11 Temmuz 1995... İnsanlık tarihine kara bir leke olarak kazınan Srebrenitsa Soykırımı'nın üzerinden yıllar geçti. Takvim yaprakları değişti, nesiller büyüdü; ancak toprağa düşen masumların feryadı hâlâ Bosna'nın dağlarında yankılanıyor.
Srebrenitsa katliamını yapanları ve katliama sessiz kalanları unutmadık!
Batı, insan hakları, demokrasi ve medeniyet söylemleriyle dünyaya örnek olduğunu iddia etti. Ancak Srebrenitsa'da yaşananlar, bu söylemlerin ne kadar büyük bir çelişki olduğunu bütün dünyaya gösterdi. Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'da, kendilerini koruyacaklarına inanarak BM askerlerine sığınan binlerce masum Boşnak, Sırp güçlerine teslim edildi.
Sonrasında ise Avrupa'nın göbeğinde insanlığın vicdanını yaralayan bir soykırım yaşandı.
O gün sadece katliamı gerçekleştiren Sırp güçleri değil; görevini yerine getirmeyen, sessiz kalan ve yaşananlara seyirci olan BM Barış Gücü askerleri ile komutanları da tarihin vicdanında ağır bir sorumluluk taşımaktadır. Çünkü bazen suça ortak olmak, sadece tetiği çekmekle değil; zulmü görüp susmakla da mümkündür.
Srebrenitsa, yalnızca Bosna'nın değil, bütün insanlığın ortak utancıdır. Toplu mezarlardan çıkarılan her kemik, aslında uluslararası sistemin iflasının sessiz bir tanığıdır. Annelerin yıllarca evlatlarının bir kemiğini bulabilmek için verdiği mücadele, vicdan sahibi herkesin hafızasında yer etmelidir.

Bugün ise Gazze'de yıllardır devam eden başka bir insanlık dramı yaşanıyor. Katliamı gerçekleştirenler siyonist rejim güçleridir.
Ancak sessiz kalanlar da en az onlar kadar tarihin vicdanında sorgulanacaktır. Başta bölgedeki İslam ülkeleri olmak üzere, insan hakları ve barış söylemleriyle dünyaya yön vermeye çalışan Batılı devletler ile uluslararası kuruluşlar, yaşanan trajedi karşısında etkili bir duruş sergileyememektedir.
Dün Srebrenitsa'da susanlarla bugün Gazze'de susanlar aynı anlayışın temsilcileridir. Oyun aynıdır, yalnızca aktörler değişmiştir. Güçlünün hukukunun işletildiği, mazlumun sesinin duyulmadığı bir dünya düzeninde adaletten ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda faaliyet gösteren birçok kuruluşun, katliamlar karşısındaki etkisizliği ve çifte standartlı yaklaşımı, insanlığın bu kurumlara duyduğu güveni her geçen gün daha da zedelemektedir.
Eğer uluslararası hukuk, sadece güçlülerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüşmüşse, o zaman mazlumların adalet arayışı kime emanet edilecektir?
Tarih bize acı bir gerçeği defalarca göstermiştir: Unutulan her katliam, yeni katliamlara davetiye çıkarır.
Adaletin geciktiği her gün, zalimler cesaret bulur; vicdanların sustuğu her an, masumların çığlığı biraz daha yalnız kalır.
Bu nedenle Srebrenitsa'yı unutmamak, sadece geçmişi hatırlamak değil; gelecekte benzer acıların yaşanmaması için insanlığın ortak vicdanını diri tutmaktır.
Srebrenitsa'yı unutmadık...
Gazze'yi de unutmayacağız. Zulmü yapanları da, zulme sessiz kalanları da tarih affetmeyecek; insanlığın vicdanı da unutmayacaktır.