İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
Köşe Yazarı
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
 

MOLA YERİNDE KALAN İNSANLIK

Hayat, uzun bir yolculuktur. Kimi zaman hızla ilerler, kimi zaman bir mola yerinde dururuz. Yanımıza kimi zaman başarılarımızı, kimi zaman hayallerimizi, kimi zaman sevdiklerimizi, kimi zaman da geçmişimizden taşıdığımız hatıraları alırız. Hepimizin bir otobüsü vardır hayatta. Ve hepimizin bir gün o otobüsü kaçırma ihtimali... Hayat, bazen uzun bir yolculuğa benzer. Bir otobüse binersiniz, yanınıza valizinizi, çantanızı, planlarınızı ve umutlarınızı alırsınız. Yol boyunca çeşitli duraklarda mola verirsiniz. Kimi zaman birkaç dakikalık bir ihtiyaç için otobüsten inersiniz. Ve bazen... O birkaç dakika, hayatınızın en uzun dakikalarına dönüşür. Bir yolcu, uzun bir otobüs yolculuğunda mola yerinde rahatsızlanır. Midesi bozulduğu için tuvalete gitmek zorunda kalır. Tuvaletten çıktığında ise karşılaştığı manzara tam anlamıyla bir kabustur. Otobüs gitmiştir. Valizi otobüstedir. Çantası otobüstedir. Kişisel eşyaları otobüstedir. Ve şimdi önünde tek bir hedef vardır: Otobüse yetişmek. Mola yerinde bir taksi bulur ve şoföre adeta yalvarırcasına: “Ne olur otobüsü yakalayalım. Paran neyse fazlasıyla vereceğim. Bütün eşyalarım otobüste.” Genç taksici ise onu sakinleştirmeye çalışır: “Abi rahat ol, yakalarız. Az önce gördüm, otobüs buradan geçti.” Yolcu sakin olamaz. Çünkü bazı anlarda insanın karşısındaki kişinin “sakin ol” demesi, yaşadığı gerçeği değiştirmez. Taksi yola çıkar. Fakat yol boş olmasına rağmen beklenen hız yoktur. Araç yavaşlar, zaman zaman neredeyse durur. Yolcunun telaşı öfkeye dönüşür. “Senin paranı fazlasıyla vereceğim. Eşyalarım o otobüste. Ne olur devam et!” Fakat cevaplar değişir, bahaneler çoğalır. Sonunda yolcu: “Çek sağa, başka taksiyle gideceğim.” der. Ve asıl tartışma bundan sonra başlar. Taksici parasını ister. Yolcu ise haklı olarak: “Beni yarı yolda bıraktın, zamanımı kaybettirdin. Hem beni geciktiriyorsun hem de para istiyorsun.” diye tepki gösterir. Tam başka bir taksi gelir. Yolcu yeni taksiye yönelir. Fakat genç taksici peşinden gelir. “Paramı ver!” Yolcu artık tartışacak durumda değildir. “Al paranı, yeter ki bırak gideyim. Seni mutlaka bulacağım.” der. Fakat tartışma büyür. Hatta taksici yolcunun cebine elini sokarak anahtarlarını alır. Yolcu bir taraftan anahtarlarını isterken diğer taraftan kaçmakta olan otobüsünün peşine düşmeye çalışır. İşte insanın kendisine sorması gereken soru tam da burada başlıyor: Bir insanın en çaresiz anında, onun çaresizliğini daha da büyütmek bize ne kazandırır? Evet, herkes emeğinin karşılığını almak ister. Evet, taksicinin de hakkı vardır. Ama mesele artık elli lira değildir. Mesele insanlıktır. Çünkü para sonradan ödenebilir. Bir anlaşmazlık daha sonra çözülebilir. Bir ücret tartışması daha sonra yapılabilir. Ama kaybedilen birkaç dakika, bir insanın bütün eşyalarını, planlarını ve gününü etkileyebilir. Daha önemlisi, zor durumda olan bir insanın üzerine giderek onun çaresizliğini artırmak, hiçbir kazançla açıklanamaz. Hayat hepimizi farklı koltuklarda oturtuyor. Bugün direksiyonda olan, yarın bir başkasının yardımına muhtaç olabilir. Bugün otobüsünü yakalayan, yarın bir mola yerinde kalabilir. Bugün cebinde parası olan, yarın zamanını kaybedebilir. İşte insanlık tam da burada sınanır. Güçlü olduğumuz zaman değil, karşımızdaki bizden daha çaresiz olduğu zaman kim olduğumuz ortaya çıkar. Belki o genç taksici, o gün yalnızca birkaç dakikalık bir tartışmanın içinde olduğunu düşündü. Belki yolcu da yaşadığı öfkeyi yıllar sonra unutacak. Ama hayatın bize bıraktığı asıl ders bundan çok daha büyük: İnsan, başkasının zor anını fırsata çevirmemeli. Çünkü herkesin hayatında bir “mola yeri” vardır. Herkes bir gün yetişmeye çalışır. Herkesin bir gün “Ne olur, biraz yardım et.” diyeceği bir an gelir. Ve o gün yanımızdaki insanın vereceği karar, onun karakterini gösterir. İnsan olmak, karşındakinin parasını almak değil; gerektiğinde onun yükünü hafifletmektir. Çünkü yolculuklar biter. Otobüsler gider. Valizler kaybolur ve yeniden bulunur. Para kazanılır ve harcanır. Ama insanın başka bir insanın kalbinde bıraktığı iz kolay kolay silinmez. Bazen bir insanın hayatında kahraman olmak için büyük işler yapmaya gerek yoktur. Sadece zor anında, “Merak etme, ben yanındayım.” diyebilmek yeterlidir. İşte gerçek zenginlik de budur. Cebimizde taşıdıklarımız değil; başkalarının hayatından eksiltmeden, onların yükünü hafifleterek yürüyebilmek.
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)

MOLA YERİNDE KALAN İNSANLIK

Hayat, uzun bir yolculuktur.
Kimi zaman hızla ilerler, kimi zaman bir mola yerinde dururuz. Yanımıza kimi zaman başarılarımızı, kimi zaman hayallerimizi, kimi zaman sevdiklerimizi, kimi zaman da geçmişimizden taşıdığımız hatıraları alırız.
Hepimizin bir otobüsü vardır hayatta.
Ve hepimizin bir gün o otobüsü kaçırma ihtimali...

Hayat, bazen uzun bir yolculuğa benzer.
Bir otobüse binersiniz, yanınıza valizinizi, çantanızı, planlarınızı ve umutlarınızı alırsınız. Yol boyunca çeşitli duraklarda mola verirsiniz. Kimi zaman birkaç dakikalık bir ihtiyaç için otobüsten inersiniz.
Ve bazen...
O birkaç dakika, hayatınızın en uzun dakikalarına dönüşür.
Bir yolcu, uzun bir otobüs yolculuğunda mola yerinde rahatsızlanır. Midesi bozulduğu için tuvalete gitmek zorunda kalır. Tuvaletten çıktığında ise karşılaştığı manzara tam anlamıyla bir kabustur.
Otobüs gitmiştir.
Valizi otobüstedir.
Çantası otobüstedir.
Kişisel eşyaları otobüstedir.
Ve şimdi önünde tek bir hedef vardır:
Otobüse yetişmek.
Mola yerinde bir taksi bulur ve şoföre adeta yalvarırcasına:
“Ne olur otobüsü yakalayalım. Paran neyse fazlasıyla vereceğim. Bütün eşyalarım otobüste.”
Genç taksici ise onu sakinleştirmeye çalışır:
“Abi rahat ol, yakalarız. Az önce gördüm, otobüs buradan geçti.”
Yolcu sakin olamaz.
Çünkü bazı anlarda insanın karşısındaki kişinin “sakin ol” demesi, yaşadığı gerçeği değiştirmez.
Taksi yola çıkar.
Fakat yol boş olmasına rağmen beklenen hız yoktur. Araç yavaşlar, zaman zaman neredeyse durur.
Yolcunun telaşı öfkeye dönüşür.
“Senin paranı fazlasıyla vereceğim. Eşyalarım o otobüste. Ne olur devam et!”
Fakat cevaplar değişir, bahaneler çoğalır.
Sonunda yolcu:
“Çek sağa, başka taksiyle gideceğim.”
der.
Ve asıl tartışma bundan sonra başlar.
Taksici parasını ister.
Yolcu ise haklı olarak:
“Beni yarı yolda bıraktın, zamanımı kaybettirdin. Hem beni geciktiriyorsun hem de para istiyorsun.”
diye tepki gösterir.
Tam başka bir taksi gelir.
Yolcu yeni taksiye yönelir.
Fakat genç taksici peşinden gelir.
“Paramı ver!”
Yolcu artık tartışacak durumda değildir.
“Al paranı, yeter ki bırak gideyim. Seni mutlaka bulacağım.”
der.
Fakat tartışma büyür.
Hatta taksici yolcunun cebine elini sokarak anahtarlarını alır.
Yolcu bir taraftan anahtarlarını isterken diğer taraftan kaçmakta olan otobüsünün peşine düşmeye çalışır.
İşte insanın kendisine sorması gereken soru tam da burada başlıyor:
Bir insanın en çaresiz anında, onun çaresizliğini daha da büyütmek bize ne kazandırır?
Evet, herkes emeğinin karşılığını almak ister.
Evet, taksicinin de hakkı vardır.
Ama mesele artık elli lira değildir.
Mesele insanlıktır.
Çünkü para sonradan ödenebilir.
Bir anlaşmazlık daha sonra çözülebilir.
Bir ücret tartışması daha sonra yapılabilir.
Ama kaybedilen birkaç dakika, bir insanın bütün eşyalarını, planlarını ve gününü etkileyebilir.
Daha önemlisi, zor durumda olan bir insanın üzerine giderek onun çaresizliğini artırmak, hiçbir kazançla açıklanamaz.
Hayat hepimizi farklı koltuklarda oturtuyor.
Bugün direksiyonda olan, yarın bir başkasının yardımına muhtaç olabilir.
Bugün otobüsünü yakalayan, yarın bir mola yerinde kalabilir.
Bugün cebinde parası olan, yarın zamanını kaybedebilir.
İşte insanlık tam da burada sınanır.
Güçlü olduğumuz zaman değil, karşımızdaki bizden daha çaresiz olduğu zaman kim olduğumuz ortaya çıkar.
Belki o genç taksici, o gün yalnızca birkaç dakikalık bir tartışmanın içinde olduğunu düşündü.
Belki yolcu da yaşadığı öfkeyi yıllar sonra unutacak.
Ama hayatın bize bıraktığı asıl ders bundan çok daha büyük:
İnsan, başkasının zor anını fırsata çevirmemeli.
Çünkü herkesin hayatında bir “mola yeri” vardır.
Herkes bir gün yetişmeye çalışır.
Herkesin bir gün “Ne olur, biraz yardım et.” diyeceği bir an gelir.
Ve o gün yanımızdaki insanın vereceği karar, onun karakterini gösterir.
İnsan olmak, karşındakinin parasını almak değil; gerektiğinde onun yükünü hafifletmektir.
Çünkü yolculuklar biter.
Otobüsler gider.
Valizler kaybolur ve yeniden bulunur.
Para kazanılır ve harcanır.
Ama insanın başka bir insanın kalbinde bıraktığı iz kolay kolay silinmez.
Bazen bir insanın hayatında kahraman olmak için büyük işler yapmaya gerek yoktur.
Sadece zor anında,
“Merak etme, ben yanındayım.”
diyebilmek yeterlidir.
İşte gerçek zenginlik de budur.
Cebimizde taşıdıklarımız değil;
başkalarının hayatından eksiltmeden, onların yükünü hafifleterek yürüyebilmek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.