Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI
Köşe Yazarı
Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI
 

DİJİTAL ESARETTEN FİZİKSEL ÖZGÜRLÜĞE: ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUNUN VE OYUNCAĞIN GÜCÜ

Bugün çocuklar, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir şekilde dijital uyaranların bombardımanı altında büyüyor. Geleneksel oyunlar, akranlarla oyunlar, dokunarak ve keşfederek oynanan materyaller, oyuncaklar maalesef ki yerini renkli, ışıklı ve hızlı doyum sağlayan dijital oyunlara kaptırmış gibi görünüyor. Dijital oyunlar çocukların bütün vakitlerini gasp ederek, çocukların hayatının merkezine yerleşmiş durumda. Dijitalleşmeyle birlikte gelen bu değişim, çocuklarda birçok davranışsal sorununu da beraberinde getirmiştir. Bilinçsiz ve aşırı oyun oynama davranışlarının neden olduğu psiko-sosyal ve davranışsal olumsuzluklar: Bağımlılık, akademik başarıda düşüş, sosyal becerilerde ve iletişim becerilerinde gerileme, siber zorbalığa maruz kalma, gerçeklik algısının bozulması gibi pek çok pedagojik sorunu sıralayabiliriz. Günümüzde insanların gelişen teknolojiden ve dijitalleşen hayat standartlarından kopmasını beklemek, onları dijitallikten tamamen mahrum bırakmak gerçekçi olmadığı gibi, bir çözüm de değil. Hatta bazı bilimsel çalışmalar, doğru kullanıldığında teknolojinin yararlı olduğu yönünde bulgulara ulaşmıştır. Bazı kaynaklarda dijital oyunların bir yönü ile yorgunluk ve stresi azalttığı, boş zamanları değerlendirdiği, görsel dikkat becerilerini geliştirdiği ve özellikle dijital oyun tabanlı öğrenme programlarının ders başarısını artırdığı; insanları karmaşık kent hayatından, yoğun iş ve stres ortamından uzaklaştırarak eğlenmesine, rahatlamasına olanak sağladığı belirtilmiştir Çocukları dijital dünyadan koparmadan, dijital dünyanın kollarına tamamen teslim de etmeden, onunla barışık ve bilinçli bir davranış modeli sergilemek gerekli. Bilinçli ve güvenli adımlarla dijital dünyada çocuklarla/gençlerle el ele yürüyebilmek çok önemli. Çocukların dijital dünyaya bağımlı olmaması için, gerçek hayatla bağlarını güçlendirecek çeşitli çözümlerden bahsetmek isterim: * Çocukların doğasına, yaş ve gelişim dönemlerine uygun eğitici dijital içerikler seçmek ve kontrollü bir denetim sağlamak. * Çocukları fiziksel oyunları ve oyuncakları ile yeniden tanıştırmak ve akranlarıyla oyunlara yönlendirmek. Çocukları dijital risklerden korurken fiziksel oyunlar ve oyun materyallerinin nasıl bir koruyucu kalkan olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Ancak öncelikle dijital oyunların cezbediciliğinden ve neden çocukları korumamız gerektiğinden kısaca bahsetmekte fayda var.   Dijital Ekranların İllüzyonu: Hızlı Ödüller ve Sabırsız Nesiller Dijital oyunlar, çocuklara çok kısa sürede, neredeyse hiç çaba sarf etmeden büyük başarı hissi (puanlar, seviyeler, sanal ödüller) sunar. Bu durum, beyinde hızlı bir dopamin salgısına yol açarak çocukta bir süre sonra "anlık tatmin" beklentisi yaratır. Ancak gerçek hayat dijital dünya kadar hızlı, renkli ve kusursuz değildir. Ekran karşısında saatler geçiren çocuk, gerçek dünyadaki bir problemi çözmek için gereken sabrı, odaklanmayı ve hayal kırıklığıyla baş etme becerisini geliştirmekte zorlanır. Dahası, tek yönlü bir ekran iletişimi, çocuğun sosyal çevreyle olan bağını zayıflatır ve onu duygu regülasyonu (kendi duygularını yönetebilme) konusunda savunmasız bırakır.   Dokunmanın ve Üretmenin Mucizesi: Fiziksel Oyun ve Oyuncak Gerçekliği Oyun, çocuğun sadece vakit geçirdiği eğlenceli bir aktivite değildir. Oyun, çocuğun en ciddi işidir ve dünyayı öğrenme biçimidir. Biz yetişkinler bir işe başlamadan önce nasıl zihnimizde provasını yapıyorsak, çocuk da hayatın provasını oyunda yapar. Evcilik oynarken aile yönetimini, doktorculuk oynarken şefkati ve empatiyi öğrenir. Üstelik çocuklar her duyguyu kelimelerle anlatamaz; okulda kırılan, kardeşini kıskanan veya kaygılanan çocuk bu stresi oyunda deşarj eder. Oyunu elinden alırsanız, çocuğun duygusal deşarj yolunu kapatmış olursunuz. Çocuklar oyun oynarken, beyinlerinde kelimenin tam anlamıyla milyarlarca yeni nöron bağlantısı kurulur. Bir legoyu doğru yere takmaya çalışırken, arkadaşıyla oyun kurarken beyin hücreleri birbirine milyarlarca köprü inşa eder. Yani biz dışarıdan, "Sadece oyun oynuyor" diye bakarken; içeride, geleceğin mühendisini, yazarını, doktorunu oluşturan muazzam bir zihinsel mimari inşa edilmektedir. Problem çözmeyi, paylaşmayı, öfke kontrolünü çocuk oyunla öğrenir. Oyun asla basit bir "vakit geçirme" aracı değildir. Oyundan bahsetmişken yıllar önce yaptığım bir TÜBİTAK çalışmasının sonuçlarını paylaşmak istiyorum. Biz toplum olarak genelde çocuklara, "Önce ödevini bitir, sonra oynarsın" baskısı yapıyoruz. İşte bu algıyı incelemek için 4 farklı ilkokul ikinci sınıf şubesinde, hem çocuklarla hem de aileleriyle kapsamlı bir çalışma yürüttük. Akademik başarısı en yüksek olan çocukların evdeki rutinlerini inceledik. Sonuç ne çıktı biliyor musunuz; başarısı yüksek olan çocuklar, okuldan eve geldiklerinde hemen masanın başına oturup ödev yapmıyorlar! Tam aksine, eve gelir gelmez önce arkadaşlarıyla oyun oynuyorlar, deşarj oluyorlar ve ondan sonra ödevlerinin başına oturuyorlar. Çünkü okuldan dönen çocuk bedenen ve zihnen doludur, yorgundur. Oyunda deşarj olan, yani mutlu olan çocuk, masanın başına geçtiğinde ders çalışmaya çok daha istekli ve odaklanmış oluyor. Yani oyun, başarının önündeki engel değil, tam tersine başarının yakıtıdır! Oyun oynamak okul başarısını düşürmez, tam tersine zihni rahatlatıp ders çalışma isteğini artıran en büyük motivasyondur. İşte tam bu noktada, fiziksel oyunların ve oyuncakların neden sadece birer "eğlence aracı" değil, aynı zamanda gelişimsel birer ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Dijital oyunların sunduğu hazır ve sınırları belirlenmiş dünyalara karşın, fiziksel oyunlar çocuğa sonsuz bir yaratıcılık alanı açar. Çocuğun bir oyuncağa dokunması, onun ağırlığını hissetmesi, parçaları bir araya getirmesi ya da doğadaki malzemelerle kendi oyun evrenini kurması, bilişsel gelişimin temelini oluşturur. Özellikle açık uçlu materyaller (çocuğun tek bir amaca hizmet etmeyen, hayal gücüne göre şekillendirebileceği oyuncaklar, ahşap bloklar, yapbozlar veya geri dönüştürülebilir atık malzemeler; çocukta problem çözme becerisini en üst seviyeye çıkarır. Dijital bir oyunda çocuk sadece önüne sunulan senaryoyu takip eden bir "tüketici" iken; fiziksel bir materyalle oyun kuran çocuk, o oyunun kurucusu, tasarımcısı ve "üreticisi" konumuna yükselir. Bu somut üretim süreci, çocuğun gerçek dünyadaki özgüvenini ve bağımsızlık becerilerini doğrudan besler.   Ekranlardan Çocuğu Korumak: Aile İçi İletişim ve Güvenli Alan Dijital bağımlılığa karşı en büyük kalkanın aile dinamiği olduğunu artık herkes biliyor. Ancak aileler çocuklara güvenli liman olma konusunda gerçekten doğru yaklaşımlar sergileyebiliyor mu? Toplumun büyük bir kesimi, her ne kadar dile getirmese de, teknoloji ve sosyal medya ile yatıp kalkar durumda. Çocuklara "ekranlardan uzak dur!" derken, kendisi televizyon veya telefon gibi dijital mecralardan uzak duramayan bir ebeveynin doğru rol model olma konusunda başarılı olduğu söylenemez. Hatta bu durum, aile içi iletişimde ciddi bir sorunsalı da beraberinde getirmektedir. Ebeveynlerin ve çocukların aynı ortamda olmalarına rağmen birbirlerinin yüzüne bakmak yerine ekranlara odaklanması, teknolojik kesinti (technoference) denilen durum, aile içi bağları büyük oranda zayıflatmaktadır. Çocuklarla aynı odada farklı dünyalarda yaşamak, kolay olan ebeveynlik yoludur. Çocuk da, ebeveyn de ayrı dünyalarda ve birbirlerini rahatsız etmeden yaşayıp gider. Ne zaman ki çocuklar o dünyalarda kaybolmaya başlar, işte o zaman durumun vehameti anlaşılır. Çocukları dijital dünyanın risklerinden korumak; onları bir odada tabletle baş başa bırakıp kapıyı kapatmakla değil, onlara eşlik edebileceğimiz somut alternatifler üretmekle mümkündür. Ortak bir fiziksel oyun masasının etrafında toplanmak, birlikte bir oyuncak tasarlamak ya da geleneksel bir sokak oyununu eve taşımak, çocukla ebeveyn arasında "göz temasına" dayalı, gerçek bir iletişim köprüsü kurar. Fiziksel oyunlar, aile içindeki aidiyet duygusunu güçlendirirken dijital dünyanın yarattığı sanal yalnızlığa karşı da en doğal ve proaktif korumayı sağlar.   Geleceği Ekran Başında Değil, Dokunarak İnşa Etmek Özetlemek gerekirse, dijital oyunlar günümüz dünyasının kaçınılmaz bir gerçeği olsa da çocukların bu dünyada kontrolsüzce kaybolmalarına göz yummak, onların en temel gelişimsel ihtiyaçlarını ellerinden almak anlamına gelmektedir. Sanal dünyaların sunduğu anlık tatminler ve yapay ödüller; çocuğun gerçek yaşam becerilerini, sabrını ve sosyal uyumunu köreltmektedir. Dijital oyunların yarattığı bu sessiz krize karşı en etkili ve proaktif kalkan ise çocuğun doğasına en uygun olan yönteme; yani fiziksel oyunlara, dokunulabilir materyallere ve üretkenliğe geri dönmektir. Çocukları ekrandan korumak, teknolojiyi tamamen yasaklamakla değil; onun yerine çok daha cazip, dokunulabilir ve yaratıcı somut alternatifler koyabilmekle mümkündür. Çocuğun önüne hazır dijital dünyalar sermek yerine; kendi oyuncağını tasarlayabileceği, açık uçlu materyallerle hayal gücünü esnetebileceği ve her şeyden önemlisi ailesiyle göz teması kurarak oynayabileceği güvenli alanlar yaratmalıyız. Geleceğin bağımsız, üreten ve ruhsal açıdan dengeli bireylerini yetiştirmek; çocukları ekranların pasif birer tüketicisi olmaktan kurtarıp gerçek dünyanın aktif birer oyun kurucusu yapmakla başlayacaktır.   Sevgili ebeveynler, Çocuklarınızı dijital dünyadan tamamen koparamazsınız, bu gerçekçi değil. Ama net sınırlar koyabilir, onlara sorumluluklarını yerine getirmeleri için alan açabilirsiniz. Çocuklara her şeyi hazır sunarak onlara iyilik yapılmıyor; onlara kendi oyuncaklarını, kendi hayatlarını inşa etme şansı verilmeli. Sevgili ebeveynler, yeni mottomuz şu olsun: "Ekranı kapat, oyunu başlat." Her gün sadece 20 dakika, telefonlarınızı tamamen başka bir odaya bırakarak çocuğunuzla "nitelikli zaman" geçirin. Bırakın oyunun lideri çocuğunuz olsun, siz onun kurallarına uyun. Ve unutmayın; çocuğunuza vereceğiniz en güzel oyuncak, ona ayıracağınız kesintisiz dikkatinizdir. Son olarak hatırlatmak isterim ki; ekran başında saatlerce sessizce oturan çocuk "uslu" çocuk değildir, dünyayı keşfetmekten mahrum kalmış çocuktur. Çocukların en güzel zamanlarını, çocukluklarını dijital dünyaya kurban etmeyelim. Kulaklarınızda çocukların oyunlarına eşlik eden kahkaha sesleri olsun.   HAFTANIN ÖNERİSİ: Bugünden itibaren yeni mottomuzu hayat geçirelim: Ekranı kapat oyunu başlat…     Kaynakça: *Green, C. S., Bavelier, D. (2003). Action Video Game Modifies Visual Selective Attention. Nature, 423, 534–537. *Prot, S., Anderson, C. A., Gentile, D. A., Brown, S. C., Swing, E. L. (2014). The Positive and Negative Effects of Video Game Play. Children and Media. A. Jordan, D. Romer (Eds) New York. Oxford University Press, s.109-128. *Roe, K., Muijs, D. (1998). Children and Computer Games: A Profile of The Heavy User. European Journal of Communication, 13, 181-200. *Lo, S., Wang, C., Fang, W. (2005). Physical Interpersonal Relationships and Social Anxiety Among Online Game Players. CyberPsychology & Behavior, 8, 15-20. *Mehroof, M., Griffiths, M. D. (2010). Online Gaming Addiction: The Role of Sensation Seeking, Self-Control, Neuroticism, Aggression, State Anxiety, and Trait Anxiety. Cyberpsychology & Behavior, 13, 313–316. *Schmit, S., Chauchard, E., Chabrol, H., Sejourne, N. (2011). Assessment of Social Characteristics, Coping Strategies, Self-Esteem and Depressive Symptoms in Relation With Online Video Game Addiction Among Adolescents and Young Adults. L’Encéphale, 37, 217–223.
Ekleme Tarihi: 18 Haziran 2026 -Perşembe
Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI

DİJİTAL ESARETTEN FİZİKSEL ÖZGÜRLÜĞE: ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUNUN VE OYUNCAĞIN GÜCÜ

Bugün çocuklar, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir şekilde dijital uyaranların bombardımanı altında büyüyor. Geleneksel oyunlar, akranlarla oyunlar, dokunarak ve keşfederek oynanan materyaller, oyuncaklar maalesef ki yerini renkli, ışıklı ve hızlı doyum sağlayan dijital oyunlara kaptırmış gibi görünüyor. Dijital oyunlar çocukların bütün vakitlerini gasp ederek, çocukların hayatının merkezine yerleşmiş durumda. Dijitalleşmeyle birlikte gelen bu değişim, çocuklarda birçok davranışsal sorununu da beraberinde getirmiştir. Bilinçsiz ve aşırı oyun oynama davranışlarının neden olduğu psiko-sosyal ve davranışsal olumsuzluklar: Bağımlılık, akademik başarıda düşüş, sosyal becerilerde ve iletişim becerilerinde gerileme, siber zorbalığa maruz kalma, gerçeklik algısının bozulması gibi pek çok pedagojik sorunu sıralayabiliriz.

Günümüzde insanların gelişen teknolojiden ve dijitalleşen hayat standartlarından kopmasını beklemek, onları dijitallikten tamamen mahrum bırakmak gerçekçi olmadığı gibi, bir çözüm de değil. Hatta bazı bilimsel çalışmalar, doğru kullanıldığında teknolojinin yararlı olduğu yönünde bulgulara ulaşmıştır. Bazı kaynaklarda dijital oyunların bir yönü ile yorgunluk ve stresi azalttığı, boş zamanları değerlendirdiği, görsel dikkat becerilerini geliştirdiği ve özellikle dijital oyun tabanlı öğrenme programlarının ders başarısını artırdığı; insanları karmaşık kent hayatından, yoğun iş ve stres ortamından uzaklaştırarak eğlenmesine, rahatlamasına olanak sağladığı belirtilmiştir

Çocukları dijital dünyadan koparmadan, dijital dünyanın kollarına tamamen teslim de etmeden, onunla barışık ve bilinçli bir davranış modeli sergilemek gerekli. Bilinçli ve güvenli adımlarla dijital dünyada çocuklarla/gençlerle el ele yürüyebilmek çok önemli. Çocukların dijital dünyaya bağımlı olmaması için, gerçek hayatla bağlarını güçlendirecek çeşitli çözümlerden bahsetmek isterim:

* Çocukların doğasına, yaş ve gelişim dönemlerine uygun eğitici dijital içerikler seçmek ve kontrollü bir denetim sağlamak.

* Çocukları fiziksel oyunları ve oyuncakları ile yeniden tanıştırmak ve akranlarıyla oyunlara yönlendirmek.

Çocukları dijital risklerden korurken fiziksel oyunlar ve oyun materyallerinin nasıl bir koruyucu kalkan olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Ancak öncelikle dijital oyunların cezbediciliğinden ve neden çocukları korumamız gerektiğinden kısaca bahsetmekte fayda var.

 

Dijital Ekranların İllüzyonu: Hızlı Ödüller ve Sabırsız Nesiller

Dijital oyunlar, çocuklara çok kısa sürede, neredeyse hiç çaba sarf etmeden büyük başarı hissi (puanlar, seviyeler, sanal ödüller) sunar. Bu durum, beyinde hızlı bir dopamin salgısına yol açarak çocukta bir süre sonra "anlık tatmin" beklentisi yaratır. Ancak gerçek hayat dijital dünya kadar hızlı, renkli ve kusursuz değildir. Ekran karşısında saatler geçiren çocuk, gerçek dünyadaki bir problemi çözmek için gereken sabrı, odaklanmayı ve hayal kırıklığıyla baş etme becerisini geliştirmekte zorlanır. Dahası, tek yönlü bir ekran iletişimi, çocuğun sosyal çevreyle olan bağını zayıflatır ve onu duygu regülasyonu (kendi duygularını yönetebilme) konusunda savunmasız bırakır.

 

Dokunmanın ve Üretmenin Mucizesi: Fiziksel Oyun ve Oyuncak Gerçekliği

Oyun, çocuğun sadece vakit geçirdiği eğlenceli bir aktivite değildir. Oyun, çocuğun en ciddi işidir ve dünyayı öğrenme biçimidir. Biz yetişkinler bir işe başlamadan önce nasıl zihnimizde provasını yapıyorsak, çocuk da hayatın provasını oyunda yapar. Evcilik oynarken aile yönetimini, doktorculuk oynarken şefkati ve empatiyi öğrenir. Üstelik çocuklar her duyguyu kelimelerle anlatamaz; okulda kırılan, kardeşini kıskanan veya kaygılanan çocuk bu stresi oyunda deşarj eder. Oyunu elinden alırsanız, çocuğun duygusal deşarj yolunu kapatmış olursunuz.

Çocuklar oyun oynarken, beyinlerinde kelimenin tam anlamıyla milyarlarca yeni nöron bağlantısı kurulur. Bir legoyu doğru yere takmaya çalışırken, arkadaşıyla oyun kurarken beyin hücreleri birbirine milyarlarca köprü inşa eder. Yani biz dışarıdan, "Sadece oyun oynuyor" diye bakarken; içeride, geleceğin mühendisini, yazarını, doktorunu oluşturan muazzam bir zihinsel mimari inşa edilmektedir. Problem çözmeyi, paylaşmayı, öfke kontrolünü çocuk oyunla öğrenir. Oyun asla basit bir "vakit geçirme" aracı değildir. Oyundan bahsetmişken yıllar önce yaptığım bir TÜBİTAK çalışmasının sonuçlarını paylaşmak istiyorum.

Biz toplum olarak genelde çocuklara, "Önce ödevini bitir, sonra oynarsın" baskısı yapıyoruz. İşte bu algıyı incelemek için 4 farklı ilkokul ikinci sınıf şubesinde, hem çocuklarla hem de aileleriyle kapsamlı bir çalışma yürüttük. Akademik başarısı en yüksek olan çocukların evdeki rutinlerini inceledik. Sonuç ne çıktı biliyor musunuz; başarısı yüksek olan çocuklar, okuldan eve geldiklerinde hemen masanın başına oturup ödev yapmıyorlar! Tam aksine, eve gelir gelmez önce arkadaşlarıyla oyun oynuyorlar, deşarj oluyorlar ve ondan sonra ödevlerinin başına oturuyorlar. Çünkü okuldan dönen çocuk bedenen ve zihnen doludur, yorgundur. Oyunda deşarj olan, yani mutlu olan çocuk, masanın başına geçtiğinde ders çalışmaya çok daha istekli ve odaklanmış oluyor. Yani oyun, başarının önündeki engel değil, tam tersine başarının yakıtıdır! Oyun oynamak okul başarısını düşürmez, tam tersine zihni rahatlatıp ders çalışma isteğini artıran en büyük motivasyondur.

İşte tam bu noktada, fiziksel oyunların ve oyuncakların neden sadece birer "eğlence aracı" değil, aynı zamanda gelişimsel birer ihtiyaç olduğunu görüyoruz.

Dijital oyunların sunduğu hazır ve sınırları belirlenmiş dünyalara karşın, fiziksel oyunlar çocuğa sonsuz bir yaratıcılık alanı açar. Çocuğun bir oyuncağa dokunması, onun ağırlığını hissetmesi, parçaları bir araya getirmesi ya da doğadaki malzemelerle kendi oyun evrenini kurması, bilişsel gelişimin temelini oluşturur. Özellikle açık uçlu materyaller (çocuğun tek bir amaca hizmet etmeyen, hayal gücüne göre şekillendirebileceği oyuncaklar, ahşap bloklar, yapbozlar veya geri dönüştürülebilir atık malzemeler; çocukta problem çözme becerisini en üst seviyeye çıkarır. Dijital bir oyunda çocuk sadece önüne sunulan senaryoyu takip eden bir "tüketici" iken; fiziksel bir materyalle oyun kuran çocuk, o oyunun kurucusu, tasarımcısı ve "üreticisi" konumuna yükselir. Bu somut üretim süreci, çocuğun gerçek dünyadaki özgüvenini ve bağımsızlık becerilerini doğrudan besler.

 

Ekranlardan Çocuğu Korumak: Aile İçi İletişim ve Güvenli Alan

Dijital bağımlılığa karşı en büyük kalkanın aile dinamiği olduğunu artık herkes biliyor. Ancak aileler çocuklara güvenli liman olma konusunda gerçekten doğru yaklaşımlar sergileyebiliyor mu? Toplumun büyük bir kesimi, her ne kadar dile getirmese de, teknoloji ve sosyal medya ile yatıp kalkar durumda. Çocuklara "ekranlardan uzak dur!" derken, kendisi televizyon veya telefon gibi dijital mecralardan uzak duramayan bir ebeveynin doğru rol model olma konusunda başarılı olduğu söylenemez. Hatta bu durum, aile içi iletişimde ciddi bir sorunsalı da beraberinde getirmektedir. Ebeveynlerin ve çocukların aynı ortamda olmalarına rağmen birbirlerinin yüzüne bakmak yerine ekranlara odaklanması, teknolojik kesinti (technoference) denilen durum, aile içi bağları büyük oranda zayıflatmaktadır. Çocuklarla aynı odada farklı dünyalarda yaşamak, kolay olan ebeveynlik yoludur. Çocuk da, ebeveyn de ayrı dünyalarda ve birbirlerini rahatsız etmeden yaşayıp gider. Ne zaman ki çocuklar o dünyalarda kaybolmaya başlar, işte o zaman durumun vehameti anlaşılır.

Çocukları dijital dünyanın risklerinden korumak; onları bir odada tabletle baş başa bırakıp kapıyı kapatmakla değil, onlara eşlik edebileceğimiz somut alternatifler üretmekle mümkündür. Ortak bir fiziksel oyun masasının etrafında toplanmak, birlikte bir oyuncak tasarlamak ya da geleneksel bir sokak oyununu eve taşımak, çocukla ebeveyn arasında "göz temasına" dayalı, gerçek bir iletişim köprüsü kurar. Fiziksel oyunlar, aile içindeki aidiyet duygusunu güçlendirirken dijital dünyanın yarattığı sanal yalnızlığa karşı da en doğal ve proaktif korumayı sağlar.

 

Geleceği Ekran Başında Değil, Dokunarak İnşa Etmek

Özetlemek gerekirse, dijital oyunlar günümüz dünyasının kaçınılmaz bir gerçeği olsa da çocukların bu dünyada kontrolsüzce kaybolmalarına göz yummak, onların en temel gelişimsel ihtiyaçlarını ellerinden almak anlamına gelmektedir. Sanal dünyaların sunduğu anlık tatminler ve yapay ödüller; çocuğun gerçek yaşam becerilerini, sabrını ve sosyal uyumunu köreltmektedir. Dijital oyunların yarattığı bu sessiz krize karşı en etkili ve proaktif kalkan ise çocuğun doğasına en uygun olan yönteme; yani fiziksel oyunlara, dokunulabilir materyallere ve üretkenliğe geri dönmektir.

Çocukları ekrandan korumak, teknolojiyi tamamen yasaklamakla değil; onun yerine çok daha cazip, dokunulabilir ve yaratıcı somut alternatifler koyabilmekle mümkündür. Çocuğun önüne hazır dijital dünyalar sermek yerine; kendi oyuncağını tasarlayabileceği, açık uçlu materyallerle hayal gücünü esnetebileceği ve her şeyden önemlisi ailesiyle göz teması kurarak oynayabileceği güvenli alanlar yaratmalıyız. Geleceğin bağımsız, üreten ve ruhsal açıdan dengeli bireylerini yetiştirmek; çocukları ekranların pasif birer tüketicisi olmaktan kurtarıp gerçek dünyanın aktif birer oyun kurucusu yapmakla başlayacaktır.

 

Sevgili ebeveynler,

Çocuklarınızı dijital dünyadan tamamen koparamazsınız, bu gerçekçi değil. Ama net sınırlar koyabilir, onlara sorumluluklarını yerine getirmeleri için alan açabilirsiniz. Çocuklara her şeyi hazır sunarak onlara iyilik yapılmıyor; onlara kendi oyuncaklarını, kendi hayatlarını inşa etme şansı verilmeli.

Sevgili ebeveynler, yeni mottomuz şu olsun: "Ekranı kapat, oyunu başlat." Her gün sadece 20 dakika, telefonlarınızı tamamen başka bir odaya bırakarak çocuğunuzla "nitelikli zaman" geçirin. Bırakın oyunun lideri çocuğunuz olsun, siz onun kurallarına uyun. Ve unutmayın; çocuğunuza vereceğiniz en güzel oyuncak, ona ayıracağınız kesintisiz dikkatinizdir.

Son olarak hatırlatmak isterim ki; ekran başında saatlerce sessizce oturan çocuk "uslu" çocuk değildir, dünyayı keşfetmekten mahrum kalmış çocuktur. Çocukların en güzel zamanlarını, çocukluklarını dijital dünyaya kurban etmeyelim.

Kulaklarınızda çocukların oyunlarına eşlik eden kahkaha sesleri olsun.

 

HAFTANIN ÖNERİSİ: Bugünden itibaren yeni mottomuzu hayat geçirelim: Ekranı kapat oyunu başlat…

 

 

Kaynakça:

*Green, C. S., Bavelier, D. (2003). Action Video Game Modifies Visual Selective Attention. Nature, 423, 534–537.

*Prot, S., Anderson, C. A., Gentile, D. A., Brown, S. C., Swing, E. L. (2014). The Positive and Negative Effects of Video Game Play. Children and Media. A. Jordan, D. Romer (Eds) New York. Oxford University Press, s.109-128.

*Roe, K., Muijs, D. (1998). Children and Computer Games: A Profile of The Heavy User. European Journal of Communication, 13, 181-200.

*Lo, S., Wang, C., Fang, W. (2005). Physical Interpersonal Relationships and Social Anxiety Among Online Game Players. CyberPsychology & Behavior, 8, 15-20.

*Mehroof, M., Griffiths, M. D. (2010). Online Gaming Addiction: The Role of Sensation Seeking, Self-Control, Neuroticism, Aggression, State Anxiety, and Trait Anxiety. Cyberpsychology & Behavior, 13, 313–316.

*Schmit, S., Chauchard, E., Chabrol, H., Sejourne, N. (2011). Assessment of Social Characteristics, Coping Strategies, Self-Esteem and Depressive Symptoms in Relation With Online Video Game Addiction Among Adolescents and Young Adults. L’Encéphale, 37, 217–223.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.