunlar yaşanırken Donald Trump, İngiltere ile ABD arasındaki sözüm ona "özel ilişki"yi alay konusu haline getiriyordu.

Ne ironiktir ki Brexit, İngiliz siyasetini ve ülkenin uluslararası arenadaki güç gösterisini, tam 10 yıl önce bugün AB'ye veda ettikleri dönemden çok daha "Avrupai" hale getirdi. Yine de kısa vadede AB şemsiyesi altına geri dönüş ihtimali ufukta görünmüyor. Evet, anketler bugün İngiliz halkının büyük çoğunluğunun Brexit'i tarihi bir hata olarak gördüğünü ve sandık kurulsa AB'ye yeniden katılmak için oy kullanacağını gösteriyor. Ne var ki aynı veriler, pratikte çok az seçmenin fikrini değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Böylesine sancılı ve kutuplaştırıcı bir defteri yeniden açmaya yönelik belirgin bir isteksizliği de gözler önüne seriyor.

Sonuç olarak tüm yaşananlar, İngiltere'yi son derece istikrarsız ve mekanizmaları felç olmuş bir devlete dönüştürüyor. Ülke, hırslarının ve söylemlerinin, hem elindeki maddi gücü hem de siyasetçilerinin çapını çok aştığı gerçeğini kabullenmekten aciz. Yeni Başbakanımız Andy Burnham'ın ülkeye yapabileceği en büyük iyilik, çıkıp bu durumu olduğu gibi kabullenmesi olurdu. Sizi bilmem ama benim bundan pek umudum yok.

[Prof. Dr. Tim Bale, Londra Queen Mary Üniversitesi Siyaset Bölümü'nde Öğretim Üyesi'dir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.