4EkimHayvanlarıKorumaGünü
"Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin" Hz Muhammed (s.a.v)
"Merhamet edin ki merhamet bulasınız"
Değerlerin anlamını yitirdiği bir dünyada anlamlara değer vermek...
Normal insani değerlerin yok sayıldığı bir dünyada yapılan en ufak bir iyilik dahi çok daha büyük bir anlam kazanabiliyor.
İnsanlar yapılan iyiliklere şaşırır oldu.
Gelin hep birlikte bir anlığına dünyanın sınırlarının, pasaportların ve ayrılıkların olmadığı bir hayatı düşünelim. Savaşların bittiğini, kavgaların, acıların ve gözyaşlarının yaşanmadığını; çocukların açlıktan ölmediğini, kadınların ve sivillerin şiddetin hedefi olmadığını, hayvanların eziyet görmediğini hayal edelim.
İnsan haklarının, hayvan haklarının, adaletin, merhametin ve gerçek sevginin hüküm sürdüğü bir dünyanın özlemiyle hep beraber avunalım.
Güzel hayaller bunlar, değil mi?
Ama olması gerekenler olmayınca, insanlık görevleri unutulunca, insanlar birbirine ve diğer canlılara karşı sorumluluklarını kaybedince bir şiddet sarmalının içine giriliyor.
İnsanoğlunun canlılara ve doğaya karşı başlattığı sistematik şiddet sarmalı günümüzde öyle bir noktaya geldi ki; insanlara, çocuklara, kadınlara, sivillere ve hayvanlara yapılan eziyetler zaman zaman günlük hayatın sıradan görüntüleri gibi karşılanabiliyor.
Oysa hiçbir zulüm sıradan değildir.
Hiçbir çocuğun ölümü istatistik değildir.
Hiçbir kadının uğradığı şiddet yalnızca bir haber değildir.
Hiçbir insanın sırf kimliği, inancı, dili, doğduğu topraklar veya ait olduğu toplum nedeniyle hedef alınması kabul edilemez.
Ve hiçbir hayvanın savunmasız olması, ona işkence edilmesini, eziyet edilmesini veya yaşam hakkının yok sayılmasını meşru hâle getirmez.
Bugün Türkiye'de ve dünyada hayvanlara yönelik kötü muamele ve şiddet tartışılırken, dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar, çatışmalar, zorunlu göçler ve ağır insan hakları ihlalleri de devam ediyor.
Bir tarafta açlık, yoksulluk ve savaşlar; diğer tarafta hayvanlara, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen şiddet...
İnsanlığın önünde duran soru aslında hep aynı:
Masum ve savunmasız olanı kim koruyacak?
İnsan hakları yalnızca insanların birbirlerine karşı görevlerinden ibaret değildir. İnsan haklarının temelinde insan onurunun korunması vardır. Hayvan haklarının temelinde ise canlıların acı çekmeme, yaşamlarını sürdürebilme ve insan zulmünden korunma hakkı bulunur.
Bir insanın yaşam hakkını savunurken bir hayvanın acısını görmezden gelmek, vicdanımızın sınırlarını daraltmaktır.
Çünkü merhamet seçilerek yaşanabilecek bir duygu değildir.
Merhamet, insanın karakteridir.
Bir toplumun çocuklarına, kadınlarına, yaşlılarına, engellilerine, hayvanlarına ve doğasına nasıl davrandığı; o toplumun vicdanının da bir göstergesidir.
Daha da önemlisi, devletlerin ve uluslararası toplumun görevi yalnızca hakları kâğıt üzerinde tanımak değildir.
Hakları korumak, ihlalleri önlemek, failleri etkili biçimde soruşturmak ve mağdurları korumak gerekir.
Soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve sistematik şiddet karşısında uluslararası toplumun sessizliği, insanlığın ortak vicdanında derin yaralar açmaktadır.
Bir yerde insanların kitlesel olarak öldürülmesi, çocukların hedef olması, sivillerin yaşam alanlarının yok edilmesi veya bir topluluğun sırf kimliği nedeniyle yok edilmeye çalışılması yalnızca o coğrafyanın meselesi değildir.
İnsanlık, sınırların başladığı yerde bitmemelidir.
Aynı şekilde hayvanlara yönelik sistematik eziyet de yalnızca birkaç kişinin vicdanına bırakılabilecek bir mesele değildir.
Hayvan haklarının korunması; yasaların, yerel yönetimlerin, güvenlik güçlerinin, yargının, sivil toplumun ve toplum vicdanının ortak sorumluluğudur.
Vatandaşların tepkileri anlık olabilir.
Fakat hakların korunması kalıcı olmalıdır.
İnsanlara, kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddete dur demek hiç şüphesiz öncelikle vicdani bir sorumluluktur.
Ancak vicdanın yetmediği yerde hukuk devreye girmeli; hukukun yetersiz kaldığı yerde kurumlar güçlendirilmeli; kurumların yetersiz kaldığı yerde ise toplumun ortak iradesi daha güçlü biçimde ortaya çıkmalıdır.
Devletlerin de insanlar gibi vicdanı ve merhameti olmalıdır.
Günümüzde buna sosyal devlet anlayışı diyoruz.
Fakat var olduğuna inandığımız bu vicdan ne kadar iyi niyetli olursa olsun, eğer şiddete dur diyemiyor, masumları koruyamıyor ve kalıcı çözümler üretemiyorsa, merhametin de merhamete ihtiyacı var demektir.
Peki, vicdansızlığı yapanlar devletler veya uluslararası güçler olduğunda ne olacak?
İşte insanlığın en zor sorusu burada başlıyor.
Uluslararası hukuk yalnızca güçlülerin değil, herkesin hukukudur.
İnsan hakları yalnızca bazı coğrafyalarda hatırlanacak bir değer değildir.
Hayvan hakları yalnızca belirli günlerde konuşulacak bir konu değildir.
Çocuk hakları yalnızca çocuk bayramlarında hatırlanamaz.
Kadın hakları yalnızca kadınlara yönelik şiddet haberlerinin ardından gündeme gelemez.
Engelli hakları yalnızca özel günlerde konuşulamaz.
Hak, her gün haktır.
Yaşam hakkı, kimden söz edersek edelim yaşam hakkıdır.
İnsan hakları, hayvan hakları, kadın hakları, çocuk hakları ve doğanın korunması birbirinden tamamen kopuk meseleler değildir.
Hepsinin ortak bir paydası vardır:
Yaşama saygı.
İnsanlığın gerçek sınavı da tam burada başlıyor.
Kendisine güçlü olduğu için saygı gösteren değil, kendisinden daha güçsüz olana zarar vermeyen insan olmak...
Kendisini savunabilene değil, kendisini savunamayana sahip çıkmak...
Sesini duyurabilene değil, sesi duyulmayanın yanında durmak...
İşte gerçek merhamet budur.
Unutmayın!
Merhamet etmeyene merhamet edilmez.
Hayvanlara acımadan kıyanlar, zamanla insanların acılarına da duyarsızlaşabilir.
Çünkü şiddet, yalnızca mağdurunu değil, uygulayanın vicdanını da tüketir.
Etrafınızda hayvanlara kötü davranan, işkence eden veya şiddet uygulayan kişiler varsa sessiz kalmayın. Yetkili kurumlara bildirin. Aynı şekilde çocuklara, kadınlara, yaşlılara, engellilere veya herhangi bir insana yönelik şiddet gördüğünüzde de görmezden gelmeyin.
Çünkü bazen bir canlıyı kurtarmak için gereken şey büyük bir kahramanlık değil, sadece “Ben bunu görmezden gelmeyeceğim” diyebilmektir.
Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü...
Dilerim bir gün hayvanları korumak için özel bir güne ihtiyaç duymadığımız; insan haklarını hatırlamak için savaşların çıkmasını beklemediğimiz; çocukların açlıktan, insanların savaşlardan, kadınların şiddetten, hayvanların işkenceden korunmasının hayatın doğal bir parçası olduğu bir dünyada yaşayabiliriz.
Sınırların, pasaportların ve güç mücadelelerinin ötesinde ortak bir insanlık vicdanının hüküm sürdüğü...
Hiçbir çocuğun açlıktan ölmediği...
Hiçbir masumun kimliği nedeniyle hedef alınmadığı...
Hiçbir kadının şiddet görmediği...
Hiçbir hayvanın işkence edilmediği...
Ve hiçbir insanın başka bir canlının acısına kayıtsız kalmadığı bir dünya dileğiyle...
İnsan haklarını koruyalım.
Hayvan haklarını koruyalım.
Yaşam hakkına sahip çıkalım.
Merhameti kaybetmeyelim.
Çünkü insanlığın geleceği, sahip olduğumuz güçle değil; gücümüzü nasıl kullandığımızla belirlenecektir.
Hayvanlara kötü muamele ve işkence yapanların, insan haklarını ihlal edenlerin ve masumların yaşam hakkını yok sayanların hukuk önünde hesap vermesi dileğiyle...