İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
Köşe Yazarı
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)
 

ASHÂB-I SEBT: HÜKMÜN ETRAFINDAN DOLAŞMAK

İnsan, kanunun açığını bulabilir; fakat vicdanının açığını bulamaz. Çünkü insanın başkalarından saklayabildiği şeyler olabilir. Ama Allah'tan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur. Bir yasağı çiğnemek mi daha tehlikelidir, yoksa yasağı çiğnemediğini sanarak onun etrafından dolaşmak mı? Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Ashâb-ı Sebt kıssası, üzerinden asırlar geçmesine rağmen insanın nefsine, hırsına ve kendi çıkarı uğruna kuralları nasıl yorumlayabildiğine dair son derece çarpıcı bir ibret vesikasıdır. Kur’an, İsrailoğulları içerisinden bir topluluğun cumartesi günüyle ilgili ilahî bir imtihana tabi tutulduğunu anlatır. Cumartesi günü balık avlamaları yasaktı. Fakat imtihanın en zor tarafı şuydu: Balıklar tam da cumartesi günü kıyıya akın akın geliyordu. Diğer günlerde ise aynı bolluk görülmüyordu. Kur’an-ı Kerim bunu şöyle bildirir: “Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, cumartesi dışında gelmiyorlardı. İşte yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle imtihan ediyorduk.” (A'râf, 7/163) İmtihan tam da burada başlıyordu. İnsan için yasak olan bir şey, en cazip hâliyle karşısına çıkıyordu. Ve insanın gerçek karakteri, çoğu zaman sahip olduğu imkânlarla değil, kendisine konulan sınırlarla ortaya çıkar. Hile ile hükmün etrafından dolaşmak Rivayet ve tefsirlerde anlatıldığı üzere, topluluk içerisinden bazıları yasağı doğrudan çiğnemek yerine bir hileye başvurdu. Balıkların cumartesi günü gelmesini fırsata çevirecek düzenekler kurdular; balıkların yakalanmasını sağlayıp onları başka günlerde topladılar. Kendi vicdanlarını belki de şu düşünceyle rahatlatıyorlardı: “Biz cumartesi günü balık tutmadık.” Fakat mesele sadece elin balığa değip değmemesi değildi. Mesele, Allah'ın koyduğu yasağın ruhuna sadık kalıp kalmamaktı. İşte Ashâb-ı Sebt kıssasının bugün bize yönelttiği en önemli soru da budur: Bir yasağın kelimesine mi sadığız, yoksa anlamına ve amacına mı? İnsan bazen yaptığı yanlışın adını değiştirerek vicdanını rahatlatabilir. Haksızlığa “hak arayışı”, çıkarcılığa “ticaret”, aldatmaya “uyanıklık”, sorumluluktan kaçmaya “özgürlük” diyebilir. Fakat bir şeyin adını değiştirmek, onun mahiyetini değiştirmez. Toplumun sessizliği de bir imtihandır Ashâb-ı Sebt kıssasının bir başka önemli tarafı ise toplumun tamamının aynı tavır içerisinde olmamasıdır. Bir grup yasağı çiğniyordu. Bir grup onları uyarıyordu. Bir başka grup ise olup biteni seyrediyordu. Uyarıda bulunanlara, “Neden bunları uyarıyorsunuz?” denildiğinde verdikleri cevap son derece anlamlıydı: “Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye.” (A'râf, 7/164) Bu cevap aslında bize çok önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor: Yanlış karşısında susmak, insanı gerçekten sorumluluktan kurtarır mı? Kur'an'ın anlattığı kıssada, kötülükten sakındıranların kurtarıldığı; zulmedenlerin ise yaptıkları sebebiyle cezalandırıldığı bildiriliyor. Burada insanın sadece kendi davranışından değil, toplumdaki yanlış karşısındaki tavrından da sorumlu olduğu yönünde güçlü bir mesaj vardır. Bugünün Ashâb-ı Sebt'i kim? Bu sorunun cevabını başkalarında aramak kolaydır. Oysa Kur’an kıssalarının en büyük hikmeti, insanın önce kendisine bakmasını sağlamasıdır. Bugün Ashâb-ı Sebt kıssasını okurken “Onlar ne büyük hata yapmışlar” demek kolaydır. Asıl zor olan ise kendimize şu soruları sormaktır: Ben hiç bir yasağın etrafından dolaştım mı? Doğrudan yapmaya cesaret edemediğim bir şeyi, kelimelerle veya yöntemlerle meşrulaştırmaya çalıştım mı? Çıkarım uğruna doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi esnettim mi? Yanlış yapan birini gördüğümde sustum mu? Çünkü insanın en büyük imtihanlarından biri, kendi yaptığı yanlışa haklı bir gerekçe bulabilmesidir. Vicdanın en tehlikeli hâli de budur. İnsan yanlış yaptığını bildiği hâlde, kendisini haklı çıkaracak bir bahane bulduğunda artık yanlışı düzeltmek yerine onu savunmaya başlar. Asıl mesele balık değildi Ashâb-ı Sebt kıssasında asıl mesele balık değildi. Asıl mesele itaat ve sınır meselesiydi. Allah'ın emri karşısında insanın ne yapacağıydı. Çünkü gerçek imtihan, insanın istemediği bir şey yasaklandığında değil, çok istediği bir şey yasaklandığında ortaya çıkar. İşte o zaman insanın sabrı, inancı, ahlakı ve vicdanı görünür hâle gelir. Kur’an'ın kıssaları geçmişte yaşamış insanların hikâyelerini anlatmakla kalmaz. Bize ayna tutar. Ashâb-ı Sebt de böyle bir aynadır. O aynaya baktığımızda başkalarını değil, kendimizi görmemiz gerekir. Çünkü mesele sadece bir yasağı çiğnememektir. Mesele, Allah'ın koyduğu sınırın etrafından dolaşacak kadar nefsimize yenilip yenilmediğimizdir. Ve belki de kıssanın bize bıraktığı en büyük ders şudur:  İnsan, kanunun açığını bulabilir; fakat vicdanının açığını bulamaz. Çünkü insanın başkalarından saklayabildiği şeyler olabilir. Ama Allah'tan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur.
Ekleme Tarihi: 11 Eylül 2026 -Cuma
İsmail Karakaş (Genel Yayın Yönetmeni)

ASHÂB-I SEBT: HÜKMÜN ETRAFINDAN DOLAŞMAK

İnsan, kanunun açığını bulabilir; fakat vicdanının açığını bulamaz.

Çünkü insanın başkalarından saklayabildiği şeyler olabilir.

Ama Allah'tan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur.

Bir yasağı çiğnemek mi daha tehlikelidir, yoksa yasağı çiğnemediğini sanarak onun etrafından dolaşmak mı?

Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Ashâb-ı Sebt kıssası, üzerinden asırlar geçmesine rağmen insanın nefsine, hırsına ve kendi çıkarı uğruna kuralları nasıl yorumlayabildiğine dair son derece çarpıcı bir ibret vesikasıdır.
Kur’an, İsrailoğulları içerisinden bir topluluğun cumartesi günüyle ilgili ilahî bir imtihana tabi tutulduğunu anlatır.

Cumartesi günü balık avlamaları yasaktı.

Fakat imtihanın en zor tarafı şuydu:
Balıklar tam da cumartesi günü kıyıya akın akın geliyordu.

Diğer günlerde ise aynı bolluk görülmüyordu.

Kur’an-ı Kerim bunu şöyle bildirir:
“Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, cumartesi dışında gelmiyorlardı. İşte yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle imtihan ediyorduk.”
(A'râf, 7/163)


İmtihan tam da burada başlıyordu.

İnsan için yasak olan bir şey, en cazip hâliyle karşısına çıkıyordu.

Ve insanın gerçek karakteri, çoğu zaman sahip olduğu imkânlarla değil, kendisine konulan sınırlarla ortaya çıkar.


Hile ile hükmün etrafından dolaşmak

Rivayet ve tefsirlerde anlatıldığı üzere, topluluk içerisinden bazıları yasağı doğrudan çiğnemek yerine bir hileye başvurdu.

Balıkların cumartesi günü gelmesini fırsata çevirecek düzenekler kurdular; balıkların yakalanmasını sağlayıp onları başka günlerde topladılar.

Kendi vicdanlarını belki de şu düşünceyle rahatlatıyorlardı:
“Biz cumartesi günü balık tutmadık.”


Fakat mesele sadece elin balığa değip değmemesi değildi.

Mesele, Allah'ın koyduğu yasağın ruhuna sadık kalıp kalmamaktı.

İşte Ashâb-ı Sebt kıssasının bugün bize yönelttiği en önemli soru da budur:

Bir yasağın kelimesine mi sadığız, yoksa anlamına ve amacına mı?

İnsan bazen yaptığı yanlışın adını değiştirerek vicdanını rahatlatabilir.

Haksızlığa “hak arayışı”,
çıkarcılığa “ticaret”,
aldatmaya “uyanıklık”,
sorumluluktan kaçmaya “özgürlük”

diyebilir.


Fakat bir şeyin adını değiştirmek, onun mahiyetini değiştirmez.

Toplumun sessizliği de bir imtihandır

Ashâb-ı Sebt kıssasının bir başka önemli tarafı ise toplumun tamamının aynı tavır içerisinde olmamasıdır.

Bir grup yasağı çiğniyordu.

Bir grup onları uyarıyordu.

Bir başka grup ise olup biteni seyrediyordu.

Uyarıda bulunanlara, “Neden bunları uyarıyorsunuz?” denildiğinde verdikleri cevap son derece anlamlıydı:
“Rabbinize karşı bir mazeretimiz olsun ve belki sakınırlar diye.”
(A'râf, 7/164)


Bu cevap aslında bize çok önemli bir sorumluluğu hatırlatıyor:


Yanlış karşısında susmak, insanı gerçekten sorumluluktan kurtarır mı?
Kur'an'ın anlattığı kıssada, kötülükten sakındıranların kurtarıldığı; zulmedenlerin ise yaptıkları sebebiyle cezalandırıldığı bildiriliyor.

Burada insanın sadece kendi davranışından değil, toplumdaki yanlış karşısındaki tavrından da sorumlu olduğu yönünde güçlü bir mesaj vardır.


Bugünün Ashâb-ı Sebt'i kim?

Bu sorunun cevabını başkalarında aramak kolaydır.

Oysa Kur’an kıssalarının en büyük hikmeti, insanın önce kendisine bakmasını sağlamasıdır.

Bugün Ashâb-ı Sebt kıssasını okurken “Onlar ne büyük hata yapmışlar” demek kolaydır.

Asıl zor olan ise kendimize şu soruları sormaktır:
Ben hiç bir yasağın etrafından dolaştım mı?


Doğrudan yapmaya cesaret edemediğim bir şeyi, kelimelerle veya yöntemlerle meşrulaştırmaya çalıştım mı?

Çıkarım uğruna doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi esnettim mi?

Yanlış yapan birini gördüğümde sustum mu?

Çünkü insanın en büyük imtihanlarından biri, kendi yaptığı yanlışa haklı bir gerekçe bulabilmesidir.

Vicdanın en tehlikeli hâli de budur.

İnsan yanlış yaptığını bildiği hâlde, kendisini haklı çıkaracak bir bahane bulduğunda artık yanlışı düzeltmek yerine onu savunmaya başlar.

Asıl mesele balık değildi

Ashâb-ı Sebt kıssasında asıl mesele balık değildi.

Asıl mesele itaat ve sınır meselesiydi.

Allah'ın emri karşısında insanın ne yapacağıydı.

Çünkü gerçek imtihan, insanın istemediği bir şey yasaklandığında değil, çok istediği bir şey yasaklandığında ortaya çıkar.

İşte o zaman insanın sabrı, inancı, ahlakı ve vicdanı görünür hâle gelir.

Kur’an'ın kıssaları geçmişte yaşamış insanların hikâyelerini anlatmakla kalmaz.

Bize ayna tutar.

Ashâb-ı Sebt de böyle bir aynadır.

O aynaya baktığımızda başkalarını değil, kendimizi görmemiz gerekir.

Çünkü mesele sadece bir yasağı çiğnememektir.

Mesele, Allah'ın koyduğu sınırın etrafından dolaşacak kadar nefsimize yenilip yenilmediğimizdir.

Ve belki de kıssanın bize bıraktığı en büyük ders şudur: 

İnsan, kanunun açığını bulabilir; fakat vicdanının açığını bulamaz.

Çünkü insanın başkalarından saklayabildiği şeyler olabilir.

Ama Allah'tan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.