Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI
Köşe Yazarı
Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI
 

AN’I YAŞARKEN ANI BİRİKTİRMEK

An’ı yaşamak mıydı asıl mesele, yoksa o anı herkese ilan etmek mi? Ailece geçirilen en güzel zamanları mühürlemek, yıllar sonra o karelere bakıp aynı sıcaklıkla tebessüm etmek hepimizin çok değer verdiği bir gelenektir. Eskiden tozlu raflardan çıkarılan, dokunarak sayfaları çevrilen fotoğraf albümlerimiz vardı. Şimdilerde onların yerini binlerce kareden oluşan dijital albümler aldı. Peki, içimizden kaçı dönüp de bu dijital arşivlere gerçekten bakıyor? Hayat öyle baş döndürücü bir hızla akıyor ki, hep yenilerinin peşinden koşarken eskiler gerçekten de eskide kalıyor. Ama işin daha üzücü boyutu başka… Artık sadece an'ı kaybetmiyoruz; an'ı yaşamak yerine “mış gibi” anlar yaratıp anlık paylaşımlar yapma derdine düşüyoruz. Özellikle bazı ebeveynler, kusursuz bir mutluluk tablosu sunabilmek uğruna ciddi bir efor sarf ediyor. Geçtiğimiz günlerde bir tatil beldesinde şahit olduğum bir olay, bu durumun ne kadar acı bir hâl aldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Masaya yemekler geldi. Çocuklar sabırsızlıkla yemeğe başlamak istiyor, ancak anne elinde telefonla bir yönetmen edasıyla komutlar yağdırıyordu: “Dokunmayın yemeklere!”, “Gülümseyin!”, “Biraz yaklaşın!”, “Mutlu bir poz verin!” Çocuklar isteksizce, oflayıp puflayarak istenen pozları verdiler. Çekim bittiğinde ise annenin ağzından dökülen ilk cümle sevgi değil, öfke doluydu: “Hadi yemeğinizi yiyin, zaten istediğim gibi poz veremediniz!” Masada bir an sessizlik oldu. Çocukların yüzündeki o hüzünlü ve mutsuz ifade her şeyi özetliyordu. Belli ki o tatil beldesinde bulunma sebebi anne için çevreye “Biz ailecek çok mutluyuz” mesajı vermekti. Çocuklar içinse anne babalarıyla yeni yerler keşfedip keyifli zaman geçirmekten ibaretti. Şöyle bir durup düşündüm: Bu çocuklar büyüdüklerinde çocukluk tatillerine dair neyi hatırlayacaklar? Yemeğin tadını mı, denizin kokusunu mu; yoksa annelerinin ekrandan süzülen soğuk bakışlarını ve bitmek bilmeyen poz talimatlarını mı? Maalesef o masada gördüğümüz, buzdağının sadece görünen yüzüydü. Kamera arkasında çocuklarının gerçek mutluluğunu dijital beğenilere kurban eden, paylaşma odaklı yaşayan ne çok ebeveyn var… Oysa çocukların ihtiyaç duyduğu şey ekranlara gülümsemek değil; gözlerinin içine bakılarak gerçek bir mutluluğu paylaşmaktır. Çünkü gerçek hatıralar dijital bulutlarda değil, çocukların kalbinde birikir. Yapılan bazı deneysel araştırmalara göre: Bir nesnenin veya anın sadece fotoğrafını çekmeye odaklanan kişilerin, o anı zihinlerinde hatırlama oranının belirgin şekilde düştüğü belirtilmektedir. Yani zihin, detayları hafızaya kaydetme işini kameraya devrediyor (fotoğrafaltı hafıza felci). Sonuç olarak ne ebeveyn o yemeğin/tatilin tadını hatırlayabiliyor ne de çocuk o anki duygusal sıcaklığı zihnine kazıyabiliyor. (https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0956797613504438, 15/08/2026, 22.40) Yine “Sharenting” (Dijital Ebeveyn Paylaşımcılığı) üzerine yapılan çeşitli araştırmalara göre; ebeveynleri tarafından sürekli fotoğraflanan ve sosyal medyada paylaşılan çocukların kendilerini bağımsız bir bireyden ziyade, ebeveynlerinin “sahne nesnesi” veya bir performans figüranı gibi hissettiğini gösteriyor. Sharenting: Ebeveynlerin, bakıcıların veya akrabaların (reşit olmayan) çocuklar hakkında bilgileri genellikle bazı çevrimiçi platformlarda çevrimiçi olarak paylaşma uygulamasına verilen addır. (https://www.collinsdictionary.com/dictionary/english/sharenting, (15/08/2026, 22.30) Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalarda da dijital ayak izi henüz küçük yaşta ailesi tarafından oluşturulan çocukların büyüdüklerinde utanç, öfke ve güven kaybı yaşadıkları belirtilmiştir. Çocuk, maruz kaldığı bu zaruretler karşısında kendi yaşam hikayesinin kontrolünün elinde olmadığını hissedebilmektedir.   Uzmanlar Ne Diyor? Çocuk psikologları ve pedagoglar, sürekli “sergileme” objesi hâline getirilen çocuklarda performans kaygısı, öz değer eksikliği ve yapaylık hissinin gelişebileceğine dikkat çekiyor. Çocuklar, ancak koşulsuz kabul gördüklerinde ve ebeveynlerinin dikkatini bir ekranla paylaşmak zorunda kalmadıklarında kendilerini güvende hissederler. Dışarıya sunulan kusursuz imajlar, çocuğun iç dünyasındaki ihmal edilmişliği kapatmaya yetmez. Sevgili ebeveynler, Paylaşmak İçin Değil, Yaşamak İçin An Biriktirin: Bir anı sosyal medyaya yükleme telaşı, o anın büyüsünü öldürür. Fotoğrafı hemen o saniye paylaşmak yerine, gün bittiğinde ya da tatil dönüşünde kendi kişisel arşivinize kaldırmayı deneyin. Beğenileri takip etme stresi olmadan anı yaşayın. Çocuklarınıza poz kurgulatmak yerine; onlar doğal akışında gülerken, oynarken veya bir şeyi keşfederken tek bir kare çekin ve telefonu hemen cebinize koyun. Mükemmel fotoğraf yoktur, gerçek an vardır. Yemek masaları, akşam sohbetleri veya tatildeki o ilk deniz buluşması… Bu anları ekranlardan tamamen izole edin. Çocuklar, ebeveynlerinin gözünün ekrana değil, kendi gözlerine baktığını hissetmeye muhtaçtır. Yıllar önce okuduğum bir uzman tavsiyesini paylaşmak isterim. Benim de zaman zaman uyguladığım ve gerçekten işe yarayan, çocuklarla ilişkileri güçlendirmenin, kardeşler arası iletişimi artırmanın ve aile bağlarını sağlamlaştırmanın çok güzel bir yolu. Ailecek çekilen, çocukların bebeklikten itibaren biriktirilen fotoğraflarını baskı yaptırıp eski usul bir albüm hazırlamakla başlayan, bağlayıcılığı oldukça yüksek bir yöntem... Ne zaman çocuklarınızla ufak tefek iletişim sıkıntıları yaşadığınızı hissederseniz, birlikte oturup albümlerdeki fotoğrafları incelemek ve o fotoğrafların çekildiği anlar üzerine konuşmak her iki tarafa da çok iyi gelecektir. Böylece çocuklar aidiyet duygularını tazelerken, siz de aile içi iletişimi güçlendirmiş oluyorsunuz. Yaşanan güzel an'ları mühürlerken bunu sadece hatıra kalması için olduğunu bilmek önemli. O an herkes gerçekten mutluysa ne âlâ. Unutmayalım ki, başkalarının “Ne kadar mutlu bir aile” demesi değil, çocuğunuzun o an gerçekten mutlu hissetmesi esastır. Takipçilerin dijital alkışları, çocuğunuzun hüzünlü bir hatırasını asla telafi edemez. Gelin, bugün o kadrajın dışına çıkalım. Telefonun kamerasından değil, kendi gözlerimizle bakalım çocuklarımızın gözlerine. Çünkü çocukların ihtiyaç duyduğu şey ekranlara gülümsemek değil, bir ebeveynin sıcacık bakışında kaybolmaktır. Gerçek ve unutulmaz hatıralar dijital bulutlarda değil, çocukların kalbinde birikir. UZMAN TAVSİYESİ: Bir aile albümünüz varsa anıları yad etmek iyi bir fikir olabilir. Aile albümünüz yoksa eğer, oluşturmak için dijital albümlerinizden çocuklarla birlikte baskı için i fotoğraflar seçerek işe başlayabilirsiniz.
Ekleme Tarihi: 17 Ağustos 2026 -Pazartesi
Zeynep Dere -ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ UZMANI

AN’I YAŞARKEN ANI BİRİKTİRMEK

An’ı yaşamak mıydı asıl mesele, yoksa o anı herkese ilan etmek mi?

Ailece geçirilen en güzel zamanları mühürlemek, yıllar sonra o karelere bakıp aynı sıcaklıkla tebessüm etmek hepimizin çok değer verdiği bir gelenektir. Eskiden tozlu raflardan çıkarılan, dokunarak sayfaları çevrilen fotoğraf albümlerimiz vardı. Şimdilerde onların yerini binlerce kareden oluşan dijital albümler aldı. Peki, içimizden kaçı dönüp de bu dijital arşivlere gerçekten bakıyor? Hayat öyle baş döndürücü bir hızla akıyor ki, hep yenilerinin peşinden koşarken eskiler gerçekten de eskide kalıyor.

Ama işin daha üzücü boyutu başka… Artık sadece an'ı kaybetmiyoruz; an'ı yaşamak yerine “mış gibi” anlar yaratıp anlık paylaşımlar yapma derdine düşüyoruz. Özellikle bazı ebeveynler, kusursuz bir mutluluk tablosu sunabilmek uğruna ciddi bir efor sarf ediyor.

Geçtiğimiz günlerde bir tatil beldesinde şahit olduğum bir olay, bu durumun ne kadar acı bir hâl aldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Masaya yemekler geldi. Çocuklar sabırsızlıkla yemeğe başlamak istiyor, ancak anne elinde telefonla bir yönetmen edasıyla komutlar yağdırıyordu: “Dokunmayın yemeklere!”, “Gülümseyin!”, “Biraz yaklaşın!”, “Mutlu bir poz verin!”

Çocuklar isteksizce, oflayıp puflayarak istenen pozları verdiler. Çekim bittiğinde ise annenin ağzından dökülen ilk cümle sevgi değil, öfke doluydu: “Hadi yemeğinizi yiyin, zaten istediğim gibi poz veremediniz!”

Masada bir an sessizlik oldu. Çocukların yüzündeki o hüzünlü ve mutsuz ifade her şeyi özetliyordu. Belli ki o tatil beldesinde bulunma sebebi anne için çevreye “Biz ailecek çok mutluyuz” mesajı vermekti. Çocuklar içinse anne babalarıyla yeni yerler keşfedip keyifli zaman geçirmekten ibaretti.

Şöyle bir durup düşündüm: Bu çocuklar büyüdüklerinde çocukluk tatillerine dair neyi hatırlayacaklar? Yemeğin tadını mı, denizin kokusunu mu; yoksa annelerinin ekrandan süzülen soğuk bakışlarını ve bitmek bilmeyen poz talimatlarını mı?

Maalesef o masada gördüğümüz, buzdağının sadece görünen yüzüydü. Kamera arkasında çocuklarının gerçek mutluluğunu dijital beğenilere kurban eden, paylaşma odaklı yaşayan ne çok ebeveyn var…

Oysa çocukların ihtiyaç duyduğu şey ekranlara gülümsemek değil; gözlerinin içine bakılarak gerçek bir mutluluğu paylaşmaktır. Çünkü gerçek hatıralar dijital bulutlarda değil, çocukların kalbinde birikir.

Yapılan bazı deneysel araştırmalara göre: Bir nesnenin veya anın sadece fotoğrafını çekmeye odaklanan kişilerin, o anı zihinlerinde hatırlama oranının belirgin şekilde düştüğü belirtilmektedir. Yani zihin, detayları hafızaya kaydetme işini kameraya devrediyor (fotoğrafaltı hafıza felci). Sonuç olarak ne ebeveyn o yemeğin/tatilin tadını hatırlayabiliyor ne de çocuk o anki duygusal sıcaklığı zihnine kazıyabiliyor.

(https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/0956797613504438, 15/08/2026, 22.40)

Yine “Sharenting” (Dijital Ebeveyn Paylaşımcılığı) üzerine yapılan çeşitli araştırmalara göre; ebeveynleri tarafından sürekli fotoğraflanan ve sosyal medyada paylaşılan çocukların kendilerini bağımsız bir bireyden ziyade, ebeveynlerinin “sahne nesnesi” veya bir performans figüranı gibi hissettiğini gösteriyor.

Sharenting: Ebeveynlerin, bakıcıların veya akrabaların (reşit olmayan) çocuklar hakkında bilgileri genellikle bazı çevrimiçi platformlarda çevrimiçi olarak paylaşma uygulamasına verilen addır.

(https://www.collinsdictionary.com/dictionary/english/sharenting, (15/08/2026, 22.30)

Çocuk psikolojisi üzerine yapılan çalışmalarda da dijital ayak izi henüz küçük yaşta ailesi tarafından oluşturulan çocukların büyüdüklerinde utanç, öfke ve güven kaybı yaşadıkları belirtilmiştir. Çocuk, maruz kaldığı bu zaruretler karşısında kendi yaşam hikayesinin kontrolünün elinde olmadığını hissedebilmektedir.

 

Uzmanlar Ne Diyor?

Çocuk psikologları ve pedagoglar, sürekli “sergileme” objesi hâline getirilen çocuklarda performans kaygısı, öz değer eksikliği ve yapaylık hissinin gelişebileceğine dikkat çekiyor. Çocuklar, ancak koşulsuz kabul gördüklerinde ve ebeveynlerinin dikkatini bir ekranla paylaşmak zorunda kalmadıklarında kendilerini güvende hissederler. Dışarıya sunulan kusursuz imajlar, çocuğun iç dünyasındaki ihmal edilmişliği kapatmaya yetmez.

Sevgili ebeveynler,
Paylaşmak İçin Değil, Yaşamak İçin An Biriktirin: Bir anı sosyal medyaya yükleme telaşı, o anın büyüsünü öldürür. Fotoğrafı hemen o saniye paylaşmak yerine, gün bittiğinde ya da tatil dönüşünde kendi kişisel arşivinize kaldırmayı deneyin. Beğenileri takip etme stresi olmadan anı yaşayın.
Çocuklarınıza poz kurgulatmak yerine; onlar doğal akışında gülerken, oynarken veya bir şeyi keşfederken tek bir kare çekin ve telefonu hemen cebinize koyun. Mükemmel fotoğraf yoktur, gerçek an vardır.

Yemek masaları, akşam sohbetleri veya tatildeki o ilk deniz buluşması… Bu anları ekranlardan tamamen izole edin. Çocuklar, ebeveynlerinin gözünün ekrana değil, kendi gözlerine baktığını hissetmeye muhtaçtır.

Yıllar önce okuduğum bir uzman tavsiyesini paylaşmak isterim. Benim de zaman zaman uyguladığım ve gerçekten işe yarayan, çocuklarla ilişkileri güçlendirmenin, kardeşler arası iletişimi artırmanın ve aile bağlarını sağlamlaştırmanın çok güzel bir yolu. Ailecek çekilen, çocukların bebeklikten itibaren biriktirilen fotoğraflarını baskı yaptırıp eski usul bir albüm hazırlamakla başlayan, bağlayıcılığı oldukça yüksek bir yöntem...

Ne zaman çocuklarınızla ufak tefek iletişim sıkıntıları yaşadığınızı hissederseniz, birlikte oturup albümlerdeki fotoğrafları incelemek ve o fotoğrafların çekildiği anlar üzerine konuşmak her iki tarafa da çok iyi gelecektir. Böylece çocuklar aidiyet duygularını tazelerken, siz de aile içi iletişimi güçlendirmiş oluyorsunuz. Yaşanan güzel an'ları mühürlerken bunu sadece hatıra kalması için olduğunu bilmek önemli. O an herkes gerçekten mutluysa ne âlâ.

Unutmayalım ki, başkalarının “Ne kadar mutlu bir aile” demesi değil, çocuğunuzun o an gerçekten mutlu hissetmesi esastır. Takipçilerin dijital alkışları, çocuğunuzun hüzünlü bir hatırasını asla telafi edemez.

Gelin, bugün o kadrajın dışına çıkalım. Telefonun kamerasından değil, kendi gözlerimizle bakalım çocuklarımızın gözlerine. Çünkü çocukların ihtiyaç duyduğu şey ekranlara gülümsemek değil, bir ebeveynin sıcacık bakışında kaybolmaktır. Gerçek ve unutulmaz hatıralar dijital bulutlarda değil, çocukların kalbinde birikir.

UZMAN TAVSİYESİ: Bir aile albümünüz varsa anıları yad etmek iyi bir fikir olabilir. Aile albümünüz yoksa eğer, oluşturmak için dijital albümlerinizden çocuklarla birlikte baskı için i fotoğraflar seçerek işe başlayabilirsiniz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turkishpress.co.uk sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.