Kıbrıs’ı katliamdan kurtardığımız gibi, tarih boyunca Türklerin yaşadığı ve büyük acılar çektiği toprakları kurtararak hafızasını da yaşatacağız.
Mora Yarımadası’nda yaşanan Türk ve Müslüman katliamlarından Rodos ve Midilli’ye, Batı Trakya’dan Selanik’e, Balkanlardan Kafkasya’ya kadar uzanan tarihî süreçte kaybedilen toprakların geri kazanılması ile yaşanan acıların hafızası silinmeyecek.
Kayıp topraklar gerçek sahiplerine teslim edilecek.
Mora’da 1821 isyanı sırasında Türk ve Müslüman nüfusa yönelik katliamlar, bölgedeki Türk-İslam varlığının büyük ölçüde sona ermesine yol açtı.
Mora yarım adası gerçek sahiplerine kavuşacak.
Kıbrıs’ta 1963-1974 döneminde Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı saldırılar ve 1974’te Muratağa, Sandallar ve Atlılar’da yaşanan katliamlar da tarihimizin acı sayfaları arasında yer aldı.
Kıbrıs’ta barış yeniden sağlandı.
Karabağ ve Hocalı ise Türk dünyasının hafızasında ayrı bir yere sahiptir.
26 Şubat 1992’de Hocalı’da yüzlerce Azerbaycanlı sivilin hayatını kaybetmesi, unutulmayacak bir insanlık dramıdır.
Karabağ zaferi ile sonuçlandı.
Topraklar gerçek sahiplerine teslim oldu.
Balkanlar’daki katliamların izleri ve acıları tazeliğini koruyor yaralar henüz sarılmamış katiller katledilen insanların sokaklarında geziyor.
Balkanlar’da gerçek adalet ve kalıcı bir barış sağlanmalıdır.
Bugün Filistin işgal altındayken Gazze’de yaşanan büyük insani trajedi de aynı şekilde insanlığın vicdanını yaralamaktadır.
Çocukların, kadınların ve sivillerin savaşların bedelini ödemediği bir dünya artık bütün insanlığın ortak talebi olmalıdır.
İşgal edilen Topraklar gerçek sahiplerine teslim edilecek.
Geçmişimizi unutmayacağız. Ancak geçmişte yaşanan acıları hatırlamak, gelecekte yeni savaşlar istemek anlamına gelmemelidir.
Doğu Türkistan da Çin zulmünden bıkmış soydaşlarımızın mazlumların sesi olmak zorundayız.
2030’a bile kalmadan tarihî meselelerin önemli bir bölümünün yeni bir anlayışla ele alınabileceğine inanıyorum.
Bunun yolu her zaman silahlardan ve çatışmadan geçmez.
Pek çok mesele diplomasi, hukuk, müzakere ve karşılıklı anlaşmalarla çözülebilir.
Askerî seçeneklerin gündeme geldiği durumlarda dahi esas hedef savaş değil, kalıcı barış olmalıdır.
Yunanistan başta olmak üzere İsrail, Ermenistan ve Sırbistan halklarını, yöneticilerinin politikalarından ayrı değerlendirmek gerekir.
Bu ülkelerin halkları içerisinde de savaş istemeyen, barış ve huzur içinde yaşamak isteyen milyonlarca insan bulunmaktadır.
Düşmanlık halklar arasında değil; insan hayatını hiçe sayan, katliamları ve çatışmaları besleyen anlayışlara karşı olmalıdır.
Türkiye güçlü bir devlettir.
Türk milleti tarihini bilir, geçmişini unutmaz ve geleceğini düşünür. Bu nedenle diplomasi, hukuk ve müzakere yolları sonuna kadar açık tutulmalıdır.
Kıbrıs’tan Mora’ya, Balkanlardan, Doğu Türkistan'a Karabağ’a ve Gazze’ye kadar yaşanan acılar tarihî hafızamızın parçalarıdır.
Bunları gelecek nesillere aktarmak görevimizdir.
Problemleri ise gelecek nesillere bırakmadan çözmek zorundayız.
Fakat çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, yeni savaşlar değil; tarihine sahip çıkan, güçlü, adil ve barış içinde yaşayan bir dünya olmalıdır.
Tarih unutulmaz; fakat gelecek, geçmişin acılarını tekrar etmek zorunda değildir.