İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
Köşe Yazarı
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
 

İstismarın Sağı Solu Olmaz! Asıl Tehlike, Milletin Güveninin İstismar Edilmesidir

Gün geçmiyor ki milletimizin inancı, vicdanı, duyguları ve güven duyduğu değerler birileri tarafından istismar edilmesin.  Oysa istismarın sağı da solu da olmaz; dini de ideolojisi de olmaz.  İstismar, kim tarafından yapılırsa yapılsın istismardır. Geçmişte dini duyguları istismar edenler oldu. Atatürk'ün adını kullanarak menfaat devşirenler de çıktı. "Mavi yumurta satacağız" diyerek umut pazarlayanlar da oldu.  Bitcoin, borsa, altın, saadet zincirleri, Titan, Çiftlik Bank ve daha niceleri...  Yöntemler değişti, senaryolar değişti ama değişmeyen tek şey, milletimizin iyi niyetinin hedef alınması oldu. Kendisini hâkim, savcı, polis olarak tanıtıp dolandırıcılık yapanlardan, yüksek kazanç vaadiyle insanların alın terini sömüren yapılara kadar her dönem aynı oyun farklı oyuncularla sahnelendi. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Dünyada, bu kadar kısa aralıklarla benzer yöntemlerle defalarca kandırılan başka bir millet var mıdır? 6 Şubat depremleri, milletimizin birlik ve beraberliğinin en güçlü şekilde ortaya çıktığı günlerdi.  Milyonlarca insan, "Bir cana dokunabilir miyim?" düşüncesiyle yardım için seferber oldu.  Ancak böylesine kutsal bir dayanışma ortamının dahi suistimal edildiğine ilişkin iddiaların gündeme gelmesi, hepimizi derinden yaralamaktadır. Haluk Levent'i kamuoyunun gözünde "en güvenilir isimlerden biri" hâline getiren süreç nasıl oluştu?  Depremzedelere ulaşması gereken umutların böylesine büyük tartışmaların odağına gelmesine sebep olan yapı neydi?   Kamuoyunun cevabını aradığı asıl soru budur. Böylesine büyük bir organizasyon nasıl kuruldu?  Kimler tarafından planlandı?  Kimler karar verdi?  Kimler yönlendirdi?  Toplumun güvenini kazanmış isimler hangi kriterlerle ön plana çıkarıldı? Kamuoyuna yansıyan soruşturma sürecinde Haluk Levent'in Yurtdışına çıkmak üzere havalimanına gitmesi de birçok soruyu beraberinde getirdi.   Bu gelişmenin perde arkası nedir?  Seyahatin amacı neydi?  Havalimanında kimler Haluk Levent'in yakalama kararı olduğu bilgisini sızdırdı? Bu soruların cevabını elbette yürütülen soruşturma ortaya çıkaracaktır. Bundan sonra en önemli mesele, soruşturmanın yalnızca görünen isimlerle sınırlı kalmamasıdır. Eğer ortada organize bir yapı varsa, bu yapının görünen yüzlerinin yanında perde arkasındaki isimler de hukuk önünde ortaya çıkarılmalıdır.    Toplumun güvenini kullanarak oluşturulan bu sistemin arkasında kimler vardı?  Kararlar nerede alındı?  Kimler yönlendirdi?  Bunlar da aydınlatılmalıdır. Bu seyahat önceden planlanmış sıradan bir yolculuk muydu? Yoksa hakkında yürütülen süreçten haberdar olunca yurt dışına çıkma düşüncesi mi oluştu?  Eğer ikinci ihtimal doğru değilse, bunu da yine soruşturma ortaya koyacaktır.  Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka... Toplumun güvenini kazanmış bir sanatçı, tek başına böyle büyük organizasyonların merkezi olabilir mi? Türkiye ve Türk halkı kolay kandırılan bir halkmı? Halkı kandıranlar duygularını suistimal edenler cezasız mı kalacak?  Eğer ortada organize bir suistimal varsa, yalnızca görünen isimlerin yargılanması toplum vicdanını tatmin etmeyecektir.  Asıl planlayıcılar, yönlendirenler ve bundan menfaat sağlayanlar da hukuk önünde hesap vermelidir. Bu nedenle yürütülen soruşturmanın yalnızca vitrine değil, vitrinin arkasına da bakması gerekir. Bir başka önemli husus da şudur... Soruşturma kapsamında ifade verecek hiç kimsenin susturulmaması, baskı altında bırakılmaması ve varsa bildiği her şeyi hukuk önünde anlatabilmesi sağlanmalıdır.  Çünkü bazen görünen isimler değil, onları kullananlar asıl gerçeği saklar. Eğer gerçekten bir organizasyon söz konusuysa ve olay yalnızca birkaç tanınmış isim üzerinden kapatılırsa, yarın başka bir "güvenilir yüz", başka bir yardım kampanyası, başka bir oluşum üzerinden aynı yöntemler yeniden karşımıza çıkacaktır. Devletimizin ve soruşturmayı yürüten makamların en önemli görevi; dedikodulara değil delillere dayanarak, görünen kadar görünmeyeni de ortaya çıkarmaktır. Milletimizin en büyük sermayesi güvendir. Bu güveni kim istismar ediyorsa, kim milletimizin vicdanını kendi çıkarı için kullanıyorsa; makamı, mevkii, şöhreti ne olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir. Çünkü mesele yalnızca bir isim değildir. Mesele, bu milletin iyi niyetinin ve dayanışma ruhunun bir daha asla istismar edilmemesidir. Devletimize ve milletimize güveniyoruz.
Ekleme Tarihi: 16 Temmuz 2026 -Perşembe
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)

İstismarın Sağı Solu Olmaz! Asıl Tehlike, Milletin Güveninin İstismar Edilmesidir

Gün geçmiyor ki milletimizin inancı, vicdanı, duyguları ve güven duyduğu değerler birileri tarafından istismar edilmesin. 

Oysa istismarın sağı da solu da olmaz; dini de ideolojisi de olmaz.

 İstismar, kim tarafından yapılırsa yapılsın istismardır.

Geçmişte dini duyguları istismar edenler oldu. Atatürk'ün adını kullanarak menfaat devşirenler de çıktı. "Mavi yumurta satacağız" diyerek umut pazarlayanlar da oldu.

 Bitcoin, borsa, altın, saadet zincirleri, Titan, Çiftlik Bank ve daha niceleri... 

Yöntemler değişti, senaryolar değişti ama değişmeyen tek şey, milletimizin iyi niyetinin hedef alınması oldu.

Kendisini hâkim, savcı, polis olarak tanıtıp dolandırıcılık yapanlardan, yüksek kazanç vaadiyle insanların alın terini sömüren yapılara kadar her dönem aynı oyun farklı oyuncularla sahnelendi.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:

Dünyada, bu kadar kısa aralıklarla benzer yöntemlerle defalarca kandırılan başka bir millet var mıdır?

6 Şubat depremleri, milletimizin birlik ve beraberliğinin en güçlü şekilde ortaya çıktığı günlerdi. 

Milyonlarca insan, "Bir cana dokunabilir miyim?" düşüncesiyle yardım için seferber oldu. 

Ancak böylesine kutsal bir dayanışma ortamının dahi suistimal edildiğine ilişkin iddiaların gündeme gelmesi, hepimizi derinden yaralamaktadır.

Haluk Levent'i kamuoyunun gözünde "en güvenilir isimlerden biri" hâline getiren süreç nasıl oluştu?

 Depremzedelere ulaşması gereken umutların böylesine büyük tartışmaların odağına gelmesine sebep olan yapı neydi?

 

Kamuoyunun cevabını aradığı asıl soru budur.

Böylesine büyük bir organizasyon nasıl kuruldu?

 Kimler tarafından planlandı? 

Kimler karar verdi?

 Kimler yönlendirdi?

 Toplumun güvenini kazanmış isimler hangi kriterlerle ön plana çıkarıldı?

Kamuoyuna yansıyan soruşturma sürecinde Haluk Levent'in Yurtdışına çıkmak üzere havalimanına gitmesi de birçok soruyu beraberinde getirdi.

 

Bu gelişmenin perde arkası nedir? 

Seyahatin amacı neydi? 

Havalimanında kimler Haluk Levent'in yakalama kararı olduğu bilgisini sızdırdı?

Bu soruların cevabını elbette yürütülen soruşturma ortaya çıkaracaktır.

Bundan sonra en önemli mesele, soruşturmanın yalnızca görünen isimlerle sınırlı kalmamasıdır.

Eğer ortada organize bir yapı varsa, bu yapının görünen yüzlerinin yanında perde arkasındaki isimler de hukuk önünde ortaya çıkarılmalıdır.

 

 Toplumun güvenini kullanarak oluşturulan bu sistemin arkasında kimler vardı?

 Kararlar nerede alındı? 

Kimler yönlendirdi? 

Bunlar da aydınlatılmalıdır.

Bu seyahat önceden planlanmış sıradan bir yolculuk muydu? Yoksa hakkında yürütülen süreçten haberdar olunca yurt dışına çıkma düşüncesi mi oluştu?

 Eğer ikinci ihtimal doğru değilse, bunu da yine soruşturma ortaya koyacaktır. 

Ancak benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta başka...

Toplumun güvenini kazanmış bir sanatçı, tek başına böyle büyük organizasyonların merkezi olabilir mi? Türkiye ve Türk halkı kolay kandırılan bir halkmı?

Halkı kandıranlar duygularını suistimal edenler cezasız mı kalacak? 

Eğer ortada organize bir suistimal varsa, yalnızca görünen isimlerin yargılanması toplum vicdanını tatmin etmeyecektir. 

Asıl planlayıcılar, yönlendirenler ve bundan menfaat sağlayanlar da hukuk önünde hesap vermelidir.

Bu nedenle yürütülen soruşturmanın yalnızca vitrine değil, vitrinin arkasına da bakması gerekir.

Bir başka önemli husus da şudur...

Soruşturma kapsamında ifade verecek hiç kimsenin susturulmaması, baskı altında bırakılmaması ve varsa bildiği her şeyi hukuk önünde anlatabilmesi sağlanmalıdır. 

Çünkü bazen görünen isimler değil, onları kullananlar asıl gerçeği saklar.

Eğer gerçekten bir organizasyon söz konusuysa ve olay yalnızca birkaç tanınmış isim üzerinden kapatılırsa, yarın başka bir "güvenilir yüz", başka bir yardım kampanyası, başka bir oluşum üzerinden aynı yöntemler yeniden karşımıza çıkacaktır.

Devletimizin ve soruşturmayı yürüten makamların en önemli görevi; dedikodulara değil delillere dayanarak, görünen kadar görünmeyeni de ortaya çıkarmaktır.

Milletimizin en büyük sermayesi güvendir.

Bu güveni kim istismar ediyorsa, kim milletimizin vicdanını kendi çıkarı için kullanıyorsa; makamı, mevkii, şöhreti ne olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.

Çünkü mesele yalnızca bir isim değildir.

Mesele, bu milletin iyi niyetinin ve dayanışma ruhunun bir daha asla istismar edilmemesidir.

Devletimize ve milletimize güveniyoruz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.