Eskiler hatırlar; evlerde pişen yemekten bir tabak komşuya verilirdi. Çok sevdiğimiz bir şeyi bile yanımızdakinden esirgemez, sahip olduğumuz imkânları, daha azına sahip olanların yanında anlatmazdık ki kendini kötü hissedip üzülmesin diye.
Çünkü zarafet ve görgü, başkasının eksikliğini ona hissettirmemeyi gerektirirdi. Ahlaki değerlerin eğitimi ailede küçük yaşlarda başlar, çocuklar da işte bu hassas adap ile yetiştirilirdi. Bu eğitim, sözlü ifadeleri destekleyen ebeveyn davranış ve tutumlarıyla gerçekleştirilirdi. Bizler hayata bakış açımız bu değerler ışığında şekillendirerek sonraki nesillere de yol gösterici olmaya çalıştık. Ne yazık ki geçmişin sessiz zarafetinden günümüzün görünür olma yarışına geldiğimizde bu hassasiyetleri kaybettiğimizi görmekteyiz.
Günümüzde Sosyal medyada insanların çocukları için aldıkları okul eşyalarını, kıyafetlerini fotoğraflayarak çarşaf çarşaf paylaşmaları beni bu konuda bir yazı kaleme almaya itti. Herkes çocuğu için elinden gelenin en iyisini almak ve yapmak durumunda zaten, hiç tartışmasız. Buraya kadar tamam. Peki, sizi izleyen ama alacak durumu olmayan çocuklar ne olacak? Birkaç beğeni ve takipçi sayısının peşindeyken; hayalleri, umutları ve istekleri yarım kalan o çocuklar ne olacak? “Bana ne!” diyebilir miyiz? Diyebiliriz elbette, ancak bunun vicdani açıdan doğru bir davranış olduğunu söyleyebilir miyiz? Bugün geldiğimiz noktada insanlar, teşhir arzusu uğruna o kadar kendi derdinde ki, ekranın diğer tarafındakilerin ne hissettiği kimsenin umurunda değil.
Bu durumdan farklı olarak bu paylaşımlar çocuklarımız açısından da risk oluşturmaktadır. Nitekim ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili içerikleri sosyal medyada paylaşması, dijital literatürde “Sharenting” olarak adlandırılıyor. Sharenting, ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve özel bilgileri sosyal medya gibi dijital platformlarda aşırı veya rutin bir şekilde paylaşması anlamına gelir.
Bu paylaşımlar aşırılaştığında veya çocuğun mahremiyeti ve duyguları gözetilmediğinde ise bunun çocuklar açısından çeşitli sonuçları olabileceği tartışılıyor. Sharenting tartışmalarında özellikle çocukların mahremiyeti, dijital kimlikleri ve ebeveynlerin çocukları adına çevrimiçi ortamda oluşturdukları dijital izler öne çıkıyor.
Sosyal medya vitrininde imkânları sürekli sergilenen çocuklar, öz değer duygusunu sahip oldukları şeyler üzerinden kurmaya başlayabiliyor. Sürekli tüketimin ve sahip olduklarını göstermenin normalleştirildiği ortamlarda çocukların, “başkalarından daha fazlasına sahip olmak” üzerinden bir üstünlük algısı geliştirme riski de göz ardı edilmemeli. Nitekim ebeveynlerin maddi ürünleri sevgi göstergesi veya çocuk davranışını şekillendirme aracı olarak kullanmasının, çocuklarda materyalist değerlerin gelişimiyle ilişkili olabileceğini ortaya koyan araştırmalar bulunuyor. Maalesef okullarda bazı çocukların arkadaşlarına karşı çok acımasızca davrandığına şahitlik ediyoruz.
Oysa anne babaların çocuklarına karşı sorumluluklarından birisi de empati ve merhamet duygularını geliştirmektir. Çocuklar anne babaya verilmiş en önemli emanettir; çocuklarına öğrettikleri ve öğretemedikleri her şeyden mesuldürler. Çocuğa, dünyada ondan başka çocuk yokmuşçasına davranarak, sahip olduğu imkânları sergilerken empati duygusunu köreltip narsistik özellikleri güçlendirmek yerine; kalplerini ve ruhlarını iyilikle, empati ve hoşgörüyle besleyip büyütmek, paylaşmayı öğretmek bu kutsal emanete verilebilecek en güzel karşılıktır.
Nitekim nörobilişsel ve gelişimsel araştırmalar da sıklıkla vurguluyor: Çocuklara başkasının duygu ve düşüncelerini anlamak yalnızca sözlerle değil, ebeveynin davranışları ve evde kurduğu dille de öğretiliyor. Empatinin gelişimi; duygu paylaşımı, duyguları anlama, duygu düzenleme ve başkasının bakış açısını anlayabilme gibi birbiriyle ilişkili sosyal bilişsel süreçleri içeriyor. Bu süreçlerin çocukluk ve ergenlik boyunca gelişmeye devam ettiği, nöro gelişimsel araştırmalarla ortaya konuyor.
Ebeveynin günlük hayatta başkalarının durumunu gözeten, hoşgörülü ve kapsayıcı konuşmalar yapması, çocuğun empati ve perspektif alma becerilerinin gelişimine katkı sağlayabiliyor. Özellikle ebeveynlerin çocuklarının zihinsel durumlarına, duygu ve düşüncelerine ilişkin kullandıkları dil ile çocukların başkalarının zihinsel durumlarını anlamaya yönelik becerileri arasında ilişki bulunduğunu gösteren gelişimsel araştırmalar bulunmaktadır.
Aksine, ekran önünde eşyasıyla övünen ebeveynini gören çocuk, sınıfta da o imkânı olmayan arkadaşının eksikliğiyle dalga geçmeyi ve onu küçümsemeyi kendisine hak görebilir. Sürekli tüketimin, kıyasın ve teşhirin normalleştirildiği ortamlarda büyüyen çocukların empati ve başkasının perspektifini gözetme becerileri açısından çeşitli risklerle karşılaşabileceği düşünülüyor. Bu yüzden önce kendi söylemlerimizi ve eylemlerimizi, sonra da çocuklarımızdaki yansımalarını kontrol etmeliyiz. Onlara sadece “sahip olmayı” değil, başkasının eksikliğiyle övünmemeyi ve incitmeden yaşamayı öğretmek zorundayız.
Unutmayalım ki; bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras, her şeye sahip olup başkalarını küçümsediği bir hayat değil, her şeye sahip olsa bile başkalarının hislerini gözeten güzel bir ahlaktır.
UZMAN TAVSİYESİ
Okulların başlaması vesilesiyle çocuklarınıza herkesin aynı imkânlara sahip olmadığını anlatarak akranlarına karşı hoşgörülü olmaları yönünde telkinlerde bulunmak önemli. Çocuklara ihtiyaç duyan arkadaşları ile okul eşyalarını paylaşabileceklerini de hatırlatalım.
KAYNAKÇA
Decety, J. (2010). The Neurodevelopment of Empathy in Humans. Developmental Neuroscience, 32(4), 257–267. https://doi.org/10.1159/000317771. (İnsanlarda empatinin gelişimsel ve nörobilimsel temellerini; duygu paylaşımı, duygu anlama, duygu düzenleme ve ilgili nöral sistemler bağlamında ele alan çalışma.)
Meins, E., Fernyhough, C., Arnott, B., Leekam, S. R., & de Rosnay, M. (2013). Mind-Mindedness and Theory of Mind: Mediating Roles of Language and Perspectival Symbolic Play. Child Development, 84(5), 1777–1790. https://doi.org/10.1111/cdev.12061. (Ebeveynlerin çocukların zihinsel durumlarına ilişkin uygun yorumları ile çocukların Zihin Teorisi gelişimi arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma.)
Richins, M. L., & Chaplin, L. N. (2015). Material Parenting: How the Use of Goods in Parenting Fosters Materialism in the Next Generation. Journal of Consumer Research, 41(6), 1333–1357. https://doi.org/10.1086/680087. (Ebeveynlerin maddi ürünleri sevgi göstergesi veya çocuk davranışını şekillendirme aracı olarak kullanmasının çocuklarda materyalist değerlerin gelişimiyle ilişkisini inceleyen araştırma.)
Steinberg, S. B. (2017). Sharenting: Children's Privacy in the Age of Social Media. Emory Law Journal, 66, 839. (Sharenting kavramını ve ebeveynlerin çocukları hakkında çevrimiçi paylaşım yapmasının çocukların mahremiyeti ve dijital kimliği açısından doğurduğu sorunları ele alan çalışma.
Erişim zamanı:13/09/2026-saat:20.00-23.00 arası)