Başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı engellenen kız çocuklarının gözyaşları, yalnızca bir ülkenin değil, insan haklarına ve özgürlüklere inanan herkesin meselesidir.
Azerbaycan’ın tamamını hedef almak yerine, yanlış uygulamaların üzerine aklıselimle gitmek ve eğitim hakkını güvence altına almak gerekir.
Azerbaycan’da komünist-Leninist, Moskova merkezli eski bir yönetim anlayışının izleri mi hâlâ devam ediyor?
Bu ideolojik kafaya sahip bazı okul idarecilerinin sergilediği tutum ve yasaklamalar son günlerde kardeş Azerbaycan’dan gelen, başörtüsü nedeniyle okula alınmayan kız çocuklarına ilişkin görüntüler, bu soruyu yeniden gündeme getiriyor.
Yasakçı uygulama Tüm Azerbaycan da yok.
Ancak meseleye öfkeyle değil, sağduyuyla yaklaşmak gerekiyor.
Son günlerde bazı Azerbaycanlı gazeteci kardeşlerimizle yaptığım görüşmelerde edindiğim bilgilere göre, başörtüsü yasağının ülke genelinde bütün okulları kapsayan ortak bir uygulama olmadığı, bazı okul idarecilerinin kendi iç kuralları ve bireysel kararları doğrultusunda hareket ettiği ifade ediliyor.
Bu bilgilerin ilgili makamlarca açıklığa kavuşturulması önem taşıyor.
Çünkü bir ülkenin tamamını birkaç yöneticinin uygulamaları üzerinden değerlendirmek ne adildir ne de doğru.
Ancak bu ayrım, yaşanan mağduriyeti görmezden gelmemize de neden olamaz.
Bir kız çocuğunun başörtüsü nedeniyle gözü yaşlı bir şekilde okuldan çıkarılması, eğitim hakkının kılık kıyafet üzerinden tartışmaya açılması ve çocukların gözyaşları içinde eğitim ortamından uzaklaştırılması kabul edilemez.
Özgürlük, yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir hak değildir
İnsan hakları, yalnızca uluslararası sözleşmelerde yazılı hükümlerden ibaret değildir.
Bu hakların gerçek anlamı, bir insanın günlük hayatında karşılığını bulmasıyla ortaya çıkar.
Bir çocuğun eğitim hakkı; inancı, kültürü, ailesinin gelenekleri veya tercih ettiği kıyafet nedeniyle ortadan kaldırılamaz.
Elbette her ülkenin eğitim sistemine ilişkin kuralları olabilir. Ancak bu kuralların meşru, ölçülü, ayrımcılıktan uzak ve temel haklarla uyumlu olması gerekir.
Özellikle çocukların eğitimden mahrum bırakılması, başvurulması gereken son derece hassas bir konudur.
Okul yönetimleri, çocukları eğitimden uzaklaştırmak yerine sorunları diyalogla çözmenin yollarını aramalıdır.
Çünkü eğitim, bir çocuğun geleceğidir. Hiçbir yönetmelik, hiçbir idari karar ve hiçbir kişisel yaklaşım, çocukların geleceğini keyfî biçimde karartmamalıdır.
Türkiye bu acıları yaşadı
Türkiye Cumhuriyeti, kılık kıyafet üzerinden yaşanan yasakların ve eğitim hakkına yönelik kısıtlamaların acısını çok ağır biçimde tecrübe etti. Başörtüsü nedeniyle eğitim hayatı kesintiye uğrayan, üniversite kapılarından çevrilen, hayalleri ertelenen genç kadınların yaşadıkları hafızalardaki yerini koruyor.
O dönemlerde yaşanan mağduriyetler, bize çok önemli bir gerçeği öğretti: Devletin gücü, insanların hayat tarzlarına müdahale etmekle değil, onların temel haklarını korumakla ölçülür.
İnsan hakları, yalnızca bizim gibi düşünenlerin haklarını savunmak değildir. Asıl mesele, farklı düşünenlerin, farklı inançlara sahip olanların ve toplumun çoğunluğundan farklı tercihler yapanların haklarını da aynı kararlılıkla koruyabilmektir.
Bugün Türkiye'de geçmişte yaşanan mağduriyetleri hatırlarken, başka bir ülkede benzer görüntülerle karşılaşmak bizi kayıtsız bırakamaz.
Geçmişin acılarından ders çıkarmak, yalnızca kendi ülkemiz için değil, bütün insanlık için sorumluluğumuzdur.
İnsan hakları sınır tanımaz
Uluslararası insan hakları anlayışının temelinde insan onuru, eşitlik, ayrımcılık yasağı ve eğitim hakkı bulunur.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 26. maddesi eğitim hakkını güvence altına alırken, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de çocukların eğitim hakkının korunmasına ve ayrımcılığa karşı güvence sağlanmasına ilişkin önemli hükümler içerir.
Bu ilkeler, yalnızca Avrupa ülkeleri veya Batı demokrasileri için geçerli değildir.
Azerbaycan'dan Türkiye'ye, Avrupa'dan Asya'ya kadar bütün ülkeler için ortak bir sorumluluk alanıdır.
Bir ülkede insan hakları ihlali iddiası gündeme geldiğinde, mesele siyasi yakınlıklar üzerinden değerlendirilmemelidir. Dost ve kardeş ülkelerde yaşanan yanlışları dile getirmek, o ülkelere düşmanlık etmek anlamına gelmez. Tam tersine, dostluğun gereği bazen yanlış gördüğümüz uygulamaları açıkça ifade edebilmektir.
Kardeş Azerbaycan'ın uluslararası alandaki itibarını, toplumsal huzurunu ve genç nesillerinin geleceğini önemseyen herkesin beklentisi de budur.
Yasaklarla değil, aklıselimle çözüm
Azerbaycan bizim için sıradan bir ülke değildir.
Tarihî bağlarımız, ortak kültürümüz, dil yakınlığımız ve gönül birliğimiz vardır. “İki devlet, bir millet” sözü, yalnızca güzel bir slogan değil, aynı zamanda ortak değerlerimize sahip çıkma sorumluluğudur.
İşte bu nedenle, kardeş Azerbaycan'da başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı engellendiği yönündeki görüntüleri kaygıyla karşılıyoruz.
Beklentimiz, Azerbaycanlı yetkililerin söz konusu iddiaları titizlikle incelemesi, ülke genelinde geçerli kuralları ve yerel uygulamaları açık biçimde ortaya koyması, hukuka aykırı veya ayrımcı uygulamalar varsa bunları ivedilikle sona erdirmesidir.
Hiçbir kız çocuğu, başörtüsü nedeniyle okul kapısında gözyaşı dökmemeli.
Hiçbir aile, çocuğunun eğitim hakkı ile kültürel ve dinî değerleri arasında seçim yapmaya zorlanmamalıdır.
Özgürlük, herkesi aynılaştırmak değildir. Özgürlük, insanların temel haklarına saygı göstererek bir arada yaşayabilmesidir.
Kardeş Azerbaycan'ın bu sorunu sağduyuyla çözeceğine, çocukların eğitim hakkını koruyacak adımları atacağına ve yasakçı uygulamalara karşı gerekli hassasiyeti göstereceğine inanmak istiyoruz.
Çünkü gerçek kardeşlik, yalnızca sevinçleri paylaşmak değil, yanlışları düzeltmek için de birbirine samimiyetle seslenebilmektir.
Unutmayalım: Bir çocuğun gözyaşı, hiçbir idari kuraldan daha değersiz değildir. Bir insanın onuru, hiçbir ideolojiden daha önemsiz değildir. Ve eğitim hakkı, hiçbir keyfî yasağın gölgesinde bırakılamayacak kadar temel bir insan hakkıdır.
İnsan hakları evrenseldir.
Özgürlükler sınır tanımaz. Çocukların geleceği ise hiçbir ideolojik anlayışa kurban edilemez.